İçeriğe geç

Ünite EDB-106-02 · Seviye 1 — Temel

Türk edebiyatının ana dönemleri

EDB-106 Edebiyat Tarihine Giriş

2.141 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • sözlü edebiyat
  • yazıt
  • sagu
  • Divan edebiyatı
  • halk edebiyatı
  • tekke edebiyatı
  • Harf Devrimi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İslamiyet öncesi dönem sözlü destan ve ağıtlarla, sekizinci yüzyılın ilk yarısında dikilen Orhun yazıtlarıyla ve Uygur metinleriyle temsil edilir; yazıtlar 1893'te Thomsen tarafından çözüldü.
  2. Karahanlılar döneminde Kutadgu Bilig (1069-70, aruz, mesnevi) ile Dîvânü Lugāti't-Türk (1072–1074, hece ölçülü dörtlükler) aynı çevrede iki ölçüyü yan yana gösterir.
  3. Anadolu'da on üçüncü yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla Divan, halk ve tekke edebiyatı ardışık değil eş zamanlı yürüdü.
  4. Tanzimat'la (1860) Batı türleri girdi; Servet-i Fünun, Fecr-i Âtî, Millî Edebiyat ve 1923'ten sonra Cumhuriyet edebiyatı geldi; 1 Kasım 1928 alfabe kanunu okurun eski metinlerle bağını değiştirdi.
  5. Türkçe Göktürk, Uygur, Arap ve Latin harfleriyle yazıldı; Alp Er Tonga sagusu gibi eski metinler farklı baskılarda farklı okunur, çünkü sesleri yayımcılar yeniden kurar.

Kazanımlar

  • Türk edebiyatının ana dönemlerini, İslamiyet öncesinden Cumhuriyet'e, her birine bir eser ya da tarih bağlayarak sırasıyla sayabilir.
  • Türk edebiyatının yazıldığı alfabelerin (Göktürk, Uygur, Arap, Latin) değişimini dönemlerle ilişkilendirebilir.
  • Divan, halk ve tekke edebiyatının yüzyıllar boyunca yan yana yürüdüğünü bir örnekle açıklayabilir.
  • Kâşgarlı Mahmud'un kaydettiği bir sagu dörtlüğünü okuyup sözlü edebiyatın yazıya nasıl geçtiğini gösterebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Moğolistan'da, Orhun ırmağının yakınında, üzerleri yazılı taşlar bin yüz yılı aşkın bir süre ayakta durdu. Rus araştırmacı Nikolay Yadrintsev'in seferi onları 1889'da bilim dünyasına tanıttı, ama kimse okuyamıyordu. Dört yıl sonra, 15 Aralık 1893'te, Danimarkalı dilci Vilhelm Thomsen yazıyı çözdüğünü bir bildiriyle açıkladı: taşların dili Türkçeydi.

On beş yıl kadar sonra İstanbul'da başka bir keşif yapıldı. On birinci yüzyılda yazılmış bir Türkçe sözlüğün bilinen tek yazma nüshası, İkinci Meşrutiyet'in ilanını izleyen yıllarda ortaya çıktı; kitap tutkunu Ali Emîrî Efendi onu otuz altına satın aldı. Yani Türk edebiyatı tarihinin en eski sayfalarının bir kısmı, o tarihi ilk kez yazmaya girişen kuşağın gözleri önünde gün ışığına çıktı.

Büyük soru

Bu taşlardan bugüne on üç yüzyıllık yazılı bir yol uzanıyor; yazılı olmayan kısmı ise çok daha eski. Bu yolu tek bakışta görmek istesek hangi durakları işaretlemeliyiz ve her durakta ne değişti?

Bağlam

Önce bir coğrafya değişimini aklımızda tutalım. Bu edebiyatın ilk yazılı metinleri bugünkü Moğolistan'da dikildi. Sonraki önemli eserler Orta Asya şehirlerinde, Balasagun'da ve Kâşgar'da yazıldı. Ardından ağırlık merkezi Anadolu'ya, oradan da İstanbul'a kaydı. Edebiyat tarihi, bir anlamda bu göçün de tarihidir.

