Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Gibb'in A History of Ottoman Poetry'si (cilt I, 1900) Osmanlı şiirini «Eski Okul» ve «Yeni Okul» diye ayırır ve Eski Okul'un dönemlerini örnek alınan İranlı ustalara göre (Câmî, Örfî, Sâib, Şevket) tanımlar; son dönemi «can çekişen, umutsuz» bir çağ olarak anlatır.
- Köprülü 1913'te dersin adını «Osmanlı edebiyatı tarihi»nden «Türk edebiyatı tarihi»ne çevirerek kapsamı bütün Türk edebiyatlarına genişletti; Türk Edebiyatı Tarihi'ni (1920–1921) İslam öncesi ve sonrası diye böldü ve eseri yarım kaldı.
- Aynı şiire eski edebiyat, saray, enderun, medrese, ümmet edebiyatı, klasik Türk edebiyatı gibi adlar verildi; «Divan edebiyatı» adı Mütareke yıllarında Ömer Seyfeddin ve Ali Canip'le belirdi ve Ali Canip'in 1924'ten itibaren okutulan ders kitabıyla yaygınlaştı.
- Levend 1973 tarihli Türk Edebiyatı Tarihi'nde «ümmet çağı edebiyatı» adını kullandı; Tanpınar XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'nde birçok etkenin birlikte rol oynadığı, tek yönteme bağlanmayan bir terkip kurdu.
- Dönemleme tartışmaları kapsam, ölçüt ve ad soruları etrafında sürüyor; bir edebiyat tarihini okurken onu kimin, nereden ve hangi amaçla yazdığına bakmak gerekir.
Kazanımlar
- Gibb'in 1900 tarihli Osmanlı şiiri tarihindeki dönem şemasını, ölçütünü ve değer yargısını açıklayabilir.
- Köprülü'nün edebiyat tarihinin kapsamını «Osmanlı»dan «Türk»e genişletmesinin ve 1920–1921 tarihli eserini İslam öncesi ve sonrası diye bölmesinin anlamını tartışabilir.
- «Divan edebiyatı» adının tarihçesini anlatarak bir dönem adının seçilmesinin bir tutum taşıdığını gösterebilir.
- Tanpınar'dan günümüze süren dönemleme tartışmalarının başlıca sorularını (kapsam, ölçüt, ad) örneklerle karşılaştırabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1900'de Londra'da, Osmanlı topraklarına hayatı boyunca hiç ayak basmamış bir İskoç bilgin, Osmanlı şiirinin ilk büyük tarihinin birinci cildini yayımladı. Beş buçuk yüzyıllık bir şiiri dönemlere ayırdı; dönemleri de Osmanlı şairlerinin hangi İranlı ustayı örnek aldığına göre adlandırdı. Son dönemi anlatırken ise şiddetli bir hüküm verdi: can çekişen, umutsuz bir çağın üzerine Batı kültürünün güneşi doğuyordu.
On üç yıl sonra İstanbul'da yirmi üç yaşında bir genç, dârülfünunda edebiyat tarihi dersi vermeye başladı ve ilk iş olarak dersin adını değiştirdi. Aradan bir on yıl daha geçti; bu kez bir ders kitabı, beş yüz yıllık bir şiire yeni bir ad taktı ve o ad bugün hâlâ okullarda kullanılıyor.
Bu olaylar, bir edebiyatın tarihini yazmanın aslında birkaç temel soruya verilen cevaplar olduğunu gösterir: nereyi kapsıyorum, neye göre bölüyorum, bölümlere hangi adı veriyorum?
Büyük soru
Türk edebiyatının tarihini Gibb'den ve Köprülü'den bugüne yazanlar bu soruları nasıl cevapladı? Ve verdikleri cevaplar, onların hangi yerden ve hangi amaçla baktığı hakkında ne gösteriyor?
Bağlam
Dersimiz, edebiyat tarihinin bir tarihçi kararı olduğunu, dönemlerin tarihçinin çizdiği sınırlar olduğunu göstererek başladı. Ardından kendi edebiyatımızın, Avrupa'nın ve Asya'nın zaman haritalarını, üç kültür dairesi şemasını ve dönemlerin kesiştiği yerleri inceledik. Bu son ünitede Türk edebiyatı tarihçiliğinin kendi tarihine bakıyoruz: haritayı kimler, hangi sırayla, hangi araçlarla çizdi?
