İçeriğe geç

Ünite EDB-105-02 · Seviye 1 — Temel

Makale ve fıkra

EDB-105 Öğretici Metinler

1.939 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • makale
  • tez ve kanıt
  • fıkra (köşe yazısı)
  • açık mektup
  • gözlem
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Makale bir düşünceyi açık bir dille ortaya koyup kanıtlarla savunan imzalı gazete ya da dergi yazısıdır; iskeleti tez, kanıt ve sonuçtur.
  2. Fıkra ya da köşe yazısı, bir olayı ya da gözlemi kısa, kişisel ve çoğu zaman nükteli bir yorumla sunar.
  3. Zola'nın «J'accuse…!»su (13 Ocak 1898) Dreyfus'un masumiyetini savunan açık bir mektuptur; Zola iftira suçundan mahkûm edilip İngiltere'ye kaçtı.
  4. Ahmed Râsim'in fıkraları İstanbul hayatını güçlü bir gözlemle kaydeder; bugün 1890 sonrası toplum hayatı için önemli kaynaklardır.
  5. Bir gazete yazısı, günü geçtikten sonra da söyleyişinin gücü ve gözleminin derinliğiyle okunmaya devam ettiğinde edebiyata yaklaşır.

Kazanımlar

  • Makale ile fıkranın tanımlarını ve aralarındaki farkı açıklayabilir.
  • Bir makalede tez, kanıt ve sonuç ilişkisini gösterebilir.
  • Zola'nın «J'accuse…!» yazısında kanıtlama ve yargı dilini çözümleyebilir.
  • Ahmed Râsim'in fıkralarının gözleme dayalı yorum tavrını değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

13 Ocak 1898, Paris. L'Aurore gazetesinin ilk sayfasında büyük harflerle bir başlık: «J'accuse…!», yani «Suçluyorum…!». Altında ünlü romancı Émile Zola'nın cumhurbaşkanına yazdığı uzun bir mektup vardır. Mektup, birkaç yıl önce casuslukla suçlanıp Şeytan Adası'ndaki sürgün cezaevine gönderilen yüzbaşı Alfred Dreyfus'un haksız yere mahkûm edildiğini savunur. Sonunda, bir dizi paragraf aynı iki kelimeyle başlar: «Suçluyorum…» Zola, adlarını tek tek vererek generalleri, subayları, bilirkişileri suçlar.

Bir ay sonra Zola, iftira suçundan yargılanıp mahkûm edilir. Hapse girmemek için İngiltere'ye kaçar. Bir gazete yazısı, yazarını sürgüne göndermiştir.

Büyük soru

Bir düşünceyi kanıtlamaya çalışan yazı ile bir olayı yorumlayan yazı arasındaki fark nedir? Bir gazete yazısı ne zaman edebiyat olur?

Bağlam

Önceki ünitede denemenin bir düşünceyi denediğini, bir geçidi uzaktan yoklayıp gerekirse kıyıda kaldığını gördük. Bu ünite, düşünceyi denemekle yetinmeyen iki gazete türüne bakıyor. Biri bir görüşü kanıtlarıyla ortaya koyar: makale. Öteki gündelik bir olaydan ya da gözlemden yola çıkıp kısa ve kişisel bir yorum yapar, çoğu zaman bir nükteyle: fıkra.

İki tür de gazetecilikle birlikte doğdu ve büyüdü. Türk Dil Kurumu makaleyi «bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete veya dergi yazısı» diye tanımlar. Fıkra kelimesinin ise sözlükte birkaç anlamı vardır: güldürücü kısa bir hikâye, bir kanun maddesinin bölümü ve edebiyatta bir tür olarak «köşe yazısı».

Ana anlatı — makale: tez, kanıt, sonuç

Bir makalenin iskeleti üç parçalıdır. Önce bir tez ortaya konur: yazarın savunduğu düşünce. Sonra bu düşünce kanıtlarla desteklenir: olgular, belgeler, örnekler, tanıklıklar, mantıksal çıkarımlar. Sonunda bir sonuç çıkarılır ve okur bir yargıya ya da bir eyleme çağrılır. Makalenin dili bu yüzden açık ve düzenlidir; yazar okuru bir yolda adım adım yürütmeye çalışır.

