İçeriğe geç

Ünite EDB-107-01 · Seviye 1 — Temel

Türkçe nereden geliyor?

EDB-107 Türkçenin Serüveni

2.287 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • dil ailesi
  • karşılaştırmalı yöntem
  • ses denkliği
  • Türk dilleri
  • Altay hipotezi
  • dil birliği
  • eklemeli dil
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dil ailesi, ortak bir atadan gelen dillerin grubudur; akrabalık sözcüklerin benzerliğiyle değil, temel sözcüklerdeki düzenli ses denklikleriyle kanıtlanır.
  2. Türk dilleri otuz beşi aşkın dilden oluşan, yaklaşık iki yüz milyon kişinin konuştuğu bir ailedir; Oğur kolu (bugün yalnız Çuvaşça) ile Ortak Türkçe kolu, z–r ve ş–l denklikleriyle ayrılır (kız / hĕr, dokuz / tăxăr).
  3. Türkiye Türkçesi Ortak Türkçenin Oğuz grubundadır; en yakın akrabaları Azerbaycan Türkçesi ve Türkmencedir.
  4. Altay hipotezi (Strahlenberg 1730'dan beri) Türk, Moğol ve Tunguz dillerini ortak bir atadan getirir; bugün çoğunluk benzerlikleri komşulukla açıklanan bir dil birliği olarak görür, bir azınlık (örneğin Robbeets 2021) hipotezi savunur.
  5. William Jones 1786'da Sanskritçe, Yunanca ve Latince arasındaki yakınlığın rastlantıyla açıklanamayacağını söyleyerek karşılaştırmalı yöntemin temel ölçütünü ortaya koydu; ata diller bugün var olmayan, geriye doğru kurulan dillerdir.

Kazanımlar

  • Dil ailesi kavramını ve karşılaştırmalı yöntemin düzenli ses denkliğine dayandığını bir örnekle açıklayabilir.
  • Türk dilleri ailesinin Oğur ve Ortak Türkçe kollarını, Çuvaşçadaki r ile öbür Türk dillerindeki z denkliği üzerinden ayırt edebilir.
  • Altay hipotezinin ne öne sürdüğünü, neden tartışmalı olduğunu ve bugün hangi görüşlerin savunulduğunu anlatabilir.
  • William Jones'un 1786 tarihli pasajını okuyup benzerlik ile akrabalık arasındaki farkı tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Türkiye'de «kız» deriz. Azerbaycan'da da «qız». Sibirya'nın kuzeydoğusunda, Yakutçada «kııs». Ama Volga kıyısında konuşulan Çuvaşçada aynı sözcük «hĕr»dir. Türkiye Türkçesinde «dokuz» dediğimiz sayı Çuvaşçada «tăxăr»dır, «sekiz» ise «sakkăr».

Kulağa bambaşka geliyorlar. Oysa dilbilimciler bu sözcüklerin aynı kökten geldiğini, Çuvaşçanın da Türkçenin bir akrabası, hatta Türk dilleri ailesinin en eski ayrılmış kollarından birinin yaşayan tek temsilcisi olduğunu söyler. Bir «kız» ile bir «hĕr»in akraba olduğunu nasıl bilebiliriz? Ve aynı yöntemle Türkçenin daha uzak akrabalarını aradığımızda neden hâlâ bir uzlaşmaya varılamıyor?

Büyük soru

Türkçe hangi dil ailesine aittir, en yakın ve en uzak akrabaları kimlerdir, ve bu sorunun cevabı neden bugün bile tartışılıyor?

Bağlam

Bir önceki derste edebiyat tarihinin kapsamını tartıştık: Köprülü, Türk edebiyatının tarihini Orta Asya'dan Adriyatik'e kadar bir dilin izini sürerek yazmak istemişti. Bu dersin sorusu o dilin kendisi üzerine: 1.300 yıl önce yazılmış bir Türkçe metni bugün ne kadar anlayabiliriz? Ona varmadan önce daha geriye, dilin kökenine bakmamız gerekiyor.