İkinci ipucu yazıdır. Türkçe bu yolculukta birden çok alfabeyle yazıldı. Orhun taşlarında Göktürk harfleri, Uygurlar'da Uygur harfleri, İslamiyet'ten sonra Arap harfleri, 1928'den sonra da Türkiye'de Latin harfleri kullanıldı. Bir dönem geçişini fark etmenin en kolay yollarından biri, harflere bakmaktır.

Ama harfler de dönemler gibi bıçakla kesilmez. On birinci yüzyıl eseri Kutadgu Bilig'in bugün bilinen üç yazma nüshasından biri Uygur, ikisi Arap harfleriyledir. Uygur harfli olan, 1439'da Arap harfli bir nüshadan kopya edilmiştir. Aynı metin, aynı dönemde, iki alfabede yaşamayı sürdürdü.

Ana anlatı — İslamiyet öncesi: sözden taşa

Türk edebiyatının en uzun dönemi, hakkında en az belge bulunan dönemidir. Yazıdan önce söz vardı: kahramanları anlatan destanlar, ölülerin ardından söylenen ağıtlar, törenlerde söylenen şiirler. Bunlar kuşaktan kuşağa ağızdan aktarıldı ve çoğu kayboldu. Elimizde kalanlar ya sonradan yazıya geçirilmiş parçalar ya da başka dillerdeki kaynakların aktardığı özetler.

Bu dönemin yazılı anıtları Orhun yazıtlarıdır. Taşlar sekizinci yüzyılın ilk yarısında İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde dikildi. Bir kısmı devlet adamı Tonyukuk için, bir kısmı Kül Tigin ve Bilge Kağan kardeşler için. Bunlar şiir değil, mezar anıtıdır: bir hükümdarın ağzından halkına seslenen, geçmişi anlatıp ders çıkaran metinler. Ama güçlü bir hitabet taşıdıkları, tekrar ve paralelliklerle kuruldukları için edebiyat tarihlerinin ilk sayfasında yer alırlar.

Göktürklerin ardından Uygurlar geldi. Uygur döneminden kalan metinlerin önemli bir kısmı dinî metinlerdir; Budizm ve Maniheizm gibi inançların kutsal metinleri Türkçeye çevrildi, bu çevirilerle birlikte şiirler de yazıldı. Yazı, yerleşik hayatla birlikte günlük kullanıma yayıldı.

Ana anlatı — iki ölçü aynı şehirde, üç kol aynı yüzyılda

On birinci yüzyılda Karahanlılar döneminde iki eser, dönem geçişini neredeyse tek karede gösterir. Yûsuf Has Hâcib Kutadgu Bilig'i, yani «mutlu olma bilgisi»ni, 1069-70'te hükümdara sundu. Eser Arap ve İran şiirinden devralınan aruz ölçüsüyle, mesnevi biçiminde yazılmıştı. Birkaç yıl sonra Kâşgarlı Mahmud, Araplara Türkçe öğretmek için Dîvânü Lugāti't-Türk adlı sözlüğünü tamamladı. Sözcükleri açıklarken örnek olarak eski Türk şiirinden dörtlükler, atasözleri aktardı. Bu dörtlükler çoğunlukla yedili ya da sekizli hece ölçüsüyledir.

Böylece aynı çevrede, aynı yıllarda, iki ölçü yan yana durur: yeni gelen aruz ve eskiden beri söylenen hece. İslâm Ansiklopedisi'ne göre bu iki yazar aynı dönemde ve aynı çevrede yaşadığı hâlde birbirlerini ve eserlerini tanımamış görünür. Geçiş dönemi dediğimiz şey budur: yeni bir medeniyetin biçimleri gelir, ama eskisi hemen gitmez.