Zola'nın yazısı bu iskeleti çok güçlü bir biçimde taşır. Tezi açıktır: Dreyfus masumdur ve gerçek suçlular korunmaktadır. Kanıtları uzun bir anlatımla sıralanır: Zola, Dreyfus'un yargılanmasındaki adli hataları ve ciddi kanıt eksikliğini tek tek gösterir. Sonucu ise bir yargı listesidir: «Suçluyorum» diye başlayan paragraflar, her birinde bir kişinin adını ve o kişinin sorumluluğunu verir.

Ama «J'accuse…!» yalnızca bir makale değildir; bir açık mektuptur. Zola metni cumhurbaşkanına hitaben yazar, ama asıl okuru kamuoyudur. Açık mektup, bir kişiye seslenirken bütün topluma konuşmanın yoludur. Zola'nın amacı yalnızca inandırmak değildi; kendisi hakkında dava açılmasını da istiyordu, çünkü bir dava Dreyfus'un mahkûmiyetine dayanak olan zayıf kanıtların kamuoyu önünde tartışılmasını sağlayabilirdi. Yazı gerçekten dava getirdi: Zola iftira suçundan 23 Şubat 1898'de mahkûm edildi ve İngiltere'ye kaçtı; ancak Haziran 1899'da dönebildi.

Yaygın yanlış«Makale tarafsız bir bilgi yazısıdır» diye düşünülür.
Doğrusu

Makale bilgi verir, ama bir görüşü savunur; tarafsızlık değil, kanıtlarla desteklenmiş bir taraf tutma onun işidir. Zola'nın yazısı bunun en çarpıcı örneğidir: olguları sıralar, ama bir yargıya varmak ve suçlamak için sıralar.

Ana anlatı — fıkra: gözlem ve yorum

Fıkra, makalenin kısa ve kişisel kardeşidir. Bir gazetenin belli bir köşesinde, çoğu zaman her gün ya da her hafta aynı yazarın imzasıyla çıkar; bu yüzden köşe yazısı diye de anılır. Bir olayı, bir gözlemi, bir alışkanlığı alır; onu uzun kanıtlarla değil, kısa bir yorum ve çoğu zaman bir nükteyle okura sunar. Makale okuru ikna etmeye, fıkra onu düşündürmeye ve gülümsetmeye çalışır.

Türk basınında bu türün en önemli adlarından biri Ahmed Râsim'dir. 1865'te İstanbul'da doğdu, 1932'de Heybeliada'da öldü. Dârüşşafaka'yı bitirdikten sonra posta ve telgraf memuru olarak çalıştı, sonra kendini tamamen gazeteciliğe verdi. Şerif Aktaş ve Nuri Özcan'a göre onu geniş bir okur kitlesi arasında ünlü yapan yazıları deneme, sohbet, fıkra ve anılarıdır. Bu yazılarda şehir hayatını ve kendi çevresini, insanlarını, alışkanlıklarını, giyimlerini ve dünya görüşlerini bütün ayrıntılarıyla ve güçlü bir gözlemle anlattı.

Ahmed Râsim'in fıkralarının kaynağı gözlemdir. Eğlence yerlerinden evlerin içine, sokakların görüntüsünden aile hayatına kadar devrinin hemen her şeyi onun yazılarında kayıtlıdır. Şehir Mektupları adıyla toplanan yazılarında İstanbul hayatını zaman zaman mizahi bir dikkatle anlattı. Abdülhamid döneminin son yıllarında yazdığı makale ve sohbetlerin ortak özelliği ise sansürün dikkatini çekmeyecek konuları seçmesiydi. Bu kısıt, fıkranın bir başka gücünü de gösterir: büyük konulara doğrudan dokunamayan bir yazar, gündelik hayatın küçük ayrıntılarından bir dönemin portresini çıkarabilir. Bugün Ahmed Râsim'in yazıları, 1890'dan sonraki kırk yılın toplum hayatını inceleyenler için vazgeçilmez kaynaklardır.

