İçeriğe geç

Ünite EDB-109-01 · Seviye 1 — Temel

Klasisizm

EDB-109 Edebi Akımlar

2.306 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • klasisizm
  • üç birlik kuralı
  • olabilirlik
  • uygunluk
  • edebî akım
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Klasisizm, XIV. Louis çağının Fransız edebiyatında olgunlaşan, antik yazarları örnek alan, akla, kurala ve ölçüye dayanan edebî akımdır; Fransız Akademisi'nin 1635'te kurulması, dile ve edebiyata kural koyma isteğinin siyasi bir ifadesidir.
  2. Üç birlik (olay, zaman, yer) Aristoteles'e dayandırıldı, ama Aristoteles yalnız olay birliğini savunur, zaman için bir gözlem yapar ve yer birliğinden söz etmez; kuralı Trissino (1514) ve Castelvetro (1570) sistemleştirdi.
  3. Olabilirlik (vraisemblance) sahnedekinin inandırıcı olmasını, uygunluk (bienséance) dönemin ahlak ve incelik anlayışına uymasını ister; Le Cid (1637) bu ilkelere aykırı bulunduğu için Akademi'nin eleştirisine uğradı.
  4. Başlıca temsilciler: Corneille (Le Cid), Racine (Phèdre, 1677), Molière (Tartuffe), La Fontaine (Fabller), Boileau (Şiir Sanatı, 1674); Boileau'ya göre «gerçek olan, bazen olası görünmeyebilir».
  5. Klasisizm Türk edebiyatına Tanzimat'ta bir öğreti olarak değil, çeviri ve uyarlama olarak girdi; Şinasi'nin çeviri kitabında romantiklerle yan yana durdu, Ahmed Vefik Paşa Molière'in manzum oyunlarında hece veznini seçti; akım bir okul kurmadan yerini romantizme bıraktı.

Kazanımlar

  • Klasisizmin XIV. Louis dönemi Fransız edebiyatındaki doğuşunu akıl, kural ve ölçü ilkeleriyle açıklayabilir.
  • Üç birlik kuralını, olabilirlik ve uygunluk ilkelerini tanımlayıp Boileau'nun Şiir Sanatı'ndan bir pasajda gösterebilir.
  • Corneille, Racine, Molière, La Fontaine ve Boileau'yu akımın temsilcileri olarak eserleriyle eşleştirebilir.
  • Klasisizmin Tanzimat edebiyatına neden bir kurallar öğretisi olarak değil çeviri ve uyarlama olarak girdiğini açıklayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Paris, 1637. Genç bir oyun yazarının yeni oyunu salonları dolduruyor. Seyirciler dizelerini ezberliyor. Oyunun adı Le Cid, yazarı Pierre Corneille.

Ama başarı, oyunu kurtarmaya yetmiyor. Fransa'nın en güçlü devlet adamı Kardinal Richelieu, iki yıl önce kurduğu yeni bir kuruma oyunu değerlendirme görevi verir. Kurumun vardığı sonuç şaşırtıcıdır: oyun kusurludur. Yirmi dört saate çok fazla olay sığdırılmıştır. Sahne tek bir yerde durmaz. Kadın kahramanın davranışı inandırıcı değildir. Seyircinin sevdiği bir oyun, kurallara uymadığı için mahkûm edilir.

Büyük soru

Bir edebiyat akımı, bir oyunun iyi olup olmadığına seyircinin değil kuralların karar vermesini nasıl bu kadar doğal bulabildi? Ve bu kurallar gerçekten, iddia edildiği gibi, antik çağdan mı geliyordu?

Bağlam

Bir edebî akım, belli bir dönemde bir grup yazarın ortak ilkeler etrafında birleşmesidir: neyin yazılmaya değer olduğu, nasıl yazılması gerektiği, edebiyatın ne işe yaradığı konusunda paylaşılan bir anlayış. Akımlar çoğu zaman bir öncekine tepki olarak doğar. Bu derste göreceğimiz akımların hemen hepsi, kendinden öncekinin kurallarına başkaldırarak kendi kurallarını koyacak.

