İçeriğe geç

Ünite EDB-106-01 · Seviye 1 — Temel

Edebiyat tarihi nasıl yazılır?

EDB-106 Edebiyat Tarihine Giriş

2.163 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • edebiyat tarihi
  • dönemleme
  • dönem
  • akım
  • kuşak
  • beyanname
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Edebiyat tarihi eserleri zaman içinde sıralayıp açıklayan seçilmiş bir anlatıdır; zamanı dilimlere bölmeye dönemleme denir.
  2. Türk edebiyatının dönem adları farklı kaynaklardan gelir: Divan bir kitap türünden, Tanzimat bir fermandan, Servet-i Fünun bir dergiden, Millî Edebiyat bir ülküden.
  3. Akım kendini adlandıran ve beyanname yayımlayan bir topluluktur; Fecr-i Âtî'nin yirmi bir imzalı beyannamesi vardı ama eserleri ortak bir çizgi göstermedi.
  4. Kuşak, yaklaşık aynı yıllarda doğmuş ve aynı olayları benzer yaşta yaşamış yazarlardır; Fecr-i Âtî imzacılarının yaş ortalaması yirmi üçtü ve akım dağıldıktan sonra kuşak farklı yollara ayrıldı.
  5. Taine edebiyatı ırk, çevre ve an ile açıklamaya çalıştı; ırk anlayışı bugün geçersizdir, model de aynı ortamdaki yazarların farklı yollarını açıklayamaz.

Kazanımlar

  • Dönem, akım ve kuşak kavramlarını birbirinden ayırıp her birine Türk edebiyatından bir örnek verebilir.
  • Türk edebiyatı dönem adlarının nereden geldiğini (bir kitap türü, bir ferman, bir dergi, bir topluluk adı) göstererek dönemlemenin bir tarihçi kararı olduğunu açıklayabilir.
  • Fecr-i Âtî örneğinde bir topluluğun kâğıt üstündeki birliğiyle eserlerdeki birliğini karşılaştırabilir.
  • Taine'in ırk–çevre–an modelini tanıtıp bu açıklama biçiminin sınırlarını tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1891'de İstanbul'da bir gazetenin ekinden bir dergi doğdu. Adı Servet-i Fünûn'du, yani «fenlerin, bilimlerin serveti». Okuruna Avrupa'daki teknik gelişmeleri, yeni icatları, fennî meseleleri anlatıyordu. Edebiyatla ilgisi azdı. Beş yıl sonra yazı işlerinin başına bir şair geçti ve bu bilim dergisinin adı, Türk edebiyatının bir dönemine verildi. Bugün ders kitaplarında «Servet-i Fünun edebiyatı» diye okuduğumuz şey, bir bilim dergisinden adını alır. Üstelik o dergi, adını verdiği dönemden çok daha uzun yaşadı: sayfalarında sonradan başka başka topluluklar yazdı ve dergi 1944'e kadar çıktı.

Büyük soru

Bir dönemin adı bir dergiden gelebiliyorsa, edebiyat tarihindeki bölmeler kimin eseridir? Yazarlar mı kendilerini dönemlere ayırır, yoksa sonradan gelen tarihçi mi? Bu ünitenin sorusu şu: edebiyat tarihi nasıl yazılır ve onun kurduğu dönemler, akımlar, kuşaklar ne kadar gerçektir?

Bağlam

Şiir, destan ve hikâye binlerce yıllıktır, ama edebiyatın tarihini yazma işi çok daha gençtir. Eski kültürlerde şair biyografileriyle seçme beyitleri bir araya getiren kitaplar yazılırdı; Osmanlı'da bunlara tezkire denirdi ve biyografi ünitesinde bu geleneğe değinmiştik. Ama bir tezkire şairleri tek tek tanıtır; edebiyatın zaman içinde nasıl değiştiğini anlatan bir gelişme hikâyesi kurmayı amaçlamaz.