Anadolu'da on üçüncü yüzyıldan itibaren bu yan yanalık, yaklaşık altı yüz yıl sürecek bir düzene dönüştü. Edebiyat tarihçileri bu dönemi genellikle üç kol hâlinde anlatır. Divan edebiyatı sarayın, medresenin, şehrin şiiriydi: aruzla yazıldı, Arapça ve Farsçadan yoğun biçimde beslendi, şairler şiirlerini divan denen kitaplarda topladı. Halk edebiyatı, âşıkların sazla söylediği, çoğunlukla hece ölçülü ve sade dilli şiirdi; türküler, maniler, koşmalar bu kolun ürünleridir. Tekke edebiyatı ise tasavvuf çevrelerinin, dervişlerin şiiriydi; ilahiler, nefesler bu kolda doğdu. Kollar arasındaki sınır geçirgendi. Tekke şiirinin en tanınmış adı Yunus Emre'nin bilinen 417 şiirinin 138'i aruzla, geri kalanı heceyle yazılmıştır: aynı şair iki ölçünün arasında rahatça gidip gelir.

Yaygın yanlış«Önce Divan edebiyatı vardı, o bitince halk edebiyatı başladı.»
Doğrusu

— İkisi ardışık değil eş zamanlıdır. Bir İstanbul konağında gazel okunurken, aynı yüzyılda bir köy düğününde âşık koşma söylüyor, bir tekkede ilahi okunuyordu. Ders kitaplarında ayrı bölümlerde anlatılmaları, yan yana yaşadıkları gerçeğini değiştirmez.

Ana anlatı — Batı'ya açılan pencere ve Cumhuriyet

On dokuzuncu yüzyılın ortasında yeni bir dönüm noktası geldi. Tanzimat'la birlikte Türk edebiyatına gazete, roman, Batı tarzı tiyatro, makale girdi. 1860'ta ilk özel Türkçe gazetelerden Tercüman-ı Ahvâl çıktı ve Şinasi'nin Şair Evlenmesi onun sayfalarında tefrika edildi. Sonraki yarım yüzyıl, adlarını önceki ünitede ayrıntısıyla gördüğümüz kısa dönemler zinciridir: Servet-i Fünun (1896–1901), Fecr-i Âtî (1909–1912), ardından sade dili ve millî konuları öne çıkaran Millî Edebiyat.

1923'te Cumhuriyet ilan edildi. Beş yıl sonra, 1 Kasım 1928'de kabul edilen bir kanunla Latin harflerine dayanan yeni Türk alfabesi resmîleşti. Bu, edebiyat tarihinde yalnızca bir yazım değişikliği değildi. Sonraki kuşaklar eski harfleri öğrenmeden yetişti. Divan şiiri, Tanzimat romanı, Servet-i Fünun hikâyesi, ancak yeni harflere aktarılırsa okunabilir oldu. Hangi eserin aktarılacağı, hangisinin kütüphanede beklemeye kalacağı sorusu, kanonun kendisini şekillendirdi.

Cumhuriyet edebiyatı da kendi içinde bölünür, ama artık bölmeler çoğunlukla on yıllara ve kuşaklara göre yapılır. 1941'de Garip şiirde vezni ve kafiyeyi reddetti. 1950'lerde İkinci Yeni şairleri anlamı zorlayan, imgeye dayanan bir şiir kurdu. Romanda köyü anlatan yazarlar, şehrin yalnız insanını anlatanlar, sonraki kuşaklarda anlatının kendisiyle oynayanlar geldi. Yakın dönem hâlâ tarihçilerin tartıştığı bir alandır: aradan geçen zaman, neyin kalıcı olduğunu göstermeye henüz yetmemiştir.

Metin anı

Şimdi yolun en başına, en eski sözlü katmana dönelim. Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünde, bir sözcüğü açıklamak için aktardığı bir dörtlük, efsanevi hükümdar Alp Er Tonga'nın ölümüne yakılmış bir ağıttan kalan parçalardan biridir:

Alp er tonga öldi mü
esiz ajûn qaldı mu
ödleg öçin aldı mu
amdı yürek yırtulur

Bugünkü Türkçeyle: «Alp Er Tonga öldü mü? Kötü dünya kaldı mı? Zaman öcünü aldı mı? Şimdi yürek yırtılır.»