Diller de insanlar gibi akrabadır. Ortak bir atadan gelen, zamanla farklılaşmış dillerin oluşturduğu gruba dil ailesi denir. İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca Latinceden gelir; Latince de daha büyük bir ailenin, Hint-Avrupa dil ailesinin bir koludur. Bu akrabalık ilişkilerini ortaya çıkaran bilim, on sekizinci yüzyılın sonunda Kalküta'da verilen bir konuşmayla yeni bir yön kazandı. O konuşmaya ünitenin sonunda döneceğiz.

Türk dillerini karşılaştırma fikri ise çok daha eskidir. Bin yıl kadar önce Kâşgarlı'nın büyük Türkçe–Arapça sözlüğü, farklı Türk boylarının konuşmalarını birbirinden ayırt ederek kaydetti; İngilizce kaynaklar ona bu yüzden «Türk lehçeleri derlemesi» der.

Ana anlatı — ses denkliği: kız ile hĕr

Dillerin akraba olup olmadığını anlamak için sözcüklerin birbirine benzemesi yetmez. Benzerlik rastlantı olabilir, ödünçleme olabilir. Dilbilimcilerin kullandığı karşılaştırmalı yöntem, düzenli ses denkliklerini arar: bir dilde belirli bir ses, öbür dilde belirli koşullarda hep aynı sese karşılık geliyorsa, bu tesadüf olamaz.

Türk dilleri ailesinde bunun ders kitabı örneği Çuvaşçadır. Ortak Türkçede z sesiyle biten pek çok sözcük Çuvaşçada r ile görünür: «kız»a karşılık «hĕr», «dokuz»a karşılık «tăxăr». Aynı biçimde, öbür Türk dillerindeki ş sesi Çuvaşçada l'ye karşılık gelir. Dilbilimciler bu iki değişmeye rotasizm ve lambdasizm der. Bu denklikler tek tük sözcükte değil, dizi hâlinde görülür; Çuvaşçanın Türk dilleri ailesinde ayrı bir kol, Oğur kolu oluşturduğunun kanıtı da budur. Ailenin öbür bütün üyeleri, Türkiye Türkçesi de içlerinde olmak üzere, Ortak Türkçe kolunda yer alır.

Ortak Türkçenin içinde de kollar vardır ve sınıflandırmaların ayrıntısı araştırmacıdan araştırmacıya değişir. Yaygın bir bölümlemeye göre Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmence Oğuz kolunu; Kazakça, Kırgızca, Tatarca gibi diller Kıpçak kolunu; Özbekçe ve Yeni Uygurca Karluk kolunu oluşturur; Yakutça ise Sibirya'daki dillerle birlikte ayrı bir grupta yer alır. Bugün otuz beşi aşkın Türk dili yaklaşık iki yüz milyon kişi tarafından konuşuluyor ve bunların en kalabalığı Türkiye Türkçesi.

Ana anlatı — Altay hipotezi: bir aile mi, bir komşuluk mu?

Türk dilleri ailesi dilbilimciler arasında tartışmasızdır. Asıl tartışma, bu ailenin daha uzak akrabaları üzerinedir. 1730'da Sibirya'da savaş esiri olarak yıllar geçirmiş İsveçli subay Philip Johan von Strahlenberg, Türk, Moğol ve Tunguz dillerini bir arada gruplayan bir sınıflandırma yayımladı. Bu fikir sonraki yüzyıllarda Altay hipotezi adını aldı: Türk, Moğol ve Tunguz dilleri, bazı araştırmacılara göre Kore ve Japon dilleriyle birlikte, ortak bir ata dilden geliyordu.

Hipotez 1960'lara kadar geniş ölçüde kabul gördü; birçok ansiklopedi ve el kitabında hâlâ bir dil ailesi olarak geçer. 1920'lerde Fin dilbilimci Gustaf John Ramstedt Koreceyi de aileye ekledi. Ama 1950'lerden itibaren eleştiriler güçlendi. Gerard Clauson ve Gerhard Doerfer gibi araştırmacılar, Türk, Moğol ve Tunguz dillerinin ortak sözcüklerinin büyük kısmının yüzyıllar süren komşuluk içinde birbirinden alınmış ödünçler olduğunu, geri kalanının da rastlantı sayılabileceğini savundu.