Edebiyatı bir milletin ya da bir medeniyetin zaman içindeki hikâyesi olarak anlatma fikri, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında olgunlaştı. Fransız düşünür Hippolyte Taine'in İngiliz edebiyatı tarihi 1860'ların ortasında yayımlandı ve bu alandaki en etkili denemelerden biri oldu. Türkiye'de ise bu yeni anlayış yirminci yüzyılın başında kurumsallaştı. Genç bir yazar, Mehmed Fuad Köprülü, 1913'te «Türk Edebiyatı Tarihinde Usul» adlı uzun bir makale yayımladı ve aynı yıl, yirmi üç yaşında, dârülfünunda Türk edebiyatı tarihi dersini vermekle görevlendirildi.

Köprülü'nün makalesini ve ardından gelen Türk edebiyatı tarihçiliğini bu dersin son ünitesi ayrıntısıyla ele alacak. Burada bizi ilgilendiren, bu tarihçilerin hepsinin kullandığı araçlar: dönem, akım ve kuşak.

Ana anlatı — dönem: adı kim koyar?

Edebiyat tarihinin ilk işi, uçsuz bucaksız bir malzemeyi okunabilir parçalara ayırmaktır. Yüzyıllar boyunca yazılmış binlerce metni tek bir liste hâlinde okumak imkânsızdır. Tarihçi bu yüzden zamanı dilimlere böler ve her dilime bir ad verir. Bu işleme dönemleme diyoruz.

Türk edebiyatının alışılmış dönem adlarına bakın; her biri başka bir kaynaktan gelir. «Divan edebiyatı» adını bir kitap türünden alır: şairin şiirlerini bir araya topladığı kitaba divan denir. «Tanzimat edebiyatı» adını bir devlet belgesinden, 1839'da okunan Gülhane Hatt-ı Hümâyunu'yla başlayan reform döneminden alır. «Servet-i Fünun» adı, gördüğümüz gibi bir dergiden gelir; aynı döneme «Edebiyât-ı Cedîde», yani «yeni edebiyat» da denir. «Millî Edebiyat» adını bir ülküden alır. «Cumhuriyet dönemi» ise bir devlet biçiminden.

Bu karışıklık bir kusur değildir, ama bir şey söyler. Dönem adları, edebiyatın kendi içinden çıkan tek bir ölçüyle konmuş değildir. Kimi siyasi bir tarihe, kimi bir yayın organına, kimi bir tutuma yaslanır. Tarihçi, o dilimi en iyi temsil ettiğini düşündüğü işareti seçer.

Siyasi tarihe yaslanan adlar ayrıca bir gecikme sorunu taşır. Ferman 1839'da okundu, ama yeni tarzın ilk ürünleri ancak yirmi yıl kadar sonra görüldü. Şinasi'nin Şair Evlenmesi 1859'da yazıldı ve 1860'ta bir gazetede tefrika edildi. 1839 ile 1860 arasındaki yıllar hangi döneme aittir? Siyasi takvime göre Tanzimat'a; o yıllarda yazılan şiirlerin çoğuna bakarsanız eski geleneğe. Dönemin sınırı, hangi takvimi esas aldığınıza göre yer değiştirir.

Yaygın yanlış«Bir dönem bittiği gün eski tarzda yazan kalmaz.»
Doğrusu

— Dönemler bıçakla kesilmez, üst üste biner. Servet-i Fünûn dergisi, adını verdiği topluluk dağıldıktan sonra da yıllarca başka toplulukların eserlerini bastı. Bir önceki kuşağın yazarları yeni dönemde de yazmayı sürdürdü. Dönem sınırı, tarihçinin haritada çizdiği bir çizgidir; arazide öyle bir çizgi yoktur.

Ana anlatı — akım ve kuşak: Fecr-i Âtî

Dönemi tarihçi adlandırır. Akım ise çoğu zaman kendini adlandırır. Bir grup yazar bir araya gelir, bir ad seçer, ne istediğini bir beyanname ile ilan eder. Akım, bir programı olan bir topluluktur.

