İçeriğe geç

Ünite EDB-105-07 · Seviye 1 — Temel

Mektup

EDB-105 Öğretici Metinler

2.099 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • mektup
  • alıcı
  • mahremiyet
  • münşeat
  • mektup türleri
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Mektup, belirli bir alıcıya yazılan yazıdır; dili, üslubu ve içeriği bu alıcıya göre biçimlenir.
  2. Günümüze ulaşan en eski mektuplar arasında Kültepe'de bulunan, kil zarflar içinde mühürlenmiş çivi yazılı tabletler vardır.
  3. Mektuplar alıcıya ve amaca göre özel, resmî, edebî ve açık mektup olarak ayrılır; sınırlar geçirgendir.
  4. Osmanlı münşeatları, mektupları ve sanatlı düzyazıları divanlar gibi derleyen eserlerdir; mahrem mektubu kamusal bir sanata dönüştürmüştür.
  5. Montagu'nun 1 Nisan 1717 tarihli Edirne mektubu, çiçek aşısını anlatan kişisel bir mektup olarak aynı zamanda bir bilginin Avrupa'ya taşınmasının belgesi oldu.

Kazanımlar

  • Mektubu, belirli bir alıcıya yazılmış olmasından doğan özellikleriyle tanımlayabilir.
  • Özel, resmî, edebî ve açık mektup arasındaki farkları açıklayabilir.
  • Osmanlı münşeat geleneğini mektubun bir sanat türü olarak derlenmesi açısından değerlendirebilir.
  • Lady Mary Wortley Montagu'nun Edirne mektubunu hem kişisel bir metin hem de bir bilgi kaynağı olarak yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Kayseri yakınlarında, Kültepe'de, arkeologlar toprak altından küçük kil tabletler çıkarır. Tabletlerin üzerinde çivi yazısıyla yazılmış satırlar vardır; birçoğu kilden bir zarfın içine konmuş ve zarfın üstü mühürlenmiştir. Bunlar, milattan önce ikinci binyılın başlarında Anadolu'daki Kaniş ile Mezopotamya'daki Asur kenti arasında gidip gelen mektuplardır.

Bir mektubu kilden bir zarfa koyup mühürlemek, onun yalnızca alıcısı tarafından okunmasını istemektir. Günümüze ulaşan en eski mektuplar arasında sayılan bu tabletler, mektubun en eski özelliğini de taşır: mektup, belirli bir kişiye yazılır ve o kişiye aittir. Ama dört bin yıl sonra onları okuyanlar biziz.

Büyük soru

Tek bir kişi için yazılan bir metin nasıl olur da herkesin okuduğu bir edebiyat eserine dönüşür? Mektubu mahrem kılan nedir?

Bağlam

Önceki ünitelerde anı, günlük ve otobiyografi gibi yazarın kendi hayatını anlattığı türleri gördük. Mektup da kişisel bir türdür; ama onu ötekilerden ayıran bir özelliği vardır: bir alıcısı vardır. Günlük yazar kendine yazar, anı yazarı okurlarına; mektup yazarı ise belirli bir kişiye, bir dosta, bir sevgiliye, bir yöneticiye yazar. Mektubun dili, üslubu ve içeriği bu kişiye göre biçimlenir.

Mektup kelimesi Arapça «yazmak» anlamındaki bir kökten gelir ve «yazılan şey» demektir. İslâm geleneğinde kişiye yazılmış özel mektupların bir mahremiyeti vardır: sahibinin izni olmadan bir başkasının mektubuna bakmak günah sayılmıştır. Bu mahremiyet, mektubun en belirgin özelliğidir; ama aynı zamanda mektup yazımını bir sanata dönüştüren şeydir.

