İçeriğe geç

Ünite EDB-107-06 · Seviye 1 — Temel

Sadeleşme hareketleri

EDB-107 Türkçenin Serüveni

1.981 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • sadeleşme
  • Yeni Lisan
  • tasfiyecilik
  • yerleşik ödünç sözcük
  • konuşma dili
  • yazı dili
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sadeleşme fikri Tanzimat'ta başladı: Şinasi Tercümân-ı Ahvâl'in (22 Ekim 1860) mukaddimesinde herkesin anlayabileceği bir dilde yazmayı ilke edindi; Ziya Paşa, Ali Suâvi, Şemseddin Sâmi ve Mehmed Emin zemini hazırladı.
  2. Genç Kalemler Nisan 1911'de Selanik'te «Yeni Lisan» programını başlattı; ilk makale imzasızdı, bir soru işaretinin arkasında Ömer Seyfeddin vardı.
  3. Tartışmada tasfiyecilik (bütün yabancı sözcükleri atmak), Orta Asya'ya yöneliş (eski Türkçe ve lehçelerden sözcük almak) ve Yeni Lisan'ın orta yolu karşı karşıya geldi.
  4. Yeni Lisan kuralları: Arapça ve Farsça terkipler, çoğullar ve edatlar yazıdan çıkacak, ama «fevkalade», «kâinat», «lakin» gibi kalıplaşmış ve yerleşmiş olanlar kalacak; ilke «yalnız Türkçe kaideleri»dir.
  5. Makale eski yazı dilini «asla konuşulmayan, Lâtince ve İbranîce gibi» bir dile benzetir, sorunu sözcüklerde değil kurallarda görür ve Türkçenin fiil ve çekim bağımsızlığını koruduğunu umudun temeli sayar.

Kazanımlar

  • Şinasi'den Genç Kalemler'e uzanan sadeleşme çizgisinin başlıca adımlarını ve tarihlerini sayabilir.
  • Yeni Lisan hareketinin kurallarını (terkip, çoğul ve edat) ve istisnalarını örneklerle açıklayabilir.
  • Sadeleşme tartışmasındaki üç tutumu, tasfiyeciliği, Orta Asya'ya yönelişi ve Yeni Lisan'ın orta yolunu karşılaştırabilir.
  • «Yeni Lisan» makalesinin açılışını okuyup yazı dili ile konuşma dili arasındaki uçurumun nasıl tarif edildiğini tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Nisan 1911'de Selanik'te çıkan genç bir dergi, bir makaleyi, imzanın konacağı yere yalnızca bir soru işareti basarak yayımladı. Makale, kendi zamanının yazı dilini anlatırken şaşırtıcı bir karşılaştırma yapıyordu: bu dil Latince ya da İbranice gibiydi, yani kimsenin konuşmadığı, yalnız onunla uğraşanların anladığı bir dil.

Yazar bir de sayı veriyordu: otuz milyonluk bir ülkede en büyük ve ünlü gazete bile otuz bin nüsha satamıyordu, en iyi kitabın satışı nadiren bini aşıyordu. Ona göre okurun bu yokluğunun baş sorumlusu, yazının diliydi.

Büyük soru

Yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak isteyen yazarlar tam olarak neyi değiştirmeyi önerdi, hangi yollar tartışıldı ve bu tartışmayı hangi görüş kazandı?

Bağlam

Önceki ünitede Osmanlı Türkçesinin üst katmanının yabancı kökenli sözcük ve kurallarla nasıl yoğunlaştığını, resmî düzyazının bir sürgün gazetesinde nasıl hırpalandığını gördük. Sadeleşme fikri Genç Kalemler'den çok önce başlamıştı.

