İçeriğe geç

Ünite EDB-106-06 · Seviye 1 — Temel

Dönemler nerede kesişir?

EDB-106 Edebiyat Tarihine Giriş

2.046 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • edebî etkileşim
  • gecikme
  • eş zamanlılık
  • seçici alım
  • nazire
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bir akım başka bir edebiyata olduğu gibi taşınmaz: sebk-i Hindî Osmanlı şiirinde «ayrı ayrı özellikleriyle» görüldü; Nâbî hikmetli anlamları, Nef'î mübalağayı, Nâilî ve Şeyh Galib anlam derinliğini aldı.
  2. İran'da on sekizinci yüzyılda «bâzgeşt-i edebî» ile sebk-i Hindî'den dönülürken, İstanbul'da Şeyh Galib bu üslupla Hüsn ü Aşk'ı yazdı (1783).
  3. Şinasi'nin Tercüme-i Manzûme'si (1859), Fransız edebiyatında farklı dönemlere ait Racine, La Fontaine, Fénelon, Gilbert ve Lamartine'i aynı kitapta yan yana getirdi; seçimi Fransız edebiyatının iç sırası değil, alan tarafın ihtiyacı belirledi.
  4. Eş zamanlılık etkileşim demek değildir; «gecikme» kavramı, hangi edebiyatın saatinin ölçü alındığını söylemeden kullanıldığında yanıltıcıdır.
  5. Şeyh Galib «Çaldım velî mîrî malı çaldım» diyerek Mevlânâ'nın mirasını ortak hazine sayar; Divan şiirinde etkileşim, ortak mirastan alıp yeni bir hayalle dönüştürmek olarak düşünülür.

Kazanımlar

  • Sebk-i Hindî'nin Osmanlı şiirine geçişini örnek vererek bir akımın başka bir edebiyata ulaştığında nasıl parçalanıp yeniden biçimlendiğini açıklayabilir.
  • Şinasi'nin Tercüme-i Manzûme'sindeki şair seçimini kullanarak seçici alımın, farklı dönemleri tek bir ciltte buluşturduğunu gösterebilir.
  • «Gecikme» kavramının hangi saati esas aldığını sorgulayarak eş zamanlılık ile etkileşimi birbirinden ayırabilir.
  • Şeyh Galib'in «mîrî malı» beytini okuyup Divan şiirinin etkileşimi nasıl değerlendirdiğini yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1783'te İstanbul'da yirmi altı yaşında bir Mevlevî şair, iki bin yüz beyitlik bir mesneviyi altı ayda bitirdi. Eserini, Hindistan'da doğmuş bir şiir üslubunun en ince imgeleriyle kurmuştu. Oysa o üslubun ana yurdunda, İran'da, şairler aynı yüzyılda ondan yüz çevirmeye, eski ustaların sadeliğine dönmeye başlamıştı. Ve aynı yıllarda Almanya'da, Goethe'nin Genç Werther'in Acıları yayımlanalı dokuz yıl olmuştu; Avrupa'nın dört bir yanında gençler romanın duygulu kahramanına öykünüyordu.

Aynı takvim yılı, üç ayrı edebiyat saati. Biri bir üslubu bırakıyor, biri o üsluptan bir başyapıt çıkarıyor, üçüncüsü ikisinden de habersiz bambaşka bir yola giriyor.

Büyük soru

Önceki ünitelerde Türk, Batı ve Doğu edebiyatlarının dönem haritalarını ayrı ayrı çizdik. Peki bu haritalar üst üste konunca ne olur? Yola çıkan bir akım, varacağı yere vardığında hâlâ kendisi midir, yoksa yolculuk onu başka bir şeye mi çevirir?

Bağlam

Edebiyatlar kapalı kutular değildir. Şairler başka dillerde okur, çevirir, taklit eder, karşı çıkar. Bir edebiyattan ötekine biçimlerin, türlerin, temaların geçmesine edebî etkileşim diyoruz. Divan şiiri Fars şiiriyle, Tanzimat edebiyatı Fransız edebiyatıyla yoğun bir etkileşim içinde gelişti.

