Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Gezi yazısı ve röportaj, yazarın yerinde bulunmasına dayanır; okur bir tanığın gözünden bakar.
- Evliya Çelebi (1611–?) kırk yılı aşkın süre yolculuk etti; Seyahatnâme'si on ciltte İstanbul'dan Kahire'ye Osmanlı dünyasını ve komşu ülkeleri anlatır.
- Seyahatnâme gözlem ile kurgunun kesiştiği bir eserdir: abartılar, başka kaynaklardan aktarmalar ve gerçekleştirilmemiş olabilecek bir Batı Avrupa yolculuğu içerir.
- Ruşen Eşref Ünaydın'ın Diyorlar ki'si (1918), dönemin yazarlarıyla yapılmış mülakatlardan oluşur ve Türk röportaj edebiyatının ilk ve en önemli örneklerinden biridir.
- Öğretici bir metin, bilgi aktarmanın ötesinde bir ses, bir bakış ve bir üslup taşıdığında edebiyata yaklaşır.
Kazanımlar
- Gezi yazısını ve röportajı, yazarın yerinde bulunmasına dayanan türler olarak tanımlayabilir.
- Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde gözlem, abartı ve kurgunun iç içe geçişini açıklayabilir.
- Ruşen Eşref Ünaydın'ın Diyorlar ki'sini Türk röportaj edebiyatının erken bir örneği olarak değerlendirebilir.
- Öğretici metinlerin edebiyatla ilişkisini dersin bütünü üzerinden tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
19 Ağustos 1630, İstanbul. On dokuz yaşında bir genç, rüyasında Yemiş İskelesi yakınındaki bir camide Hz. Peygamber'i kalabalık bir cemaatle birlikte görür. Heyecanla elini öperken «Şefaat yâ Resûlallah» diyecekken dili sürçer ve «Seyahat yâ Resûlallah» der. Rüyada Peygamber gülümser ve ona şefaati, seyahati ve ziyareti müjdeler. Cemaatten biri, gördüklerini yazmasını diler.
Genç adam uyanır ve rüyasını yorumlatır. Aldığı öğüt kısadır: önce kendi İstanbul'unu yaz. Adı Evliya Çelebi'dir. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca yollarda olacak ve Türk kültür tarihinde benzeri olmayan bir seyahatname bırakacaktır. Bütün bu yolculuk, eserin kendi anlatımına göre, bir dil sürçmesiyle başlar.
Büyük soru
Gördüğünü yazmak ne demektir? Bir gezginin ya da bir muhabirin anlattığına ne kadar güvenebiliriz?
Bağlam
Bu ders boyunca öğretici metinlere baktık: bir düşünceyi deneyen denemeye, onu kanıtlayan makaleye, yorumlayan fıkraya, okurla konuşan sohbete, eserleri tartan eleştiriye, hayatları anlatan anıya, günlüğe, biyografiye, bir alıcıya seslenen mektuba. Son ünite, yazarın bir yere gidip orada gördüklerini ya da duyduklarını anlatan iki türe bakıyor: gezi yazısı ve röportaj.
İki türün ortak noktası, yazarın yerinde bulunmasıdır. Gezi yazarı bir ülkeyi, bir şehri, bir yolu kendi gözüyle görür; röportajcı bir kişiyle yüz yüze konuşur ya da bir olayı yerinde izler. Okur, bu türlerde bir tanığın gözünden bakar. Ama tanığın gözü, hiçbir zaman bir kamera kadar tarafsız değildir.
Ana anlatı — Evliya Çelebi'nin yolu
Mücteba İlgürel'e göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611'de İstanbul'da doğdu. Babası saray kuyumcubaşısıydı. Rüyasını yorumlatan Kasımpaşa Mevlevîhânesi şeyhi, ona önce kendi şehri İstanbul'u yazmasını öğütledi. Evliya İstanbul'u semt semt gezdi, meclislere, kahvehanelere uğrayarak bilgi topladı. İstanbul dışına ilk yolculuğunu 1640'ta Bursa'ya yaptı; babasından izinsiz gitmişti, ama dönüşünde babası ona hem seyahat etme izni verdi hem de bir seyahatname yazmasını öğütledi.
Ortaya çıkan eserin asıl adı Târîh-i Seyyâh Evliyâ Efendi'dir. Nuran Tezcan'a göre eser, 1630'lu yıllarda İstanbul'dan başlayıp 1681'e kadar Osmanlı topraklarında ve komşu ülkelerde yapılan yolculukları anlatır ve on ciltten oluşur. İlk cilt İstanbul'a, son cilt Kahire'ye ayrılmıştır: biri yazarın doğduğu ve gençliğini geçirdiği, öteki yaşlılığında yaşadığı şehirdir. Aradaki ciltler Karadeniz'den Kafkasya'ya, Balkanlar'dan İran'a, Macaristan'dan Kırım'a, hacca uzanan yolculukları anlatır. Evliya eserini hayatının son yıllarını geçirdiği Mısır'da yazdı.
