İçeriğe geç

Ünite EDB-106-03 · Seviye 1 — Temel

Üç kültür dairesi

EDB-106 Edebiyat Tarihine Giriş

2.026 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • kültür dairesi
  • medeniyet dairesi
  • hars
  • medeniyet
  • on iki hayvanlı takvim
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Okul kitaplarındaki üçlü şema Türk edebiyatını İslamiyet öncesi, İslam medeniyeti etkisindeki ve Batı medeniyeti etkisindeki dönemlere ayırır; arkasında Ziya Gökalp'in 1923 tarihli Türkçülüğün Esasları'ndaki «medeniyet daireleri» anlatısı vardır.
  2. Gökalp üç daireyi üç siyasi aşamaya bağladı: kavmî devlet ve Uzak Doğu medeniyeti, sultanlık ve Doğu medeniyeti, millî devlet ve Batı medeniyeti; ikinci daireye bilerek «İslam» değil «Doğu» dedi.
  3. Gökalp'e göre hars (millî kültür) kalır, medeniyet değişir; edebiyatta değişen alfabe, ölçü, tür ve söz varlığı, kalan ise dil ve halk edebiyatının biçimleridir.
  4. Kâşgarlı Mahmud'un aynı cümlede hicrî yılı ve «yılan yılı»nı kullanması, dairelerin keskin sınırlarla değil geçiş kuşaklarıyla ayrıldığını gösterir.
  5. Şema bir programın parçası olarak doğdu ve «Doğu» ile «Batı»yı tek parça gösterir; en iyi, her dönemin ağırlık merkezini gösteren bir harita olarak kullanılır.

Kazanımlar

  • Türk edebiyatının üç büyük medeniyet çevresini (Uzak Doğu–bozkır, İslam–Doğu, Batı) sırasıyla adlandırıp her birinin edebiyata getirdiği araçlardan örnek verebilir.
  • Ziya Gökalp'in hars ile medeniyet ayrımını açıklayıp bu ayrıma göre bir medeniyet değişiminde neyin değiştiğini, neyin kaldığını gösterebilir.
  • Kâşgarlı Mahmud'un iki takvimle tarih attığı cümleyi okuyup medeniyet dairelerinin üst üste bindiğini örnekleyebilir.
  • Üç daire şemasının sınırlarını, bir programın parçası olarak doğmasını da hesaba katarak tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

On birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmud büyük Türkçe sözlüğünü yazarken bir yerde kitabın tarihini veriyor. Ama tek bir takvim kullanmıyor. Önce hicrî yılı söylüyor: 466. Hemen ardından Türklerin eski takvimine geçiyor: o yıl «yılan yılı»dır, sonra «yund yılı», yani at yılı gelecektir. Aynı cümlede iki takvim, iki zaman anlayışı yan yana duruyor.

Aradan dokuz asrın büyük kısmı geçtikten sonra, 1 Ocak 1926'da, Türkiye bir kez daha takvim değiştirdi ve miladi takvime geçti. Bir toplumun hangi takvimle yaşadığı, hangi medeniyet çevresinin içinde durduğu hakkında çok şey söyler. Türk edebiyatı tarihinde bu çevre en az üç kez değişti.

Büyük soru

Bir edebiyat bir medeniyetten ötekine geçtiğinde ne değişir, ne yerinde kalır? Ve Türk edebiyatını «üç kültür dairesi»ne ayıran o yaygın şema, bu geçişleri anlatmanın ne kadar iyi bir yoludur?

Bağlam

Önceki ünitede Türk edebiyatının dönemlerini bir yol boyunca dizdik. Okul kitaplarının çoğu bu uzun yürüyüşü üçe böler: İslamiyet öncesi dönem, İslam medeniyeti etkisindeki dönem ve Batı medeniyeti etkisindeki dönem. Bu üçlü bölme bir ders kitabı kolaylığı gibi görünür, ama arkasında belirli bir düşünce tarihi vardır.

On dokuzuncu yüzyılı yirminciye bağlayan yıllarda Avrupa'da, özellikle Alman etnologları arasında, kültürlerin haritada «çevreler» oluşturduğu fikri güçlüydü. Leo Frobenius 1897'de Batı Afrika üzerine yazdığı çalışmada, Fritz Graebner 1903'te Okyanusya üzerine yazdığı makalede Kulturkreis, yani «kültür çevresi» kavramını kullandı. Buna göre aletler, masallar, inançlar birlikte yayılır ve belirli sınırlara kadar gidip orada durur.