İslâm Ansiklopedisi'ndeki Tercümân-ı Ahvâl maddesine göre, 22 Ekim 1860'ta ilk sayısı çıkan bu gazetenin mukaddimesinde Şinasi, halkı bilgilendirmek için herkesin anlayabileceği bir dilde yazılar yayımlayacaklarını söyledi. Gazete, resmî ilanlar dışındaki yazılarda Arapça ve Farsça tamlamalardan mümkün olduğunca kaçınarak, o günün şartlarında görece sade bir Türkçe kullanmaya çalıştı. Ziya Paşa'nın inşa eleştirisi, Ali Suâvi'nin sade yazısı, Şemseddin Sâmi'nin dil çalışmaları ve Mehmed Emin'in heceyle yazdığı şiirler etrafındaki tartışmalar, Genç Kalemler için bir zemin hazırladı.

1909'da Manastır'da Hüsn ve Şiir adıyla çıkmaya başlayan, dördüncü sayıdan sonra Selanik'e taşınan ve sonra adı Genç Kalemler olarak değiştirilen dergi, Nisan 1911'de ikinci cildine başlarken bu dağınık fikirleri bir programa dönüştürdü. İlk «Yeni Lisan» makalesini, sonradan öyküleriyle tanınacak olan Ömer Seyfeddin yazdı. Dergi kapanana kadar yirmi dört sayıda «Yeni Lisan» başlıklı yazılar yayımladı.

Ana anlatı — yol ayrımı

Yazı dilinin halktan koptuğu konusunda o yıllarda pek çok aydın hemfikirdi. Ayrılık, çarenin ne olduğu sorusunda başlıyordu.

Yollardan biri tasfiyecilikti: Arapça ve Farsça kökenli bütün sözcükleri dilden atmak, yerlerine Türkçe sözcükler koymak. Bu görüşün bir kolu, eksik kalan sözcükleri Orta Asya'daki eski Türkçe metinlerden ya da öbür Türk lehçelerinden almayı öneriyordu. Genç Kalemler'de de yayımlanan Ziya Gökalp'in «Altın Destan» şiirindeki «Turan», «ogan», «ulus», «budun», «kurultay» gibi sözcükler, ansiklopedinin yorumuyla bu yönelişin siyasi boyutunu da gösteriyordu.

Yeni Lisan ise başka bir yol önerdi ve bu iki yönelişi de açıkça reddetti. Makale, aşırı tasfiyecileri «Dernek»in arkasına takılıp «Buhara»daki eski hayata dönmek isteyenler diye eleştirir ve bunu, düşman gelince top ve tüfek yerine semaver koymaya benzetir. Önerisi şudur: beş yüzyıldan beri konuşulan, halkın alıştığı, «me'nus» denen Arapça ve Farsça sözcükler bırakılamaz; onlar artık Türkçedir. Atılması gereken, sözcükler değil, Arapça ve Farsça dilbilgisi kurallarıdır. Ölçü ise konuşulan dil, özellikle İstanbul Türkçesidir.

Yaygın yanlış«Genç Kalemler Arapça ve Farsça bütün sözcükleri Türkçeden atmak istedi.»
Doğrusu

— Yeni Lisan hareketi bu tasfiyeciliği açıkça reddetti. Yerleşmiş Arapça ve Farsça sözcüklerin kalmasını, yalnızca Arapça ve Farsça dilbilgisi kurallarının (terkip, çoğul, edat) yazıdan çıkarılmasını ve konuşulan İstanbul Türkçesinin ölçü alınmasını önerdi.

Ana anlatı — kurallar ve istisnalar

«Yeni Lisan» makalesinin «Tasfiye Sarfı» bölümü, bu programı birkaç kurala dönüştürür. Terkipler için hüküm açıktır: Arapça ve Farsça kurallarla kurulanlar terk edilecektir. Ama istisnalar vardır: «fevkalade», «hıfzıssıhha», «darb-ı mesel» gibi kalıplaşmış olanlar kalacaktır.