Seyahatname, yalnızca bir yol güncesi değildir. Evliya gittiği her şehri belli bir düzen içinde anlatır: coğrafi konumu, tarihçesi, yapıları, halkı, yaşama tarzı. Kalelerin, mahallelerin, binaların sayılarını vermeye çalışır; tespit edemediği sayılar için boşluklar bırakır, sonra doldurmak üzere.
Ana anlatı — gözlem, abartı, kurgu
Evliya Çelebi, Türk edebiyatının en sevilen anlatıcılarından biridir; ama aynı zamanda en çok sorgulananlarından biridir. İlgürel, onun eserinde çoğu zaman mübalağalı haberler vermekten hoşlandığını belirtir. Tezcan'a göre eserdeki bilgilerde mübalağa dışında yanlış aktarmalar ve çelişkiler de sıkça görülür; Evliya bazen yazılı kaynakları adlarını vermeden, kelimelerini biraz değiştirerek kendi gözlemleri gibi aktarmıştır. Buna karşılık verdiği sayılar, zaman zaman abartılı olsa da, çoğu kez gerçek rakamlarla örtüşür; özellikle adım ölçüleri çoğunlukla tutarlıdır.
Daha da ilginci, Seyahatnâme'nin bazı yolculukları hiç yapılmamış olabilir. Tezcan'a göre Evliya, Batı Avrupa yolculuğunu kurmaca bir yolculuk olarak anlatır. Almanya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Fransa'ya gittiğini söyler ve bu yolculuğun üç yıl sürdüğünü belirtir; ama bu yerler hakkında yalnızca birkaç klişe bilgi verir. Tezcan'ın vardığı sonuç, bu seyahatleri planladığı ama gerçekleştiremediğidir.
Bu yüzden Tezcan, Seyahatnâme'yi somut ilgi ile kurmaca anlatımın kesiştiği bir eser olarak tanımlar. Evliya yalnızca yerleri değil, kendi konuşmalarını, hayranlığını, korkularını ve kaygılarını da anlatır; «acâib ve garâib», yani tuhaf ve şaşırtıcı olaylara, tılsımlara, mucizelere, hokkabazlara özel bir ilgi gösterir. Bir gezi yazısı, gözlemle hayal gücünün birlikte çalıştığı bir türdür. Evliya'yı okumak, bir haritayla bir masal kitabını aynı anda okumaya benzer.
Yaygın yanlış«Gezi yazısı, gezilen yerlerin nesnel bir kaydıdır» diye düşünülür.
Gezi yazarı yalnızca gördüğünü değil, beklediğini, duyduğunu, okuduğunu ve hayal ettiğini de yazar. Evliya'nın Seyahatnâme'si hem Osmanlı dünyasının eşsiz bir belgesi hem de abartı ve kurguyla örülmüş bir anlatıdır. Bir gezi yazısını belge olarak kullanmak, onu başka kaynaklarla karşılaştırmayı gerektirir.
Ana anlatı — röportaj: yüz yüze
Gezi yazarı bir yere gider; röportajcı bir insana. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren gazeteciliğin gelişmesiyle, bir kişiyle yapılan konuşmayı ya da yerinde izlenen bir olayı okura aktaran röportaj, basının en canlı türlerinden biri oldu. Eski Türkçede röportajın bir karşılığı da «mülakat»tı.
Nuri Sağlam'a göre Ruşen Eşref Ünaydın, pek çok türde eser vermekle birlikte en çok röportajlarıyla ün kazandı. 1916–1918 yıllarında dönemin ünlü yazarlarıyla, Abdülhak Hâmid'den Halit Ziya'ya, Ziya Gökalp'ten Ömer Seyfettin'e, Halide Edip'ten Ahmet Haşim'e kadar pek çok isimle yaptığı söyleşileri önce «Edebî Ziyaretler ve Mülâkatlar» başlığıyla yayımladı; sonra bunları Diyorlar ki (1918) adlı kitapta topladı. Sağlam'a göre bu eser, Türk röportaj edebiyatının ilk ve en önemli örneklerinden biridir. Ruşen Eşref, aynı dönemde Çanakkale cephesinde yaptığı bir röportajla Mustafa Kemal'i ilk kez Türk okuruna tanıttı.
Diyorlar ki, sohbet ve söyleşi ünitesinde Eckermann'la gördüğümüz soruyu yeniden sorar. Röportajcı bir yazarın sözlerini aktarır; ama hangi soruyu sorduğu, hangi cevabı öne çıkardığı, yazarı nasıl betimlediği onun seçimidir. Sağlam, Ruşen Eşref'i büyük bir gözlemci ve tasvir ustası olarak niteler: o, gittiği yerlerin yalnızca dış görünüşünü değil, tarihî ve estetik kimliğini de canlandırmaya çalışır. Röportaj da, gezi yazısı gibi, bir tanığın gözüyle kurulur.
