İçeriğe geç

Ünite EDB-107-02 · Seviye 1 — Temel

Göktürk ve Uygur Türkçesi

EDB-107 Türkçenin Serüveni

2.212 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • Eski Türkçe
  • Göktürk yazısı
  • Uygur yazısı
  • çeviri yazı
  • ses değişmesi
  • anlam değişmesi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Eski Türkçenin iki ana katmanı Göktürk (Orhun) Türkçesi ve Uygur Türkçesidir; Göktürk yazısı, Uygur yazısı, Brahmi ve Maniheist yazılarla yazıldı.
  2. Göktürk yazısı genellikle sağdan sola yazılır, sözcükleri iki noktalı bir işaretle ayırır ve birçok ünsüz için kalın ve ince ünlülere göre ayrı işaretler taşıyarak ünlü uyumunu yazıya yansıtır.
  3. Eski Türkçede sözcükler d ve g ile başlamazdı (tag → dağ, kün → gün, tokuz → dokuz); ünlüler arası d Türkiye Türkçesinde y oldu (adak → ayak), Yakutçada t (ataq).
  4. Eski Türkçe metindeki sözcükler tanıdık (yımşak, ırak), anlamı kaymış (sab → sav, er- → imiş) ve kaybolmuş (bodun, öküş, agı, süçig) olarak ayrılabilir; dilbilgisi iskeleti büyük ölçüde tanıdıktır.
  5. 840 sonrası Uygurlar Budist ve Maniheist metinleri çevirerek Türkçeyi soyut düşünceyi taşıyan bir yazı diline genişletti; Uygur yazısı Moğol ve Mançu alfabelerinin atası oldu, Irk Bitig dokuzuncu yüzyıldan bir fal kitabıdır.

Kazanımlar

  • Eski Türkçenin iki ana katmanını (Göktürk ve Uygur Türkçesi) ve yazıldığı alfabeleri sayabilir.
  • Eski Türkçeden bugüne görülen düzenli ses değişmelerini (tag → dağ, kün → gün, adak → ayak) örneklerle açıklayabilir.
  • Kül Tigin yazıtından bir pasajı çeviri yazısıyla okuyup tanıdık, anlamı kaymış ve kaybolmuş sözcükleri ayırt edebilir.
  • Uygur Türkçesinin çeviri yoluyla yeni kavram ve sözcükler kazanmasının dilin gelişmesine etkisini tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Size on üç yüzyıllık bir Türkçe cümle vereceğim. Sözlüğe bakmadan kaç sözcüğünü tanıyabildiğinizi sayın:

«Tabgaç bodun sabı süçig, agısı yımşak ermiş.»

Belki «yımşak» sözcüğünde «yumuşak»ı duydunuz, «ermiş»te «imiş»i. Belki «bodun»u tarih derslerinden hatırladınız. Ama cümlenin ne dediğini tahmin etmek, çoğumuz için kolay değil. Oysa bu, dilinin Türkçe olduğu 1893'ten beri kesin olarak bilinen bir taşın üzerinde duruyor ve bir Türk hükümdarı, kendi halkına sesleniyor.

Büyük soru

Türkçenin ilk yazılı metinlerini bugün ne kadar anlayabiliriz, anlayamadığımız yerlerde neyi kaybetmişiz ve bu dil bugünkü Türkçeye hangi düzenli yollarla dönüşmüş?

Bağlam

Dilbilimciler Türkçenin yazıya geçmiş en eski evresine Eski Türkçe der. Bu evrenin iki ana katmanı vardır. İlki, sekizinci yüzyılda Moğolistan'da dikilen Orhun yazıtlarının dili olan Göktürk Türkçesidir. İkincisi, 744'te kurulan Uygur Kağanlığı'nın ve 840'ta kağanlığın yıkılmasından sonra güneye, Doğu Türkistan'a göç eden Uygurların dilidir: Uygur Türkçesi. Karahanlı Türkçesinin bu evreye mi yoksa sonrakine mi bağlanacağı dilbilimciler arasında tartışmalıdır.