Ana anlatı — mektubun türleri

Mektuplar, alıcılarına ve amaçlarına göre ayrılır. Özel mektup, bir aile üyesine, bir dosta ya da bir sevgiliye yazılır; samimi, kişisel ve çoğu zaman mahremdir. Resmî mektup, bir kuruma ya da bir göreve bağlı kişiye yazılır; belli kalıplara uyar. Edebî mektup, başlangıçta belli bir kişiye yazılmış olsa da, üslubu ve düşünceleriyle bir edebiyat eseri değeri kazanır; bazen de baştan yayımlanmak için mektup biçiminde yazılır. Makale ve fıkrayı işlediğimiz ünitede gördüğümüz açık mektup ise, Dreyfus davası üzerine yazılan o ünlü gazete mektubu gibi, bir kişiye seslenerek bütün kamuoyuna konuşur.

Bu türlerin arasındaki sınırlar da geçirgendir. Bir özel mektup, yazarın ölümünden sonra yayımlandığında bir edebî mektuba dönüşebilir. Mahrem olarak yazılmış bir metin, alıcısının ötesinde binlerce okura ulaşır. Mektubun edebiyatla ilişkisinin en ilginç yanı budur: tek bir kişi için yazılmış olması, onu herkes için değerli kılabilir. Çünkü okur, yazarın kimseye göstermediği bir yüzünü, dostuna ya da sevdiğine gösterdiği yüzünü görür.

Yaygın yanlış«Mektup, yalnızca bilgi iletmek için yazılan sıradan bir yazıdır» diye düşünülür.
Doğrusu

Mektup bilgi iletebilir, ama aynı zamanda bir ilişkinin, bir duygunun ve bir üslubun taşıyıcısıdır. Osmanlı'da mektup yazımı başlı başına bir sanat sayıldı ve en güzel mektuplar, şiirlerin divanlarda toplanması gibi, kitaplarda derlendi.

Ana anlatı — münşeat: mektubun divanı

Osmanlı edebiyatında mektup yazımı, inşâ denen sanatlı düzyazının bir parçasıydı. Mustafa İsmet Uzun'a göre münşeat kelimesi, devlet dairelerinde çalışan kâtiplerin yazdığı resmî yazılarla mektupların yanında, şair ve edebiyatçıların kaleme aldığı her çeşit sanatlı düzyazıya ve bu yazıların toplandığı kitaplara ad olmuştur. Aynı kişinin mektuplarının bir araya toplanmasından oluşan eserlere ise daha çok «mektûbât» ya da «resâil» denmiştir.

Uzun'a göre münşeat, Osmanlı kültüründe şiirleri toplayan divanlar gibi, her çeşit nesri bir araya getiren bir telif türü hâlinde gelişti. İlk örnekleri on dördüncü yüzyılda görülen ve yirminci yüzyıla kadar süren bu mecmualarda resmî ve özel yazışmaların, mektupların yanında manzum mektuplar, nutuklar ve arzuhaller de yer alır. Bazı yazarlar, örneğin Nâbî, münşeatını kendisi derledi; Nef'î, Râgıb Paşa ve Âkif Paşa gibi başkalarınınki ise ölümlerinden sonra başkaları tarafından bir araya getirildi. Münşeatların derlenme nedenleri arasında, yeni kâtiplere örnek olmak, sanat göstermek ve değerli örneklerin kaybolmasını önlemek sayılır.

Münşeat geleneği, mahrem bir türün nasıl kamusal bir sanata dönüştüğünü gösterir. Bir mektup, alıcısına ulaşıp işini gördükten sonra da saklanır, kopyalanır, derlenir ve bir örnek olarak okunur. Mektubun ikinci bir okuru vardır: gelecek.

Ana anlatı — Edirne'den bir mektup

Mektubun bir başka yüzü, bilgi taşıyıcılığıdır. On sekizinci yüzyılın başında İngiliz elçisinin eşi olarak Osmanlı ülkesinde bulunan Lady Mary Wortley Montagu, İngiltere'deki dostlarına uzun mektuplar yazdı. Bu mektuplarda Osmanlı hayatını, kadınların dünyasını, hamamları, evleri anlattı. Montagu, kadın olarak erkek gezginlerin giremediği özel evlere ve kadınlara özgü mekânlara girebildiğini, bu yüzden anlattıklarının başka gezginlerinkinden daha doğru olduğunu savundu.