Bugün dilbilimcilerin çoğunluğu Altay'ı ortak bir atadan gelen bir aile olarak değil, bir dil birliği olarak görür: birbiriyle akraba olmayan diller, uzun süre yan yana yaşadıkları için benzer yapılar ve sözcükler geliştirmiştir. Ama tartışma kapanmış değildir. Önemli bir azınlık hipotezi savunmayı sürdürüyor. Martine Robbeets ve arkadaşları 2021'de yayımladıkları bir çalışmada, «Transavrasya» adını verdikleri bu grubun ilk konuşurlarının Kuzeydoğu Asya'da tarımla uğraşan topluluklar olduğunu ileri sürdü. Aynı yıl başka bir çalışma, Korecenin dışarıda kaldığı sınırlı bir destek buldu.

Ana anlatı — benzemek akraba olmak değildir

Altay tartışmasının özünde basit görünen ama çok önemli bir ayrım yatar: yapı benzerliği ile köken akrabalığı. Türkçe, eklerin köke art arda eklenmesiyle sözcük kuran bir eklemeli dildir: «ev-ler-imiz-den». Ünlü uyumu vardır; yüklem cümlenin sonuna gelir; dilbilgisel cinsiyet yoktur. Bu özellikler Moğolca ve Tunguz dillerinde de, ayrıca Fince ve Macarcada da, hatta Japoncada da farklı ölçülerde bulunur.

Eski bir görüş bu yapı benzerliklerinden yola çıkarak Türkçeyi Fince ve Macarcayla birlikte «Ural-Altay» diye büyük bir aileye yerleştiriyordu. Bu ad bugün de eski kitaplarda karşımıza çıkar. Ama yapı benzerliği tek başına akrabalık kanıtı değildir. İki dil birbirinden hiç haberi olmadan eklemeli olabilir, tıpkı iki ayrı kıtada bağımsız olarak kemer yapmayı keşfeden iki mimarlık geleneği gibi. Akrabalığı gösteren, yapıların benzerliği değil, temel sözcüklerde görülen düzenli ses denklikleridir: «kız» ile «hĕr» arasındaki gibi.

Yaygın yanlış«Türkçe Fince ve Macarcayla akrabadır, çünkü onlar da eklemeli dillerdir ve ünlü uyumları vardır.»
Doğrusu

— Eklemelilik ve ünlü uyumu dil tipine ait özelliklerdir; akraba olmayan diller de bu özellikleri taşıyabilir. Akrabalık, temel sözcüklerde düzenli ses denklikleri gösterilerek kanıtlanır. «Ural-Altay» ailesi fikri bugün dilbilimcilerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiyor.

Bu tartışmanın edebiyatla da bağı var. Dil ailesi iddiaları yalnız bilimsel sorular değildir; milletlerin kendilerini hangi halklarla akraba gördüğünü, hangi tarihi kendi tarihi saydığını da etkiler. Bir edebiyat tarihinin kapsamını bir dilin sınırlarıyla çizdiğinizde, o dilin nerede başlayıp nerede bittiği sorusu bir edebiyat sorusuna dönüşür.

Metin anı

Şimdi Kalküta'daki konuşmaya dönelim. 2 Şubat 1786'da İngiliz yargıç ve dil bilgini William Jones, Asya Cemiyeti'nde yaptığı konuşmada Sanskritçe ile Yunanca ve Latince arasındaki ilişkiyi şöyle anlattı:

The Sanscrit language, whatever be its antiquity, is of a wonderful structure; more perfect than the Greek, more copious than the Latin, and more exquisitely refined than either; yet bearing to both of them a stronger affinity, both in the roots of verbs, and in the forms of grammar, than could possibly have been produced by accident; so strong, indeed, that no philologer could examine them all three without believing them to have sprung from some common source, which, perhaps, no longer exists.

Çevirisi: «Sanskrit dili, eskiliği ne olursa olsun, harika bir yapıdadır; Yunancadan daha kusursuz, Latinceden daha zengin ve her ikisinden de daha incelikli; yine de hem fiil köklerinde hem dilbilgisi biçimlerinde her ikisiyle, rastlantının asla üretemeyeceği kadar güçlü bir yakınlık taşır; öyle güçlüdür ki hiçbir dilbilgini bu üçünü inceleyip de onların, belki artık var olmayan ortak bir kaynaktan çıktığına inanmadan edemez.»