Bu zincirin ilk halkası klasisizmdir. Adını Latince classicus sözcüğünden alır: birinci sınıf, örnek alınacak. Klasisizm, antik Yunan ve Roma yazarlarını örnek alan, akla, kurala ve ölçüye dayanan edebiyat anlayışıdır. En parlak dönemini on yedinci yüzyılın ikinci yarısında, Kral XIV. Louis'nin Fransa'sında yaşadı.

Klasisizmin arkasında siyasi bir düzen de vardı. Richelieu 1635'te Fransız Akademisi'ni kurdu. Kralın 29 Ocak 1635 tarihli fermanı, kurumun görevini açıkça yazıyordu: Fransız diline kesin kurallar vermek, onu arı, güzel söyleyişli ve sanatları, bilimleri anlatabilecek hâle getirmek. Güçlü bir merkezî devlet, dilinin ve edebiyatının da bir düzene girmesini istiyordu.

Ana anlatı — kuralların doğuşu

Klasisizmin en ünlü kuralı üç birlik kuralıdır. Bir trajedi tek bir ana olayı anlatmalıdır: olay birliği. Bu olay yirmi dört saati aşmamalıdır: zaman birliği. Ve tek bir yerde geçmelidir: yer birliği.

Klasik yazarlar bu kuralı Aristoteles'e dayandırdı. Ama tarih biraz daha karışıktır. Aristoteles Poetika'da gerçekten olay birliğini savunur. Zaman konusunda ise yalnızca bir gözlem yapar: trajedi, olabildiğince güneşin bir dönüşü içinde kalmaya çalışır ya da bu sınırı pek az aşar. Bu bir kural değil, Atina sahnesinde gördüğü bir eğilimdir. Yer birliğinden ise hiç söz etmez.

Üç birliği bir kural hâline getiren, on altıncı yüzyıl İtalya'sının yorumcularıdır. Gian Giorgio Trissino 1514'te birlikleri gözeten bir trajedi yazdı. Lodovico Castelvetro 1570'te Poetika'yı İtalyancaya çevirip yorumladı ve üç birliği kesin bir sisteme dönüştürdü. Castelvetro'nun çevirisi hatalı sayılır, Aristoteles'in anlamını da zaman zaman kendi görüşlerine göre değiştirmiştir. Yine de etkisi bütün Avrupa'ya yayıldı. Kurallar Fransa'ya ulaştığında, Aristoteles'in adı çoktan üzerlerine yapışmıştı.

Yaygın yanlış«Üç birlik kuralını Aristoteles koymuştur.»
Doğrusu

— Aristoteles Poetika'da olay birliğini savunur. Zaman için yalnızca trajedinin genellikle bir gün içinde kalmaya çalıştığını gözlemler, yer birliğinden hiç bahsetmez. Üç birliği kesin bir kural hâline getiren, on altıncı yüzyıl İtalyan yorumcuları, özellikle Castelvetro'dur. Klasisizm kendi kurallarını antik bir otoriteye dayandırarak meşrulaştırmıştır.

Üç birliğin yanında iki ilke daha vardı. Olabilirlik, sahnede gösterilen şeyin seyirciye inandırıcı gelmesi gerektiğini söyler. Önemli olan olayın gerçekten yaşanmış olması değil, akla yatkın görünmesidir. Uygunluk ise sahnede neyin gösterilip neyin gösterilmeyeceğini belirler: kan, şiddet, kaba sözler ve ahlaka aykırı davranışlar sahne dışında kalmalıdır. Klasik trajedide ölümler genellikle sahne arkasında gerçekleşir ve bir haberci tarafından anlatılır.

Le Cid tartışması bu ilkelerin hepsine dokunuyordu. Oyunda Rodrigue, sevdiği Chimène'in babasını bir düelloda öldürür. Chimène buna rağmen Rodrigue'i sevmeye devam eder ve sonunda kralın isteğiyle onunla evlenmeye razı olur. Akademi adına görüşü yazan Jean Chapelain, bunu hem inandırıcı bulmadı hem de ahlaka aykırı saydı. Ayrıca yirmi dört saate çok fazla olay sığdırılmıştı ve oyun yer birliğine uymuyordu. Corneille ise ilerleyen yıllarda birliklerin ateşli bir savunucusu oldu ve oyunlarında zaman ve yer sınırları içinde kalmaya çalıştı.