Bu mektupların en ünlüsü, 1 Nisan 1717'de Edirne'den bir kadın dostuna yazdığı mektuptur. Montagu burada, İngiltere'de çok ölümcül olan çiçek hastalığının Osmanlı ülkesinde aşılama yoluyla zararsız hâle getirildiğini anlatır. Yaşlı kadınların her sonbaharda bu işi yaptığını, insanların bunun için toplandığını, hastalığın hafif geçtiğini ayrıntılarıyla yazar. Mektubun sonunda da bu yöntemi oğlunda denemeye niyetli olduğunu söyler.

Montagu niyetini yerine getirdi: Mart 1718'de beş yaşına yaklaşan oğlunu elçiliğin cerrahına aşılattı. Nisan 1721'de İngiltere'de bir çiçek salgını başlayınca kızını da aşılattı ve bunu duyurdu; bu, İngiltere'de yapılan ilk aşılama oldu. Bir dosta yazılmış kişisel bir mektup, bir tıp yönteminin Avrupa'ya taşınmasının belgesi hâline geldi.

Metin anı

Montagu'nun 1 Nisan 1717 tarihli Edirne mektubundan:

A propos of distempers, I am going to tell you a thing that will make you wish yourself here. The small-pox, so fatal, and so general amongst us, is here entirely harmless, by the invention of ingrafting, which is the term they give it. There is a set of old women, who make it their business to perform the operation, every autumn, in the month of September, when the great heat is abated.

«Hastalıklardan söz açılmışken, sana burada olmayı dileteceğin bir şey anlatacağım. Bizde öylesine ölümcül ve öylesine yaygın olan çiçek hastalığı, burada aşılama denen buluş sayesinde tamamen zararsızdır. Her sonbaharda, eylül ayında, büyük sıcaklar geçince bu işi yapmayı iş edinmiş bir grup yaşlı kadın vardır.»

Paragrafın ilk cümlesi, bir mektubun nasıl konuştuğunu gösterir. «Hastalıklardan söz açılmışken»: yazar, önceki satırlarda başka bir hastalıktan söz etmiştir ve konuyu bir sohbetin doğallığıyla değiştirir. «Sana burada olmayı dileteceğin bir şey anlatacağım»: hitap doğrudandır ve alıcının merakını uyandırmaya yöneliktir. Bu, bir makale ya da bir rapor değil, bir dostun dostuna yazdığı satırlardır.

İkinci cümle bir karşılaştırma kurar: «bizde» ölümcül olan, «burada» zararsızdır. Mektup, iki dünya arasında bir köprüdür. Montagu, kendi toplumunun bilmediği bir şeyi, alıcısının ilgisini çekecek bir dille anlatır. Üçüncü cümle ise ayrıntıya iner: yaşlı kadınlar, sonbahar, eylül, sıcakların geçmesi. Bir tanık, gördüğünü dikkatle kaydeder.

Bu mektup, türün iki yüzünü birleştirir. Bir yandan mahremdir: bir dosta yazılmıştır, samimidir, alıcının tepkisini düşünür. Öbür yandan bir tanıklıktır ve bir bilgiyi bir toplumdan ötekine taşır. Mektubun edebî değeri, bu iki yüzün aynı sesle konuşmasından doğar.

Cevap ve bağlantı

Tek bir kişi için yazılan bir metin, alıcısının ötesindeki okurlara ulaştığında edebiyata dönüşebilir. Mektubu mahrem kılan, belirli bir alıcıya yazılmış olması ve onun güvenine dayanmasıdır; kilden zarflar, mühürler ve «başkasının mektubuna bakmamak» ilkesi bu mahremiyetin işaretleridir. Ama Osmanlı münşeatları gibi derlemeler, mektubun ikinci bir okuru, geleceği olduğunu gösterir. Montagu'nun Edirne mektubu ise bir mektubun hem bir dosta yazılmış samimi bir metin hem de bir dönemin ve bir bilginin belgesi olabileceğini kanıtlar. Mektup, belki de en mahrem türdür; ama bu mahremiyet onu okuyanlar için en değerli türlerden biri yapar.