Türkiye'de bu çevre düşüncesini edebiyat ve toplum tarihine en etkili biçimde uygulayan kişi sosyolog Ziya Gökalp oldu. 1923'te Ankara'da yayımlanan Türkçülüğün Esasları kitabının «Garba Doğru» bölümünde Türklerin tarihini üç «medeniyet dairesi» üzerinden anlattı. Bugün ders kitaplarında karşılaştığımız üçlü şema, bu anlatının sadeleşmiş bir çocuğudur.

Ana anlatı — Gökalp'in üç dairesi

Gökalp'in şeması, siyasi örgütlenmenin üç aşamasını üç medeniyete bağlar. Türkler boy ve kavim düzeninde, onun deyişiyle kavmî devlet hayatı yaşarken Uzak Doğu medeniyetinin içindeydiler; Çinlilerle, Moğollarla, Tibetlilerle ortak bir dünyayı paylaşıyorlardı. Sultanlık düzenine geçince Doğu medeniyetine girdiler. Millî devlet dönemine geçerken de içlerinde Batı medeniyetine girmeye yönelik güçlü bir akım belirdi. Gökalp bu konuda Japonları da örnek gösterir: onlar da son yüzyılda Uzak Doğu medeniyetinden Batı medeniyetine geçmişlerdi.

Şemanın bazı incelikleri ders kitaplarına pek geçmez. Adlandırmayla başlayalım. Gökalp ikinci daireye «İslam medeniyeti» demeyi açıkça reddeder ve «Doğu medeniyeti» der. Gerekçesi, dinle medeniyetin ayrı şeyler olmasıdır: farklı dinlerden toplumlar aynı medeniyetin içinde yaşayabilir. Bilim, teknik, sanat biçimleri bir dinin değil bir medeniyetin malıdır.

Bir o kadar önemli olan, bir medeniyetin parça parça alınamayacağı fikridir. Gökalp'e göre her medeniyetin kendine özgü bir mantığı, estetiği, hayat görüşü vardır; bu yüzden medeniyetler birbirine kolay alışmaz. Bir medeniyetin yalnızca dış görünüşünü taklit eden bir toplum onu kendine mal edemez. Gökalp, Tanzimat'ın Batılılaşma çabalarını tam da bu yüzden kısır bulur: dışarıdan taklit, içeriden benimseme değildir.

Ana anlatı — hars kalır, medeniyet değişir

Şimdi ünitenin başlığına dikkatle bakalım: «üç kültür dairesi». Gökalp'in sözlüğünde bu ifade bir çelişki olurdu. Çünkü o, kültür karşılığında kullandığı hars ile medeniyeti birbirinden keskin biçimde ayırır. Hars millîdir: bir milletin dilinde, masalında, türküsünde, ahlakında, halkın gündelik hayatında yaşayan değerler bütünü. Medeniyet ise milletlerarasıdır: akılla, yöntemle kurulmuş, milletten millete geçen kurumlar ve teknikler. Gökalp'e göre Türkler üç medeniyet dairesi değiştirdi, ama tek bir harsı taşıdı.

Bu ayrım edebiyat tarihine uygulandığında şaşırtıcı ölçüde işe yarar. Her daire değişiminde edebiyatın araçları değişti. Bozkır çağında şiir sözlüydü, hece ölçüsüyle ve dörtlüklerle söylenirdi, ağıt ve destan başlıca türlerdi; zaman on iki hayvanlı takvimle sayılırdı. İslam medeniyetine girilince Arap harfleri, aruz ölçüsü, gazel, kaside, mesnevi gibi biçimler, Arapça ve Farsçadan gelen geniş bir söz varlığı ve tasavvufun imge dünyası geldi. Batı medeniyetine yönelince roman, hikâye, sahne için yazılan tiyatro, gazete, deneme geldi; 1926'da miladi takvim, 1928'de Latin harfleri kabul edildi.

Ama bazı şeyler dairelerin hiçbirinde değişmedi. Dil Türkçe kaldı. Hece ölçüsü İslam çağında da halk şiirinde ve tekkede yaşadı, Batı çağına kadar geldi. Mani, masal, atasözü, ninni, yüzyıllar boyunca aynı ağızlardan aynı ölçülerle aktarıldı. Gökalp'in hars dediği şey, edebiyat tarihinde en çok halk edebiyatının sürekliliği olarak görünür.

Yaygın yanlış«Türkler her medeniyet değiştirdiğinde eski edebiyatlarını bırakıp yenisine baştan başladı.»
Doğrusu

— Değişen çoğunlukla yazı, ölçü, türler ve söz varlığıdır. Dil, halk şiirinin hecesi, masal ve atasözü gibi katmanlar dairelerin altından kesintisiz akar. Yeni daireye girmek, eskisinin bütün izlerini silmek anlamına gelmedi.

