Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Eleştiri, bir edebiyat eserini anlamaya, açıklamaya ve belli ölçütlere göre değerlendirmeye çalışan yazıdır; eski adı tenkittir.
- Matthew Arnold 1864'te eleştirinin görevini nesneyi olduğu gibi görmek ve dünyada bilinen ve düşünülen en iyi şeyi çıkar gözetmeden öğrenip yaymak olarak tanımladı.
- Anatole France nesnel eleştiri olmadığını, iyi eleştirmenin başyapıtların ortasında ruhunun serüvenlerini anlatan kişi olduğunu savundu; bu anlayışa izlenimci eleştiri denir.
- Namık Kemal'in Tahrîb-i Harâbât'ı (1874) divan şiirine yönelik genel eleştirileri Ziya Paşa'ya duyulan kişisel öfkeyle birleştirir ve hece vezni meselesini ilk kez ortaya atar.
- Eleştiri kişisel beğeniden ölçütlerini açıkça söyleyerek ve gerekçelendirerek ayrılır.
Kazanımlar
- Eleştiriyi bir değerlendirme türü olarak tanımlayıp onu kişisel beğeniden ayırabilir.
- Matthew Arnold'un «çıkar gözetmeyen» eleştiri anlayışı ile Anatole France'ın izlenimci eleştiri anlayışını karşılaştırabilir.
- Namık Kemal'in Tahrîb-i Harâbât'ında kişisel öfke ile genel değerlendirmenin iç içe geçişini yorumlayabilir.
- Bir eser hakkında ölçütlerini açıkça belirten kısa bir değerlendirme yazabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1874. Ziya Paşa'nın, üç dilin şiirinden derlediği büyük seçkisi Harâbât raflara çıkar. Kitabın başına manzum bir önsöz koyar. Bir zamanlar birlikte hürriyet mücadelesi verdiği yakın dostu Namık Kemal kitabı okur ve öfkelenir. Antolojide yeni kuşağa neredeyse hiç yer verilmemiştir; Namık Kemal'in kendisinden de çok eski ve önemsiz bulduğu bir şiiri alınmıştır.
Namık Kemal oturur ve cevap yazar. Cevabın adı bile bir yıkım ilanıdır: Tahrîb-i Harâbât. Başlık, antolojinin adıyla oynar: sözlükte «harabeler» anlamına gelen bir kitabı yıkmaktan söz eder. Bu kitap, Türk edebiyatında bir esere yöneltilmiş en ünlü eleştirilerden biri oldu. Ama içinde yalnızca edebî ölçütler değil, kırgın bir dostun öfkesi de vardı.
Büyük soru
Bir eseri değerlendirmek ne demektir? Eleştiri, kişisel bir beğeniden nasıl ayrılır?
Bağlam
Şimdiye kadarki öğretici türlerin her birinin konusu dünyadan geliyordu: bir düşünce, bir olay, bir gözlem. Eleştiri ise konusunu dünyadan değil, başka metinlerden alır: bir şiiri, bir romanı, bir oyunu, bir antolojiyi değerlendirir. Eski Türkçede bu işe «tenkit» denirdi. Eleştiri, bir eseri anlamaya, açıklamaya ve değerlendirmeye çalışır; ama bunu yaparken hangi ölçütü kullandığı, ne kadar nesnel olabileceği ve eleştirmenin kendisinin ne kadar metne karıştığı soruları hep açık kalır.
Aristoteles'in Poetika'sı da bir anlamda bir eleştiri kitabıydı: tragedyaları inceleyip neyin iyi bir olay örgüsü olduğunu söylüyordu. Bu ünite ise on dokuzuncu yüzyılda eleştirinin kendi kimliğini tartıştığı iki sesle ve bir Türk örneğiyle ilgileniyor.
Ana anlatı — Arnold: nesneyi olduğu gibi görmek
İngiliz şair ve eleştirmen Matthew Arnold, 1864'te yazdığı «Eleştirinin Bugünkü İşlevi» adlı denemesinde eleştiriye yüksek bir görev yükledi. Arnold'a göre Avrupa'nın düşünce hayatında uzun yıllardır yapılan asıl çaba eleştirel bir çabaydı: teolojide, felsefede, tarihte, sanatta ve bilimde nesneyi gerçekten kendinde olduğu gibi görmeye çalışmak.