Etkileşimin bir de zamanı vardır. Bir akım doğduğu yerden başka bir yere ulaşana kadar yıllar, bazen yüzyıllar geçer. Edebiyat tarihçileri buna gecikme der. Ama bu ünitede göreceğimiz gibi, «gecikme» masum bir kelime değildir: kimin saatine göre geç kalındığını sormadan kullanılamaz.

Önceki ünitede sebk-i Hindî'nin, yani Hint üslubunun, Bâbürlü Hindistan'ında, Farsça yazan şairlerin elinde gelişen bir Fars şiir üslubu olduğunu gördük. Oradan başlayalım.

Ana anlatı — Hint üslubu İstanbul'da

İslâm Ansiklopedisi'ne göre sebk-i Hindî, Türk edebiyatında on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Nef'î, Nâilî, Neşâtî, Nâbî ve Şeyh Galib gibi şairleri etkiledi. Bu şairlerin çoğu, üslubun büyük ustalarından Sâib-i Tebrîzî'nin izinden gitti.

Ama üslup İstanbul'a bir paket hâlinde gelmedi. Aynı madde dikkat çekici bir gözlem yapar: Hint üslubu Nâbî, Nef'î ve Nâilî'de bütün özellikleriyle bir arada değil, ayrı ayrı özellikleriyle görünür. Nâbî ondan hikmetli, öğüt veren yeni anlamları aldı. Nef'î abartıyı, mübalağayı. Nâilî ve Şeyh Galib ise anlam derinliğini ve özgün mazmunları. Yani bir akım başka bir edebiyata geçerken dağıldı; her şair ondan kendi ihtiyacına uyan parçayı seçti. Bu olguya seçici alım diyebiliriz.

Zaman farkı da belirgindir. İran'da sebk-i Hindî'ye tepkiler arttı ve on sekizinci yüzyıldan itibaren bazı İranlı şairler «bâzgeşt-i edebî», yani «edebî geri dönüş» adıyla eski şiir anlayışına yöneldi. Tam bu yüzyılın sonunda İstanbul'da Şeyh Galib, şiire Hint üslubunun ustalarından Şevket-i Buhârî'nin penceresinden bakarak Hüsn ü Aşk'ı yazdı. Bir üslup doğduğu yerde gözden düşerken, başka bir şehirde en parlak eserlerinden birini veriyordu.

Hüsn ü Aşk bir de nazire geleneğinin ürünüdür. Galib'in eserin başında anlattığına göre bir mecliste Nâbî'nin Hayrâbâd mesnevisi övülmüş, benzerinin yazılamayacağı söylenmiş; Galib buna itiraz edince daha iyisini yazması istenmiş. Divan edebiyatında bir eserin benzerini aynı biçimde, onunla yarışarak yazmak köklü bir gelenekti. Etkileşim yalnız başka dillerden gelmez; bir edebiyat kendi geçmişiyle de yarışır.

Ana anlatı — bir kitapta yüz elli yıl

Şimdi bir başka kesişmeye, bu kez Paris'ten İstanbul'a bakalım. Şinasi 1859'da ilk kitabını yayımladı: Tercüme-i Manzûme, yani «manzum tercüme». Kitapta Fransızcadan çevrilmiş şiir parçaları, Fransızca asıllarıyla birlikte yer alıyordu. Çevrilen şairler şunlardı: Racine, La Fontaine, Fénelon, Gilbert ve Lamartine.

Bir Fransız okur için bu adlar farklı dönemlere aittir. Racine ve La Fontaine on yedinci yüzyıl Klasisizminin, Fénelon aynı yüzyılın sonunun adlarıdır. Gilbert on sekizinci yüzyılda yaşadı. Lamartine ise Fransız Romantizminin öncülerinden biridir; Méditations poétiques'i 1820'de çıkmıştı. Bir Fransız edebiyat tarihinde bu şairler ayrı bölümlerde, aralarında bir buçuk yüzyıllık bir yol ve birkaç akım tartışmasıyla anlatılır.