Çoğullar için de aynı kesinlik geçerlidir: Türkçe çoğul ekinden başka çoğul kullanılmayacaktır. «İhtimâlât», «mekâtib», «me'mûrîn» yerine «ihtimaller», «mektepler», «memurlar» yazılacaktır. Yine istisnalar vardır: «kâinat», «inşaat», «ahlak» gibi kalıplaşmış çoğullar kalacaktır.

Edatlarda da benzer bir ayıklama öngörülür: Arapça ve Farsça edatlar atılacak, ama konuşmaya geçmiş ve Türkçeleşmiş olanlar, «amma», «şayet», «lakin», «henüz», «bari», «yani» gibi, kullanılmaya devam edecektir.

Bu kuralların ardındaki ilke, önceki ünitede gördüğümüz iskelet fikriyle birebir örtüşür. Makalenin kendi sözleriyle, dilde yalnız Türkçe kurallar hükmedecektir: «yalnız Türkçe, yalnız Türkçe kaideleri». Sözcükler ödünç olabilir, ama onları birbirine bağlayan kurallar Türkçe olmalıdır. İlmî ve teknik terimlere ise şimdilik dokunulmayacaktı; bunlar bir sözcük gibi kabul edilecekti.

Hareket sert tepkiler de aldı. Dergi bu eleştirilere «Gençlik Kavgası» başlıklı yazılarla cevap verdi, dönemin yazar, şair ve bilginlerine yeni lisan üzerine bir anket yöneltti. Aynı sayfalarda iki sütun açıp «Dünküler» ve «Bugünküler» başlıkları altında Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî şairlerinin şiirlerini yeni lisanla yazanların şiirleriyle karşılaştırdı.

Makalede şaşırtıcı bir öngörü hatası da vardır. Aynı makale, aruzu bırakıp Mehmed Emin'in hece ölçüsünü benimsemeyi hiçbir şairin kabul etmeyeceğini söyler. Oysa birkaç yıl içinde Millî Edebiyat şairlerinin önemli bir kısmı heceye yöneldi. Sadeleşme programı bile, kendi zamanının bütün sonuçlarını önceden göremiyordu.

Metin anı

Şimdi «Yeni Lisan» makalesinin açılışına bakalım. Makale, «Eski Lisan» başlıklı bir bölümle başlar:

Nedir? Asla konuşulmayan, Lâtince ve İbranîce gibi yalnız kendisiyle meşgul olanların zevk ve idrakine taallük eden bir şey!.. Size bunun tarihini çabucak çizelim. Biz Asya'dan Garba, Anadolu'ya hicret etmişiz. Din ve edebiyat bize Arabî ve Farisî öğretmiş. [...] Hicretimizin ilk asırlarında Arabî ve Farisî birçok kelimeler lisanımıza girmiş. Bunun kat'iyen zararı yok. Lâkin edebiyat, sanat ve dolayısıyla tezeyyün-i fikrî Arabî ve Farisî kaideler de getirmiş. Türkçe muvazenesini kaybetmiş. [...] Fakat nasılsa yine aslını, esası olan fiiller ve sîgaların istiklâlini muhafaza etmiştir.

Pasajı adım adım açalım. Açılış bir soru ve bir cevaptır: «Nedir?» Cevap bir benzetmeyle gelir: Latince ve İbranice. Bu iki dil, yazarın zamanında dinî ve bilimsel metinlerde yaşayan ama gündelik hayatta konuşulmayan dillerdir. Eski yazı dilini onlara benzetmek, onu ölü bir dil ilan etmektir.

Sonra kısa bir tarih gelir: Asya'dan Anadolu'ya göç, din ve edebiyatın getirdiği Arapça ve Farsça. Burada dikkat çekici olan, sözcüklere karşı hoşgörüdür: «Bunun kat'iyen zararı yok.» Yazar sorunu sözcüklerde değil, «kaideler»de, yani kurallarda görür. «Tezeyyün-i fikrî», düşünceyi süsleme isteği, Arapça ve Farsça kuralları dile sokmuş ve Türkçe dengesini yitirmiştir.