Bu tarihçiliğin kuşaklarını kabaca ayırabiliriz. İlk sırada dışarıdan bakan Avrupalı müsteşrikler, yani Doğu bilimcileri geldi; Gibb onların en kapsamlı eserini verdi. Ardından Köprülü'yle birlikte Türkiye'de bilimsel yöntem iddiası taşıyan bir edebiyat tarihçiliği kuruldu. Cumhuriyet'in ilk on yıllarından bugüne ise bu tarihçiliğin şemaları, adları ve ölçütleri sürekli tartışıldı, yeniden yazıldı.
Ana anlatı — dışarıdan bir harita: Gibb
Elias John Wilkinson Gibb, Glasgow'da doğmuş, Farsça ve Türkçeyi büyük ölçüde kendi kendine öğrenmiş bir bilgindi. İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre İstanbul dahil Osmanlı ülkesinin hiçbir yerini ziyaret etmedi. 1900'de A History of Ottoman Poetry, yani «Osmanlı Şiiri Tarihi»nin ilk cildini yayımladı; ertesi yıl, 1901'in Aralık ayında genç yaşta öldü. Eserini, ölümünden sonra ailesinin isteğiyle Edward Granville Browne basıma hazırladı ve tarih altı cilde ulaştı.
Gibb'in şeması iki büyük parçadan oluşur. «Eski Okul» ya da onun deyişiyle «Asyalı Okul», 1300'den on dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar süren Divan şiiridir; bunun karşısında Batı'ya yönelen «Yeni Okul» vardır. Eski Okul dört döneme bölünür: dilin edebiyata hazırlandığı bir kuruluş çağı (1300–1450), Fars şairi Câmî'nin örnek alındığı bir dönem (1450–1600), Örfî'nin ve Sâib'in örnek alındığı on yedinci yüzyıl, ve on sekizinci yüzyılla on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısını kapsayan bir «belirsizlik çağı».
Bu şemanın ölçütü açıktır: her dönem, Osmanlı şairlerinin hangi İranlı ustayı izlediğiyle tanımlanır. Osmanlı şiiri kendi iç gelişmesiyle değil, bir dış modelle ilişkisiyle anlatılır. Bu, Gibb'in eserini değersiz kılmaz: altı ciltlik tarih, yüzlerce şairi, metni ve tezkireyi ilk kez bir Avrupa dilinde bir araya getirdi; Türk yazarları arasında önce Târîh-i Eş'âr-ı Osmâniyye, sonra Osmanlı Şiiri Tarihi adıyla tanındı. Ama bakışın yerini de gösterir: Londra'dan, Osmanlı şiirini İran şiirinin bir kolu olarak gören bir yerden.
Ana anlatı — içeriden bir harita: Köprülü
Mehmed Fuad Köprülü kürsüsüne oturduğunda ilk işi, dersin adını öğretim programında «Osmanlı edebiyatı tarihi» yerine «Türk edebiyatı tarihi» yapmak oldu. Bu küçük değişiklik bir kapsam kararıdır. «Osmanlı edebiyatı», bir devletin sınırları içinde yazılanları anlatır. «Türk edebiyatı» ise dilin ve milletin izini sürer: Köprülü'ye göre Orta Asya'dan Akdeniz'e ve Adriyatik'e kadar bütün Türklerin en az on üç, on dört yüzyıllık edebî gelişmesini bir bütün olarak incelemek gerekiyordu.
Bu anlayışın ilk büyük ürünü, 1919'da çıkan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar oldu. 1920 ve 1921'de ise Türk Edebiyatı Tarihi'nin iki kitabını yayımladı. Kitapların adları bir dönemleme ölçütü taşır: birincisi Kable'l-İslâm Türk Edebiyatı, yani «İslam'dan önceki Türk edebiyatı»; ikincisi Ba'de'l-İslâm Türk Edebiyatı, yani «İslam'dan sonraki Türk edebiyatı». Ana bölme çizgisi din ve medeniyet değişimidir; üç kültür dairesi ünitesinde gördüğümüz düşüncenin edebiyat tarihindeki ilk büyük uygulamalarından biri. Köprülü bu tarihi sürdüremedi; eser yarım kaldı.