Türk edebiyatında bunun en öğretici örneklerinden biri Fecr-i Âtî'dir. 1909'un Mart ayında, İkinci Meşrutiyet'in ilanından birkaç ay sonra, bir grup genç yazar İstanbul'da bir gazetenin idarehanesinde toplandı. O günlerde basın özgürlüğü yeni gelmiş, yayın hayatı siyasi yazılarla dolup taşıyordu. Bu gençler sanatın siyasete kurban edildiğini düşünüyordu. Topluluğa bir ad aradılar; Ahmed Hâşim başka bir ad önerdi, ama Faik Âli'nin önerisi kabul edildi: Fecr-i Âtî, «gelecekteki şafak». İlk ilanlarında sanatı «şahsî ve muhterem» saydıklarını duyurdular. Bir yıl sonra, Şubat 1910'da, yirmi bir imzalı uzun bir beyanname yayımladılar.

Kâğıt üstünde her şey bir akım gibi görünür: ad, program, beyanname, imzalar. Ama eserlere bakınca tablo değişir. Çıkaracaklarını ilan ettikleri dergi hiç çıkmadı. Resmî bir dernek kuramadılar. Ahmed Hâşim toplantılara hemen hiç gelmedi ve erkenden koptu. Kuruluştan bir buçuk yıl sonra grupta on kişi kaldığı haber veriliyordu. Şiirleri ve romanları, kendilerinden önceki Edebiyât-ı Cedîde'den pek ayrılmadı. İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde, pek çok eleştirmenin, hatta topluluk üyelerinin bile Fecr-i Âtî'yi bir edebiyat mektebi olarak kabul etmediğini söyleyerek açılır.

Öyleyse Fecr-i Âtî neden her edebiyat tarihinde ayrı bir başlıktır? Çünkü bir başka ölçüye göre gerçekten bir birlikti: yaşa. Beyannameyi imzalayanların yaş ortalaması yirmi üçtü. Hepsi aynı yıllarda yetişmiş, aynı siyasi çalkantıyı aynı yaşta yaşamıştı. İşte kuşak budur: bir programın değil, bir doğum aralığının ve ortak bir tarihsel deneyimin birleştirdiği yazarlar.

Akım ile kuşak arasındaki fark, Fecr-i Âtî'nin sonrasında açıkça görülür. Akım üç buçuk yıl bile sürmedi. Kuşak ise yaşamaya devam etti ve dağıldı: kimi Millî Edebiyat'a katıldı, Ahmed Hâşim kendi yolunda şiir yazdı, Yakup Kadri romancı oldu. Beyannamedeki imzalardan biri de Mehmed Fuad'dı; yani birkaç yıl sonra Türk edebiyatı tarihçiliğinde bir devir açacak olan Köprülü. Bu alanın kurucularından biri, önce kendisi bir akımın imzacısıydı ve o akımın ne kadar gevşek bir birlik olduğunu içeriden görmüştü.

Ana anlatı — tarihçinin açıklama modeli

Dönemleri adlandırmak bir iştir; bir dönemin neden o biçimi aldığını açıklamak başka bir iş. On dokuzuncu yüzyıl tarihçileri bunun için genel yasalar aradı. Doğa bilimlerinin yükseldiği bir çağda, edebiyatın da bir fizik gibi açıklanabileceğini düşündüler.

Bu iddianın en ünlü biçimini Taine verdi. Ona göre bir edebiyatı biçimlendiren temel güçler vardı ve bunlar hesaplanabilirdi. Bir eseri anlamak için onu doğuran güçleri bulmak yeterliydi.

Metin anı

Taine'in İngiliz edebiyatı tarihine yazdığı girişte model tek cümleye sığar:

Trois sources différentes contribuent à produire cet état moral élémentaire, la race, le milieu et le moment.

Çevirisi: «Üç ayrı kaynak bu temel ahlaki durumu üretmeye katkıda bulunur: ırk, çevre ve an.»