Satırları tek tek okuyalım. Her dize yedi hecedir: «Alp-er-ton-ga-öl-di-mü». İlk üç dize aynı sesle, «mü / mu» soru ekiyle biter; dördüncü dize kafiyeyi bozar ve soruyu keser. Üç soru üst üste sorulur ve cevap beklenmez; cevap zaten bellidir. Son dize bir kararla gelir: «şimdi yürek yırtılır». Bu, ağıt türünün, yani saguların temel hareketidir: inanmayan bir soruyla başlar, acıyla biter.

İkinci dizedeki «esiz» sözcüğü bir tuzak taşır. Günümüz aktarımlarının bir kısmı onu «ıssız» diye okur ve «dünya ıssız mı kaldı» diye çevirir. Sözlüğü inceleyen araştırmacıların bir kısmı ise sözcüğü «kötü, alçak» anlamında verir: kahraman gitti, geriye kötü bir dünya kaldı. İki okuma arasındaki fark, bin yıllık bir metni okumanın ne kadar dikkatli bir iş olduğunu gösterir.

Bir de şuna bakın: aynı dörtlük farklı baskılarda farklı yazılır. Bir baskı «ödleg», öbürü «ödlek»; biri «amdı», öbürü «emdi» der. Çünkü metin Arap harfleriyle kaydedilmiştir ve bu harfler Türkçenin ünlülerini tam göstermez; her yayımcı okumayı yeniden kurar. Türk edebiyatının en eski şiirlerinden birini, bir sözlüğün kenarındaki örnekten ve yayımcıların yeniden kurduğu seslerden tanıyoruz.

Cevap ve bağlantı

Kuşbakışı bakınca yol kabaca şöyle işaretlenir. İslamiyet öncesinde sözlü destanlar ve ağıtlar, Orhun yazıtları ve Uygur metinleri. Karahanlılarla bir geçiş dönemi: Kutadgu Bilig ve Dîvânü Lugāti't-Türk. Anadolu'da altı yüz yıl boyunca yan yana yürüyen Divan, halk ve tekke kolları. Tanzimat'la başlayıp Servet-i Fünun, Fecr-i Âtî ve Millî Edebiyat'tan geçen yenileşme. Ve 1923'ten, özellikle 1928'deki alfabe değişikliğinden sonra Cumhuriyet edebiyatı.

Her durakta değişen şey farklıdır: bazen coğrafya, bazen alfabe, bazen ölçü, bazen okurun kendisi. Ama bir şey dikkat çeker: büyük dönüm noktalarının hemen hepsinde edebiyatın yöneldiği medeniyet de değişir. Bu yol aynı zamanda Türk dilinin yaşadığı bölgelerin tarihidir; Azerbaycan'da, Orta Asya'da yazılan Türk edebiyatları aynı başlangıçtan ayrılan kollardır. Dünya edebiyatında da benzer bir durum vardır: İngiliz edebiyatı Eski İngilizceden bugüne gelirken okurlarının artık doğrudan anlayamadığı bir başlangıç taşır.

Kapanış kancası

Ders kitapları bu uzun yolu çoğu zaman üç büyük parçaya ayırır: İslamiyet öncesi, İslami etki altındaki dönem ve Batı etkisindeki dönem. Neden tam olarak üç? Bir edebiyat medeniyet değiştirdiğinde ne yanında gelir, ne geride kalır? Bir sonraki ünite, Türk edebiyatının geçirdiği bu medeniyet değişimlerini «üç kültür dairesi» fikriyle ele alıyor.

