İçeriğe geç

Ünite EDB-105-03 · Seviye 1 — Temel

Sohbet ve söyleşi

EDB-105 Öğretici Metinler

1.842 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • sohbet (söyleşi)
  • samimi üslup
  • röportaj
  • konuşma kitabı
  • aktarıcı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. TDK'ye göre sohbet ya da söyleşi, bir bilim ya da sanat konusunu konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türüdür; eski adı musâhabedir.
  2. Sohbet kelimesi sözlükte «birlikte olmak» anlamındadır; İslâm kültüründe bilgi uzun süre sohbet halkalarında aktarılmıştır.
  3. Samimi üslup doğrudan hitap, soru, konuşma dili, deyim ve anekdotla kurulur; bu doğallığın arkasında bir düzen vardır.
  4. Röportaj, bir kişiye sorular sorarak görüşlerini aktaran yazıdır; konuşma kitabı ise uzun süreli konuşmaların kaydıdır; Eckermann'ın Goethe ile Konuşmalar'ı (1836) bunun klasiğidir.
  5. Eckermann «bu benim Goethe'm» diyerek aktarıcının payını kabul eder: başkasını aktaran her metin kendi bakışını da katar.

Kazanımlar

  • Sohbet türünü tanımlayıp onu makale ve denemeden ayıran özellikleri açıklayabilir.
  • Okurla konuşan bir yazının üslup işaretlerini (hitap, soru, konuşma dili, anekdot) bir metinde gösterebilir.
  • Röportaj ve konuşma kitabını, konuşmayı yazıya geçiren türler olarak tanımlayabilir.
  • Eckermann'ın önsözünden yola çıkarak bir konuşmayı aktaranın metne kattığı payı tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Weimar, 1823. Genç bir adam, Johann Peter Eckermann, yaşlı ve ünlü bir şairin evine sık sık gelmeye başlar. Şair Goethe'dir. Eckermann dokuz yıl boyunca onunla konuşur ve konuşmaları not eder. Sonunda bu notlardan bir kitap çıkar: Goethe ile Konuşmalar.

Kitabın önsözünde Eckermann tuhaf bir itirafta bulunur. O dokuz yılın ne kadar zengin olduğunu ve ne kadar azını yazıya geçirebildiğini düşündüğünde kendini, serinletici bir bahar yağmurunu yakalamak için ellerini uzatan ama suyun çoğunu parmaklarının arasından kaçıran bir çocuğa benzetir. Ve bir cümle daha ekler: bu kitaptaki Goethe, onun Goethe'sidir.

Büyük soru

Bir yazı okurla nasıl konuşur? Bir konuşma yazıya geçirildiğinde ne kaybolur, ne kazanılır?

Bağlam

Önceki ünitelerde denemenin bir düşünceyi denediğini, makalenin onu kanıtladığını, fıkranın bir olayı yorumladığını gördük. Bu ünite, okurla konuşmayı amaçlayan türlere bakıyor. Türk Dil Kurumu edebiyat terimi olarak sohbeti «söyleşi»ye gönderir ve söyleşiyi şöyle tanımlar: «bir bilim veya sanat konusunu, konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türü». Sohbet ve söyleşi, bu anlamda aynı türün iki adıdır.

Sohbet kelimesinin kendisi de bir birliktelik anlatır. Süleyman Uludağ'a göre kelime sözlükte «kısa bir süre de olsa birlikte olmak» anlamındadır ve arkadaşlık edip yakınlık kurmayı, birlikte olmayı, konuların konuşulduğu toplantıyı anlatır. İslâm kültüründe bilginin öğrenciye sohbet halkaları içinde aktarılması, uzun bir geleneğin parçasıdır. Mevlânâ ile Şems-i Tebrîzî'nin birlikteliği de bu gelenekte bir sohbet olarak anılır.

Ana anlatı — okurla konuşan yazı

Sohbet türünde yazar, okur karşısında oturuyormuş gibi yazar. Bir düşünceyi kanıtlamaya çalışmaz; bir konuyu açar, onun etrafında dolaşır, bir anı hatırlar, bir soru sorar, bazen konudan konuya atlar. Denemeye çok yakındır, ama denemede yazar kendi aklıyla konuşur; sohbette ise okurla konuşur.

Bu türün samimi üslubu birkaç işaretle tanınır. Yazar okura doğrudan seslenir: «siz», «sevgili okur», «hatırlar mısınız?» Cümleler konuşma diline yakındır; deyimler, atasözleri, gündelik sözler metne girer. Yazar sorular sorar ve cevabını okurla birlikte arıyormuş gibi yapar. Küçük hikâyeler, yani anekdotlar, soyut bir düşünceyi somutlaştırır. Konu çoğu zaman gündelik hayattan seçilir: bir mevsim, bir alışkanlık, bir şehir köşesi, bir kitap.