Köprülü'nün yöntemi, Gibb'inkinden iki bakımdan ayrılır. Kaynağa yakındı: Türkçe, Farsça, Arapça yazmaları kendisi okudu, Anadolu'daki tasavvuf şiirini, halk şairlerini, Orta Asya metinlerini aynı tarihin parçaları saydı. Ve edebiyatı bir dış modelin kopyası olarak değil, bir milletin kendi gelişmesi olarak anlattı. Bu da tarafsız bir bakış değildi; Köprülü'nün edebiyat tarihi, dönemin Türkçülük düşüncesiyle, milletin geçmişini kurma çabasıyla iç içeydi. İçeriden bakan tarihçi de bir yerden bakar.
Yaygın yanlış«Köprülü'den sonra Türk edebiyatının dönemleri kesinleşti; bugün ders kitaplarındaki şema herkesin kabul ettiği tek şemadır.»
— Köprülü'nün büyük tarihi yarım kaldı; sonraki tarihçiler kapsamı, ölçütü ve adları farklı biçimlerde kurdu. Ders kitaplarının kullandığı şema, bu tartışmaların geçici bir uzlaşmasıdır.
Ana anlatı — adlar ve ölçütler: «Divan edebiyatı»ndan Tanpınar'a
Dönemleme tartışmalarının en görünür alanı adlardır. Bunun en öğretici örneği, bugün okullarda «Divan edebiyatı» dediğimiz şiirin adıdır. İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde bu adın serüvenini ayrıntısıyla anlatır.
Batı etkisinde yeni bir edebiyat doğunca, eski şiire önce onu yeniden ayırmak için «edebiyyât-ı kadîme», yani «eski edebiyat», «şi'r-i kudemâ», yani «eskilerin şiiri» dendi. Sonra çoğunlukla aşağılayıcı bir zihniyeti yansıtan adlar geldi: havas edebiyatı, saray ya da enderun edebiyatı, skolastik edebiyat, medrese edebiyatı, ümmet edebiyatı. Onların yanında daha tarafsız görünen başka adlar da önerildi: Osmanlı edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı, klasik edebiyat, klasik Türk edebiyatı.
«Divan edebiyatı» bu adların en yenisidir ve en çok tutulanı olmuştur. Mütareke yıllarında Ömer Seyfeddin'in ve Ali Canip'in yazılarında belirdi. Asıl yayılmasını ise Ali Canip'in 1924'ten itibaren yıllarca okutulan Edebiyat adlı ders kitabına borçludur: ad o kitapta yüzlerce sayfalık bir bölümün başlığı oldu ve adeta resmîleşti.
Bu adların her biri bir tutum taşır. «Saray edebiyatı» onu halktan kopuk bir zümrenin işi olarak gösterir. «Ümmet edebiyatı» onu millî değil dinî bir topluluğun edebiyatı sayar. «Klasik Türk edebiyatı» ise onu bir milletin kendi klasikleri olarak sahiplenir. Aynı şiirler, adı değiştikçe başka bir hikâyenin parçası olur. Agâh Sırrı Levend, 1973'te Ankara'da yayımlanan Türk Edebiyatı Tarihi'nde İslamî dönem Türk edebiyatına «ümmet çağı edebiyatı» dedi. Bugün pek çok akademisyen «klasik Türk edebiyatı» adını tercih ediyor; okullarda ise «Divan edebiyatı» yaşamayı sürdürüyor.
Köprülü'den sonraki kuşakta dönemleme sorusuna en özgün cevaplardan birini Ahmet Hamdi Tanpınar verdi. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (genişletilmiş baskısı İstanbul 1956), İslâm Ansiklopedisi'ne göre belge tarihçiliği ile metinlerin sanatkârca yorumunu birleştiren, tek bir yönteme bağlı kalmayan bir terkiptir. Eserin dayandığı tez de dikkat çekicidir: zaman, çevre, ırk, ekol, kültür, medeniyet gibi etkenlerin her biri, her sanatçının ve eserin oluşumunda farklı bir rol oynar. Bu dersin ilk ünitesindeki Taine'in üçlü modelini hatırlayın; Tanpınar etkenlerin listesini genişletir, ama tek bir formülün her şeyi açıklayacağı iddiasından vazgeçer. Kitabın «Garplılaşma Hareketine Umumi Bir Bakış» bölümü ise medeniyet değişimi ile edebiyat arasındaki ilişkiyi tarihin merkezine koyar.