Şimdi pasajın içine girelim. İlk yarı bir hayranlık listesidir: «daha kusursuz», «daha zengin», «daha incelikli». Bunlar bilimsel ölçütler değil, bir on sekizinci yüzyıl beyefendisinin zevk yargılarıdır. Bugünkü dilbilim bir dili ötekinden «daha kusursuz» saymaz.

Asıl önemli olan ikinci yarıdır. Jones yakınlığın nerede olduğunu söyler: «fiil köklerinde» ve «dilbilgisi biçimlerinde». Yani yalnız birkaç benzer sözcükte değil, dilin çekirdeğinde. Sonra ölçütünü verir: bu yakınlık «rastlantının asla üretemeyeceği kadar» güçlüdür. Karşılaştırmalı yöntemin temel sorusu budur: benzerlik şans eseri mi, değil mi?

Ve son söz: «belki artık var olmayan ortak bir kaynak». Jones o kaynağı görmemiş, kimse görmemiştir. Ata dil, kızlarının karşılaştırılmasından geriye doğru çıkarılan bir yeniden kurgudur. Türk dilleri için de durum aynıdır: dilbilimcilerin «Ana Türkçe» dediği dil hiçbir yazıtta yoktur; Türkçe «kız», Yakutça «kııs», Çuvaşça «hĕr» karşılaştırılarak geriye doğru kurulur.

Jones'un yöntemi de bir yargıyı rastlantıyla sınar. Altay tartışması tam da bu sınavın sonucu üzerine döner: Türk, Moğol ve Tunguz dillerinin ortak sözcükleri rastlantının, komşuluğun üretemeyeceği kadar güçlü müdür? Bir kesim evet der, çoğunluk hayır.

Cevap ve bağlantı

Türkçe, Türk dilleri ailesinin Ortak Türkçe kolunun Oğuz grubuna aittir. En yakın akrabaları Azerbaycan Türkçesi ve Türkmencedir; daha uzakta Kıpçak ve Karluk dilleri, en uzakta ise ayrı bir kol oluşturan Çuvaşça durur. Bu aile, düzenli ses denklikleriyle kanıtlanmış, tartışmasız bir ailedir.

Türk dillerinin Moğol ve Tunguz dilleriyle, belki Kore ve Japon dilleriyle ortak bir atadan gelip gelmediği ise açık bir sorudur. Çoğunluk benzerliklerin uzun bir komşuluktan doğduğunu düşünüyor; bir azınlık ortak bir kökten söz ediyor. Bu yüzden «Türkçe Altay dil ailesindendir» cümlesini kesin bir bilgi gibi değil, tartışmalı bir hipotez olarak okumak gerekir.

Dünya dilleri için de aynı durum geçerli. Hint-Avrupa ailesi Jones'tan bu yana yüzlerce ses denkliğiyle kanıtlandı. Ama daha büyük birleşmeler, örneğin Hint-Avrupa'yı başka ailelerle birleştiren öneriler, Altay kadar tartışmalıdır. Dil ailesi ağacının dalları kesin, kökleri ise hâlâ sisler içindedir.

Kapanış kancası

Ana Türkçe hiçbir taşa kazınmadı; ama Türk dilleri ailesinin tarih sahnesinde yazıya geçen ilk sayfaları elimizde. Sekizinci yüzyılda dikilen taşlarda ve ardından gelen Uygur metinlerinde Türkçe nasıl bir dildi? O metinleri bugün bir Türkiye Türkçesi konuşuru ne kadar anlayabilir, hangi sözcükler tanıdık, hangileri tamamen yabancı gelir? Bir sonraki ünite, Türkçenin ilk yazılı metinlerine iniyor.