Ana anlatı — şemanın sınırları

Üç daire, bu uzun yolu bir bakışta görmek için iyi bir haritadır. Ama her harita gibi bazı şeyleri göstermez.

Sorun «daire» imgesinin kendisinden başlar. Daire, keskin bir çizgiyle çevrili bir alan düşündürür: ya içindesiniz ya dışında. Oysa soğuk açılıştaki cümle, bir Türk âliminin aynı anda iki takvimle düşündüğünü gösteriyor. Daireler çoğu zaman bir sınırla değil, bir geçiş kuşağıyla ayrılır; birinin sonu ötekinin başlangıcıyla yüzyıllarca iç içe yaşar.

Şemanın doğduğu amaç da göz önünde tutulmalı. Gökalp tarih yazarken bir de program öneriyordu: Türklerin harslarını koruyarak Batı medeniyetine girmesini savunuyordu. Üç daire, bu programın tarihsel gerekçesiydi. Bu kendi başına bir kusur değildir; ama şemanın tarafsız bir betimleme olmadığını, bir yöne işaret ettiğini bilmek gerekir. Nitekim İslâm Ansiklopedisi, Gökalp'in bu kitapta Osmanlı şiiri ve mûsikisi hakkında olumsuz kanaatler taşıdığını not eder. Şemayı kuran kişinin değer yargıları, ikinci dairenin nasıl anlatılacağını da etkileyebilir.

Bir de «Doğu» ile «Batı»nın tek parça olmadığını hatırlamak gerekir. İkinci dairenin içinde Arap şiiri ile Fars şiirinin Türk edebiyatına etkileri farklı yollardan ve farklı ağırlıklarla geldi. Batı da tek bir ses değildi: Tanzimat yazarları önce Fransız edebiyatına baktı. Şema bu iç çeşitliliği tek bir kelimeye sıkıştırır.

Metin anı

Soğuk açılıştaki cümleye geri dönelim. Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünden, Besim Atalay'ın çevirisiyle:

Kâşgarlı Mahmud der ki, biz bu kitabı yazdığımızda 466 senesinin Muharrem ayı idi, 'yılan yılı' girmişti. Bu yıl geçip de 470 yılı olunca 'yund yılı' girecekti.

Cümleyi adım adım açalım. «466 senesinin Muharrem ayı»: bu, hicrî takvimdir, İslam medeniyetinin zaman ölçüsü. Kâşgarlı Arapça yazıyor, kitabını Bağdat'taki halifelik çevresine sunacak; zamanı o dünyanın diliyle söylemesi doğaldır. «Yılan yılı girmişti»: bu ise Türklerin eski on iki hayvanlı takvimidir, Doğu Asya halklarıyla paylaşılan bir döngü. Gökalp'in Uzak Doğu medeniyeti dediği dairenin bir izi, İslam dairesinin ortasında, aynı cümlenin içinde yaşıyor.

Cümlede bir tuhaflık da var: 466'dan sonraki yıl 470 değil 467'dir. İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde, bazı araştırmacıların buradaki «470»i bir kopyacı hatası saydığını, bazılarının ise 470'i eserin sunuluş yılı olarak kabul ettiğini anlatır. İki takvim arasında gidip gelmek, en dikkatli yazarı bile zorlar; hata, geçiş kuşağında yaşamanın küçük bir belgesi gibi okunabilir.

Son olarak, cümleyi bugün Türkçe okuyabiliyor olmamız da bir daire geçişinin ürünüdür. Kâşgarlı Arapça yazdı, Arap harfleriyle. Biz onu yirminci yüzyılda Latin harfleriyle basılmış bir Türkçe çeviriden okuyoruz. Bir cümle, üç dairenin izini birden taşıyor.

Cevap ve bağlantı

Bir edebiyat medeniyet değiştirdiğinde değişen şeyler çoğunlukla araçlardır: alfabe, ölçü, türler, söz varlığı, hatta takvim. Kalan şeyler ise dilin kendisi ve halkın ağzında yaşayan biçimlerdir. Gökalp bu ayrımı hars ve medeniyet diye adlandırdı; ders kitaplarındaki «üç kültür dairesi» ifadesi, onun «medeniyet» dediği şeye bugün daha alışık olduğumuz «kültür» sözcüğünü takmıştır.

Şema bu yüzden iki işi birden yapar. Uzun bir yolu üç büyük bölgeye ayırarak akılda tutulur kılar. Ama sınırları olduğundan keskin, içeriği olduğundan tek parça gösterir ve bir programın izini taşır. İyi kullanmanın yolu, daireleri bir sınır çizgisi değil bir ağırlık merkezi gibi düşünmektir: her dönemde bir medeniyet baskındır, ama öbürleri tümüyle kaybolmaz.