Metin anı
Evliya Çelebi'nin anlattığı rüyadan, Seyahatnâme'deki iki söz ve bu sözlerin yorumu. Rüyada Peygamber'in elini öperken dili sürçer:
Şefaat yâ Resûlellah
Seyahat yâ Resûlellah
Rüyayı yorumlayan Kasımpaşa Mevlevîhânesi şeyhi Abdullah Dede'nin öğüdü:
ibtidâ bizim İstanbul'cağızı tahrir eyle
«Önce bizim İstanbul'cuğumuzu yaz.»
İlk iki satır arasındaki fark tek bir sestir: «şef» yerine «sey». Ama bu tek ses, bir hayatın yönünü değiştirir. Evliya, bütün yolculuğunu bir dil sürçmesine bağlayarak anlatır. Bu, bir gezi yazısının nasıl başladığına dair olağanüstü bir hikâyedir; ama aynı zamanda Evliya'nın anlatıcılığının bir örneğidir. Bir yolculuğun sebebini kutsal bir rüyaya ve bir kelime oyununa bağlamak, olayı bir masala dönüştürür. Bu rüyanın gerçekten görülüp görülmediğini bilemeyiz; ama onun anlatılış biçimi, Seyahatnâme'nin gerçek ile hayal arasındaki yerini ilk sayfalardan belli eder.
Üçüncü satır ise gezi yazısının temel bir ilkesini söyler: «önce bizim İstanbul'cuğumuzu yaz.» Uzak ülkelere gitmeden önce, insan kendi şehrini görmeyi öğrenmelidir. «İstanbul'cağız» küçültme ekiyle sevgiyle söylenmiş bir addır; dünyanın en büyük şehirlerinden birini bir yuva gibi anar. Evliya'nın Seyahatnâme'si de gerçekten İstanbul'la başlar ve ilk cildi bütünüyle bu şehre ayrılmıştır. Gözlem, en yakındakinden başlar.
Cevap ve bağlantı
Gördüğünü yazmak, yalnızca kaydetmek değil, seçmek, yorumlamak ve çoğu zaman hayal gücüyle tamamlamaktır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'si Osmanlı dünyasının eşsiz bir belgesidir; ama abartılar, başka kaynaklardan aktarmalar ve belki de hiç yapılmamış yolculuklar içerir. Ruşen Eşref'in Diyorlar ki'si dönemin yazarlarını kendi sesleriyle konuşturur; ama o sesleri seçen ve betimleyen röportajcının kendisidir. Bir gezginin ya da bir muhabirin anlattığına güvenmek için, onu başka tanıklıklarla karşılaştırmak ve tanığın gözünü de hesaba katmak gerekir.
Bu dersin sorusu, öğretici metinlerin ne zaman edebiyat olduğuydu. Bütün üniteler aynı cevaba işaret ediyor: bir metin bilgi aktarmanın ötesine geçip bir ses, bir bakış, bir üslup ve bir insanın izini taşıdığında edebiyata yaklaşır. Montaigne'in yoklayan yargısı, Zola'nın vicdanı, Eckermann'ın «benim Goethe'm»i, Pepys'in güvercinleri ve Evliya'nın dil sürçmesi, bu izin farklı biçimleridir.
Kapanış kancası
Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda yazdı, Ruşen Eşref yirminci yüzyılın başında. Aralarında üç yüz yıl, farklı bir dil, farklı bir dünya var. Edebiyat tarihçileri bu zamanı dönemlere, akımlara ve kuşaklara bölerek anlatır: Divan edebiyatı, Tanzimat, Servet-i Fünun, Millî Edebiyat. Ama bu bölmeler gerçekten var mıdır, yoksa yalnızca bir anlatma aracı mıdır? Bir sonraki ders, edebiyat tarihinin kendisine bakıyor: edebiyat tarihi nasıl yazılır?
Özet kartı
- Gezi yazısı ve röportaj, yazarın yerinde bulunmasına dayanır; okur bir tanığın gözünden bakar.
- Evliya Çelebi (1611–?) kırk yılı aşkın süre yolculuk etti; Seyahatnâme'si on ciltte İstanbul'dan Kahire'ye Osmanlı dünyasını ve komşu ülkeleri anlatır.
- Seyahatnâme gözlem ile kurgunun kesiştiği bir eserdir: abartılar, başka kaynaklardan aktarmalar ve gerçekleştirilmemiş olabilecek bir Batı Avrupa yolculuğu içerir.