Yaygın yanlış«Fıkra, komik bir hikâyedir» diye de düşünülür.
Doğrusu

Türkçede «fıkra» kelimesi hem Nasreddin Hoca fıkraları gibi kısa güldürücü hikâyeler için hem de gazete köşe yazıları için kullanılır. Edebiyat türü olarak fıkra bir hikâye değil, bir yorum yazısıdır; nükte taşıyabilir ama amacı bir durumu kısaca değerlendirmektir.

Metin anı

Zola'nın mektubundan, suçlamalara geçmeden önceki bir paragraf:

Puisqu'ils ont osé, j'oserai aussi, moi. La vérité, je la dirai, car j'ai promis de la dire, si la justice, régulièrement saisie, ne la faisait pas, pleine et entière. Mon devoir est de parler, je ne veux pas être complice.

«Onlar cüret ettiklerine göre ben de cüret edeceğim. Gerçeği söyleyeceğim, çünkü usulüne göre başvurulan adalet onu bütünüyle ortaya çıkarmazsa söyleyeceğime söz vermiştim. Benim görevim konuşmaktır, suç ortağı olmak istemiyorum.»

Ve yazının sonuna doğru:

la vérité est en marche, et rien ne l'arrêtera.

«Gerçek yürüyüştedir ve hiçbir şey onu durduramayacaktır.»

İlk paragraf bir makalenin nasıl bir edebî güce ulaşabileceğini gösterir. «Onlar cüret ettiklerine göre ben de cüret edeceğim» cümlesi bir karşılıklılık kurar: yazar, karşısındakilerin cesaretini kendi cesaretinin gerekçesi yapar. «Gerçeği söyleyeceğim» cümlesinde nesne öne alınmıştır: Fransızcada «la vérité, je la dirai», yani «gerçeği, onu söyleyeceğim». Vurgu yazarın kendisinde değil, gerçekte durur.

Son cümle ise bir kanıt değil, bir kişisel sorumluluk beyanıdır: «Benim görevim konuşmaktır, suç ortağı olmak istemiyorum.» Makale burada bilgi vermekten ve kanıtlamaktan bir adım öteye geçer. Yazar kendi vicdanını da metne koyar. Bu cümle, yüzyıl sonra hâlâ alıntılanıyorsa, nedeni yalnızca savunduğu davanın haklılığı değil, söyleyiş biçiminin gücüdür.

İkinci alıntıdaki imge, «yürüyen gerçek», bir makalenin sonunu bir umuda dönüştürür. Kanıtlar sayılmış, suçlamalar yapılmıştır; ama sonuç bir kesinlik değil, bir hareket olarak sunulur. Zola'nın makalesi, bir tezi savunan bir yazının nasıl edebiyatın araçlarıyla, ritimle, tekrarla ve imgeyle güçlenebileceğini gösterir.

Cevap ve bağlantı

Makalenin işi bir görüşü savunmaktır: bir tez ortaya koyar, onu kanıtlarla destekler ve bir sonuca varır. Fıkra ise gündelik bir gözlemi kısa ve kişisel bir yorumla, çoğu zaman bir gülümsemeyle değerlendirir. Zola'nın «J'accuse…!»su bir tezin kanıtlarla, suçlamalarla ve bir vicdan beyanıyla nasıl savunulduğunu; Ahmed Râsim'in fıkraları ise gündelik hayatın küçük ayrıntılarından nasıl bir dönemin portresinin çıkarılabildiğini gösterir.

Bir gazete yazısı, günü geçtikten sonra da okunmaya devam ettiğinde edebiyata yaklaşır. Zola'nın yazısı Dreyfus davası bittikten sonra da okunuyor; Ahmed Râsim'in fıkraları da yazıldıkları gazeteler çoktan unutulmuşken bir dönemin tanığı olarak yaşıyor. Bu kalıcılığın kaynağı, söyleyişin gücü ve gözlemin derinliğidir.