Eski Türkçe tek bir alfabeyle yazılmadı. Orhun yazıtlarının alfabesi, bugün Göktürk ya da Orhun yazısı dediğimiz, taşa kazımaya uygun köşeli harflerden oluşan bir yazıydı. Uygurlar bunun yanında Soğd yazısından geliştirilen Uygur alfabesini kullandı; ayrıca Hint kökenli Brahmi yazısıyla ve Maniheist yazıyla yazılmış Eski Türkçe metinler de vardır.

Göktürk yazısının bir özelliği, dilin kendisi hakkında da bir şey söyler. Bu yazıda pek çok ünsüzün iki ayrı işareti vardır: biri kalın ünlülerle, öbürü ince ünlülerle kullanılır. Yani «ünlü uyumu» yazının içine işlenmiştir. Harfler genellikle sağdan sola yazılır ve sözcükler iki noktaya benzer bir işaretle birbirinden ayrılır.

Ana anlatı — sözcüklerin ilk sesi: tag, kün, tokuz

Eski Türkçe metinleri okurken ilk dikkati çeken şey, bazı tanıdık sözcüklerin sanki yanlış bir harfle başlamasıdır. Bugün «dağ» dediğimiz sözcük «tag», «gün» «kün», «dokuz» «tokuz», «gel-» ise «kel-»dir. Bu bir yazım hatası değildir. Eski Türkçede sözcükler kural olarak d ve g sesleriyle başlamazdı. Bugünkü Türkiye Türkçesinde bu seslerle başlayan pek çok sözcük, zaman içinde t'nin d'ye, k'nin g'ye dönüşmesiyle ortaya çıktı.

Bir başka düzenli değişme, iki ünlü arasındaki d sesinde görülür. Eski Türkçede «ayak» sözcüğü «adak»tır. Bu sesin Türk dillerindeki kaderi, önceki ünitede gördüğümüz akrabalık haritasını hatırlatır: Türkiye Türkçesinde ve Azerbaycan Türkçesinde y'ye dönüştü ve «ayak» oldu; Yakutçada t'ye dönüştü ve «ataq» oldu. Çuvaşçada ise sözcük bambaşka bir yol izledi. Aynı ata sözcük, her dilde kendi düzenli yasasına göre değişti.

Bazı değişmeler ise tek sözcüklerde görülür. Göktürk Türkçesinde gök tanrısının adı «Teŋri»dir; bugün «Tanrı» diyoruz. Ünlüler ve ünsüzler yer değiştirmiş, ama sözcük tanınır kalmış. Bu değişmelerin düzenli olması, eski metni okumayı kolaylaştıran bir anahtardır: kuralı öğrendikten sonra «tag»ı görünce «dağ»ı, «kün»ü görünce «gün»ü duymaya başlarsınız.

Ana anlatı — tanıdık, kaymış, kaybolmuş

Sesleri tanımak işin yarısıdır. Öbür yarısı sözcüklerin kendisidir. Eski Türkçe bir metindeki sözcükleri, bugüne nasıl ulaştıklarına göre kümelere ayırabiliriz.

Bir kümede bugün hâlâ aynı ya da çok yakın anlamda kullandığımız sözcükler vardır: «altun», «kümüş», «yımşak», «ırak», «öl-», «bil-», «bilge», «kişi», «Türk». Bu sözcükler on üç yüzyıl boyunca biçimce biraz değişse de anlamca yerinde durmuştur.

Başka bir kümede biçimi tanıdık ama anlamı kaymış sözcükler vardır. Kül Tigin yazıtında «sab» sözcüğü «söz» anlamına gelir. Bugün «sav» biçimiyle daha çok «iddia, tez» anlamında kullanıyoruz; Türk Dil Kurumu sözlüğü «söz, haber» anlamını «eskimiş» diye işaretler. «Er-» fiili «olmak» anlamındadır; bugün yalnızca «imiş, idi, ise» gibi eklerin içinde yaşar. Bu tür değişmelere anlam değişmesi denir.