Son cümle ise bir umut cümlesidir: Türkçe bütün bunlara rağmen «fiiller ve sîgaların istiklâlini», yani fiillerinin ve çekim biçimlerinin bağımsızlığını korumuştur. Önceki ünitede Osmanlı Türkçesinin iskeletinin Türkçe kaldığını gördük. Ömer Seyfeddin de aynı gözlemden yola çıkar ve ondan bir program çıkarır: iskelet sağlamsa, üstündeki yabancı süsler sökülebilir.

Pasajın kendi dili de öğreticidir. «Taallük», «tezeyyün-i fikrî», «muvazene», «istiklâl» gibi sözcükler ve bir Farsça terkip hâlâ oradadır. Yeni lisanın ilk bildirisi bile tamamen yeni lisanla yazılmamıştır; ama cümleleri kısa, sesi konuşmaya yakındır. Değişim bir günde değil, bir kuşakta gerçekleşecekti.

Cevap ve bağlantı

Sadeleşme hareketleri yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak için farklı yollar önerdi. Tasfiyeciler yabancı kökenli bütün sözcükleri atmayı, bir kısmı eksikleri Orta Asya'dan tamamlamayı savundu. Genç Kalemler'in Yeni Lisan'ı ise orta bir yol seçti: yerleşik ödünç sözcükler kalacak, Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları gidecek, ölçü konuşulan İstanbul Türkçesi olacaktı.

Kısa vadede bu orta yol kazandı. Ömer Seyfeddin'in öyküleri ve Millî Edebiyat yazarlarının düzyazısı, yeni lisanın yaşayan örnekleri oldu; terkipler ve Arapça çoğullar yazıda giderek azaldı. Ama tasfiyecilik tartışması bitmedi. Cumhuriyet döneminde, alfabe değişikliğiyle birlikte, yeniden ve çok daha güçlü biçimde gündeme gelecekti.

Dünyanın başka dillerinde de benzer tartışmalar yaşandı. Yunanca, uzun süre arkaik bir yazı dili ile konuşulan dil arasında bölündü; Almanca ve Macarcada yabancı sözcükleri yerli sözcüklerle değiştirme akımları güçlü oldu. Her dil, kendine ait sözcük ile misafir sözcük arasındaki sınırı yeniden çizmek zorunda kaldı.

Kapanış kancası

Genç Kalemler, dilin kurallarını değiştirmeyi önerdi ama yazısına dokunmadı: yeni lisan hâlâ Arap harfleriyle yazılıyordu. On yedi yıl sonra, 1928'de, harfler de değişti. Bu değişiklik dili nasıl etkiledi, ve ardından gelen dil devrimi Genç Kalemler'in orta yolundan ne kadar uzaklaştı? Harf ve dil devrimleri sıradaki ünitede.