Bugün de aynı sorular açık. Kapsam sorusu sürüyor: bir Türk edebiyatı tarihi yalnız Türkiye'de yazılanları mı anlatmalı, yoksa Köprülü'nün istediği gibi Azerbaycan'dan Orta Asya'ya bütün Türk edebiyatlarını mı? Ölçüt sorusu sürüyor: din ve medeniyet mi, siyasi olaylar mı, üslup mu, kuşaklar mı? Modern edebiyatın başlangıcı Tanzimat'ta mı aranmalı, yoksa daha önce, on sekizinci yüzyılın yerlileşme eğilimlerinde mi? Ad sorusu da sürüyor: «Divan» mı, «klasik» mi; «halk» mı, «âşık» mı? Cumhuriyet dönemi ise çoğu zaman on yıllara ve kuşaklara bölünüyor, çünkü yakın geçmiş için büyük adlar henüz konmadı.
Metin anı
Başa, Gibb'in birinci cildine dönelim. Eski Okul'un üçüncü ve dördüncü dönemlerini şöyle tanımlar:
The Third Period will cover the seventeenth century; it is marked by the yet further Persianisation of Ottoman poetry, and by the supersession of Jami by 'Urfi, and later by Sa'ib, as literary model. The Fourth Period, which will embrace the eighteenth century and the first half of the nineteenth, differs from the others in being an age of uncertainty. [...] And it is upon this moribund and hopeless age that the sun of the new culture, the culture of the West, arises, bringing fresh life where lay the shadow of death, and bright with happy promise for the future.
Çevirisi: «Üçüncü Dönem on yedinci yüzyılı kapsayacaktır; Osmanlı şiirinin daha da İranlılaşmasıyla ve edebî model olarak Câmî'nin yerini Örfî'nin, sonra da Sâib'in almasıyla belirginleşir. On sekizinci yüzyılı ve on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısını kapsayacak olan Dördüncü Dönem, bir belirsizlik çağı olmasıyla ötekilerden ayrılır. [...] Ve yeni kültürün, Batı kültürünün güneşi işte bu can çekişen, umutsuz çağın üzerine doğar; ölümün gölgesinin bulunduğu yere taze hayat getirir ve gelecek için mutlu bir vaatle parlar.»
Pasajı cümle cümle izleyelim. İlk cümlede dönemin tanımı bir fiille yapılır: «supersession», yerini alma. Bir İranlı modelin yerini bir başkası alır: Câmî'nin yerini Örfî, Örfî'nin yerini Sâib. Osmanlı şairleri cümlede özne değildir; dönemi belirleyen, onların izlediği yabancı ustalardır. Hint üslubunun İstanbul'a varışı, Gibb'in şemasında bir dönemin kimliğinin ta kendisidir.
İkinci cümle bir dönemi bir ruh hâliyle adlandırır: «age of uncertainty», belirsizlik çağı. Bu, bir üslup betimlemesi değil, bir tanıdır. Önceki ünitede aynı yüzyılın son çeyreğinde Galib'in büyük mesnevisini bitirdiğini, geleneği içeriden yenilediğini gördük. Gibb'in çizdiği haritada aynı yüzyıl bir boşluk gibi görünür.
Son cümlede ise dil tarih yazımından çıkıp bir güneş doğuşu sahnesine dönüşür. «Moribund», can çekişen; «hopeless», umutsuz; «shadow of death», ölümün gölgesi. Ve karşısında «sun of the new culture», yeni kültürün güneşi. Bu, Batı dönemlerini anlattığımız ünitedeki karanlık–ışık imgesinin bir kez daha, bu kez bir Batılı bilginin bir Doğu edebiyatına bakarken kullandığı hâlidir. Doğu'nun geçmişi karanlık, Batı'nın getirdiği yenilik ışık olarak kurulur.
Gibb aynı sayfada dürüst bir kayıt da düşer: bu dönemlerin tarihleri kesin sınırlar sayılmamalıdır, çünkü edebî bir eğilim kadar ince bir şey böyle kesinlikle haritalanamaz. Yani tarihçi hem sınırları çizer hem de onların bir kolaylık olduğunu bilir. Sorun sınırda değil, sınırın arkasındaki değer yargısındadır.
