Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Biyografi bir kişinin hayatının bir başkası tarafından, otobiyografi ise kişinin kendisi tarafından, benliğinin oluşumunu merkeze alarak anlatılmasıdır.
- Plutarkhos'a göre biyograf tarih değil hayat yazar; tek bir cümle ya da şaka bazen en büyük savaşlardan daha iyi karakteri gösterir.
- Rousseau İtiraflar'da kendini bütün gerçekliğiyle göstermeyi vaat eder, ama belleğinin boşluklarını «önemsiz süslerle» doldurduğunu da kabul eder.
- Tezkireler, Fars ve Türk edebiyatlarında şairlerin kısa biyografilerini toplayan eserlerdir; Sehî Bey'in Heşt Bihişt'i ilk Osmanlı şairler tezkiresi sayılır.
- Sâî Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü'l-bünyân'ı Mimar Sinan'ın hatıralarını onun ağzından aktarır ve biyografi ile otobiyografi arasında durur.
Kazanımlar
- Biyografi ile otobiyografiyi ve bu ikisinin anıdan farkını açıklayabilir.
- Plutarkhos'un tarih ile hayat anlatısı arasında yaptığı ayrımı yorumlayabilir.
- Rousseau'nun İtiraflar'ındaki samimiyet iddiasını ve onun sınırlarını tartışabilir.
- Tezkiretü'l-bünyân örneği üzerinden bir hayatı kimin anlattığı sorusunu değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
İstanbul, on altıncı yüzyılın sonu. Çok yaşlı bir mimar, genç bir şair ve nakkaşa hayatını anlatır: çocukluğunu, mimarbaşılığa yükselişini, Şehzade Camii'ni, Süleymaniye'yi, Edirne'deki Selimiye'yi nasıl yaptığını. Genç adam dinler ve yazar. Ortaya çıkan kitap, mimarın kendi ağzından anlatılmış hatıralarıdır; ama kalemi tutan, bir başkasıdır.
Mimar, Mimar Sinan'dır. Genç adam, Sâî Mustafa Çelebi. Kitabın adı Tezkiretü'l-bünyân, yani «Yapıların Anlatısı». Peki bu bir biyografi midir, yoksa bir otobiyografi mi?
Büyük soru
Bir insanın hayatını yazıya dökmek hangi seçimleri gerektirir? Hayatı kendisi anlattığında ile bir başkası anlattığında ne değişir?
Bağlam
Önceki ünitede anıyı ve günlüğü gördük: bir insanın kendi yaşadıklarını ya günü gününe ya da yıllar sonra yazması. Bu ünite hayat yazısının iki büyük türüne bakıyor. Biyografi, bir kişinin hayatının bir başkası tarafından, çoğu zaman doğumundan ölümüne kadar anlatılmasıdır. Otobiyografi ise bir kişinin kendi hayatını, bir bütün olarak, baştan sona anlatmasıdır.
Otobiyografi ile anı arasındaki fark, odakta yatar. Anı çoğu zaman yazarın tanık olduğu olaylara, çevresindeki insanlara, bir döneme yönelir. Otobiyografi ise yazarın kendi benliğinin, kişiliğinin nasıl oluştuğunu anlatmayı amaçlar. Ama iki tür arasındaki sınır, anı ile günlük arasındaki sınır gibi, kesin değildir.
Ana anlatı — Plutarkhos: tarih değil, hayat
Batı edebiyatında biyografinin kurucularından biri, birinci ve ikinci yüzyıllarda yaşamış Yunan yazar Plutarkhos'tur. Paralel Hayatlar'ında ünlü Yunanlıların ve Romalıların hayatlarını çiftler hâlinde anlattı. İskender'in hayatının başında, yaptığı işin ne olduğunu açıkça söyler: amacı tarih değil, hayat yazmaktır.
Plutarkhos bu ayrımı şöyle açıklar. En görkemli işler, insanların erdemini ya da kusurunu her zaman en açık biçimde göstermez. Bazen önemsiz bir şey, tek bir cümle ya da şaka, en ünlü kuşatmalardan, en büyük ordulardan, en kanlı savaşlardan daha iyi anlatır bir insanın karakterini. Bu yüzden, portre ressamlarının karakterin göründüğü yüz çizgilerine vücudun öbür kısımlarından daha çok özen göstermesi gibi, o da insanların ruhlarının işaretlerine daha çok dikkat edecek, büyük savaşları başkalarına bırakacaktır.