Bu durum yalnız Türk edebiyatına özgü de değildir. Gökalp'in kendi örneği Japonya'ydı. Latince yazan bir Orta Çağ Avrupa'sının yerel dillere geçişi, Fars şiirinin Arap alfabesiyle yazılmaya başlaması da benzer daire geçişleridir. Her birinde yazı ve biçim değişirken bir dilin ve bir halk hafızasının altından aktığını görürüz.

Kapanış kancası

Üçüncü dairenin adı Batı'ydı. Tanzimat yazarları romanı, tiyatroyu, gazeteyi oradan aldılar. Ama onların baktığı Batı edebiyatı da kendi içinde durağan bir yapı değildi; antik Yunan'dan başlayıp yüzyıllar boyunca dönemden döneme değişmiş bir yoldan geliyordu. Türk yazarlar o yolun hangi durağına denk geldiler? Bir sonraki ünite, Batı edebiyatının ana dönemlerini antik çağdan postmodernizme kadar izliyor.

Özet kartı

  1. Okul kitaplarındaki üçlü şema Türk edebiyatını İslamiyet öncesi, İslam medeniyeti etkisindeki ve Batı medeniyeti etkisindeki dönemlere ayırır; arkasında Ziya Gökalp'in 1923 tarihli Türkçülüğün Esasları'ndaki «medeniyet daireleri» anlatısı vardır.
  2. Gökalp üç daireyi üç siyasi aşamaya bağladı: kavmî devlet ve Uzak Doğu medeniyeti, sultanlık ve Doğu medeniyeti, millî devlet ve Batı medeniyeti; ikinci daireye bilerek «İslam» değil «Doğu» dedi.
  3. Gökalp'e göre hars (millî kültür) kalır, medeniyet değişir; edebiyatta değişen alfabe, ölçü, tür ve söz varlığı, kalan ise dil ve halk edebiyatının biçimleridir.
  4. Kâşgarlı Mahmud'un aynı cümlede hicrî yılı ve «yılan yılı»nı kullanması, dairelerin keskin sınırlarla değil geçiş kuşaklarıyla ayrıldığını gösterir.
  5. Şema bir programın parçası olarak doğdu ve «Doğu» ile «Batı»yı tek parça gösterir; en iyi, her dönemin ağırlık merkezini gösteren bir harita olarak kullanılır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
kültür dairesicultural sphereDers kitaplarında Türk edebiyatının içinde geliştiği üç büyük medeniyet çevresinin her biri; kaynağı Alman etnolojisinin Kulturkreis kavramına ve Gökalp'e uzanır
medeniyet dairesicivilizational sphereGökalp'te farklı milletlerin paylaştığı bilim, teknik, sanat biçimleri ve kurumların yayıldığı çevre
harsnational cultureGökalp'te bir milletin dil, gelenek, duygu ve değerlerinden oluşan millî kültürü
medeniyetcivilizationGökalp'te akıl ve yöntemle kurulmuş, milletten millete geçen kurumlar ve teknikler bütünü
on iki hayvanlı takvimtwelve-animal cycleYılları on iki hayvanın adıyla sayan, eski Türklerde ve Doğu Asya'da kullanılan döngüsel takvim

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Aşağıdaki araçları ait oldukları medeniyet dairesine göre gruplayın: aruz ölçüsü, roman, sagu, gazel, Latin harfleri, on iki hayvanlı takvim.
  2. (Kazanım 2) Gökalp'in hars ile medeniyet ayrımına göre «üç kültür dairesi» ifadesi neden bir çelişki sayılabilir? Medeniyet değiştiğinde edebiyatta kalan iki şeyi yazın.
  3. (Kazanım 3) Kâşgarlı Mahmud'un tarih attığı cümlede hangi iki takvim kullanılır ve bu cümle daireler hakkında ne gösterir?
  4. (Kazanım 4) Üç daire şemasının iki sınırını yazın.
  5. (Kazanım 1) Gökalp ikinci daireye neden «İslam medeniyeti» değil «Doğu medeniyeti» dedi?