Cümleyi parça parça okuyalım. «État moral élémentaire», yani «temel ahlaki durum», Taine'in bir toplumun ortak zihin yapısı için kullandığı addır; edebiyat bu durumun bir ifadesidir. «Race», Taine'de doğuştan ve kalıtımla geldiğini düşündüğü, halktan halka değişen yatkınlıklardır. Taine bunu anlatırken insan topluluklarını hayvan cinslerine benzetir; bu ırk anlayışı bugün bilimsel olarak geçersiz sayılır ve tarihçiler onu terk etmiştir. «Milieu», iklim, coğrafya, siyasi ve toplumsal koşullardır. «Moment» ise o güne kadar birikmiş olan, önceki eserlerin ve düşüncelerin açtığı yoldur.

Birkaç sayfa sonra Taine bu güçlerin nasıl birleştiğini, neredeyse bir mekanik kitabının diliyle anlatır:

les effets distincts de la race, du milieu et du moment se combinent pour s'ajouter l'un à l'autre ou pour s'annuler l'un par l'autre.

Çevirisi: «ırkın, çevrenin ve anın ayrı etkileri, ya birbirine eklenmek ya da birbirini sıfırlamak üzere birleşir.»

Burada kuvvetler toplanır ve çıkarılır. Büyük bir edebiyat, güçler aynı yöne çektiğinde doğar; kısır bir dönem, birbirini götürdüklerinde. Model çekicidir, çünkü dağınık olguları tek bir açıklamaya bağlar. Ama Fecr-i Âtî'yi hatırlayın. Aynı yıllarda, aynı şehirde, aynı siyasi ortamda, aynı yaşta yirmi bir yazar. Çevre de an da ortaktı. Buna rağmen biri sembolist şiire, biri romana, biri edebiyat tarihine gitti. Taine'in denklemi bir ortamı açıklayabilir; o ortamda kimin ne yazacağını açıklayamaz.

Cevap ve bağlantı

Baştaki soruya geri gelelim: edebiyat tarihi nasıl yazılır ve bölmeleri ne kadar gerçektir?

Edebiyat tarihi seçerek yazılır. Tarihçi hangi eserlerin anlatıya gireceğine, zamanın nereden kesileceğine, her dilimin hangi adla anılacağına karar verir. Bu kararlar boşlukta verilmez; gerçek olaylara, gerçek dergilere, gerçek beyannamelere dayanır. Ama sınır çizgisini çizen tarihçidir. Dönem bu yüzden bir harita gibidir: araziyi uydurmaz, ama arazide görünmeyen çizgiler çeker.

Bu kavramların gerçeklik derecesi de aynı değildir. Akım, yazarların kendilerinin ilan ettiği bir birliktir; beyannamesi, imza listesi bellidir ama eserler o birliği her zaman taşımaz. Kuşak, bir doğum takviminin kurduğu birliktir; yazarlar onu seçmez, içinde bulunur. Dönem ise tarihçinin sonradan kurduğu, en geniş ve en tartışmaya açık birimdir.

Bu ayrım, bir edebiyat kitabındaki başlıkları okurken işe yarar. «Servet-i Fünun şiiri» dendiğinde bunun bir dergi adı olduğunu, «Fecr-i Âtî» dendiğinde bunun gevşek bir topluluk olduğunu, «Tanzimat» dendiğinde bunun bir ferman tarihi olduğunu bilmek, başlığın altındaki metinleri daha dikkatli okumaya çağırır. Dünya edebiyatında da durum farklı değildir: Batı'nın dönem adları da kimi bir üslup, kimi bir yüzyıl, kimi bir siyasi olaydan gelir.

Kapanış kancası

Bu araçlarla artık büyük haritaya bakabiliriz. Türk edebiyatı Orta Asya'daki sözlü destanlardan bugüne uzun bir yol yürüdü; yazılar, alfabeler, dinler ve devletler değişti. Bu yolun hangi duraklarında yön değişti, ve ders kitaplarının kullandığı büyük dönem adları, bu ünitede gördüğümüz karışık kaynaklardan hangisine yaslanıyor? Bir sonraki ünite, İslamiyet öncesinden bugüne Türk edebiyatının ana dönemlerini kuşbakışı dolaşıyor.