1859'da İstanbul'daki okur için ise hepsi aynı anda gelen, aynı ölçüde yeni şeylerdi. Klasisizm ile Romantizm arasındaki kavga, Paris'te geçmişte kalmış bir tartışmaydı; İstanbul'a kavga olarak değil, yan yana duran örnekler olarak ulaştı. Şinasi de Lamartine'i Paris'te tanımıştı, ama çevirmek için onunla birlikte on yedinci yüzyılın fabl ve tragedya yazarlarını da seçti. Seçimi belirleyen, Fransız edebiyatının iç sırası değil, Şinasi'nin ve okurunun o gün neye ihtiyaç duyduğuydu.

Yaygın yanlış«Bir akım başka bir edebiyata geç ulaşırsa, aslının soluk bir kopyası olur.»
Doğrusu

— Aktarılan akım yeni bir bağlamda yeni bir iş görür. Sebk-i Hindî İran'da geri çekilirken İstanbul'da Hüsn ü Aşk'ı verdi. Fransız şiiri İstanbul'a kendi iç kavgalarından arınmış, yan yana örnekler olarak geldi ve Türk şiirinde yeni bir yolun malzemesi oldu. Geç gelmek, eksik kalmak demek değildir.

Ana anlatı — hangi saate göre geç?

Soğuk açılıştaki üç saate dönelim. 1783'te İstanbul'da Galib, İran'da edebî geri dönüş, Almanya'da Werther. Bu üç olay aynı takvim yılında yaşandı, ama aralarında bir etkileşim yoktu. Aynı anda olmak başka, birbirini etkilemek başkadır. Birincisine eş zamanlılık diyoruz, ikincisine etkileşim.

Bu ayrım bir tuzağı görünür kılar. Türk edebiyatı üzerine yazılanlarda «Türk Romantizmi Avrupa'dan geç geldi» türünden cümlelere sık rastlanır. Bu cümle yalnız bir tarih karşılaştırması değildir; Avrupa'nın saatini dünyanın tek saati sayar. Oysa 1783'te Şeyh Galib kendini bir şeye geç kalmış biri olarak görmüyordu; o, Mevlânâ'dan, Fars ustalarından, Nâbî'den gelen başka bir zamanın içinde yazıyordu. «Gecikme» kavramı, iki edebiyat arasında gerçek bir aktarım olduğunda anlamlıdır; iki ayrı saati tek bir saate zorladığımızda yanıltıcıdır.

Metin anı

Hüsn ü Aşk'ın sonunda Şeyh Galib'in kendi şairliğini övdüğü «Fahriyye-i Şâirâne» bölümü vardır. Orada kaynaklarını şu beyitle açıklar:

Esrârını Mes̱nevî'den aldım
Çaldım velî mîrî malı çaldım

Günümüz Türkçesiyle: «Onun sırlarını Mesnevî'den aldım. Çaldım, ama devletin malını, herkesin malını çaldım.»

Beyti adım adım açalım. «Esrâr», sırlar demektir; burada eserin derin anlamları, tasavvufi özü kastedilir. «Mesnevî», Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin on üçüncü yüzyılda Farsça yazdığı büyük eserdir. Galib, Yenikapı Mevlevîhânesi'nin yakınında doğmuş, Mevlevî geleneğinin içinde yetişmişti; yani beş yüz yıl önce yazılmış bir Farsça metni kendi Türkçe eserinin kaynağı olarak açıkça gösteriyor.