Bir kümede de bugün Türkiye Türkçesinde yaşamayan sözcükler toplanır: «bodun», yani boy, halk; «öküş», yani çok; «agı», yani değerli kumaş, ipekli; «süçig», yani tatlı. Bu sözcükler bir Türkiye Türkçesi konuşurunun anlama yolunu en çok tıkayanlardır. Bazıları öbür Türk dillerinde ya da Anadolu ağızlarında farklı biçimlerde yaşıyor olabilir, ama standart Türkçede onlar için başka sözcükler kullanırız.

Dilbilgisinin çekirdeği ise şaşırtıcı ölçüde tanıdıktır. Yüklem cümlenin sonundadır. Ekler köke art arda eklenir. «Ermiş» sözcüğündeki «-miş», bugün olduğu gibi duyulan ya da sonradan fark edilen bir durumu anlatır. Kül Tigin yazıtının başındaki «eşidgil» sözcüğündeki emir biçimi bugün kullanılmasa da, «eşid-» kökünde «işit-»i tanımak zor değildir.

Yaygın yanlış«Orhun yazıtlarının dili bugünkü Türkçenin eski bir yazımından ibarettir; harfleri çevirince doğrudan okunur.»
Doğrusu

— Göktürk harfleri Latin harflerine çevrilse bile metin doğrudan anlaşılmaz. Sesler düzenli olarak değişmiş (tag → dağ, adak → ayak), bazı sözcüklerin anlamı kaymış (sab → sav), bazıları da Türkiye Türkçesinden kaybolmuştur (bodun, öküş, agı). Eski Türkçeyi okumak ayrı bir öğrenme ister.

Ana anlatı — Uygurlar: çeviriyle büyüyen bir dil

840'ta Uygur Kağanlığı Moğolistan'da yıkıldı ve Uygurların bir kısmı güneye, Turfan havzasına ve Kansu'ya göç etti. Orada, İpek Yolu'nun kervan şehirlerinde, yerleşik bir kültür kurdular. Bu kültürün edebiyatı çoğunlukla dinîdir: Budist ve Maniheist metinler Sanskritçeden, Toharcadan, Soğdcadan ve Çinceden Türkçeye çevrildi.

Çeviri bir dili zorlar. Bir Budist metni çeviren kişi, «acı çekme», «yeniden doğuş», «bilgelik» gibi soyut kavramlar için karşılık bulmak zorundadır. Uygur çevirmenleri bu karşılıkların bir kısmını mevcut Türkçe sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek, bir kısmını türeterek, bir kısmını da kaynak dillerden alarak buldu. Böylece Türkçe, bir bozkır devletinin askerî ve siyasi dilinden, felsefe ve din tartışmalarını taşıyabilecek bir yazı diline doğru genişledi.

Bu dönemden kalan metinler arasında dikkat çekici bir örnek Irk Bitig'dir, yani «Fal Kitabı». Göktürk harfleriyle yazılmış, dokuzuncu yüzyıla tarihlenen bu yazma, Dunhuang'daki Mogao mağaralarının «Kütüphane Mağarası»nda bulundu ve bugün British Library'de korunuyor. Her biri kısa bir sahne ya da imgeyle iyi ya da kötü bir alameti anlatan fallardan oluşur; Eski Türkçenin sanatlı kısa anlatısına dair değerli bir tanıktır.

Uygur alfabesinin kendi serüveni de uzundur. Soğd yazısından gelişen bu alfabe, sonradan Moğol ve Mançu alfabelerinin atası oldu. Türk dünyasında da yüzyıllarca kullanıldı: İslâm Ansiklopedisi'ne göre Fatih Sultan Mehmed döneminde bile Osmanlı'da, Orta Asya kaleminde çalışan Uygur kâtipleri vardı.

Metin anı

Açılıştaki cümleyi yerine, taştaki komşu satırların arasına koyalım. Kül Tigin yazıtının güney yüzünde Bilge Kağan, Çinlilerle kurulan ilişkinin tehlikesini anlatır:

Tabgaç bodun sabı süçig, agısı yımşak ermiş. Süçig sabın, yımşak agın arıp ırak bodunug ança yagutır ermiş.
[…]
Süçig sabıŋa, yımşak agısıŋa arturup öküş Türk bodun öltüg.