- Ruşen Eşref Ünaydın'ın Diyorlar ki'si (1918), dönemin yazarlarıyla yapılmış mülakatlardan oluşur ve Türk röportaj edebiyatının ilk ve en önemli örneklerinden biridir.
- Öğretici bir metin, bilgi aktarmanın ötesinde bir ses, bir bakış ve bir üslup taşıdığında edebiyata yaklaşır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Gezi yazısı (seyahatname) | Travel writing | Yazarın gezip gördüğü yerleri anlattığı metin |
| Gözlem ve kurgu | Observation and invention | Gezi yazısında gerçekten görülen ile eklenen arasındaki iç içelik |
| Mübalağa | Exaggeration | Bir şeyi gerçekte olduğundan büyük gösterme |
| Mülakat | Interview | Röportajın eski Türkçedeki karşılığı |
| Röportaj | Reportage, interview | Bir kişiyle yüz yüze konuşarak ya da bir olayı yerinde izleyerek yazılan yazı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Gezi yazısı ile röportajın ortak özelliği nedir? Bu özellik okura ne kazandırır, hangi riski taşır?
- (Kazanım 2) Evliya Çelebi yolculuklarının başlangıcını nasıl anlatır? Bu anlatım Seyahatnâme'nin gerçek ile hayal arasındaki yeri hakkında ne söyler?
- (Kazanım 2) Nuran Tezcan'a göre Seyahatnâme'de gözlem, abartı ve kurgu nasıl iç içe geçer? Batı Avrupa yolculuğu örneğini açıklayın.
- (Kazanım 3) Diyorlar ki nasıl bir eserdir ve Türk edebiyatındaki yeri nedir? Bir röportajda röportajcının payı nerede görünür?
- (Kazanım 4) Bu derste incelediğiniz öğretici türlerden üçünü seçin ve her birinin edebiyata hangi yoldan yaklaştığını birer cümleyle açıklayın.
Cevaplar
- İkisi de yazarın yerinde bulunmasına dayanır: gezi yazarı bir yeri, röportajcı bir kişiyi ya da olayı kendi gözüyle görür. Bu, okura canlı bir tanıklık kazandırır; ama tanığın gözü tarafsız değildir, yazar seçer, yorumlar ve bazen abartır ya da hayal gücüyle tamamlar.
- Yolculuklarını 1630'da gördüğü bir rüyaya bağlar: Peygamber'in elini öperken «Şefaat yâ Resûlallah» diyecekken «Seyahat yâ Resûlallah» der ve Peygamber ona seyahati müjdeler. Bir yolculuğun sebebini kutsal bir rüyaya ve bir dil sürçmesine bağlamak, anlatıyı bir masala dönüştürür ve Seyahatnâme'nin gözlemle hayalin iç içe olduğu bir eser olduğunu ilk sayfalardan gösterir.
- Evliya gerçek gözlemlere dayanan, çoğu kez tutarlı sayılar ve ölçüler verir; ama mübalağa, yanlış aktarmalar, çelişkiler ve başka kaynaklardan adsız aktarmalar da yapar. Batı Avrupa yolculuğunda Almanya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Fransa'ya gittiğini ve bunun üç yıl sürdüğünü söyler, ama yalnızca klişe bilgiler verir; Tezcan'a göre bu seyahatleri planlamış ama gerçekleştirememiştir.
- Diyorlar ki, Ruşen Eşref'in 1916–1918'de dönemin ünlü yazarlarıyla yaptığı mülakatları topladığı kitaptır (1918) ve Türk röportaj edebiyatının ilk ve en önemli örneklerinden biri sayılır. Röportajcının payı, hangi soruları sorduğunda, hangi cevapları öne çıkardığında ve konuştuğu kişiyi nasıl betimlediğinde görünür.
- Örneğin: deneme, bir düşünceyi yazarın kişisel sesiyle yoklayarak; makale, Zola'nın yazısında olduğu gibi bir tezi vicdan ve ritimle savunarak; gezi yazısı, Evliya'da olduğu gibi gözlemi anlatıcılık ve hayal gücüyle birleştirerek edebiyata yaklaşır. Başka türlerle kurulan cevaplar da, her tür için bir ses, bakış ya da üslup özelliği gösterdiği sürece geçerlidir.
Okuma
- Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I. cilt (İstanbul). Bugünkü dile çevrilmiş bir seçkiden rüya bölümünü ve İstanbul'un bir semtini anlatan sayfaları okuyun.
- Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki (1918). Sadeleştirilmiş yayımından bir yazarla yapılan bir mülakatı okuyun; röportajcının betimlemelerine dikkat edin.
- Kendi şehrinizin bir sokağını, Evliya'nın «önce İstanbul'cağızı yaz» öğüdüyle, gördüğünüz ayrıntılarla anlatan kısa bir gezi yazısı yazın.