Ana anlatı — büyük klasikler

Klasisizmin olgunluk dönemi 1660'larla 1680'ler arasıdır. Bu yıllarda akımın bugün hâlâ okunan yazarları eserlerini verdi.

Jean Racine trajedinin ustasıydı. Konularını sık sık Yunan mitolojisinden, bazen Roma tarihinden ve Kitab-ı Mukaddes'ten aldı. 1677'de sahnelenen Phèdre, Euripides'in Hippolytos'unu yeniden yazar: kral Theseus'un karısı Phèdre, üvey oğlu Hippolytos'a karşı duyduğu yasak aşkla yanıp tükenir. Racine'in trajedisinde asıl olay dışarıda değil, bir insanın içinde geçer: tutkusunu bilen ama ona engel olamayan bir akıl.

Molière komedinin ustasıydı. Toplumun kusurlarını güldürerek gösterdi: ikiyüzlü dindarı Tartuffe'te, cimriyi Cimri'de, kendini hasta sanan adamı Hastalık Hastası'nda. Klasik komedinin amacı, bir kusuru herkesin tanıyacağı bir tipte toplayıp onu gülünç hâle getirerek seyirciyi düzeltmekti.

Jean de La Fontaine, Aisopos'tan beri bilinen hayvan masallarını Fransızca manzum fabllara dönüştürdü. Nicolas Boileau ise akımın kuramcısı oldu. 1674'te yayımladığı Şiir Sanatı (L'Art poétique), Romalı şair Horatius'un aynı adlı eserini örnek alarak klasik edebiyatın kurallarını dizelerle anlattı.

Bu yazarların ortak inancı, insan doğasının her çağda ve her yerde aynı olduğuydu. Kıskançlık, cimrilik, yasak aşk, gurur: bunlar Atina'da da Paris'te de aynıydı. Bu yüzden antik yazarlar örnek alınabilirdi. Edebiyatın görevi, bu evrensel insanı akılla, ölçüyle ve açık bir dille göstermekti. Klasisizmin ünlü formülüne göre edebiyat hem hoşa gitmeli hem de öğretmeliydi.

Metin anı

Boileau'nun Şiir Sanatı'nın üçüncü şarkısı trajediye ayrılmıştır. Klasisizmin bütün programını birkaç dizeye sığdıran bir pasaj vardır. Boileau önce İspanyol oyun yazarlarıyla alay eder; dipnotun belirttiği gibi hedef Lope de Vega'dır:

Un rimeur, sans péril, delà les Pyrénées,
Sur la scène en un jour renferme des années :
Là souvent le héros d'un spectacle grossier,
Enfant au premier acte, est barbon au dernier.
Mais nous, que la raison à ses règles engage,
Nous voulons qu'avec art l'action se ménage ;
Qu'en un lieu, qu'en un jour, un seul fait accompli
Tienne jusqu'à la fin le théâtre rempli.
Jamais au spectateur n'offrez rien d'incroyable :
Le vrai peut quelquefois n'être pas vraisemblable.

Bugünkü Türkçeyle: «Pireneler'in ötesinde bir uyakçı, hiç çekinmeden, bir günlük sahneye yıllar sığdırır. Orada kaba bir gösterinin kahramanı çoğu zaman ilk perdede çocuk, sonuncuda aksakallıdır. Ama biz, aklın kendi kurallarına bağladığı bizler, olayın ustalıkla düzenlenmesini isteriz: tek bir yerde, tek bir günde tamamlanan tek bir olay, sahneyi sonuna dek doldursun. Seyirciye asla inanılmaz bir şey sunmayın: gerçek olan, bazen olası görünmeyebilir.»

Pasaj bir karşıtlık üzerine kurulur: «orada» ve «biz». Pireneler'in ötesi, yani İspanya, kuralsızlığın yeridir. Oradaki kahraman ilk perdede çocuk, son perdede ihtiyardır: bir ömür tek bir oyuna tıkıştırılmıştır. Boileau buna «kaba bir gösteri» der. Karşısında «biz» vardır: aklın kurallarına bağlananlar. Burada akıl bir yargıçtır; neyin sanat, neyin kabalık olduğuna o karar verir.

Sonra üç birlik tek bir dizede sıralanır: «bir yerde, bir günde, tek bir olay». Fransızcada dize neredeyse bir formül gibi akar; Boileau kuralı ezberlenecek bir biçime sokmuştur. Bu, kuramın şiirle öğretilmesidir.