Bugünkü Türkçeyle: «Çin halkının sözü tatlı, ipeklisi yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipekliyle kandırıp uzaktaki halkları öylece yaklaştırırmış. [...] Tatlı sözüne, yumuşak ipeklisine aldanıp, ey çok sayıda Türk halkı, öldün.»

Soğuk açılıştaki sayma oyununu şimdi bütün pasaja uygulayalım. Tanıdık sözcükler: «yımşak» (yumuşak), «ırak» (uzak), «öl-» (ölmek), «Türk». Kaymış olanlar: «sab» (söz; bugün «sav»), «ermiş» (imiş). Kaybolmuş olanlar: «Tabgaç» (Çin), «bodun» (halk), «süçig» (tatlı), «agı» (ipekli kumaş), «ar-» (kandırmak), «yagut-» (yaklaştırmak), «öküş» (çok). Pasajın sözcüklerinin bir kısmını tanıyoruz, ama anlamı taşıyan sözcüklerin çoğu artık Türkiye Türkçesinde yok.

Pasajın yapısı ise bir hatibin işçiliğini gösterir. «Süçig sab» ve «yımşak agı», yani tatlı söz ve yumuşak ipek, pasaj boyunca tekrarlanır. Önce bir betimlemedir: Çinliler böyledir. Sonra bir yönteme dönüşür: bununla kandırırlar. En sonunda bir suçlama olur: bunlara aldandınız ve öldünüz. Aynı iki imge, tekrarlandıkça anlamını değiştirir.

Ve son cümlede hitap birden değişir. Anlatıcı artık Çinliler hakkında konuşmuyor, dinleyiciye dönüyor: «öküş Türk bodun, öltüg», ey çok sayıda Türk halkı, öldün. Taş, bir tarih kaydı olmaktan çıkıp bir uyarıya dönüşür. Bu uyarıyı anlamak için bugün sözlüğe ihtiyacımız var; ama tekrarın ve hitabın gücünü hissetmek için sözlük gerekmez.

Cevap ve bağlantı

On üç yüzyıllık bir Türkçe metni bugün kısmen anlayabiliriz. Dilbilgisi iskeleti, yani yüklemin sonda olması, eklerin köke eklenmesi, «-miş» gibi ekler, büyük ölçüde tanıdıktır. Seslerin değişmesi düzenli olduğu için «tag»da «dağ»ı, «adak»ta «ayak»ı öğrenerek tanıyabiliriz. Ama sözcüklerin önemli bir kısmı ya anlam değiştirmiş ya da Türkiye Türkçesinden çekilmiştir. Bu yüzden Orhun yazıtlarını okumak, bir sözlük ve bir rehberle yapılan bir yolculuktur.

Uygur Türkçesi bu yolculuğun ikinci durağıdır: bir bozkır devletinin dili, çeviri yoluyla dinî ve felsefi düşünceyi taşıyabilen bir yazı diline dönüştü. Bu genişleme, sonraki yüzyıllarda Türkçenin İslam medeniyetine girerken yaşayacağı büyük değişimin de bir provasıdır.

Dünya dillerinde de benzer bir tablo görülür. Bir İngilizce konuşur, bin yıl kadar önceki Eski İngilizce şiirleri çeviri olmadan anlayamaz. Bir Türkiye Türkçesi konuşurunun Orhun yazıtları karşısındaki durumu da buna benzer: dilin sürekliliği gerçektir, ama bu süreklilik anlamayı kendiliğinden sağlamaz.

Kapanış kancası

Uygurların Budist ve Maniheist dünyasının yanında, batıda başka bir değişim başlıyordu. Onuncu yüzyıldan itibaren İslamiyet'i kabul eden Türkler, yeni bir alfabeyle, yeni bir dinin sözcükleriyle, yeni edebî biçimlerle yazmaya başladı. Bu değişim dilin kendisine neler getirdi, Arapça ve Farsça sözcükler Türkçeye hangi yollarla girdi, eski Türkçe sözcükler nerede direndi? İslamiyet sonrasının ilk Türkçe eserleri ve Karahanlı ile Harezm Türkçesi, sıradaki ünitenin konusu.