Özet kartı

  1. Edebiyat tarihi eserleri zaman içinde sıralayıp açıklayan seçilmiş bir anlatıdır; zamanı dilimlere bölmeye dönemleme denir.
  2. Türk edebiyatının dönem adları farklı kaynaklardan gelir: Divan bir kitap türünden, Tanzimat bir fermandan, Servet-i Fünun bir dergiden, Millî Edebiyat bir ülküden.
  3. Akım kendini adlandıran ve beyanname yayımlayan bir topluluktur; Fecr-i Âtî'nin yirmi bir imzalı beyannamesi vardı ama eserleri ortak bir çizgi göstermedi.
  4. Kuşak, yaklaşık aynı yıllarda doğmuş ve aynı olayları benzer yaşta yaşamış yazarlardır; Fecr-i Âtî imzacılarının yaş ortalaması yirmi üçtü ve akım dağıldıktan sonra kuşak farklı yollara ayrıldı.
  5. Taine edebiyatı ırk, çevre ve an ile açıklamaya çalıştı; ırk anlayışı bugün geçersizdir, model de aynı ortamdaki yazarların farklı yollarını açıklayamaz.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
edebiyat tarihiliterary historyEserleri zaman içindeki ilişki ve değişimleriyle sıralayıp açıklayan, seçilmiş bir anlatı
dönemlemeperiodizationZamanı ortak özellikli dilimlere ayırıp adlandırma işi
dönemperiodTarihçinin sonradan sınırlarını çizip adlandırdığı zaman dilimi
akımmovementKendini adlandıran, bir programı ve çoğu zaman bir beyannamesi olan yazar topluluğu
kuşakgenerationYaklaşık aynı yıllarda doğup aynı tarihsel olayları benzer yaşta yaşamış yazarlar
beyannamemanifestoBir akımın ilkelerini ve amacını kamuoyuna duyuran metin

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Aşağıdakilerden hangisi bir kuşağı, bir akımdan ayıran özelliktir? a) Beyanname yayımlaması b) Ortak bir ad seçmesi c) Üyelerin yaklaşık aynı yıllarda doğup aynı olayları benzer yaşta yaşamış olması d) Bir dergi çıkarması
  2. (Kazanım 2) «Servet-i Fünun», «Tanzimat» ve «Divan» dönem adları sırasıyla nereden gelir?
  3. (Kazanım 3) Fecr-i Âtî'nin kâğıt üstünde bir akım gibi görünmesini sağlayan iki özellik ile eserlerinde ortak bir çizgi bulunmadığını gösteren iki olgu yazın.
  4. (Kazanım 4) Taine'in modelindeki üç güç nelerdir? Fecr-i Âtî örneği bu modelin hangi sınırını gösterir?
  5. (Kazanım 2) Ferman 1839'da okunduğu hâlde yeni tarzın ilk ürünleri neden Tanzimat dönem sınırı için bir sorun yaratır?

Cevaplar

  1. c. Beyanname, ad ve dergi bir akımın özellikleridir; kuşağı birleştiren doğum aralığı ve ortak tarihsel deneyimdir.
  2. Servet-i Fünun bir dergiden (1891'de bilim dergisi olarak başlayan Servet-i Fünûn), Tanzimat bir devlet belgesinden (1839 Gülhane Hatt-ı Hümâyunu), Divan bir kitap türünden (şairin şiirlerini topladığı kitap).
  3. Kâğıt üstünde: bir ad seçmeleri, yirmi bir imzalı beyanname yayımlamaları (bir program ilan etmeleri de kabul). Eserlerde: ilan ettikleri dergi hiç çıkmadı, dernek kuramadılar, şiir ve romanları Edebiyât-ı Cedîde'den pek ayrılmadı, bazı üyeler erkenden koptu ve eleştirmenlerin, hatta üyelerin bir kısmı onu bir mektep saymadı.
  4. Irk, çevre ve an. Fecr-i Âtî yazarları aynı çevreyi ve anı, aynı yaşta paylaştığı hâlde biri şiire, biri romana, biri edebiyat tarihine yöneldi; model ortak bir ortamı açıklayabilir, ama o ortamdaki bireysel yolları açıklayamaz. (Taine'in ırk anlayışının bugün geçersiz sayıldığını eklemek de doğru.)
  5. Siyasi takvim dönemi 1839'da başlatır, ama Şair Evlenmesi 1859'da yazılıp 1860'ta tefrika edildi; aradaki yirmi yıl kadar süre siyasi takvime göre Tanzimat'a, edebi ürünlere göre eski geleneğe aittir. Sınır, esas alınan takvime göre yer değiştirir.