Osmanlı basınında bu tür yazılar «musâhabe» diye de anılırdı; önceki ünitede fıkralarını gördüğümüz Ahmed Râsim'in bir kitabının adı bile Makalât ve Musâhabât, yani «Makaleler ve Sohbetler»dir. Ansiklopedi maddesine göre onun musâhabelerinde konuşma dilinin ve üslubunun birçok özelliğini bulmak mümkündür. Musâhabe, gazetenin okura en yakın sesiydi: okur o yazılarda bir ansiklopediyle değil, bir dostla karşılaşıyordu.

Yaygın yanlış«Sohbet türü, yazarın özensizce, aklına geldiği gibi yazdığı bir yazıdır» diye düşünülür.
Doğrusu

Konuşma dilini yazıya taşımak, göründüğünden zordur: yazar bir sohbetin doğallığını korurken dağınıklığını ayıklamak, okuru sıkmadan bir düşünceyi ilerletmek zorundadır. Samimiyet, iyi sohbetin bir hilesidir; arkasında bir düzen vardır.

Ana anlatı — konuşmayı yazıya geçirmek

«Söyleşi» kelimesi bugün Türkçede bir başka türü de çağrıştırır: bir kişiye sorular sorarak onun görüşlerini okura aktaran yazıyı. TDK bunu röportaj diye tanımlar: bir konu üzerine bir ya da daha fazla kişiye soru yöneltip bilgisini ve fikrini öğrenmek için yazılan basın yazısı. Gazetelerde ve dergilerde yazarlarla yapılan söyleşiler, bugün edebiyat tarihinin önemli belgeleri arasındadır.

Bu türün edebiyattaki en ünlü örneklerinden biri konuşma kitabıdır: bir kişinin uzun yıllar boyunca bir başkasıyla yaptığı konuşmaları kaydedip bir kitap hâline getirmesi. Eckermann'ın 1836'da yayımlanan Goethe ile Konuşmalar'ı bu türün klasiğidir. Kitap, Goethe'nin sanat, bilim ve hayat üzerine söylediklerini günlük tarihleriyle aktarır.

Ama bu tür, önemli bir soruyu da beraberinde getirir. Bir konuşmayı yazıya geçiren kişi, yani aktarıcı, yalnızca bir kayıt cihazı değildir. Neyi not edeceğini seçer, neyi unuttuğunu bilmez, cümleleri kendi belleğinden ve kendi diliyle yeniden kurar. Eckermann bunun farkındaydı. Önsözünde, Goethe'nin şiir üzerine birbirine zıt görünen sözlerini, farklı günlerde ve farklı vesilelerle söylendikleri gibi aktardığını ve okurun bunları bütünün içinde değerlendirmesini dilediğini yazar. Bir söyleşi, iki kişinin sesini taşır: konuşanın ve aktaranın.

Metin anı

Eckermann, önsözünde:

Still I am far from imagining that the whole inner man of Goethe is here adequately portrayed. We may, with propriety, compare this extraordinary spirit and man to a many-sided diamond, which in each direction shines with a different light. And, as he turned to each person a different side, and was in each relation a different being from what he was in another, so I, too, can only say, in a very modest sense, this is my Goethe.

«Yine de Goethe'nin bütün iç insanının burada yeterince resmedildiğini sanmaktan çok uzağım. Bu olağanüstü ruhu ve insanı, her yönde başka bir ışıkla parlayan çok yüzlü bir elmasa benzetmek yerinde olur. Ve o, her insana başka bir yüzünü çevirdiği ve her ilişkide bir başkasındakinden farklı bir varlık olduğu gibi, ben de ancak çok alçakgönüllü bir anlamda şunu söyleyebilirim: bu benim Goethe'm.»

Bu paragraf, bir söyleşi kitabının kendi sınırını açıkça söylemesidir. Eckermann bir portre çizdiğini kabul eder, ama onun eksik olduğunu da söyler. Elmas imgesi bunun nedenini açıklar: Goethe her insana başka bir yüzünü gösterir. Eckermann'ın gördüğü yüz, onun baktığı açıdan gördüğü yüzdür.