Özet kartı

  1. Eski Türkçenin iki ana katmanı Göktürk (Orhun) Türkçesi ve Uygur Türkçesidir; Göktürk yazısı, Uygur yazısı, Brahmi ve Maniheist yazılarla yazıldı.
  2. Göktürk yazısı genellikle sağdan sola yazılır, sözcükleri iki noktalı bir işaretle ayırır ve birçok ünsüz için kalın ve ince ünlülere göre ayrı işaretler taşıyarak ünlü uyumunu yazıya yansıtır.
  3. Eski Türkçede sözcükler d ve g ile başlamazdı (tag → dağ, kün → gün, tokuz → dokuz); ünlüler arası d Türkiye Türkçesinde y oldu (adak → ayak), Yakutçada t (ataq).
  4. Eski Türkçe metindeki sözcükler tanıdık (yımşak, ırak), anlamı kaymış (sab → sav, er- → imiş) ve kaybolmuş (bodun, öküş, agı, süçig) olarak ayrılabilir; dilbilgisi iskeleti büyük ölçüde tanıdıktır.
  5. 840 sonrası Uygurlar Budist ve Maniheist metinleri çevirerek Türkçeyi soyut düşünceyi taşıyan bir yazı diline genişletti; Uygur yazısı Moğol ve Mançu alfabelerinin atası oldu, Irk Bitig dokuzuncu yüzyıldan bir fal kitabıdır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Eski TürkçeOld TurkicTürkçenin yazıya geçmiş en eski evresi; Göktürk ve Uygur Türkçesi katmanlarından oluşur
Göktürk yazısıOld Turkic scriptOrhun ve Yenisey yazıtlarının, çoğunlukla sağdan sola yazılan, ünlü uyumunu yansıtan alfabesi
Uygur yazısıOld Uyghur scriptSoğd yazısından gelişen, Uygurların kullandığı ve Moğol ve Mançu alfabelerine temel olan alfabe
çeviri yazıtranscriptionBaşka bir alfabeyle yazılmış metnin seslerini Latin harfleri ve ek işaretlerle gösteren yazım
ses değişmesisound changeBir sesin zaman içinde belirli koşullarda düzenli olarak başka bir sese dönüşmesi
anlam değişmesisemantic changeSözcüğün biçimi korunurken anlamının daralması, genişlemesi ya da kayması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Eski Türkçenin iki ana katmanı nelerdir? Eski Türkçe hangi yazılarla yazılmıştır?
  2. (Kazanım 2) «Tag», «kün» ve «adak» sözcüklerinin bugünkü karşılıklarını yazın. Bu değişmeler hangi düzenli kurallarla açıklanır?
  3. (Kazanım 3) Kül Tigin pasajındaki «yımşak», «sab» ve «bodun» sözcüklerini tanıdık, anlamı kaymış ve kaybolmuş kümelerine yerleştirin.
  4. (Kazanım 3) Pasajda «süçig sab» ve «yımşak agı» imgelerinin tekrarı nasıl bir anlam gelişimi yaratır?
  5. (Kazanım 4) Uygurların Budist ve Maniheist metinleri çevirmesi Türkçeyi nasıl etkiledi?

Cevaplar

  1. Göktürk (Orhun) Türkçesi ve Uygur Türkçesi. Göktürk yazısı, Uygur yazısı, Brahmi yazısı ve Maniheist yazı.
  2. Tag → dağ, kün → gün, adak → ayak. Eski Türkçede sözcükler d ve g ile başlamadığı için sözbaşındaki t ve k sonradan d ve g'ye dönüştü; ünlüler arasındaki d ise Türkiye Türkçesinde y'ye dönüştü.
  3. «Yımşak»: tanıdık (yumuşak). «Sab»: anlamı kaymış (söz; bugün «sav», daha çok «iddia»). «Bodun»: Türkiye Türkçesinden kaybolmuş (boy, halk).
  4. Önce betimleme (Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak), sonra yöntem (bunlarla uzak halkları kandırıp yaklaştırırlar), en sonunda suçlama ve uyarı (bunlara aldanıp çok Türk halkı öldü); aynı imgeler tekrarlandıkça anlamları ağırlaşır ve hitap dinleyiciye döner.
  5. Soyut dinî ve felsefi kavramlar için karşılık bulmak zorunda kalan çevirmenler, mevcut sözcüklere yeni anlamlar yükledi, yeni sözcükler türetti ve bazılarını kaynak dillerden aldı; Türkçe böylece bir bozkır devletinin askerî ve siyasi dilinden din ve felsefe taşıyabilen bir yazı diline genişledi.