Pasajın en şaşırtıcı dizesi sonuncusudur: «Gerçek olan, bazen olası görünmeyebilir.» Boileau burada olabilirlik ilkesini en uç noktasına taşır. Bir olay gerçekten yaşanmış olsa bile, seyirciye inanılmaz geliyorsa sahneye konmamalıdır. Tiyatronun ölçüsü gerçeklik değil, aklın kabul edebileceği şeydir. Le Cid'e yöneltilen eleştiri de tam buydu: Corneille'in kaynağı tarihsel bir efsaneydi, ama Akademi'ye göre Chimène'in davranışı inandırıcı değildi.

Cevap ve bağlantı

Klasisizm neden kuralları seyircinin beğenisinin üstünde tuttu? Çünkü akıl evrensel sayılıyordu. Kurallar keyfî değil, aklın kendisinden doğan ilkeler olarak görülüyordu. Güçlü bir merkezî devletin dili ve edebiyatı düzenleme isteği de bu inancı destekledi. Kurallar antik bir otoriteye, Aristoteles'e dayandırıldığında daha da güçlendi; oysa gördüğümüz gibi üç birliğin önemli bir kısmı Aristoteles'in değil, onun İtalyan yorumcularınındı.

Bu kurallar bir kafes miydi, yoksa bir iskelet mi? Bu soruya verilecek cevap bir beğeni meselesidir. Racine'in Phèdre'i dar sınırlar içinde yoğun bir iç çatışma kurar ve bugün hâlâ sahnelenir. Le Cid ise kurallara uymadığı hâlde seyirciyi kazanmıştı. İki örnek de klasisizmin gücünü ve sınırını birlikte gösterir.

Klasisizm Türk edebiyatına, Fransa'daki doğuşundan yaklaşık iki yüzyıl sonra, Tanzimat döneminde ulaştı; ama bir kurallar öğretisi olarak değil, çeviri ve uyarlama olarak. Şinasi'nin 1859'daki çeviri kitabında Racine ve La Fontaine, bir romantik olan Lamartine'le aynı ciltte yan yana duruyordu. Akımlar Fransa'da birbirini izlemişti; İstanbul'a ise aynı anda geldiler.

Klasisizmin en kalıcı Türkçe izi, komedi ünitesinde karşılaştığımız Ahmed Vefik Paşa'nın Molière uyarlamalarıdır. Burada klasik kuralların kendisinden çok bir tercih dikkat çeker: Ahmed Vefik, Molière'in manzum oyunlarını çevirirken aruzu değil hece veznini seçti. Fransız klasisizminin ölçülü dizesi, Türkçede halkın ölçüsüyle karşılandı. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Ahmed Vefik bu uyarlamalarla yerli bir tiyatronun yolunu gösteriyordu; ama dönemin yazarlarının çoğu bu yolu izlemedi, taklit bir romantizmin peşine düştü. Türkiye'de klasisizm bir okul kurmadı; kısa süre sonra yerini romantizme bıraktı.

Kapanış kancası

Klasisizmin kuralları yaklaşık iki yüzyıl Fransız sahnesine hâkim oldu. Ama 1830 yılının bir şubat akşamında, Paris'te bir tiyatro salonunda seyirciler kurallar yüzünden birbirine girdi. Kuralları savunanlar ile onları yıkmak isteyenler aynı salonda karşı karşıyaydı. Akıl, kural ve ölçünün yerine duyguyu ve bireyi koyan yeni bir akım kapıyı zorluyordu.