Bunu başarmanın yolu, Arnold'a göre tek bir kelimeyle özetlenebilir: çıkar gözetmemek. Eleştiri, pratik kaygılardan, siyasi taraflardan ve kişisel hesaplardan uzak durmalıdır. Arnold edebî eleştirinin asıl işini şöyle tanımlar: dünyada bilinen ve düşünülen en iyi şeyi çıkar gözetmeden öğrenmek ve yaymak, böylece taze ve doğru düşüncelerden bir akım yaratmak. Ona göre bu en iyinin büyük bir kısmı, eleştirmenin kendi ülkesinin dışında da bulunabilir; eleştirmen yabancı edebiyatlara açık olmalıdır.
Arnold'un anlayışı, eleştiriyi bir ölçüt işi yapar. Eleştirmen, bir eseri beğenip beğenmediğini söylemekle yetinmez; onu bir ölçüye, yani «en iyi»ye göre tartar. Bu ölçü evrensel ve nesnel olmaya çalışır.
Ana anlatı — France: ruhun serüvenleri
Birkaç on yıl sonra, Fransız yazar Anatole France bambaşka bir görüş savundu. Çağdaşı eleştirmen Jules Lemaître üzerine yazdığı bir yazıda, eleştirinin ancak onu yapan kişi kadar değerli olduğunu ve en kişisel eleştirinin en ilginç eleştiri olduğunu söyledi. France'a göre eleştiri de, felsefe ve tarih gibi, uyanık ve meraklı zihinler için bir tür romandır ve her roman, iyi bakılırsa, bir otobiyografidir.
France'ın en ünlü cümlesi bu düşünceyi tek bir imgeye sığdırır: iyi eleştirmen, başyapıtların ortasında ruhunun serüvenlerini anlatan kişidir. Ve daha ileri gider: nesnel sanat olmadığı gibi nesnel eleştiri de yoktur; eserine kendinden başka bir şey koyduğunu sananlar aldanır. İnsan kendinden hiç çıkamaz.
Bu anlayışa izlenimci eleştiri denir. İzlenimci eleştirmen, bir eserin nesnel değerini ölçmeye çalışmaz; eserin kendisinde uyandırdığı izlenimi, duyguyu, düşünceyi anlatır. Arnold'un eleştirmeni bir yargıç gibidir; France'ınki ise bir gezgin gibi.
Yaygın yanlış«Eleştiri, bir eserin kusurlarını bulmaktır» diye düşünülür.
Gündelik dilde «eleştirmek» çoğu zaman kusur bulmak anlamında kullanılır. Ama edebî eleştiri bir eseri anlamaya, açıklamaya ve değerlendirmeye çalışır; övgü de, çözümleme de, bir eserin neden önemli olduğunu göstermek de eleştiridir. Arnold'un tanımında eleştirinin görevi, «en iyi»yi öğrenmek ve yaymaktır.
Ana anlatı — Tahrîb-i Harâbât: öfke ve ölçüt
Namık Kemal'in Tahrîb-i Harâbât'ı bu iki anlayışın arasındaki gerilimi Türk edebiyatında canlı biçimde gösterir. Ansiklopedi maddesine göre Namık Kemal bu kitapta ve ardından yazdığı Tâkîb'de yalnızca Ziya Paşa'nın Harâbât'ını değil, kusurlarıyla bütün divan şiirini eleştirdi. Divan şiirinin ahlaka ve dine aykırı bulduğu yanlarını sergiledi, beyitler ve hatta mısralar arasında anlam ve mantık bağı bulunmayışını başlıca kusurlardan saydı. Tahrîb-i Harâbât'ta bir edebiyat tarihçisi gibi düşünerek hece vezni meselesini ilk kez gündeme getirdi.
Bunlar genel ve tartışılabilir ölçütlerdir. Ama aynı madde, bu iki kitabın doğuşunda kişisel bir öfkenin de bulunduğunu açıkça söyler: Ziya Paşa'nın antolojinin başındaki kasidelerle padişaha yaranmaya çalışması, birlikte giriştikleri hürriyet mücadelesinde tavır değiştirmesi, eserde yeni kuşağa yer vermemesi ve Namık Kemal'in çok eski ve önemsiz bir şiirini alması. Namık Kemal'in öfkesi, iki ayrı eleştiri kitabına dönüştü.
Tahrîb-i Harâbât, eleştirinin hem gücünü hem de riskini gösterir. Kişisel öfke bir eleştirmeni cesur kılabilir, onu görmezden gelinen bir sorunu dile getirmeye itebilir. Ama aynı öfke, bir eseri adil değerlendirmeyi de zorlaştırabilir. Bir okur, Namık Kemal'in divan şiiri hakkındaki genel yargılarını ve Ziya Paşa'ya duyduğu kırgınlığı birbirinden ayırarak okumak zorundadır. İyi bir eleştiri okuru olmak, eleştirmenin ölçütlerini ve duygularını ayırt edebilmektir.