İkinci dize bir itirafla başlar: «Çaldım». Hemen ardından bir «ama» gelir: «velî mîrî malı çaldım». Mîrî malı, devlete, yani hiç kimseye özel olarak değil herkese ait olan maldır. Galib, bir hırsızlığı itiraf ediyor gibi yapıp aslında bir hakkı savunuyor: Mevlânâ'nın mirası ortak bir hazinedir, oradan almak meşrudur.

Bu beyit, etkileşimin Divan şiirinde nasıl düşünüldüğünü gösterir. Bugün «etki» dediğimiz şeyi Galib bir ortak hazineden pay almak olarak anlatır. Aynı eserde ise kendinden önceki kuşağın ustası Nâbî'nin Hayrâbâd'ını, konusunu Attâr'dan aldığı ve özgün olmadığı gerekçesiyle eleştirir. Ortak hazineden almak ile başkasının cebinden almak arasındaki fark, onun için şiirin kendisidir: aldığını yeni bir hayalle dönüştürmek.

Cevap ve bağlantı

Dönemler, edebiyatlar arasında gerçek bir aktarım olduğu yerde kesişir. Kesiştikleri yerde bir akım olduğu gibi taşınmaz: parçalanır, seçilir, yeni bir bağlamda başka bir iş görür. Sebk-i Hindî İstanbul'da ayrı ayrı özellikler hâlinde yaşadı; Fransız şiiri Şinasi'nin kitabında bir buçuk yüzyılı tek bir sayfaya sığdırdı. Geç gelen akım aslının kopyası değildir; alan edebiyatın ihtiyacıyla yeniden kurulur.

Ama her aynı anda oluş bir kesişme değildir. Aynı yılda yazılmış iki eser birbirinden habersiz olabilir. «Gecikme» kelimesini kullanırken, hangi edebiyatın saatini ölçü aldığımızı sormak gerekir. Aksi hâlde bir edebiyatın zamanını ötekinin takvimine göre «geç» ilan etmiş oluruz.

Bu soru dünya edebiyatında da geçerlidir: Rus romanı Batı Avrupa'dan, Latin Amerika edebiyatı İspanyol edebiyatından örnekler aldı ve onları öyle dönüştürdü ki bir süre sonra örnek alınan taraf da onlardan etkilenmeye başladı. Etkileşim tek yönlü bir nehir değil, iki yönlü bir alışveriştir.

Kapanış kancası

Bu ünitede kesişmeleri ve gecikmeleri gördük. Türk edebiyatı tarihçileri bu karmaşık tabloyu yüz yılı aşkın bir süredir düzenlemeye çalışıyor. Köprülü'nün ilk dönem şemasından bugüne, sınırlar nereye çizildi, hangi dönem adları tartışıldı, hangileri değişti? Dersin son ve uzman ünitesi, Türk edebiyatı tarihi yazımının ve dönemleme tartışmalarının hikâyesini anlatıyor.

Özet kartı

  1. Bir akım başka bir edebiyata olduğu gibi taşınmaz: sebk-i Hindî Osmanlı şiirinde «ayrı ayrı özellikleriyle» görüldü; Nâbî hikmetli anlamları, Nef'î mübalağayı, Nâilî ve Şeyh Galib anlam derinliğini aldı.
  2. İran'da on sekizinci yüzyılda «bâzgeşt-i edebî» ile sebk-i Hindî'den dönülürken, İstanbul'da Şeyh Galib bu üslupla Hüsn ü Aşk'ı yazdı (1783).
  3. Şinasi'nin Tercüme-i Manzûme'si (1859), Fransız edebiyatında farklı dönemlere ait Racine, La Fontaine, Fénelon, Gilbert ve Lamartine'i aynı kitapta yan yana getirdi; seçimi Fransız edebiyatının iç sırası değil, alan tarafın ihtiyacı belirledi.
  4. Eş zamanlılık etkileşim demek değildir; «gecikme» kavramı, hangi edebiyatın saatinin ölçü alındığını söylemeden kullanıldığında yanıltıcıdır.
  5. Şeyh Galib «Çaldım velî mîrî malı çaldım» diyerek Mevlânâ'nın mirasını ortak hazine sayar; Divan şiirinde etkileşim, ortak mirastan alıp yeni bir hayalle dönüştürmek olarak düşünülür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
edebî etkileşimliterary interactionBir edebiyattan ötekine biçim, tür, tema ve üslupların geçmesi
gecikmetime lagBir akımın doğduğu edebiyattan başka bir edebiyata ulaşması için geçen süre; ölçü alınan saatin açıkça söylenmesini gerektirir
eş zamanlılıksynchronicityFarklı edebiyatlardaki olayların aynı dönemde yaşanması; kendi başına etkileşimi göstermez
seçici alımselective receptionAlan edebiyatın gelen akımın tamamını değil, ihtiyacına uyan parçalarını alması
nazirenazire (emulative response poem)Divan edebiyatında bir eserin biçimine ve konusuna bağlı kalarak onunla yarışan benzerini yazma geleneği