Okuma

  • «Orhun Yazıtları (Kül Tigin)», Türkçe Vikikaynak: Göktürk harfli metin, harf çevirisi, çeviri yazı ve Türkiye Türkçesi karşılığı yan yana.
  • «Old Turkic» ve «Old Turkic script», Wikipedia (İngilizce). Eski Türkçenin sesleri, ekleri ve yazısı.
  • Irk Bitig, British Library'nin çevrimiçi yazma koleksiyonunda (Uluslararası Dunhuang Projesi) görüntülenebilir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: ekranda tek bir satır, «Tabgaç bodun sabı süçig, agısı yımşak ermiş»; izleyici saymaya davet edilir, tanıdık sözcükler tek tek yeşile döner (yımşak, ermiş), öbürleri gri kalır. Arkada bir taşın siluetinde sağdan sola akan köşeli harfler.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: 732 ile bugünü birleştiren, ortası sisli bir köprü.
  • 1:00–2:40 Bağlam: Moğolistan'dan Turfan'a bir göç oku (840). Dört yazı yan yana: Göktürk, Uygur, Brahmi, Maniheist. Göktürk harflerinden biri iki biçimiyle gösterilir, üstünde «kalın» ve «ince» etiketleri; sözcüklerin arasında iki nokta.
  • 2:40–4:40 Ana anlatı — ilk sesler: tag → dağ, kün → gün, tokuz → dokuz, kel- → gel- dönüşümleri, ilk harf yavaşça değişir. Ardından «adak» sözcüğünden üç dala ayrılan bir ok: ayak, ayaq, ataq.
  • 4:40–7:00 Ana anlatı — tanıdık, kaymış, kaybolmuş: üç sepet; sözcükler kartlar hâlinde sepetlere düşer. «Sab» kartı düşerken «sav» olur.
  • 7:00–8:50 Ana anlatı — Uygurlar: İpek Yolu üzerinde bir kervan şehri, bir manastır masasında Sanskritçe ve Türkçe sayfalar yan yana. Dunhuang mağarasının ağzı ve içinde bir yazma. Uygur harflerinin Moğol ve Mançu yazılarına dönüştüğü dikey satırlar.
  • 8:50–10:30 Metin anı: pasaj satır satır; «süçig sab» ve «yımşak agı» her tekrarda biraz daha koyu renkte. Son cümlede kamera taştan dönüp izleyiciye bakar gibi yakınlaşır.
  • 10:30–11:30 Cevap ve bağlantı: sisli köprünün bir kısmı aydınlanır; yanında Eski İngilizce bir el yazması sayfası.
  • 11:30–12:00 Kapanış kancası: batıya doğru ilerleyen bir yol; ufukta Arap harfleriyle yazılmış bir sayfa belirir.

Telaffuz

  • Tabgaç: «tab-GAÇ»; bodun: «bo-DUN»; sabı: «sa-BI»; süçig: «sü-ÇİG»; agısı: «a-gı-SI»; yımşak: «yım-ŞAK»; ermiş: «er-MİŞ».
  • arıp: «a-RIP»; ırak: «ı-RAK»; ança: «an-ÇA»; yagutır: «ya-gu-TIR»; öküş: «ö-KÜŞ»; öltüg: «öl-TÜG».
  • sabıŋa, agısıŋa: «ŋ» sesi, «sen» ile «gel» arasında, genizden bir n: «sa-bı-ŋa».
  • Teŋri: «teŋ-Rİ»; eşidgil: «e-şid-GİL».
  • Kül Tigin: vurgu ikinci sözcüğün son hecesinde; Irk Bitig: «ırk bi-TİG»; Dunhuang: «dun-HUANG»; Mogao: «mo-GAO».
  • Brahmi: «BRAH-mi»; Soğd: «SOGD»; Turfan: «tur-FAN»; Kansu: «kan-SU».