Özet kartı

  1. Klasisizm, XIV. Louis çağının Fransız edebiyatında olgunlaşan, antik yazarları örnek alan, akla, kurala ve ölçüye dayanan edebî akımdır; Fransız Akademisi'nin 1635'te kurulması, dile ve edebiyata kural koyma isteğinin siyasi bir ifadesidir.
  2. Üç birlik (olay, zaman, yer) Aristoteles'e dayandırıldı, ama Aristoteles yalnız olay birliğini savunur, zaman için bir gözlem yapar ve yer birliğinden söz etmez; kuralı Trissino (1514) ve Castelvetro (1570) sistemleştirdi.
  3. Olabilirlik (vraisemblance) sahnedekinin inandırıcı olmasını, uygunluk (bienséance) dönemin ahlak ve incelik anlayışına uymasını ister; Le Cid (1637) bu ilkelere aykırı bulunduğu için Akademi'nin eleştirisine uğradı.
  4. Başlıca temsilciler: Corneille (Le Cid), Racine (Phèdre, 1677), Molière (Tartuffe), La Fontaine (Fabller), Boileau (Şiir Sanatı, 1674); Boileau'ya göre «gerçek olan, bazen olası görünmeyebilir».
  5. Klasisizm Türk edebiyatına Tanzimat'ta bir öğreti olarak değil, çeviri ve uyarlama olarak girdi; Şinasi'nin çeviri kitabında romantiklerle yan yana durdu, Ahmed Vefik Paşa Molière'in manzum oyunlarında hece veznini seçti; akım bir okul kurmadan yerini romantizme bıraktı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
klasisizmclassicismAntik yazarları örnek alan, akla, kurala ve ölçüye dayanan on yedinci yüzyıl Fransız edebî akımı
üç birlik kuralıthree unitiesTrajedinin tek bir olayı, yirmi dört saat içinde, tek bir yerde anlatması kuralı
olabilirlikvraisemblance / verisimilitudeSahnedeki olayların seyirciye akla yatkın ve inandırıcı gelmesi ilkesi
uygunlukbienséance / proprietySahnedeki olay, dil ve davranışların dönemin ahlak ve incelik anlayışına uyması ilkesi
edebî akımliterary movementBir grup yazarın edebiyatın konusu, biçimi ve amacı hakkında ortak ilkeler etrafında birleşmesi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Klasisizmin temel ilkeleri nelerdir? Fransız Akademisi'nin kuruluşu bu ilkelerle nasıl ilişkilidir?
  2. (Kazanım 2) Üç birlik kuralını açıklayın. Bu kural hangi bakımdan Aristoteles'e aittir, hangi bakımdan değildir?
  3. (Kazanım 2) Boileau'nun «Le vrai peut quelquefois n'être pas vraisemblable» dizesi hangi ilkeyi anlatır? Le Cid tartışmasıyla nasıl bağlantılıdır?
  4. (Kazanım 3) Şu eserleri yazarlarıyla eşleştirin: Phèdre, Tartuffe, L'Art poétique, Le Cid.
  5. (Kazanım 4) Klasisizm Türk edebiyatına hangi biçimde girdi? Fransa'dakinden farklı olarak neden bir okul kuramadı?

Cevaplar

  1. Akıl, kural, ölçü; antik Yunan ve Roma yazarlarını örnek alma; evrensel ve değişmeyen bir insan doğası inancı; edebiyatın hem hoşa gitmesi hem öğretmesi. Richelieu'nun 1635'te kurduğu Fransız Akademisi, dile kesin kurallar vermeyi görev edindi; bu, merkezî devletin dili ve edebiyatı düzene sokma isteğini, yani klasisizmin kuralcılığını destekleyen bir kurumdu.
  2. Trajedi tek bir ana olayı (olay birliği), yirmi dört saat içinde (zaman birliği), tek bir yerde (yer birliği) anlatmalıdır. Aristoteles olay birliğini savunur ve trajedinin genellikle güneşin bir dönüşü içinde kaldığını gözlemler; ama yer birliğinden söz etmez ve zamanı kesin bir kural olarak koymaz. Kuralı Trissino ve Castelvetro sistemleştirmiştir.
  3. Olabilirlik (vraisemblance) ilkesini: sahnede gösterilen şeyin gerçekten yaşanmış olması yetmez, seyirciye inandırıcı gelmesi gerekir. Corneille'in kaynağı tarihsel bir efsaneydi, ama Akademi Chimène'in babasının katilini sevmeye devam etmesini inandırıcı bulmadı; Boileau'nun dizesi bu eleştirinin mantığını özetler.
  4. Phèdre: Racine; Tartuffe: Molière; L'Art poétique: Boileau; Le Cid: Corneille.
  5. Tanzimat döneminde bir kurallar öğretisi olarak değil, çeviri ve uyarlama olarak: Şinasi'nin çevirilerinde Racine ve La Fontaine, romantik Lamartine'le aynı kitapta yer aldı; Ahmed Vefik Paşa Molière'i uyarladı ve manzum oyunlarda hece veznini seçti. Fransa'da akımlar birbirini izlemişti, Türkiye'ye ise aynı anda geldiler; dönemin yazarlarının çoğu romantizme yöneldiği için klasisizm bir okul kurmadan yerini romantizme bıraktı.