Cevap ve bağlantı
Türk edebiyatının tarihini yazanlar, dönemleme sorusunun kapsam, ölçüt ve ad ayaklarını her seferinde yeniden cevapladı. Gibb dışarıdan baktı: kapsamı Osmanlı şiiriyle sınırladı, ölçütü İranlı modeller oldu, son dönem için karanlık–ışık dilini kullandı. Köprülü içeriden baktı: kapsamı bütün Türk edebiyatlarına genişletti, ölçütü din ve medeniyet değişimi yaptı, dersin adını değiştirdi. Sonraki tarihçiler adlar üzerine tartıştı: aynı şiir eski edebiyat, saray edebiyatı, ümmet edebiyatı, Divan edebiyatı, klasik Türk edebiyatı oldu. Tanpınar ise tek bir ölçüt yerine birçok etkenin iç içe geçtiği bir tarih önerdi.
Bu tartışmaların ortak dersi, bu dersin başından beri söylediğimiz şeydir: dönemler yazarların değil, tarihçilerin eseridir; ama tarihçiler de bir yerden, bir amaçla bakar. Bir edebiyat tarihini okurken yalnızca ne anlattığına değil, neyi kapsadığına, neye göre böldüğüne ve hangi adları seçtiğine de bakmak gerekir. Aynı soru dünya edebiyatları için de geçerli: bir Hint, Arap ya da Afrika edebiyatı tarihinin onu kimin, hangi dilde ve hangi ölçütle yazdığı, anlattığı hikâyeyi derinden etkiler.
Kapanış kancası
Gibb'in birinci cildinde küçük bir dipnot vardır: Türk dilinin Çin sınırından Akdeniz kıyılarına kadar uzandığını, Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi diye iki kola ayrıldığını söyler. Köprülü de edebiyat tarihinin kapsamını aynı dilin izine göre çizmişti. Ama bu dil nereden geliyor? Hangi dil ailesine bağlı, akrabaları kimler ve bu soru neden bugün bile tartışılıyor? Bir sonraki ders, Türkçenin serüvenini, dil aileleri ve kökeni üzerine süren tartışmalarla başlatıyor.
Özet kartı
- Gibb'in A History of Ottoman Poetry'si (cilt I, 1900) Osmanlı şiirini «Eski Okul» ve «Yeni Okul» diye ayırır ve Eski Okul'un dönemlerini örnek alınan İranlı ustalara göre (Câmî, Örfî, Sâib, Şevket) tanımlar; son dönemi «can çekişen, umutsuz» bir çağ olarak anlatır.
- Köprülü 1913'te dersin adını «Osmanlı edebiyatı tarihi»nden «Türk edebiyatı tarihi»ne çevirerek kapsamı bütün Türk edebiyatlarına genişletti; Türk Edebiyatı Tarihi'ni (1920–1921) İslam öncesi ve sonrası diye böldü ve eseri yarım kaldı.
- Aynı şiire eski edebiyat, saray, enderun, medrese, ümmet edebiyatı, klasik Türk edebiyatı gibi adlar verildi; «Divan edebiyatı» adı Mütareke yıllarında Ömer Seyfeddin ve Ali Canip'le belirdi ve Ali Canip'in 1924'ten itibaren okutulan ders kitabıyla yaygınlaştı.
- Levend 1973 tarihli Türk Edebiyatı Tarihi'nde «ümmet çağı edebiyatı» adını kullandı; Tanpınar XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'nde birçok etkenin birlikte rol oynadığı, tek yönteme bağlanmayan bir terkip kurdu.
- Dönemleme tartışmaları kapsam, ölçüt ve ad soruları etrafında sürüyor; bir edebiyat tarihini okurken onu kimin, nereden ve hangi amaçla yazdığına bakmak gerekir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| edebiyat tarihçiliği | literary historiography | Edebiyat tarihinin nasıl yazıldığını, hangi yöntem ve varsayımlarla kurulduğunu konu alan alan |
| dönemleme ölçütü | criterion of periodization | Dönem sınırlarını çizerken esas alınan ilke: din ve medeniyet, siyaset, üslup, dil ya da kuşak |
| oryantalizm | orientalism | Batılı bilginlerin Doğu'yu inceleyen geleneği; eleştirel anlamda Doğu'yu Batı ölçütleriyle tanımlayan bakış |
| klasik Türk edebiyatı | classical Turkish literature | Divan edebiyatı için, onu Türk edebiyatının klasik dönemi sayan ad |
| ümmet çağı edebiyatı | literature of the age of the ummah | İslamî dönem Türk edebiyatı için, millî değil dinî topluluğu öne çıkaran ad; Levend'in kullandığı terim |
| kapsam | scope | Bir edebiyat tarihinin hangi dili, bölgeyi, devleti ve dönemi içine aldığına dair karar |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Gibb Osmanlı şiirinin dönemlerini hangi ölçüte göre ayırır? Bu ölçüt, Osmanlı şairlerini nasıl bir konuma yerleştirir?