Metin anı
Anatole France, Jules Lemaître üzerine yazdığı yazıda:
La critique est, comme la philosophie et l'histoire, une espèce de roman à l'usage des esprits avisés et curieux, et tout roman, à le bien prendre, est une autobiographie.
Le bon critique est celui qui raconte les aventures de son âme au milieu des chefs-d'œuvre.
«Eleştiri, felsefe ve tarih gibi, uyanık ve meraklı zihinlerin kullanımı için bir tür romandır; ve her roman, iyi bakılırsa, bir otobiyografidir. İyi eleştirmen, başyapıtların ortasında ruhunun serüvenlerini anlatan kişidir.»
France'ın ilk cümlesi eleştiriyi bilimden uzaklaştırıp edebiyata yaklaştırır. Eleştiri bir «roman»dır: yani bir anlatıdır, bir kurgudur, bir yazarın kendi bakışıyla kurduğu bir dünyadır. Ve her roman bir otobiyografidir: yazar ne anlatırsa anlatsın, kendini anlatır. Bu cümleye göre bir eleştiri yazısında okuduğumuz, eser kadar eleştirmenin kendisidir.
İkinci cümledeki imge, eleştirmeni bir gezgine dönüştürür. Başyapıtlar bir manzara gibidir; eleştirmen onların arasında yürür, bir şeyler yaşar ve bu yaşadıklarını anlatır. «Serüven» kelimesi önemlidir: bir serüvende sonuç önceden bilinmez; eleştirmen de bir esere girerken nereye varacağını bilmez.
Bu anlayışı Arnold'unkiyle yan yana koyduğumuzda eleştirinin iki kutbu görünür. Arnold eleştirmenden nesneyi olduğu gibi görmesini ister; France ise bunun mümkün olmadığını, insanın kendinden çıkamayacağını söyler. Namık Kemal'in öfkeli kitabı bu iki kutbun arasında durur: bir yandan genel ölçütler kurar, öbür yandan kendi kırgınlığını anlatır. Belki de iyi bir eleştiri, iki kutbu da tanıyan, ölçütlerini açıkça söyleyen ve kendi payını gizlemeyen eleştiridir.
Cevap ve bağlantı
Bir eseri değerlendirmek, onu belli ölçütlere göre anlamaya ve tartmaya çalışmaktır. Eleştiri, kişisel bir beğeniden ölçütlerini açıkça söyleyerek ve gerekçelendirerek ayrılır. Arnold eleştiriyi çıkar gözetmeyen, nesneyi olduğu gibi görmeye çalışan bir çaba olarak tanımladı; France ise nesnel eleştiri olmadığını, iyi eleştirmenin başyapıtlar arasındaki kendi ruh serüvenini anlattığını savundu. Namık Kemal'in Tahrîb-i Harâbât'ı, genel edebî ölçütlerle kişisel öfkenin aynı kitapta nasıl yan yana durabildiğini gösterir.
Öğretici metinlerin edebiyatla ilişkisi, eleştiride belki en açık biçimini alır: eleştiri hem edebiyat hakkında yazılan bir metindir hem de, France'ın dediği gibi, kendi başına bir edebiyat olabilir.
Kapanış kancası
France'a göre her roman bir otobiyografidir ve eleştirmen de kendi ruhunun serüvenini anlatır. Ama bazı yazarlar bu serüveni bir kılıfın arkasına saklamadan, doğrudan kendi hayatını yazar: yaşadıklarını yıllar sonra hatırlayarak ya da her gece bir deftere not ederek. Bir sonraki ünite, kendi hayatını yazmanın iki türüne bakıyor: anıya ve günlüğe.
Özet kartı
- Eleştiri, bir edebiyat eserini anlamaya, açıklamaya ve belli ölçütlere göre değerlendirmeye çalışan yazıdır; eski adı tenkittir.
- Matthew Arnold 1864'te eleştirinin görevini nesneyi olduğu gibi görmek ve dünyada bilinen ve düşünülen en iyi şeyi çıkar gözetmeden öğrenip yaymak olarak tanımladı.
- Anatole France nesnel eleştiri olmadığını, iyi eleştirmenin başyapıtların ortasında ruhunun serüvenlerini anlatan kişi olduğunu savundu; bu anlayışa izlenimci eleştiri denir.