Özet kartı

  1. Sadeleşme fikri Tanzimat'ta başladı: Şinasi Tercümân-ı Ahvâl'in (22 Ekim 1860) mukaddimesinde herkesin anlayabileceği bir dilde yazmayı ilke edindi; Ziya Paşa, Ali Suâvi, Şemseddin Sâmi ve Mehmed Emin zemini hazırladı.
  2. Genç Kalemler Nisan 1911'de Selanik'te «Yeni Lisan» programını başlattı; ilk makale imzasızdı, bir soru işaretinin arkasında Ömer Seyfeddin vardı.
  3. Tartışmada tasfiyecilik (bütün yabancı sözcükleri atmak), Orta Asya'ya yöneliş (eski Türkçe ve lehçelerden sözcük almak) ve Yeni Lisan'ın orta yolu karşı karşıya geldi.
  4. Yeni Lisan kuralları: Arapça ve Farsça terkipler, çoğullar ve edatlar yazıdan çıkacak, ama «fevkalade», «kâinat», «lakin» gibi kalıplaşmış ve yerleşmiş olanlar kalacak; ilke «yalnız Türkçe kaideleri»dir.
  5. Makale eski yazı dilini «asla konuşulmayan, Lâtince ve İbranîce gibi» bir dile benzetir, sorunu sözcüklerde değil kurallarda görür ve Türkçenin fiil ve çekim bağımsızlığını koruduğunu umudun temeli sayar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
sadeleşmelanguage simplificationYazı dilini konuşma diline yaklaştırmak için yabancı kuralları ve gereksiz ödünçleri azaltma çabası
Yeni LisanNew Language movementGenç Kalemler'in 1911'de başlattığı, yerleşik ödünçleri koruyup Arapça ve Farsça kuralları yazıdan çıkarmayı öneren hareket
tasfiyeciliklinguistic purismDili yabancı kökenli sözcüklerden arındırmayı amaçlayan tutum
yerleşik ödünç sözcüknaturalized loanwordUzun kullanımla dile yerleşmiş, yabancı sayılmayan ödünç sözcük; «me'nus kelime»
konuşma dilispoken languageGündelik hayatta konuşulan dil; Yeni Lisan'ın ölçü aldığı İstanbul Türkçesi
yazı dililiterary standardEdebiyatın ve basının ölçü aldığı, çoğu zaman konuşmanın gerisinde kalan dil biçimi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Şinasi'nin Tercümân-ı Ahvâl mukaddimesinde benimsediği dil ilkesi neydi? Genç Kalemler'den önce sadeleşme zeminini hazırlayan iki ad daha yazın.
  2. (Kazanım 2) Yeni Lisan'ın çoğul ve terkiplerle ilgili kurallarını birer örnekle açıklayın. Bu kuralların istisnaları nelerdi?
  3. (Kazanım 3) Tasfiyecilik ile Yeni Lisan'ın orta yolu arasındaki temel fark nedir? Makale aşırı tasfiyecileri hangi benzetmeyle eleştirir?
  4. (Kazanım 4) Makale eski yazı dilini hangi dillere benzetir ve bu benzetme ne anlatır?
  5. (Kazanım 4) Makaleye göre Türkçenin dengesini bozan Arapça ve Farsça sözcükler miydi, kurallar mı? «Fiiller ve sîgaların istiklâli» ifadesi bu görüşte nasıl bir yer tutar?

Cevaplar

  1. Halkı bilgilendirmek için herkesin anlayabileceği bir dilde yazmak; resmî ilanlar dışında Arapça ve Farsça tamlamalardan mümkün olduğunca kaçınmak. Zemin hazırlayanlar: Ziya Paşa, Ali Suâvi, Şemseddin Sâmi, Mehmed Emin (herhangi ikisi).
  2. Çoğul: yalnız Türkçe çoğul eki kullanılacak; «ihtimâlât, mekâtib, me'mûrîn» yerine «ihtimaller, mektepler, memurlar». Terkip: Arapça ve Farsça kurallarla kurulan terkipler terk edilecek. İstisnalar: «fevkalade», «hıfzıssıhha», «darb-ı mesel» gibi kalıplaşmış terkipler; «kâinat», «inşaat», «ahlak» gibi kalıplaşmış çoğullar; ilmî ve teknik terimler.
  3. Tasfiyecilik yabancı kökenli sözcüklerin hepsini atmak ister; Yeni Lisan yerleşik ödünç sözcükleri korur, yalnız yabancı dilbilgisi kurallarını atar. Makale aşırı tasfiyeciliği, düşman gelince top ve tüfek yerine semaver koymaya benzetir ve Buhara'daki eski hayata dönmek diye eleştirir.
  4. Latince ve İbraniceye; yani gündelik hayatta konuşulmayan, yalnız onunla uğraşanların anladığı dillere. Benzetme, eski yazı dilini halktan kopmuş, neredeyse ölü bir dil olarak gösterir.
  5. Makaleye göre sözcükler değil, Arapça ve Farsça kurallar dengeyi bozmuştur: sözcüklerin girmesinin «kat'iyen zararı yok». Türkçenin fiillerini ve çekim biçimlerini bağımsız tutması, yabancı kuralların sökülebileceğine ve dilin yeniden sadeleşebileceğine dair umudun temelidir.