Kapanış kancası

Montagu'nun mektupları aynı zamanda bir yolculuğun kaydıdır: Viyana'dan Belgrad'a, Edirne'den İstanbul'a uzanan bir yolun. Gezdiği yerleri, gördüğü insanları, alışkanlıkları anlatır. Osmanlı edebiyatının en büyük gezgini ise ondan önceki yüzyılda yollara düşmüş ve ciltler dolusu bir seyahatname bırakmıştı. Bir sonraki ünite, gezi yazısına ve onun modern akrabası röportaja bakıyor: Evliya Çelebi'den gazeteciliğe.

Özet kartı

  1. Mektup, belirli bir alıcıya yazılan yazıdır; dili, üslubu ve içeriği bu alıcıya göre biçimlenir.
  2. Günümüze ulaşan en eski mektuplar arasında Kültepe'de bulunan, kil zarflar içinde mühürlenmiş çivi yazılı tabletler vardır.
  3. Mektuplar alıcıya ve amaca göre özel, resmî, edebî ve açık mektup olarak ayrılır; sınırlar geçirgendir.
  4. Osmanlı münşeatları, mektupları ve sanatlı düzyazıları divanlar gibi derleyen eserlerdir; mahrem mektubu kamusal bir sanata dönüştürmüştür.
  5. Montagu'nun 1 Nisan 1717 tarihli Edirne mektubu, çiçek aşısını anlatan kişisel bir mektup olarak aynı zamanda bir bilginin Avrupa'ya taşınmasının belgesi oldu.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MektupLetterBelirli bir alıcıya yazılıp gönderilen yazı
AlıcıAddresseeMektubun yazıldığı ve onu biçimlendiren kişi
MahremiyetPrivacyMektubun yalnızca alıcısına ait olması
MünşeatEpistolary collectionMektupları ve sanatlı düzyazıları toplayan Osmanlı eseri
Mektup türleriTypes of lettersÖzel, resmî, edebî ve açık mektup ayrımı

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Mektubu günlükten ve anıdan ayıran temel özellik nedir? Bu özellik mektubun üslubunu nasıl etkiler?
  2. (Kazanım 2) Özel, resmî, edebî ve açık mektubu birer cümleyle tanımlayın. Bir özel mektup nasıl edebî bir mektuba dönüşebilir?
  3. (Kazanım 3) Münşeat nedir? Münşeatlar neden derlenmiştir ve bu gelenek mektubun mahremiyeti hakkında ne söyler?
  4. (Kazanım 4) Montagu'nun Edirne mektubunun ilk cümlesi mektup türünün hangi özelliklerini gösterir?
  5. (Kazanım 4) Montagu'nun mektubu neden hem kişisel bir metin hem de bir bilgi kaynağıdır?

Cevaplar

  1. Mektubun belirli bir alıcısı vardır. Günlük yazar kendine, anı yazarı genel okura yazar; mektup yazarı ise belirli bir kişiye yazar. Bu yüzden mektubun dili, üslubu ve içeriği alıcıya göre biçimlenir: doğrudan hitap, samimiyet ve alıcının tepkisini hesaba katan bir anlatım ortaya çıkar.
  2. Özel mektup bir dosta, aileye ya da sevgiliye yazılır ve samimidir. Resmî mektup bir kuruma ya da göreve bağlı kişiye, belli kalıplarla yazılır. Edebî mektup üslubu ve düşünceleriyle edebiyat değeri kazanan mektuptur. Açık mektup bir kişiye seslenerek kamuoyuna yayımlanır. Özel bir mektup, yazarın ölümünden sonra yayımlanıp üslubu ve içeriğiyle geniş bir okur kitlesine ulaştığında edebî bir mektuba dönüşebilir.
  3. Münşeat, Osmanlı edebiyatında mektupları ve her çeşit sanatlı düzyazıyı toplayan eserdir. Yeni kâtiplere örnek olmak, sanat göstermek ve değerli örneklerin kaybolmasını önlemek için derlenmiştir. Bu gelenek, belirli bir alıcı için yazılan mahrem metnin sonradan saklanıp kopyalanarak kamusal bir sanat örneğine dönüşebildiğini gösterir.
  4. «Hastalıklardan söz açılmışken» ifadesi konuyu bir sohbetin doğallığıyla değiştirir; «sana burada olmayı dileteceğin bir şey anlatacağım» ifadesi alıcıya doğrudan hitap eder ve onun merakını uyandırır. Bunlar mektubun samimi ve alıcıya yönelik üslubunu gösterir.
  5. Kişiseldir, çünkü bir dosta yazılmıştır, samimidir ve alıcının tepkisini düşünür. Bir bilgi kaynağıdır, çünkü Osmanlı'daki aşılama yöntemini ayrıntılarıyla anlatır; Montagu bu yöntemi oğluna ve sonra İngiltere'de kızına uygulatmış, mektup bir tıp yönteminin Avrupa'ya taşınmasının belgesi olmuştur.