Özet kartı

  1. Dil ailesi, ortak bir atadan gelen dillerin grubudur; akrabalık sözcüklerin benzerliğiyle değil, temel sözcüklerdeki düzenli ses denklikleriyle kanıtlanır.
  2. Türk dilleri otuz beşi aşkın dilden oluşan, yaklaşık iki yüz milyon kişinin konuştuğu bir ailedir; Oğur kolu (bugün yalnız Çuvaşça) ile Ortak Türkçe kolu, z–r ve ş–l denklikleriyle ayrılır (kız / hĕr, dokuz / tăxăr).
  3. Türkiye Türkçesi Ortak Türkçenin Oğuz grubundadır; en yakın akrabaları Azerbaycan Türkçesi ve Türkmencedir.
  4. Altay hipotezi (Strahlenberg 1730'dan beri) Türk, Moğol ve Tunguz dillerini ortak bir atadan getirir; bugün çoğunluk benzerlikleri komşulukla açıklanan bir dil birliği olarak görür, bir azınlık (örneğin Robbeets 2021) hipotezi savunur.
  5. William Jones 1786'da Sanskritçe, Yunanca ve Latince arasındaki yakınlığın rastlantıyla açıklanamayacağını söyleyerek karşılaştırmalı yöntemin temel ölçütünü ortaya koydu; ata diller bugün var olmayan, geriye doğru kurulan dillerdir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
dil ailesilanguage familyOrtak bir ata dilden gelip zamanla farklılaşmış dillerin oluşturduğu grup
karşılaştırmalı yöntemcomparative methodAkraba sanılan dillerde düzenli ses denkliklerini arayarak akrabalığı sınayan ve ata dili geriye doğru kuran yöntem
ses denkliğisound correspondenceAkraba dillerde bir dildeki sesin öbür dilde düzenli olarak belirli bir sese karşılık gelmesi
Türk dilleriTurkic languagesOğur ve Ortak Türkçe kollarına ayrılan, otuz beşi aşkın dilden oluşan aile
Altay hipoteziAltaic hypothesisTürk, Moğol ve Tunguz (bazen Kore ve Japon) dillerinin ortak bir atadan geldiği yolundaki tartışmalı görüş
dil birliğisprachbundAkraba olmayan dillerin uzun komşuluk sonucu ortak özellikler geliştirmesi
eklemeli dilagglutinative languageSözcüklerin köke art arda eklenen eklerle kurulduğu dil tipi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) İki dil arasında birkaç benzer sözcük bulmak neden akrabalık kanıtı sayılmaz? Karşılaştırmalı yöntem neyi arar?
  2. (Kazanım 2) «Kız» ve «dokuz» sözcüklerinin Çuvaşça karşılıkları nelerdir? Bu karşılıklar Türk dilleri ailesinin hangi iki kolunu ayırır?
  3. (Kazanım 3) Altay hipotezi neyi öne sürer? Bugün dilbilimcilerin çoğunluğu ve azınlığı bu konuda ne düşünür?
  4. (Kazanım 4) Jones'un pasajında hangi ifadeler zevk yargısıdır, hangileri bilimsel bir ölçüttür?
  5. (Kazanım 3) «Türkçe Fince ve Macarcayla akrabadır, çünkü onlar da eklemeli dillerdir» cümlesindeki mantık hatası nedir?

Cevaplar

  1. Benzerlik rastlantıdan ya da ödünçlemeden kaynaklanabilir. Karşılaştırmalı yöntem, temel sözcüklerde düzenli ses denkliklerini arar: bir dildeki belirli bir sesin öbür dilde belirli koşullarda hep aynı sese karşılık gelmesini.
  2. «Kız» Çuvaşçada «hĕr», «dokuz» «tăxăr»dır. Ortak Türkçedeki z'ye Çuvaşçada r karşılık gelir (rotasizm); bu denklik Oğur kolunu (Çuvaşça) Ortak Türkçe kolundan ayırır.
  3. Türk, Moğol ve Tunguz dillerinin (bazı görüşlere göre Kore ve Japon dilleriyle birlikte) ortak bir ata dilden geldiğini öne sürer. Bugün çoğunluk benzerlikleri uzun komşuluktan doğan bir dil birliğine bağlar ve ortak sözcükleri ödünçleme ya da rastlantıyla açıklar; önemli bir azınlık ise hipotezi, örneğin Robbeets ve arkadaşlarının 2021'deki Transavrasya çalışmasında olduğu gibi, savunmayı sürdürür.
  4. Zevk yargıları: «harika bir yapı», «daha kusursuz», «daha zengin», «daha incelikli». Bilimsel ölçüt: yakınlığın fiil köklerinde ve dilbilgisi biçimlerinde bulunması ve «rastlantının üretemeyeceği kadar» güçlü olması; ortak kaynağın «belki artık var olmayan» bir dil olduğu fikri.
  5. Eklemelilik ve ünlü uyumu dil tipine ait yapı özellikleridir; akraba olmayan diller de bunları taşıyabilir. Yapı benzerliği akrabalık kanıtı değildir; akrabalık, temel sözcüklerdeki düzenli ses denklikleriyle gösterilir.