Cevaplar

  1. Bozkır / Uzak Doğu dairesi: sagu, on iki hayvanlı takvim. İslam / Doğu dairesi: aruz ölçüsü, gazel. Batı dairesi: roman, Latin harfleri.
  2. Gökalp'e göre kültür, yani hars, millîdir ve değişmez; değişen medeniyettir. Bu yüzden onun sözlüğünde doğru ifade «üç medeniyet dairesi»dir. Kalanlar: Türk dili ve halk edebiyatının hece ölçüsü, mani, masal, atasözü gibi biçimleri (herhangi ikisi).
  3. Hicrî takvim (466 senesinin Muharrem ayı) ve eski Türklerin on iki hayvanlı takvimi (yılan yılı, yund yılı). İslam dairesinin içinde yazılmış bir cümlede önceki dairenin zaman ölçüsü yaşamaktadır; daireler keskin sınırlarla değil, iç içe geçen geçiş kuşaklarıyla ayrılır.
  4. Daire imgesi sınırları olduğundan keskin gösterir; şema Gökalp'in Batı medeniyetine girme programının gerekçesi olarak doğdu ve değer yargısı taşıyabilir; «Doğu» ve «Batı»yı tek parça gösterir, Arap ve Fars etkileri ya da farklı Batı edebiyatları arasındaki farkları siler (herhangi ikisi).
  5. Çünkü ona göre medeniyet dinden ayrıdır: farklı dinlerden toplumlar aynı medeniyette yaşayabilir; bilim, teknik ve sanat biçimleri bir dine değil bir medeniyete aittir.

Okuma

  • Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları (1923), özellikle «Hars ve Medeniyet» ve «Garba Doğru» bölümleri (sadeleştirilmiş ve özgün metinli çeşitli baskıları var). Modeli kendi gerekçeleriyle okumak için; ırk üzerine birkaç cümlesini bugünkü bilgiyle eleştirel okuyarak.
  • «Gökalp, Ziya», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Hayatı, kitaplarının tarihleri ve edebiyat görüşleri.
  • Mustafa S. Kaçalin'in İslâm Ansiklopedisi'ndeki sözlük maddesi (çevrimiçi). Eserin tarihlendirilmesi ve iki takvim meselesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:35 Soğuk açılış: bir yazma sayfası (temsili), üstünde iki tarih pulu: «466» ve bir yılan figürü. Sonra zaman ilerler, bir duvar takvimi yaprağı: 1 Ocak 1926.
  • 0:35–0:55 Büyük soru: üç iç içe geçmiş daire, ortasında bir soru işareti.
  • 0:55–2:30 Bağlam: okul kitabı sayfasında üç renkli bölge; Avrupa haritası üzerinde yayılan halkalar (Kulturkreis); 1923 tarihli kitap kapağının temsili çizimi.
  • 2:30–4:20 Ana anlatı — Gökalp'in dairesi: yatay şeritte üç aşama (çadır ve bayrak, saray, meclis binası), her birinin üstünde bir daire adı. Japonya haritasında aynı geçiş oku.
  • 4:20–6:30 Ana anlatı — hars ve medeniyet: dairelerin altından akan bir nehir (dil, mani, masal, hece); dairelerin kendileri renk değiştirir, nehir aynı renkte kalır. Araç simgeleri daireden daireye değişir: dörtlük, aruz işaretleri, gazete sayfası.
  • 6:30–8:10 Ana anlatı — sınırlar: dairenin keskin çizgisi bulanıklaşarak geniş bir geçiş kuşağına dönüşür; «Doğu» dairesi Arap ve Fars renklerine ayrışır.
  • 8:10–9:40 Metin anı: alıntı satır satır; «466 Muharrem» altında hilal simgesi, «yılan yılı» altında on iki hayvanlı çark. «470» sayısının üstünde küçük bir soru işareti. Sonunda Arap harfli satır Latin harfli çeviriye dönüşür.
  • 9:40–10:40 Cevap ve bağlantı: üç daire, merkezleri parlayan ama kenarları iç içe geçen bulutlara dönüşür.
  • 10:40–11:00 Kapanış kancası: üçüncü dairenin içine yakınlaşılır; içinde antik bir sütundan modern bir binaya uzanan bir zaman şeridi belirir.

Telaffuz

  • Kâşgarlı: ilk hecede uzun a; Dîvân ve Lugāt sözcüklerinde uzun i ve uzun a.
  • Ziya Gökalp: «zi-YA gök-ALP»; Türkçülüğün Esasları: «e-saa-sı».
  • hars: «HARS»; medeniyet: «me-de-ni-YET»; Garba Doğru: «GAR-ba».
  • Muharrem: «mu-HAR-rem»; yund yılı: «YUND».
  • Kulturkreis: «kul-TUUR-krays»; Leo Frobenius: «FRO-be-ni-us»; Fritz Graebner: «GREYB-ner».
  • Besim Atalay: «be-SİM a-ta-LAY».