Özet kartı

  1. İslamiyet öncesi dönem sözlü destan ve ağıtlarla, sekizinci yüzyılın ilk yarısında dikilen Orhun yazıtlarıyla ve Uygur metinleriyle temsil edilir; yazıtlar 1893'te Thomsen tarafından çözüldü.
  2. Karahanlılar döneminde Kutadgu Bilig (1069-70, aruz, mesnevi) ile Dîvânü Lugāti't-Türk (1072–1074, hece ölçülü dörtlükler) aynı çevrede iki ölçüyü yan yana gösterir.
  3. Anadolu'da on üçüncü yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla Divan, halk ve tekke edebiyatı ardışık değil eş zamanlı yürüdü.
  4. Tanzimat'la (1860) Batı türleri girdi; Servet-i Fünun, Fecr-i Âtî, Millî Edebiyat ve 1923'ten sonra Cumhuriyet edebiyatı geldi; 1 Kasım 1928 alfabe kanunu okurun eski metinlerle bağını değiştirdi.
  5. Türkçe Göktürk, Uygur, Arap ve Latin harfleriyle yazıldı; Alp Er Tonga sagusu gibi eski metinler farklı baskılarda farklı okunur, çünkü sesleri yayımcılar yeniden kurar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
sözlü edebiyatoral literatureYazıya geçmeden ağızdan ağıza aktarılan destan, ağıt, şarkı ve hikâyeler
yazıtinscriptionTaş ya da metal gibi kalıcı yüzeye kazınmış metin; Orhun ve Yenisey yazıtları
saguelegyEski Türklerde ölünün ardından söylenen ağıt
Divan edebiyatıOttoman Divan poetryAruzla yazılan, Arap ve Fars şiirinden beslenen saray, medrese ve şehir şiiri
halk edebiyatıfolk literatureÂşıkların ve halkın hece ölçüsüyle, sade dille söylediği şiir ve anlatılar
tekke edebiyatıSufi lodge literatureTasavvuf çevrelerinde doğan ilahi, nefes ve benzeri dinî-tasavvufi şiir
Harf DevrimiTurkish alphabet reform1 Kasım 1928'de Latin harflerine dayanan Türk alfabesinin kanunla kabulü

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Aşağıdaki eser ve olayları zaman sırasına dizin: Tercüman-ı Ahvâl'in çıkışı, Orhun yazıtlarının dikilişi, Kutadgu Bilig'in hükümdara sunuluşu, Latin harflerine geçiş kanunu.
  2. (Kazanım 2) Kutadgu Bilig'in bilinen nüshaları alfabe değişiminin «bıçakla kesilmediğini» nasıl gösterir?
  3. (Kazanım 3) «Divan edebiyatı bitince halk edebiyatı başladı» cümlesindeki yanlışı düzeltin ve üç kolun her birine bir özellik yazın.
  4. (Kazanım 4) Alp Er Tonga dörtlüğünün ölçüsü nedir? «esiz» sözcüğünün iki okuması neden önemlidir?
  5. (Kazanım 1) Karahanlı dönemi neden bir «geçiş dönemi» sayılır? İki eserden örnek verin.

Cevaplar

  1. Orhun yazıtlarının dikilişi (sekizinci yüzyılın ilk yarısı) → Kutadgu Bilig'in sunuluşu (1069-70) → Tercüman-ı Ahvâl'in çıkışı (1860) → Latin harfleri kanunu (1 Kasım 1928).
  2. Bilinen üç nüshadan biri Uygur, ikisi Arap harfleriyledir; Uygur harfli Viyana nüshası 1439'da Arap harfli bir nüshadan kopya edilmiştir. Aynı eser aynı dönemde iki alfabede yaşamıştır.
  3. İki gelenek ardışık değil eş zamanlıdır. Divan: aruz, saray-medrese-şehir çevresi, Arapça ve Farsçadan yoğun beslenme. Halk: âşıklar, saz, hece ölçüsü, sade dil. Tekke: tasavvuf çevreleri, ilahi ve nefes.
  4. Yedili hece ölçüsü (Alp-er-ton-ga-öl-di-mü). «Esiz» bir okumada «ıssız», sözlükçülere göre «kötü» anlamına gelir; birinde dünya boş kalmıştır, öbüründe kahraman gidince kötülük kalmıştır. Eski bir metnin anlamı, sözcüğün nasıl okunduğuna bağlıdır.
  5. Çünkü yeni medeniyetin biçimleri gelmiş, eskisi henüz gitmemiştir: Kutadgu Bilig Arap-Fars şiirinden gelen aruz ve mesneviyle yazılmışken, Dîvânü Lugāti't-Türk'teki eski Türk şiirleri hece ölçülü dörtlüklerdir; ikisi aynı çevrede ve aynı yıllarda ortaya çıkmıştır.