Bu, biyografinin temel yöntemini ortaya koyar: seçme. Bir hayat, her şeyiyle anlatılamaz. Biyograf, karakteri en iyi gösteren ayrıntıları seçer. Plutarkhos'a göre bu ayrıntılar çoğu zaman büyük olaylarda değil, küçük anlarda saklıdır. Tarihçi bir savaşın sonucunu anlatır; biyograf savaştan önceki gece söylenen bir sözü.
Ana anlatı — Rousseau: bütün gerçekliğiyle bir insan
Modern otobiyografinin kurucu metinlerinden biri, Jean-Jacques Rousseau'nun İtiraflar'ıdır. Rousseau kitabına bir iddiayla başlar: daha önce hiç örneği olmayan ve taklitçisi de olmayacak bir işe girişmiştir. Benzerlerine bir insanı doğanın bütün gerçekliğiyle göstermek istemektedir; bu insan, kendisi olacaktır.
Rousseau, kıyamet gününde bu kitapla yüce yargıcın karşısına çıkacağını söyler ve şöyle diyeceğini ekler: işte yaptıklarım, düşündüklerim, olduklarım. İyiyi de kötüyü de aynı açık yüreklilikle söylediğini, kötü hiçbir şeyi saklamadığını, iyi hiçbir şeyi eklemediğini yazar. Kendini olduğu gibi gösterdiğini söyler: aşağılık ve bayağı olduğu yerde öyle, iyi, cömert ve yüce olduğu yerde de öyle.
Bu, itiraf geleneğinin bir sürdürülmesidir. Augustinus'un İtiraflar'ı dördüncü yüzyılın sonunda bir insanın Tanrı'ya kendi hayatını anlatmasıydı. Rousseau ise bu itirafı insanlara, «benzerlerine» yöneltir ve dinî bir dönüşüm hikâyesi yerine bir kişiliğin bütün çelişkileriyle ortaya konmasını hedefler. Ama Rousseau'nun samimiyet iddiası, kendi cümlelerinde bir sınırla karşılaşır; metin anında buna bakacağız.
Yaygın yanlış«Otobiyografi, yazarın kendisini en iyi bildiği için en doğru hayat anlatısıdır» diye düşünülür.
Yazar kendini içeriden bilir, ama kendini dışarıdan göremez; kendini savunur, unutur, yeniden kurar. Rousseau bile boşlukları «önemsiz süslerle» doldurduğunu kabul eder. Biyografi dışarıdan bakar ve belgelerle sınanabilir; otobiyografi içeriden bakar ve çoğu zaman sınanamaz. İkisinin doğruluğu farklı türdendir.
Ana anlatı — kimin anlattığı
Tezkiretü'l-bünyân'a dönelim. Türk edebiyatında hayat yazısının köklü bir geleneği vardır: tezkire. Tezkireler, Fars ve Türk edebiyatlarında şairlerin hayatlarını ve şiirlerinden örnekleri toplayan eserlerdir. Sehî Bey'in on altıncı yüzyılda yazdığı Heşt Bihişt, ilk Osmanlı şairler tezkiresi sayılır. Tezkireler kısa biyografilerden oluşur; bir şairin nereli olduğunu, ne iş yaptığını, nasıl bir kişi olduğunu anlatır ve şiirinden örnekler verir.
Sâî Mustafa Çelebi'nin kitabı ise bu geleneğin içinde tuhaf bir yerde durur. Suphi Saatçi'ye göre Tezkiretü'l-bünyân, Mimar Sinan'ın ağzından onun hatıralarını içeren, nazım ve nesirle yazılmış bir eserdir. Sinan'ın çocukluğundan mimarbaşı oluşuna kadar hayatını ve altı önemli eserinin, Şehzade Camii'nin, Kırkçeşme su tesislerinin, Süleymaniye Camii'nin, Mihrimah Sultan'ın bahçesindeki su dolabının, Büyükçekmece Köprüsü'nün ve Edirne'deki Selimiye Camii'nin yapılışını anlatır. Sâî'nin bir başka eseri Tezkiretü'l-ebniye de Sinan'ın ağzından onun hayatını ve yapılarının listesini verir.
Bu kitaplar, hayat yazısının iki türü arasında durur. Anlatan Sinan'dır; bu yönüyle bir otobiyografidir. Yazan Sâî'dir; bu yönüyle bir biyografidir. Sâî'nin kaleminden geçen her cümle, Eckermann'ın Goethe'si gibi, «onun Sinan'ı»dır. Dahası, Sâî Sinan'ın ölümü üzerine türbesi için bir manzume de yazdı; Saatçi'ye göre bu manzume Sinan'ın biyografisini birkaç dizeye sığdırır ve onun ölüm tarihini bildiren tek belgedir. Bir hayatın hem anlatıcısı hem kâtibi hem de son tanığı aynı kişi olmuştur.