Okuma

  • Lady Mary Wortley Montagu, Osmanlı ülkesinden yazdığı mektuplar. Edirne'den yazılan aşılama mektubunu ve hamam üzerine yazdığı mektubu okuyun.
  • Bir Osmanlı münşeatından seçmeler, bugünkü Türkçeye çevrilmiş bir yayımdan. Bir mektubun hitap ve kapanış kalıplarına dikkat edin.
  • Birine gerçekten göndermeyi düşünmeden bir mektup yazın; ardından aynı konuyu günlüğünüze not eder gibi yazın; iki metin arasındaki farkları sıralayın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: Kültepe'de bir kazı alanı; topraktan kilden bir zarf çıkar. Zarfın üstündeki mühür izi yakın çekimde; kırılan zarftan çivi yazılı bir tablet görünür.
  • 0:55–1:15 Büyük soru: mühürlü bir zarf yavaşça açılır; içinden çıkan kâğıt, bir kitabın sayfasına dönüşür.
  • 1:15–2:20 Bağlam: bir masada üç defter: günlük, anı ve bir mektup; mektubun üstünde bir alıcı adı.
  • 2:20–4:10 Ana anlatı — mektubun türleri: dört zarf yan yana; birinde kalp, birinde resmî mühür, birinde süslü bir kaligrafi, birinde gazete sayfası.
  • 4:10–6:20 Ana anlatı — münşeat: bir Osmanlı kâtibinin masası, divit, kalemtıraş; sanatlı yazılmış bir mektup. Sayfalar birer birer bir mecmuanın içine dikilir ve cilt kapanır.
  • 6:20–8:20 Ana anlatı — Edirne'den bir mektup: on sekizinci yüzyıl Edirne'si; bir konakta mektup yazan bir kadın. Ardından sonbaharda toplanmış bir grup insan ve yaşlı bir kadının elinde küçük bir kabuk. Bir gemi İngiltere'ye doğru yol alır.
  • 8:20–10:10 Metin anı: Montagu'nun cümleleri kıvrık bir el yazısıyla belirir; «bizde» ve «burada» kelimeleri bir köprünün iki ucuna yerleşir.
  • 10:10–11:00 Cevap ve kapanış: bir harita üzerinde Viyana'dan Belgrad'a, Edirne'ye, İstanbul'a uzanan bir yol; yolun ucunda eski bir seyahatname cildi.

Anlatıcı Kültepe açılışını sessiz ve merak uyandıran bir tonla, münşeat bölümünü açıklayıcı, Montagu'nun mektubunu ise sıcak ve sohbet eder gibi okur.

Telaffuz

  • Kültepe: «KÜL-te-pe». Kaniş: «ka-NİŞ». Kārum: «KAA-rum».
  • Münşeat: «mün-şe-AAT». Mektûbât: «mek-tuu-BAAT». Resâil: «re-saa-İL». Nef'î: «nef-Îİ». Râgıb Paşa: «raa-GIB pa-ŞA».
  • Lady Mary Wortley Montagu: «LEY-di ME-ri VÖRT-li MON-tı-gyu». Adrianople: «ey-dri-ı-NO-pıl». Charles Maitland: «ÇARLZ MEYT-lınd».