- Namık Kemal'in Tahrîb-i Harâbât'ı (1874) divan şiirine yönelik genel eleştirileri Ziya Paşa'ya duyulan kişisel öfkeyle birleştirir ve hece vezni meselesini ilk kez ortaya atar.
- Eleştiri kişisel beğeniden ölçütlerini açıkça söyleyerek ve gerekçelendirerek ayrılır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Eleştiri | Criticism | Bir eseri anlamaya, açıklamaya ve ölçütlere göre değerlendirmeye çalışan yazı |
| Ölçüt | Criterion | Bir eseri değerlendirirken kullanılan ölçü |
| Nesnellik ve öznellik | Objectivity and subjectivity | Eleştirmenden bağımsız ölçütler ile kişisel bakış arasındaki gerilim |
| İzlenimci eleştiri | Impressionistic criticism | Eserin eleştirmende uyandırdığı izlenimi anlatan eleştiri |
| Tenkit | Criticism | Eleştirinin Osmanlı Türkçesindeki adı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Eleştiri nedir? Gündelik dildeki «eleştirmek» ile edebî eleştiri arasındaki fark nedir?
- (Kazanım 2) Matthew Arnold eleştirinin görevini nasıl tanımlar? «Çıkar gözetmemek» onun için ne anlama gelir?
- (Kazanım 2) Anatole France'a göre iyi eleştirmen kimdir? Arnold ile France'ın anlayışlarını bir cümleyle karşılaştırın.
- (Kazanım 3) Namık Kemal Tahrîb-i Harâbât'ta hangi genel ölçütlerle eleştiri yaptı? Kitabın yazılmasında hangi kişisel nedenler vardı? Bir okur bu ikisini neden ayırmalıdır?
- (Kazanım 4) Son okuduğunuz bir kitap ya da şiir hakkında, kullandığınız iki ölçütü açıkça belirten kısa bir değerlendirme paragrafı yazın.
Cevaplar
- Eleştiri, bir edebiyat eserini anlamaya, açıklamaya ve belli ölçütlere göre değerlendirmeye çalışan yazıdır. Gündelik dilde «eleştirmek» çoğu zaman kusur bulmak anlamına gelir; edebî eleştiri ise övgüyü, çözümlemeyi ve bir eserin neden önemli olduğunu göstermeyi de içerir.
- Arnold'a göre eleştirinin görevi nesneyi gerçekten olduğu gibi görmek ve dünyada bilinen ve düşünülen en iyi şeyi öğrenip yaymak, böylece taze ve doğru düşüncelerden bir akım yaratmaktır. Çıkar gözetmemek, eleştirinin pratik kaygılardan, siyasi taraflardan ve kişisel hesaplardan uzak durması demektir.
- France'a göre iyi eleştirmen, başyapıtların ortasında ruhunun serüvenlerini anlatan kişidir; ona göre nesnel eleştiri yoktur ve insan kendinden çıkamaz. Arnold eleştirmenden eseri nesnel bir ölçüye göre tartmasını isterken, France eleştirmenin eserden edindiği kişisel izlenimi anlatmasını ister.
- Divan şiirinin ahlaka ve dine aykırı bulduğu yanlarını sergiledi, beyitler ve mısralar arasında anlam ve mantık bağı olmayışını eleştirdi ve hece vezni meselesini ortaya attı. Kişisel nedenler: Ziya Paşa'nın padişaha yaranmaya çalışması, hürriyet mücadelesinde tavır değiştirmesi, yeni kuşağa yer vermemesi ve Namık Kemal'in eski ve önemsiz bir şiirini antolojiye alması. Okur, genel ölçütleri tartışabilmek için onları kişisel öfkeden ayırmalıdır; aksi hâlde bir kırgınlığı edebî bir yargı sanabilir.
- Öğrencinin kendi paragrafı. İyi bir cevap, örneğin «dilin yoğunluğu» ve «olay örgüsünün tutarlılığı» gibi iki ölçütü açıkça adlandırır, her birini eserden bir örnekle destekler ve kişisel beğenisini bu ölçütlerden ayırarak belirtir.
Okuma
- Matthew Arnold, «Eleştirinin Bugünkü İşlevi» (1864). Denemenin «çıkar gözetmemek» üzerine olan bölümünü okuyun.
- Anatole France, La Vie littéraire, Jules Lemaître üzerine yazı. İzlenimci eleştiri anlayışını France'ın kendi sözleriyle okuyun.
- Namık Kemal, Tahrîb-i Harâbât. Bugünkü dile aktarılmış bir yayımdan birkaç sayfa okuyun; genel ölçütleri ve kişisel öfkeyi ayrı ayrı işaretleyin.