Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Meddah, bir kahvede ya da toplulukta elinde mendil ve değnekle hikâye anlatıp bütün kişileri tek başına canlandıran anlatıcıdır; Sürûrî yirminci yüzyılın en büyük meddahı sayılır.
- Orta oyunu etrafı seyircilerle çevrili bir meydanda oynanır; sandık odası, kapı, dükkân ve «yeni dünya» paravanı başlıca yerleridir.
- Orta oyununun iki baş kişisi Pîşekâr ile Kavuklu'dur; oyun girişle açılır, muhavere ve fasılla ilerler, bitişle kapanır.
- Orta oyunu bir söz oyunudur: dişi söz bir ipucu verir, erkek söz ondan güldürücü bir karşılık çıkarır.
- Orta oyunu seyirciyi yanıltmaya çalışmayan «göstermeci» bir üsluba sahiptir; Lebîb'in 1834 Sûrnâme'si ondan söz eden en eski kaynaklardandır.
Kazanımlar
- Meddahın kim olduğunu, nerede ve hangi araçlarla anlattığını açıklayabilir.
- Orta oyununun oynandığı meydanı ve başlıca yerlerini tanımlayabilir.
- Pîşekâr ile Kavuklu'nun rollerini ve orta oyununun bölümlerini sırayla açıklayabilir.
- Orta oyununun seyirciyle kurduğu ilişkiyi yazılı Batı tiyatrosuyla karşılaştırabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1900 yılının Ramazanı, İstanbul. Makasçılarbaşı'nda bir adam, dinleyicilerin karşısında bir iskemleye oturur. Elinde bir mendil ve bir değnek vardır. Kahvedeki herkes susar. Adam bir hikâye anlatmaya başlar: bir tüccarın, bir hamalın, bir kadının, bir çocuğun sesini sırayla taklit eder; mendili bir anda bir bohçaya, bir sarığa, bir peçeye dönüşür; değnek bir kapıyı çalar, bir atı sürer.
Bu adamın adı Sürûrî'dir. Kısa sürede tanınır, Şehzadebaşı'na geçer ve otuz dört yıl boyunca bu işi yapar. Dostları ona «Ayı Kemal» der. Sürûrî, yirminci yüzyılın en büyük Türk meddahı sayılır: tek başına, bir mendil ve bir değnekle, bütün bir şehri sahneye çıkaran bir tiyatrocu.
Büyük soru
Perdesiz, sahnesiz ve yazılı metinsiz bir tiyatro nasıl kurulur? Oyuncu ile seyirci aynı yerde durduğunda ne değişir?
Bağlam
Karagöz'ü işlediğimiz ünitede tek bir ustanın bir perdenin arkasından bütün sesleri verdiğini gördük. Osmanlı şehirlerinde bunun yanında perdesiz iki seyirlik gelenek daha yaşadı. Birincisi meddahtır: bir kişinin, bir kahvede ya da bir konakta, hikâye anlatıp bütün kişileri tek başına canlandırması. İkincisi orta oyunudur: çevresini seyircilerin sardığı açık bir alanda, bir grup oyuncunun oynadığı güldürü.
Türlerin haritasında orta oyununun yazılı bir metni olmadığını, oyuncuların zihninde yalnızca bir taslak, bir «kanava» bulunduğunu görmüştük. Bu ünite, o taslağın nasıl bir meydanda ve nasıl bir oyun düzeniyle hayat bulduğuna bakıyor.
Ana anlatı — meddah: tek kişilik anlatıcı
Meddah kelimesi Arapça «övmek» kökünden gelir ve sözlükte «çok öven» anlamındadır. Osmanlılar bu kelimeyi, hikâye ve destan okuyan anlatıcılar için de kullandı. Özdemir Nutku'ya göre Türk meddahları, Arap meddahlarının aksine gündelik konuları gerçekçi bir biçimde ele alırdı ve bu, Türk meddahlığının Orta Asya'dan gelen ozan ve hikâyecilik geleneğiyle kendi toplumunun birikiminden geliştiğini gösterir.