- (Kazanım 2) Köprülü'nün dersin adını «Osmanlı edebiyatı tarihi»nden «Türk edebiyatı tarihi»ne çevirmesi hangi dönemleme sorusuna verilmiş bir cevaptır? Türk Edebiyatı Tarihi'nin iki kitabının adları hangi ölçütü gösterir?
- (Kazanım 3) Divan şiirine verilen adlardan üçünü yazın ve her birinin taşıdığı tutumu açıklayın. «Divan edebiyatı» adı nasıl yaygınlaştı?
- (Kazanım 4) Bugün Türk edebiyatı tarihçiliğinde hâlâ tartışılan iki soru nedir?
- (Kazanım 1) Gibb'in «sun of the new culture» imgesi hangi karşıtlığı kurar ve bu karşıtlık Şeyh Galib'in yüzyılını nasıl gösterir?
Cevaplar
- Osmanlı şairlerinin örnek aldığı İranlı ustalara göre (Câmî, Örfî, Sâib, Şevket). Osmanlı şairleri kendi gelişmesinin öznesi olarak değil, yabancı modelleri izleyen takipçiler olarak görünür; Osmanlı şiiri İran şiirinin bir kolu gibi anlatılır.
- Kapsam sorusuna: tarih bir devletin (Osmanlı) sınırlarıyla değil, bir dilin ve milletin izinden (bütün Türk edebiyatları) yazılmalıdır. Kable'l-İslâm ve Ba'de'l-İslâm adları, ana bölme çizgisinin din ve medeniyet değişimi olduğunu gösterir.
- Örnekler: «saray / enderun edebiyatı» onu halktan kopuk bir zümrenin işi gösterir; «ümmet edebiyatı» onu millî değil dinî topluluğun edebiyatı sayar; «klasik Türk edebiyatı» onu milletin klasikleri olarak sahiplenir; «edebiyyât-ı kadîme» onu yalnızca eski olarak yeni edebiyattan ayırır (herhangi üçü). «Divan edebiyatı» Mütareke yıllarında Ömer Seyfeddin ve Ali Canip'in yazılarında belirdi, Ali Canip'in 1924'ten itibaren okutulan Edebiyat ders kitabıyla yaygınlaşıp adeta resmîleşti.
- Örnekler: kapsam (yalnız Türkiye'de yazılanlar mı, bütün Türk edebiyatları mı); ölçüt (din ve medeniyet mi, siyasi olay mı, üslup mu, kuşak mı); modern edebiyatın başlangıcı (Tanzimat mı, daha önce mi); ad (Divan mı klasik mi, halk mı âşık mı) (herhangi ikisi).
- Can çekişen, umutsuz bir Doğu çağı ile ona hayat getiren Batı kültürünün güneşi arasında karanlık–aydınlık karşıtlığı kurar. Bu çerçevede Şeyh Galib'in, geleneği içeriden yenilediği on sekizinci yüzyıl, bir «belirsizlik çağı» ve karanlık bir boşluk gibi görünür.
Okuma
- E. J. W. Gibb, A History of Ottoman Poetry, cilt I (Londra 1900), giriş bölümü; archive.org'da tam metin. Şemanın ve değer yargılarının birincil kaynağı.
- Ömer Faruk Akün, «Divan Edebiyatı», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi), «Tarifi ve Adlandırılışı» bölümü. Bir dönem adının serüveni.
- İslâm Ansiklopedisi'nin Köprülü maddesi (Ömer Faruk Akün, çevrimiçi). Köprülü'nün edebiyat tarihçiliğinin kuruluşu.
- Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, özellikle «Garplılaşma Hareketine Umumi Bir Bakış» bölümü.