Okuma

  • Boileau, L'Art poétique, III. şarkı: Fransızca metin Vikikaynak'ta.
  • Jean Racine, Phèdre (1677); Türkçede çeşitli çevirileri var.
  • Molière, Tartuffe ve Cimri; ikisi de defalarca Türkçeye çevrildi.
  • Ahmed Vefik Paşa, Zor Nikâhı: Molière'in Le Mariage forcé'sinin Türkçe uyarlaması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: on yedinci yüzyıl Paris'inde dolu bir tiyatro salonu; alkışlar. Ardından bir masa etrafında oturan, kaz tüyü kalemli adamlar; bir el oyun metnini kırmızı mürekkeple işaretler.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: bir terazi; bir kefede alkışlayan eller, öbüründe bir kural kitabı.
  • 1:00–2:40 Bağlam: bir akım zinciri: her halka bir öncekini kırarak doğar. Kral fermanı ve Akademi'nin mührü; Fransız dilinin bir bahçe gibi budanması.
  • 2:40–5:40 Ana anlatı — kuralların doğuşu: sahnede üç çerçeve: bir olay, bir saat kadranı, bir mekân. Aristoteles'in parşömeninden yalnız «olay» ve soluk bir güneş çıkar; yer çerçevesi boş kalır. Trissino ve Castelvetro'nun kitapları eksik parçaları ekler. Sahne arkasında gerçekleşen bir ölüm; önde konuşan bir haberci.
  • 5:40–7:40 Ana anlatı — büyük klasikler: Racine, Molière, La Fontaine ve Boileau'nun portre çizimleri; Phèdre için bir saray salonu, Tartuffe için ikiyüzlü bir yüz maskesi, fabllar için bir tilki ve bir karga.
  • 7:40–9:40 Metin anı: Pireneler'in iki yakası; bir yakada ilk perdede çocuk, son perdede aksakallı bir kahraman; öbür yakada «bir yer, bir gün, bir olay» dizesi üç kutuya yerleşir. Son dize ekrana gelince «vrai» ve «vraisemblable» sözcükleri ayrılır.
  • 9:40–10:50 Cevap ve bağlantı: bir kafes ile bir iskelet yan yana; ardından İstanbul'da bir tiyatro sahnesi; Molière'in tipleri fesli ve entarili karakterlere dönüşür.
  • 10:50–11:20 Kapanış kancası: 1830; kalabalık bir tiyatro salonunda iki grup seyirci birbirine yükselir; perdenin önünde yırtılan bir kural kitabı.

Telaffuz

  • Le Cid: «lö SİD»; Pierre Corneille: «piyer kor-NEY»; Chimène: «şi-MEN»; Rodrigue: «rod-RİG»; Jean Chapelain: «jan şap-LEN».
  • Richelieu: «rişl-YÖ»; Académie française: «a-ka-de-Mİ fran-SEZ».
  • Jean Racine: «jan ra-SİN»; Phèdre: «FEDR»; Molière: «mol-YER»; Tartuffe: «tar-TÜF»; Jean de La Fontaine: «jan dö la fon-TEN»; Nicolas Boileau: «ni-ko-LA bu-a-LO».
  • Gian Giorgio Trissino: «can CORco tris-Sİ-no»; Lodovico Castelvetro: «lo-do-Vİ-ko kas-tel-VE-tro»; Lope de Vega: «LO-pe de VE-ga».
  • vraisemblance: «vre-san-BLANS»; bienséance: «biyen-se-ANS».
  • Qu'en un lieu, qu'en un jour, un seul fait accompli: «kan ön LİYÖ, kan ön JUR, ön söl fe a-kon-PLİ»; Le vrai peut quelquefois n'être pas vraisemblable: «lö VRE pö kel-kö-FUA NETR pa vre-san-BLABL».
  • Şinasi: «şi-naa-Sİ»; Ahmed Vefik: «ah-MED ve-FİK»; Zor Nikâhı: «zor ni-kâ-HI».