«Bu benim Goethe'm» cümlesi, türün hem dürüstlüğünü hem de gücünü taşır. Dürüstlüğü, aktarıcının kendi payını gizlememesidir: okur, Goethe'yi Eckermann'ın gözünden okuduğunu bilir. Gücü ise bu payın bir kusur değil, bir bakış olmasıdır. Aynı Goethe'yi başka bir aktarıcı başka türlü görecekti; her söyleşi, iki kişinin karşılaşmasından geriye kalan bir kayıttır.

Paragrafın biraz ilerisinde Eckermann bunu genelleştirir: bir şeyin başka bir kişiliğin içinden geçerken asıldan hiçbir şey kaybetmemesi ve yabancı hiçbir şey katmaması çok nadirdir. Bu cümle yalnızca konuşma kitapları için değil, çeviri, biyografi ve eleştiri için de geçerlidir: başkasını aktaran her metin, kendi ışığını da katar.

Cevap ve bağlantı

Bir yazı okurla, onun karşısında oturuyormuş gibi yazarak konuşur: doğrudan hitapla, sorularla, konuşma diline yakın cümlelerle ve küçük hikâyelerle. Sohbet ya da söyleşi türü bunu yapar; Osmanlı basınında musâhabe diye de anılan bu yazılar, Ahmed Râsim gibi yazarların elinde okura en yakın ses oldu. Bir konuşma yazıya geçirildiğinde ise hem bir şey kaybolur hem bir şey kazanılır: sesin tonu, anın havası, söylenip yazılmayanlar kaybolur; ama konuşma kalıcı olur ve aktarıcının bakışıyla yeni bir anlam kazanır. Eckermann'ın «bu benim Goethe'm» cümlesi, bu kaybı ve kazancı aynı anda kabul eder.

Öğretici metinlerin edebiyata yaklaştığı yerlerden biri de burasıdır: bilgi aktarmakla yetinmeyip bir ses, bir ilişki ve bir bakış kurduklarında.

Kapanış kancası

Eckermann önsözünde, Goethe'nin şiir üzerine söylediklerinin çoğu zaman birbirine zıt göründüğünü yazar: kimi zaman konuya, kimi zaman işleyişe, kimi zaman biçime ağırlık verir. Bir eser nasıl değerlendirilir? Hangi ölçütlerle? Bir sonraki ünite, değerlendirmenin kendisini bir türe dönüştüren yazıya, eleştiriye bakıyor.

Özet kartı

  1. TDK'ye göre sohbet ya da söyleşi, bir bilim ya da sanat konusunu konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türüdür; eski adı musâhabedir.
  2. Sohbet kelimesi sözlükte «birlikte olmak» anlamındadır; İslâm kültüründe bilgi uzun süre sohbet halkalarında aktarılmıştır.
  3. Samimi üslup doğrudan hitap, soru, konuşma dili, deyim ve anekdotla kurulur; bu doğallığın arkasında bir düzen vardır.
  4. Röportaj, bir kişiye sorular sorarak görüşlerini aktaran yazıdır; konuşma kitabı ise uzun süreli konuşmaların kaydıdır; Eckermann'ın Goethe ile Konuşmalar'ı (1836) bunun klasiğidir.
  5. Eckermann «bu benim Goethe'm» diyerek aktarıcının payını kabul eder: başkasını aktaran her metin kendi bakışını da katar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Sohbet (söyleşi)CauserieBir konuyu okurla konuşuyormuş gibi ele alan tür; musâhabe
Samimi üslupConversational styleHitap, soru, konuşma dili ve anekdotla kurulan anlatım
RöportajInterviewBir kişiye sorular sorarak görüşlerini aktaran yazı
Konuşma kitabıBook of conversationsUzun süreli konuşmaların kaydıyla oluşan kitap
AktarıcıRecorderBir konuşmayı seçip yazıya geçiren kişi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) TDK'ye göre sohbet ya da söyleşi nedir? Bu tür denemeden ve makaleden nasıl ayrılır?
  2. (Kazanım 2) Samimi üslubun dört işaretini sayın. Bu işaretlerin arkasında neden bir düzen bulunması gerekir?
  3. (Kazanım 3) Röportaj ile konuşma kitabı arasındaki fark nedir? Eckermann'ın kitabı hangisine örnektir?
  4. (Kazanım 4) Eckermann'ın «bu benim Goethe'm» cümlesi ve elmas imgesi, aktarıcının rolü hakkında ne söyler?
  5. (Kazanım 4) Eckermann'ın «bir şeyin başka bir kişiliğin içinden geçerken asıldan hiçbir şey kaybetmemesi çok nadirdir» düşüncesi, çeviri ya da biyografi için neden de geçerlidir?