Okuma

  • Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugāti't-Türk (Türkçe çevirisi ve tıpkıbasımı Türk Dil Kurumu yayınlarında). Şiir örneklerini sözlük maddeleri içinde bulmak için dizinden «şiir» ve «sagu» izleyerek.
  • Yûsuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig (Reşit Rahmeti Arat'ın metin ve çeviri baskıları, Türk Tarih Kurumu). Açılış bölümleri.
  • «Kutadgu Bilig» ve Mustafa S. Kaçalin, «Dîvânü Lugāti't-Türk», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). İki eserin tarihleri, nüshaları ve içerikleri.
  • «Thomsen, Vilhelm», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Orhun yazıtlarının çözülüş hikâyesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: Moğol bozkırında dikili bir taş, üzerinde okunamayan işaretler; 1889 ve 1893 tarihleri belirir, işaretler tek tek Latin harfli seslere dönüşür. Ardından İstanbul'da bir sahaf rafı, tek bir yazma kitap, «30 altın» etiketi.
  • 0:40–1:00 Büyük soru: Moğolistan'dan günümüze kıvrılan bir yol çizgisi, üstünde boş durak işaretleri.
  • 1:00–2:30 Bağlam: harita üzerinde Orhun → Balasagun/Kâşgar → Anadolu → İstanbul göç oku. Alt şeritte dört alfabe sırayla: Göktürk, Uygur, Arap, Latin. Kutadgu Bilig'in iki nüshası yan yana, biri Uygur biri Arap harfli (temsili).
  • 2:30–4:00 Ana anlatı — İslamiyet öncesi: ateş başında anlatıcı silüeti, sonra taşa kazınan yazı.
  • 4:00–6:30 Ana anlatı — iki ölçü ve üç kol: iki masa, birinde aruz kalıbı (kısa-uzun işaretleri), öbüründe parmakla sayılan heceler. Sonra üç paralel şerit: konak (gazel), köy meydanı (saz), tekke (ilahi); aynı yüzyıl etiketi üçünün üstünde.
  • 6:30–8:10 Ana anlatı — Batı ve Cumhuriyet: gazete sayfası 1860; dönem kutuları hızla akar; 1928'de harfler Arap'tan Latin'e döner, arkadaki kütüphane rafları grileşir, bazı kitaplar renklenerek öne çıkar.
  • 8:10–9:40 Metin anı: dörtlük ekranda; heceler yedişer nokta olarak sayılır; «mü / mu / mu» vurgulanır, dördüncü dize kırılır. «esiz» sözcüğünün üstünde iki anlam balonu. Sonunda «ödleg / ödlek», «amdı / emdi» çiftleri yan yana.
  • 9:40–10:40 Cevap ve bağlantı: yol çizgisi tamamlanır, duraklar etiketlenir.
  • 10:40–11:00 Kapanış kancası: yol üç büyük renkli bölgeye ayrılır, üzerinde soru işareti.

Telaffuz

  • Orhun: «or-HUN»; Tonyukuk: «ton-yu-KUK»; Kül Tigin: «kül ti-GİN»; Bilge Kağan: «bil-GE ka-GAN».
  • Nikolay Yadrintsev: «ni-ko-LAY yad-RİN-tsef».
  • Vilhelm Thomsen: «VİL-helm TOM-sen».
  • Kutadgu Bilig: «ku-tad-GU bi-LİG»; Yûsuf Has Hâcib: «YUU-suf HAS HAA-cib».
  • Kâşgarlı Mahmud: «KAAŞ-gar-lı mah-MUD»; Dîvânü Lugāti't-Türk: «dii-VAA-nü lu-GAA-tit TÜRK».
  • Balasagun: «ba-la-sa-GUN».
  • Ali Emîrî: «a-Lİ e-mii-RİI».
  • Tercüman-ı Ahvâl: «ter-cü-MAA-nı ah-VAAL».
  • Dörtlük: «Alp er ton-ga öl-di mü / e-siz a-JUUN kal-dı mu / öd-LEG ö-çin al-dı mu / am-DI yü-REK yır-tu-LUR».