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Sebk-i Hindî Osmanlı şairlerine nasıl ulaştı? Üç şairin ondan aldığı farklı özellikleri yazın.
  2. (Kazanım 2) Tercüme-i Manzûme'deki beş şairin Fransız edebiyat tarihindeki yeri ile 1859 İstanbul okurunun onları algılayışı arasındaki fark nedir?
  3. (Kazanım 3) 1783'te İstanbul'da Hüsn ü Aşk'ın tamamlanması ile Almanya'da Werther'in etkisi arasında bir etkileşim var mıdır? Bu örnek eş zamanlılık ile etkileşim farkını nasıl gösterir?
  4. (Kazanım 3) «Türk Romantizmi Avrupa'dan geç geldi» cümlesi hangi durumda anlamlı, hangi durumda yanıltıcıdır?
  5. (Kazanım 4) «Çaldım velî mîrî malı çaldım» dizesinde «mîrî malı» ne demektir ve Galib bu ifadeyle etkileşim hakkında ne savunur?

Cevaplar

  1. Paket hâlinde değil, ayrı ayrı özellikleriyle; şairlerin çoğu Sâib-i Tebrîzî'yi izledi. Nâbî hikmetli, öğüt veren yeni anlamları; Nef'î mübalağayı; Nâilî ve Şeyh Galib anlam derinliğini ve özgün mazmunları aldı (herhangi üçü).
  2. Fransız edebiyat tarihinde Racine ve La Fontaine on yedinci yüzyıl Klasisizmine, Fénelon aynı yüzyılın sonuna, Gilbert on sekizinci yüzyıla, Lamartine Romantizme aittir; aralarında bir buçuk yüzyıl ve akım tartışmaları vardır. 1859 İstanbul okuru için ise hepsi aynı anda gelen, aynı ölçüde yeni Batı şiiriydi; Klasisizm–Romantizm kavgası İstanbul'a kavga olarak değil yan yana örnekler olarak ulaştı.
  3. Hayır; iki olay aynı yıllarda yaşandı ama birbirinden habersizdi. Aynı dönemde olmak (eş zamanlılık) ile birbirini etkilemek (etkileşim) ayrı şeylerdir.
  4. İki edebiyat arasında gerçek bir aktarım varsa, yani Türk yazarlar Avrupa romantiklerini okuyup örnek aldıysa, aradaki süreyi ölçmek anlamlıdır. Ama Avrupa'nın saatini dünyanın tek saati sayıp her edebiyatı ona göre «geç» ilan etmek yanıltıcıdır; her edebiyatın kendi geleneği içinde bir zamanı vardır.
  5. Mîrî malı devlete, yani herkese ait olan maldır. Galib, Mevlânâ'nın Mesnevî'sinden aldığı sırları «çalmak» diye anıp hemen ardından bunun ortak hazineden almak olduğunu söyler; ortak mirastan yararlanmayı meşru sayar ve değerli olanın aldığını yeni bir hayalle dönüştürmek olduğunu ima eder.