Cevaplar

  1. Bir bilim ya da sanat konusunu, konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türüdür. Denemede yazar kendi aklıyla konuşur, bir düşünceyi dener; makalede bir düşünceyi kanıtlamaya çalışır; sohbette ise okurla, onun karşısında oturuyormuş gibi konuşur ve kanıtlama kaygısı taşımaz.
  2. Doğrudan hitap, sorular, konuşma diline yakın cümleler ve anekdotlar; ayrıca deyimler ve atasözleri. Konuşma dilini yazıya taşırken yazar bir sohbetin doğallığını korumalı ama dağınıklığını ayıklamalı, okuru sıkmadan bir düşünceyi ilerletmelidir; samimiyet ancak bir düzenin içinde işler.
  3. Röportaj, bir konu üzerine sorulan sorularla bir ya da birkaç kişinin görüşlerini aktaran basın yazısıdır; konuşma kitabı ise bir kişinin uzun süre boyunca bir başkasıyla yaptığı konuşmaların kaydıdır. Eckermann'ın kitabı bir konuşma kitabıdır.
  4. Goethe her insana başka bir yüzünü gösteren çok yüzlü bir elmas gibidir; aktarıcı yalnızca kendi gördüğü yüzü aktarabilir. «Bu benim Goethe'm» cümlesi, aktarıcının seçiminin ve bakışının metne girdiğini, bunun gizlenmemesi gerektiğini ve bir kusur değil bir bakış olduğunu söyler.
  5. Çevirmen de biyografi yazarı da başka birinin sözünü ya da hayatını kendi dili ve kendi bakışı içinden aktarır; her aktarımda asıldan bir şey kaybolabilir ve aktaranın kendi ışığı metne karışabilir. Bu yüzden okur, bu tür metinlerde her zaman iki sesi birlikte duyar.

Okuma

  • Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar. Önsözü ve birkaç günlük kaydı okuyun; Eckermann'ın kendi payını nerede belli ettiğine dikkat edin.
  • Ahmed Râsim'in bir musâhabesi, bugünkü harflere ve dile aktarılmış bir seçkiden. Yazarın okura doğrudan seslendiği yerleri işaretleyin.
  • Bugünkü bir gazete ya da dergiden bir yazarla yapılmış bir söyleşi okuyun: soruları soranın bakışı söyleşiyi nasıl yönlendiriyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: 1820'lerin Weimar'ında bir çalışma odası; yaşlı bir adam konuşur, genç bir adam dinler. Genç adam akşam evinde not defterine yazar. Ardından bahar yağmurunda ellerini uzatan bir çocuk; su parmaklarının arasından akar.
  • 0:55–1:15 Büyük soru: bir konuşma balonu kâğıda iner ve bir yazı sayfasına dönüşür; balonun bir kısmı yolda buharlaşır.
  • 1:15–2:20 Bağlam: sözlük sayfasında «sohbet» ve «söyleşi»; ardından bir sohbet halkası, halka olup oturmuş insanlar.
  • 2:20–4:40 Ana anlatı — okurla konuşan yazı: bir gazete köşesinden bir yazar okura döner, sayfanın içinden okura el sallar. Soru işaretleri, tırnak içindeki deyimler, küçük hikâye kutucukları sayfada belirir.
  • 4:40–6:50 Ana anlatı — konuşmayı yazıya geçirmek: bir teyp ve bir mikrofon, ardından bir defter ve bir kalem. İki kişinin konuşması iki renkli bir şerit gibi akar; aktarıcının eli şeridi keser, seçer, birleştirir.
  • 6:50–8:50 Metin anı: çok yüzlü bir elmas döner; her yüzünde farklı bir ışık ve farklı bir Goethe yüzü. Bir yüz sabitlenir ve altına «bu benim Goethe'm» yazısı çıkar.
  • 8:50–10:30 Cevap ve kapanış: Goethe'nin şiir üzerine birbirine zıt görünen iki sözü iki kefeli bir terazide tartılır; ardından bir eleştirmenin masası.

Anlatıcı Eckermann'ın yağmur benzetmesini yumuşak ve içten, elmas paragrafını ağır ve iç dökercesine okur. Sohbet türünü anlatırken kendisi de hafif bir sohbet tonuna geçer.

Telaffuz

  • Johann Peter Eckermann: «YO-han PE-ter E-ker-man». Goethe: «GÖ-te». Weimar: «VAY-mar». Gespräche mit Goethe: «ge-ŞPRE-he mit GÖ-te».
  • Sarah Margaret Fuller: «SE-ra MAR-grit FU-lır».
  • Şems-i Tebrîzî: «şem-Sİ teb-rii-ZÎλ. Mevlânâ: «mev-laa-NAA».