Okuma

  • William Jones, «The Third Anniversary Discourse» (1786), Discourses Delivered before the Asiatic Society (1824) içinde; tam metni archive.org'da. Karşılaştırmalı dilbilimin kurucu metni.
  • «Turkic languages» ve «Altaic languages», Wikipedia (İngilizce). Sınıflandırma, kelime karşılaştırma tabloları ve tartışmanın kaynakçası.
  • Dîvânü Lugāti't-Türk (Kâşgarlı; Türk Dil Kurumu çevirisi). Türk boylarının konuşmalarını ayırt eden ilk büyük eser.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: bir harita üzerinde dört nokta (Türkiye, Azerbaycan, Yakutistan, Çuvaşistan); her noktadan bir konuşma balonu: kız, qız, kııs, hĕr. Ardından dokuz / tăxăr, sekiz / sakkăr çiftleri; z ve r harfleri parlar.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: dallarını göremediğimiz, kökleri sisli bir ağaç.
  • 1:00–2:20 Bağlam: Latince bir kökten İtalyanca, İspanyolca, Fransızca dalları çıkan bir ağaç. Kâşgarlı'nın sözlüğünde farklı boy adlarının yan yana yazıldığı temsili bir sayfa.
  • 2:20–4:40 Ana anlatı — ses denkliği: iki sütunlu bir tablo; sol sütunda z ile biten sözcükler, sağ sütunda r ile biten karşılıkları; aralarında düzenli oklar. Ardından Türk dilleri ağacı: Oğur dalı tek bir yaprakla (Çuvaşça), Ortak Türkçe dalı çok sayıda yaprakla (Oğuz, Kıpçak, Karluk, Sibirya).
  • 4:40–7:00 Ana anlatı — Altay hipotezi: 1730 tarihli bir kitap sayfası; Türk, Moğol, Tunguz dallarını birleştiren kesik çizgili bir kök. Kesik çizgi bir soru işaretine dönüşür; yan yana üç ağaç ile üç komşu ev arasında gidip gelen görsel (aile mi, komşuluk mu).
  • 7:00–8:30 Ana anlatı — benzemek akraba olmak değildir: «ev-ler-imiz-den» ekleri tek tek eklenir. İki ayrı kıtada bağımsız olarak yapılmış iki kemer.
  • 8:30–10:10 Metin anı: İngilizce pasaj; «more perfect», «more copious» sözcükleri gri renkte (zevk), «roots of verbs», «forms of grammar», «accident» sözcükleri parlak renkte (ölçüt). «no longer exists» sözcüğünde silik, çizgili bir ata dil kutusu.
  • 10:10–11:10 Cevap ve bağlantı: Türk dilleri ağacı net; üstündeki Altay kökü kesik çizgili; en uzakta Hint-Avrupa ağacı, dalları net, kökü sisli.
  • 11:10–11:40 Kapanış kancası: sisli kökten yukarı çıkınca bir taş yazıtın silueti belirir.

Telaffuz

  • Çuvaşça: «çu-VAŞ-ça»; hĕr: «hır» (kısa, belirsiz ünlü); tăxăr: «tı-HIR»; sakkăr: «sak-KIR».
  • Yakutça kııs: «kıııs», uzun ı.
  • Oğur: «o-GUR»; Kıpçak: «kıp-ÇAK»; Karluk: «kar-LUK».
  • Philip Johan von Strahlenberg: «Fİ-lip YO-han fon ŞTRAA-len-berk».
  • Gustaf John Ramstedt: «GUS-taf con RAM-stet».
  • Gerard Clauson: «CE-rırd KLO-sın»; Gerhard Doerfer: «GER-hart DÖR-fer».
  • Martine Robbeets: «mar-TİN RO-beyts».
  • Sprachbund: «ŞPRAH-bunt».
  • William Jones: «VİL-yım CONZ»; Sanscrit: «SAN-skrit».