Okuma

  • Hippolyte Taine, Histoire de la littérature anglaise, cilt I, «Introduction» (Project Gutenberg'de Fransızca tam metin). Özellikle V. bölüm; ırk tanımını bugünkü bilgiyle eleştirel okuyarak.
  • M. Orhan Okay, «Fecr-i Âtî», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Topluluğun kuruluşu, beyannamesi, imza listesi ve dağılışı.
  • «Servet-i Fünûn» maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Bir bilim dergisinin edebiyat dergisine dönüşmesi ve 1944'e kadar süren yayın hayatı.
  • Ömer Faruk Akün, «Köprülü, Mehmed Fuad», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi). Fecr-i Âtî'den edebiyat tarihçiliğine uzanan yol.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:25 Soğuk açılış: 1891 tarihli bir dergi kapağının temsili çizimi; kapakta çarklar, bir buharlı makine. Kapak döner, üstünde «Servet-i Fünun edebiyatı» yazan bir ders kitabı başlığına dönüşür. Alt köşede bir sayaç 1891'den 1944'e akar.
  • 0:25–0:45 Büyük soru: bir zaman şeridi üzerinde bir makas; kim kesiyor sorusu ekranda.
  • 0:45–2:20 Bağlam: tezkire sayfası ile on dokuzuncu yüzyıl basılı kitap sırtı yan yana; Taine ve Köprülü adları zaman çizelgesinde (1860'lar, 1913).
  • 2:20–4:30 Ana anlatı — dönem: zaman şeridinde dönem kutuları; her kutunun altında adının kaynağını gösteren küçük simge (kitap, mühürlü ferman, dergi, bayrak, devlet binası). 1839 ile 1860 arasında gri, iki renge birden boyanmış bir bölge.
  • 4:30–7:00 Ana anlatı — Fecr-i Âtî: bir masa etrafında gençlerin silüetleri; beyanname kâğıdı ve yirmi bir imza. İmzalar tek tek masadan kalkıp farklı yönlere dağılır. Yaş çubukları 19'dan 34'e, ortalama çizgisi 23'te.
  • 7:00–8:10 Ana anlatı — model: terazi ve kuvvet okları; oklar ya aynı yöne ya zıt yönlere çeker.
  • 8:10–9:40 Metin anı: Fransızca cümle ekranda, «race», «milieu», «moment» sözcükleri sırayla vurgulanır; «race» sözcüğünün üstüne «bugün geçersiz» damgası. İkinci cümlede artı ve eksi işaretleri.
  • 9:40–10:40 Cevap ve bağlantı: bir haritanın üstüne çizgi çeken el; arazi aynı kalır, çizgiler değişir. Akım, kuşak, dönem üç eş merkezli halka olarak.
  • 10:40–11:00 Kapanış kancası: zaman şeridi uzaklaşır, Orta Asya'dan bugüne uzanan uzun bir yol olur.

Telaffuz

  • Servet-i Fünûn: «ser-VE-ti fü-NUUN», son hecede uzun u.
  • Edebiyât-ı Cedîde: «e-de-bi-YAA-tı ce-DII-de».
  • Fecr-i Âtî: «fec-ri aa-TII», iki uzun ünlü.
  • Faik Âli: «fa-İK aa-Lİ».
  • Ahmed Hâşim: «ah-MED HAA-şim».
  • Gülhane Hatt-ı Hümâyunu: «hat-TI hü-MAA-yu-nu».
  • Hippolyte Taine: «i-po-LİT TEN».
  • la race, le milieu, le moment: «la RAS, lö mil-YÖ, lö mo-MAN».
  • état moral élémentaire: «e-TA mo-RAL e-le-man-TER».