Kapanış kancası

Ahmed Râsim'in yazılarının büyük bir kısmı, sohbet ya da musâhabe diye anılan bir başka türe de girer. Bu yazılarda yazar, okuruyla karşısında oturuyormuş gibi konuşur; bir düşünceyi kanıtlamaya ya da bir olayı yorumlamaya değil, okurla laflamaya çalışır. Bir sonraki ünite, okurla konuşan bu türe bakıyor: sohbet ve söyleşi.

Özet kartı

  1. Makale bir düşünceyi açık bir dille ortaya koyup kanıtlarla savunan imzalı gazete ya da dergi yazısıdır; iskeleti tez, kanıt ve sonuçtur.
  2. Fıkra ya da köşe yazısı, bir olayı ya da gözlemi kısa, kişisel ve çoğu zaman nükteli bir yorumla sunar.
  3. Zola'nın «J'accuse…!»su (13 Ocak 1898) Dreyfus'un masumiyetini savunan açık bir mektuptur; Zola iftira suçundan mahkûm edilip İngiltere'ye kaçtı.
  4. Ahmed Râsim'in fıkraları İstanbul hayatını güçlü bir gözlemle kaydeder; bugün 1890 sonrası toplum hayatı için önemli kaynaklardır.
  5. Bir gazete yazısı, günü geçtikten sonra da söyleyişinin gücü ve gözleminin derinliğiyle okunmaya devam ettiğinde edebiyata yaklaşır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MakaleArticleBir düşünceyi kanıtlarla savunan imzalı gazete ya da dergi yazısı
Tez ve kanıtThesis and evidenceSavunulan düşünce ile onu destekleyen olgu ve çıkarımlar
Fıkra (köşe yazısı)ColumnBir olayı kısa, kişisel, nükteli bir yorumla sunan gazete yazısı
Açık mektupOpen letterBir kişiye hitap eden ama kamuoyuna yayımlanan mektup
GözlemObservationFıkra yazarının gündelik hayattan topladığı ayrıntılar

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Makale ile fıkra arasındaki temel fark nedir? Her birinin okura karşı tavrını bir cümleyle anlatın.
  2. (Kazanım 2) Zola'nın «J'accuse…!» yazısında tez, kanıt ve sonuç nelerdir?
  3. (Kazanım 3) Zola neden yazısını cumhurbaşkanına hitaben bir açık mektup olarak yazdı? Yazının sonuçları neler oldu?
  4. (Kazanım 3) «Mon devoir est de parler, je ne veux pas être complice» cümlesi makaleyi kanıtlamanın ötesine nasıl taşır?
  5. (Kazanım 4) Ahmed Râsim'in fıkralarının kaynağı nedir? Sansür, onun konu seçimini nasıl etkiledi ve bu, fıkranın gücü hakkında ne söyler?

Cevaplar

  1. Makale bir görüşü kanıtlarla desteklemeye çalışır; fıkra bir olayı ya da gözlemi kısa, kişisel ve çoğu zaman nükteli bir yorumla sunar. Makale okuru ikna etmeye, fıkra onu düşündürmeye ve gülümsetmeye çalışır.
  2. Tez: Dreyfus masumdur ve gerçek suçlular korunmaktadır. Kanıt: Dreyfus'un yargılanmasındaki adli hatalar ve ciddi kanıt eksikliği. Sonuç: «Suçluyorum» diye başlayan paragraflarla sorumlu kişilerin adlarıyla suçlanması.
  3. Cumhurbaşkanına hitap ederek bütün kamuoyuna konuştu; asıl okuru toplumdu. Ayrıca hakkında dava açılmasını, böylece Dreyfus'un mahkûmiyetine dayanak olan zayıf kanıtların kamuoyu önünde tartışılmasını amaçladı. Zola iftira suçundan 23 Şubat 1898'de mahkûm edildi, hapisten kaçınmak için İngiltere'ye gitti ve Haziran 1899'da döndü.
  4. Cümle bir kanıt değil, bir kişisel sorumluluk beyanıdır: yazar kendi vicdanını metne koyar ve susmanın suç ortaklığı olacağını söyler. Böylece yazı yalnızca bilgi veren ve kanıtlayan bir metin olmaktan çıkar, söyleyişinin gücüyle hatırlanan bir metne dönüşür.
  5. Kaynağı gözlemdir: şehir hayatı, çevresindeki insanlar, alışkanlıklar ve giyimler. Abdülhamid döneminin son yıllarında sansürün dikkatini çekmeyecek konuları seçti. Bu, fıkranın büyük konulara doğrudan dokunamasa bile gündelik hayatın küçük ayrıntılarından bir dönemin portresini çıkarabileceğini gösterir.