Okuma

  • Ömer Seyfeddin, «Yeni Lisan» (Genç Kalemler, 1911); günümüz harfleriyle tam metni çeşitli derlemelerde ve çevrimiçi aktarımlarda bulunur.
  • Hüseyin Çelik, «Genç Kalemler», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Derginin serüveni, yeni lisan tartışmaları ve karşı görüşler.
  • «Tercümân-ı Ahvâl», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Şinasi'nin mukaddimesi ve sade dil ilkesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: Selanik'te bir matbaa, bir dergi sayfası; imza yerinde büyük bir soru işareti. Ardından iki sayaç: «30.000.000» nüfus ve «30.000» gazete nüshası; aradaki boşluk kararır.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: bir kıyıda yazı dili, öbür kıyıda konuşma dili, aradan akan bir nehir; üç ayrı köprü taslağı.
  • 1:00–2:40 Bağlam: 1860 tarihli bir gazete sayfası; Şinasi'nin adı. Ardından Ziya Paşa, Ali Suâvi, Şemseddin Sâmi, Mehmed Emin adlarının bir zaman şeridine dizilmesi, uçta 1911.
  • 2:40–4:40 Ana anlatı — yol ayrımı: tabelalar: «Hepsini at», «Orta Asya'dan al», «Kuralları at, sözcükleri tut». Semaverle top karşılaştırması temsili bir çizim olarak.
  • 4:40–6:40 Ana anlatı — kurallar: «ihtimâlât → ihtimaller», «mekâtib → mektepler», «me'mûrîn → memurlar» dönüşümleri; istisna sözcükler («fevkalade», «kâinat», «lakin») yeşil bir koruma çemberinin içinde. İki sütunlu bir dergi sayfası: «Dünküler» ve «Bugünküler».
  • 6:40–7:40 Ana anlatı — tepkiler: «Gençlik Kavgası» başlığı; bir anket kâğıdı elden ele geçer. Aruz ve hece terazisi, terazi birkaç yıl içinde heceye doğru eğilir.
  • 7:40–9:40 Metin anı: pasaj satır satır; «Lâtince ve İbranîce» sözcüklerinde eski, tozlu kitaplar; «Bunun kat'iyen zararı yok» cümlesi yeşil; «kaideler» sözcüğü kırmızı; son cümlede bir iskelet çizimi: fiiller ve çekim ekleri sağlam, üstündeki süsler sökülür.
  • 9:40–10:40 Cevap ve bağlantı: nehrin üstünde orta köprü tamamlanır; uzakta Yunanca, Almanca, Macarca sözlük raflarında benzer köprüler.
  • 10:40–11:10 Kapanış kancası: Arap harfli bir sayfa; harfler 1928 tarihinde tek tek dönmeye başlar.

Telaffuz

  • Genç Kalemler: «GENÇ ka-lem-LER»; Selanik: «se-laa-NİK».
  • Ömer Seyfeddin: «ö-MER sey-fed-DİN».
  • Tercümân-ı Ahvâl: iki uzun a, vurgu son hecede.
  • me'nus: «me-NUUS»; tezeyyün-i fikrî: «te-zey-yü-ni fik-Rİİ»; muvazene: «mu-vaa-ze-NE»; taallük: «ta-al-LÜK»; sîga: «sii-GA».
  • ihtimâlât: «ih-ti-maa-LAAT»; mekâtib: «me-KAA-tib»; me'mûrîn: «me-muu-RİİN».
  • fevkalade: «fev-ka-laa-DE»; hıfzıssıhha: «hıf-zıs-sıh-HA»; darb-ı mesel: «dar-bı me-SEL».
  • Ali Suâvi: «Suâvi»de uzun a.