Metin anı
Rousseau, İtiraflar'ın birinci kitabında, kıyamet günü yüce yargıcın önüne çıkacağını söyledikten sonra:
J'ai dit le bien et le mal avec la même franchise. Je n'ai rien tu de mauvais, rien ajouté de bon ; et s'il m'est arrivé d'employer quelque ornement indifférent, ce n'a jamais été que pour remplir un vide occasionné par mon défaut de mémoire.
«İyiyi de kötüyü de aynı açık yüreklilikle söyledim. Kötü hiçbir şeyi saklamadım, iyi hiçbir şey eklemedim; ve eğer önemsiz bir süs kullandığım olduysa, bu hiçbir zaman hafızamın yetersizliğinden doğan bir boşluğu doldurmaktan başka bir şey için olmadı.»
Paragraf, otobiyografinin bir sözleşmesi gibi okunabilir. Yazar okura bir söz verir: iyiyi ve kötüyü aynı açıklıkla anlatacak, kötüyü saklamayacak, iyiyi eklemeyecektir. Bu söz, otobiyografiyi bir romandan ayıran şeydir: okur, anlatılanların yazarın gerçek hayatı olduğuna inanmaya davet edilir.
Ama cümlenin ikinci yarısı bu sözü hemen sınırlar. «Önemsiz bir süs» kullandığı olmuştur; hafızası yetmediğinde, boşluğu doldurmak için. Bu, dürüst bir itiraftır; ama aynı zamanda otobiyografinin en büyük sorununu gösterir. Bellek eksiktir ve yazar boşlukları doldurur. Hangi ayrıntının hatırlanan, hangisinin doldurulan olduğunu okur bilemez. Rousseau'nun samimiyeti, tam da samimiyetinin sınırını itiraf etmesinde yatar.
Plutarkhos'un «tarih değil, hayat» ilkesi ile Rousseau'nun «hiçbir şeyi saklamadım, hiçbir şey eklemedim» sözü, hayat yazısının iki kutbunu gösterir. Biyograf seçer ve bu seçimi açıkça söyler. Otobiyografi yazarı bütünlük vaat eder, ama belleğinin boşluklarını kabul etmek zorunda kalır. Sâî'nin kaleminden Sinan'ın sesi ise, iki kutbun arasında, bir hayatın hem kendisi hem de bir başkası tarafından anlatılabileceğini hatırlatır.
Cevap ve bağlantı
Bir hayat, ya bir başkası tarafından dışarıdan ya da kişinin kendisi tarafından içeriden anlatılır. Biyograf, Plutarkhos'un dediği gibi, tarih değil hayat yazar; karakteri gösteren küçük ayrıntıları seçer. Otobiyografi yazarı, Rousseau gibi, kendini bütün gerçekliğiyle göstermeyi vaat eder; ama belleğin boşluklarıyla ve kendini savunma eğilimiyle karşılaşır. Tezkiretü'l-bünyân gibi metinler ise iki türün arasında durur: anlatan kişinin sesi ile yazan kişinin kalemi aynı sayfada birleşir.
Hayat yazıları, öğretici metinlerin edebiyata en yakın durduğu yerlerden biridir: bir insanı anlatırken kaçınılmaz olarak seçer, düzenler ve yorumlar. Bir hayatı anlatmak, onu bir hikâyeye dönüştürmektir.
Kapanış kancası
Rousseau kitabını okurlarına, Sâî ise Sinan'ın sözlerini gelecek kuşaklara yöneltti. Ama bazı metinler tek bir okur için yazılır: bir dost, bir sevgili, bir aile üyesi. Yazar, karşısındakinin onu okuyacağını bilerek ama yalnızca onun okuyacağını düşünerek yazar. Bir sonraki ünite, belki de en mahrem tür olan mektuba bakıyor.
Özet kartı
- Biyografi bir kişinin hayatının bir başkası tarafından, otobiyografi ise kişinin kendisi tarafından, benliğinin oluşumunu merkeze alarak anlatılmasıdır.
- Plutarkhos'a göre biyograf tarih değil hayat yazar; tek bir cümle ya da şaka bazen en büyük savaşlardan daha iyi karakteri gösterir.
- Rousseau İtiraflar'da kendini bütün gerçekliğiyle göstermeyi vaat eder, ama belleğinin boşluklarını «önemsiz süslerle» doldurduğunu da kabul eder.