Okuma

  • Émile Zola, «J'accuse…!» (1898). Türkçe çevirilerinden birini okuyun ve «Suçluyorum» paragraflarının nasıl bir ritim kurduğuna dikkat edin.
  • Ahmed Râsim, Şehir Mektupları. Günümüz Türkçesine aktarılmış bir baskıdan birkaç yazı okuyun; yazarın gözlemlediği ayrıntıları not edin.
  • Bugünkü bir gazetenin köşe yazısı ile bir araştırma makalesini karşılaştırın: hangisi tez-kanıt-sonuç düzenini izliyor, hangisi bir gözlemi yorumluyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: 1898 Paris'inde bir gazete satıcısı; L'Aurore'un ilk sayfası büyük harflerle «J'ACCUSE…!». Okuyan kalabalık, heyecanlı yüzler. Ardından bir mahkeme salonu ve Manş Denizi'ni geçen bir gemi.
  • 0:55–1:15 Büyük soru: iki gazete sütunu yan yana: biri uzun, düzenli paragraflarla; öbürü kısa, bir köşeye sığmış.
  • 1:15–2:20 Bağlam: önceki ünitenin dere kıyısı; bu kez biri karşıya bir köprü kurar. Sözlük sayfasında «makale» ve «fıkra».
  • 2:20–4:40 Ana anlatı — makale: bir mimari çizim gibi bir yazı iskeleti: temel (tez), sütunlar (kanıtlar), çatı (sonuç). Ardından Zola'nın mektubundaki «J'accuse» paragrafları bir sütun hâlinde dizilir.
  • 4:40–7:00 Ana anlatı — fıkra: on dokuzuncu yüzyıl sonu İstanbul'u; bir kahvede gazete okuyan kalabalık, bir sokak satıcısı, bir mahalle aralığı. Bir defterde gözlem notları alan bir el.
  • 7:00–9:00 Metin anı: Zola'nın cümleleri kararlı bir el yazısıyla belirir; «la vérité» kelimeleri öne çıkar. Son cümlede bir yol ve ileriye yürüyen bir ışık.
  • 9:00–10:40 Cevap ve kapanış: yaşlı bir yazar bir koltukta oturmuş, karşısındaki boş sandalyeye bakıp konuşur gibi yazar.

Anlatıcı Zola bölümünü kararlı ve gergin, Ahmed Râsim bölümünü sıcak ve hafif gülümseyen bir tonla okur. «J'accuse» paragraflarının tekrarını ritmik biçimde vurgular.

Telaffuz

  • Émile Zola: «e-MİL zo-LA». J'accuse: «ja-KÜZ». L'Aurore: «lo-ROR». Alfred Dreyfus: «al-FRED drey-FÜS». Georges Clemenceau: «JORJ kle-man-SO».
  • Mon devoir est de parler: «mon dö-VUAR e dö par-LE». La vérité est en marche: «la ve-ri-TE e tan MARŞ».
  • Ahmed Râsim: «ah-MED raa-SİM», uzun a. Dârüşşafaka: «daa-rüş-şa-fa-KA». Musâhabe: «mu-saa-ha-BE».