Okuma

  • Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk, özellikle sondaki «Fahriyye-i Şâirâne» (Orhan Okay – Hüseyin Ayan ya da Muhammed Nur Doğan'ın günümüz Türkçesine aktarımlı baskıları).
  • Naci Okçu, «Hüsn ü Aşk», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Eserin yazılış hikâyesi ve nazire olarak yeri.
  • İslâm Ansiklopedisi'nin Hint üslubu maddesi (Ali Fuat Bilkan, çevrimiçi). Üslubun Osmanlı şairlerine geçişi.
  • «Şinâsi», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Tercüme-i Manzûme ve Paris yılları.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: yan yana üç duvar saati: İstanbul, İsfahan, Weimar; üçünün altında aynı yıl, 1783. İstanbul saatinin önünde yazı masasında genç bir derviş; İsfahan saatinin önünde eski bir divan açılıyor; Weimar saatinin önünde mavi fraklı gençler.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: önceki ünitelerin üç dönem haritası şeffaf katmanlar olarak üst üste bindirilir.
  • 1:00–2:10 Bağlam: kitaplar arasında gidip gelen oklar; bir okun yanında kum saati.
  • 2:10–4:40 Ana anlatı — Hint üslubu İstanbul'da: Hindistan'dan batıya giden tek bir ışık huzmesi İstanbul'a varınca prizmadan geçip renklere ayrılır; her rengin ucunda bir şair adı (Nâbî, Nef'î, Nâilî, Galib). İran üzerinde geri dönen bir ok.
  • 4:40–6:40 Ana anlatı — bir kitapta yüz elli yıl: Fransız edebiyat tarihinin zaman şeridi, üzerinde beş şair ayrı noktalarda; şerit katlanır ve beş nokta tek bir kitap sayfasında yan yana gelir.
  • 6:40–8:00 Ana anlatı — hangi saate göre geç: üç saat yeniden; biri büyütülüp «tek saat» diye ötekilerin önüne konmaya çalışılır, sonra geri çekilir.
  • 8:00–9:40 Metin anı: beyit ekranda; «Mesnevî» sözcüğünden Konya'ya, on üçüncü yüzyıla uzanan bir çizgi. «mîrî malı» sözcüğünün üstünde açık bir hazine sandığı, içinden herkesin alabildiği.
  • 9:40–10:40 Cevap ve bağlantı: iki yönlü oklarla birbirine bağlanan edebiyat haritası.
  • 10:40–11:00 Kapanış kancası: bir kütüphane rafında sıralanan Türk edebiyatı tarihleri, sırtlarında farklı dönem şemaları.

Telaffuz

  • Şeyh Galib: «şeyh gaa-LİB»; Hüsn ü Aşk: «hüs-nü AŞK».
  • Mesnevî: son hecede uzun i; Mevlânâ: iki uzun a, vurgu sonda.
  • Esrârını: «es-RAA-rı-nı»; velî: «ve-Lİλ; mîrî: «mii-Rİλ.
  • Fahriyye-i Şâirâne: «fah-RİY-ye-i şaa-i-RAA-ne».
  • Hayrâbâd: «hay-raa-BAAD»; Nâbî: «naa-Bİλ; Nâilî: «naa-i-Lİλ; Nef'î: «nef-İλ.
  • Sâib-i Tebrîzî: «saa-i-bi teb-rii-Zİλ; Şevket-i Buhârî: «şev-ke-ti bu-haa-Rİλ.
  • bâzgeşt-i edebî: «baaz-GEŞ-ti e-de-Bİλ.
  • Tercüme-i Manzûme: «ter-cü-me-i man-ZUU-me».
  • Racine: «ra-SİN»; La Fontaine: «la fon-TEN»; Fénelon: «fen-LON»; Gilbert: «jil-BER»; Lamartine: «la-mar-TİN».
  • Werther: «VER-ter».