- Tezkireler, Fars ve Türk edebiyatlarında şairlerin kısa biyografilerini toplayan eserlerdir; Sehî Bey'in Heşt Bihişt'i ilk Osmanlı şairler tezkiresi sayılır.
- Sâî Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü'l-bünyân'ı Mimar Sinan'ın hatıralarını onun ağzından aktarır ve biyografi ile otobiyografi arasında durur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Biyografi | Biography | Bir kişinin hayatının bir başkası tarafından anlatılması |
| Otobiyografi | Autobiography | Kişinin kendi hayatını bir bütün olarak anlatması |
| Tezkire | Tezkire, biographical dictionary | Şairlerin kısa hayat hikâyelerini ve şiir örneklerini toplayan eser |
| İtiraf | Confession | Yazarın kusurlarını ve iç dünyasını açıkça ortaya koyduğu anlatı |
| Seçme ve karakter | Selection and character | Karakteri en iyi gösteren ayrıntıları seçme yöntemi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Biyografi, otobiyografi ve anı arasındaki farkları açıklayın.
- (Kazanım 2) Plutarkhos «tarih değil, hayat» yazdığını söylerken ne demek ister? Portre ressamı benzetmesini açıklayın.
- (Kazanım 3) Rousseau İtiraflar'ında okura ne vaat eder? Bu vaadin sınırı nedir?
- (Kazanım 4) Tezkiretü'l-bünyân neden hem bir biyografi hem de bir otobiyografi gibi okunabilir?
- (Kazanım 3) «Otobiyografi en doğru hayat anlatısıdır» yargısına bir cevap yazın. Biyografi ile otobiyografinin doğruluğu nasıl farklıdır?
Cevaplar
- Biyografi bir kişinin hayatının bir başkası tarafından anlatılmasıdır. Otobiyografi kişinin kendi hayatını, benliğinin nasıl oluştuğunu merkeze alarak bir bütün hâlinde anlatmasıdır. Anı ise yazarın tanık olduğu olaylara, çevresindeki insanlara ve bir döneme daha çok yönelir; yazarın kendi benliğinin bütün hikâyesini anlatmayı amaçlamaz.
- Plutarkhos, bir hayatın bütün olaylarını değil, kişinin karakterini en iyi gösteren ayrıntıları anlatacağını söyler; tek bir cümle ya da şaka bazen en büyük savaşlardan daha iyi karakteri gösterir. Portre ressamı nasıl vücudun öbür kısımlarından çok karakterin göründüğü yüz çizgilerine özen gösteriyorsa, biyograf da ruhun işaretlerine özen gösterir ve büyük savaşları tarihçilere bırakır.
- Kendini doğanın bütün gerçekliğiyle göstereceğini, iyiyi ve kötüyü aynı açıklıkla anlatacağını, kötüyü saklamayıp iyiyi eklemeyeceğini vaat eder. Sınırı, belleğidir: hafızasının yetmediği yerlerde boşluğu doldurmak için «önemsiz bir süs» kullandığını kabul eder; okur hangi ayrıntının hatırlanan, hangisinin doldurulan olduğunu bilemez.
- Anlatılanlar Mimar Sinan'ın kendi ağzından hatıralarıdır; bu yönüyle bir otobiyografidir. Ama kalemi tutan ve metni kuran Sâî Mustafa Çelebi'dir; bu yönüyle bir biyografidir. Anlatanın sesi ile yazanın kalemi aynı metinde birleşir.
- Otobiyografi yazarı kendini içeriden bilir ama dışarıdan göremez; kendini savunabilir, unutabilir ve boşlukları doldurabilir. Biyografi dışarıdan bakar, belgelere ve tanıklıklara dayanır ve bunlarla sınanabilir, ama kişinin iç dünyasına ancak dolaylı yoldan ulaşır. İkisinin doğruluğu farklı türdendir; hiçbiri tek başına «en doğru» değildir.
Okuma
- Plutarkhos, Paralel Hayatlar, «İskender». Girişi ve İskender'in karakterini gösteren küçük sahneleri okuyun.
- Jean-Jacques Rousseau, İtiraflar, birinci kitap. Açılış sayfalarını ve çocukluk anılarını okuyun; Rousseau'nun kendini nasıl yargıladığına dikkat edin.
- Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı: Tezkiretü'l-bünyân ve Tezkiretü'l-ebniye. Günümüz diline çevrilmiş metinden Sinan'ın çocukluğunu anlattığı bölümü okuyun.
- Tanıdığınız birinin hayatından bir sahneyi, Plutarkhos'un ilkesiyle, onun karakterini en iyi gösteren tek bir ayrıntı üzerinden yazın.