Meddahlığın Osmanlı tarihinde uzun bir geçmişi vardır. On dördüncü yüzyılın sonunda Yıldırım Bayezid'i taklitleri ve zekâsıyla güldüren Kör Hasan, adı bilinen en tanınmış erken meddahlardandır. Zamanla dinî konulardan uzaklaşan anlatıcılar, dinleyicinin ilgisini çekmek için anlattıkları hikâyelerdeki hayvanların ve insanların seslerini ve hareketlerini taklit etmeye başladılar. On dokuzuncu yüzyılın meddahları, hikâye anlatmanın yanında orta oyununda ve Karagöz oynatmada da ustalaştı. Bunlardan Kız Ahmed'in ünü Avrupa'ya yayıldı; İngiliz ressam Thomas Allom, onun hikâye anlattığı sırada bir resmini yaptı.
Meddahın araçları çok azdır: bir mendil ve bir değnek. Nutku'ya göre bunlar, meddahların eski simgelerinin, süngünün, tuğun ve şeddenin zamanla dönüştüğü eşyalardır. Meddah iskemlesinde oturur, değneğiyle bir kapıyı çalar, mendiliyle bir kişiyi giydirir. Bütün sesler, bütün yöreler, bütün kişiler onun tek bedeninde yaşar. Şair Fakîrî, Risâle-i Taʿrîfât adlı eserinde meddahın toplumdaki yerini şöyle tanımlar: meddah, halkı birbiriyle ıslah eden kişidir.
Yaygın yanlış«Meddah yalnızca masal anlatan biridir» diye düşünülür.
Meddah bir anlatıcıdan fazlasıdır: sesleri, ağızları, hareketleri taklit ederek bir hikâyenin bütün kişilerini canlandırır. Hikâyeyi anlatmakla onu oynamak arasında durur; bu yüzden hem bir anlatı sanatçısı hem de tek kişilik bir oyuncudur.
Ana anlatı — meydan: seyircinin ortasında
Orta oyunu adını, oynandığı yerden alır. Oyun, etrafı seyircilerle çevrili yuvarlak bir alanda, bir meydanda oynanır. Oyuncuların giysilerinin durduğu, bir çadır ya da perdeyle kapatılmış yere sandık odası denir; oyuncular meydana kapı denen bir yerden girer. Meydanda yaklaşık bir buçuk metre yüksekliğinde, kafesli, iki ya da daha çok kanatlı bir paravan durur: buna yeni dünya denir ve çoğu zaman bir ev ya da hamam yerine geçer. Kavuklu'nun iş yeri olan küçük bir paravana ise dükkân denir. Erkek seyircilerin bulunduğu bölüme «mevki», kadınların bulunduğu bölüme «kafes» adı verilirdi.
Bu düzenin en önemli sonucu, seyirci ile oyuncu arasındaki mesafenin ortadan kalkmasıdır. Rolü biten oyuncular meydandan uzaklaşmaz; seyircinin arasında bir yana çekilip bekler. Her şey seyircinin gözü önünde olur. Nurettin Albayrak'a göre bu özellikleriyle orta oyunu, tiyatronun «göstermeci» ya da «yanıltmasız» üslubuna uygun düşer: seyirciyi sahnede gerçek bir dünya olduğuna inandırmaya çalışmaz, bir oyun oynandığını açıkça gösterir.
Orta oyununun tarihi ise çok eski değildir. Ondan ilk kez açıkça söz eden kaynaklardan biri, 1834'te Sâliha Sultan'ın düğünü için yazılan Lebîb'in Sûrnâme'sidir. Oyunun on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bilindiği, ikinci yarısında ise yaygınlaştığı söylenebilir.
Ana anlatı — Pîşekâr, Kavuklu ve söz meydanı
Orta oyununun iki önemli kahramanı vardır. Pîşekâr hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem de bir tür yazar gibi davranır; oyunu açar, yönetir ve kapatır. Kavuklu ise oyunun baş komiğidir. Albayrak'a göre Pîşekâr Karagöz'deki Hacivat'a, Kavuklu ise Karagöz'e benzer.
Bir orta oyunu dört bölümden oluşur ve bu düzen Karagöz'ünkünü hatırlatır. Girişte zurna Pîşekâr havasını çalar; Pîşekâr elinde «pastal» denen bir şakşakla ağır ağır meydana gelir, seyirciyi selamlar, zurnacıyla ve seyircilerle konuşarak oyunu açar. Muhaverede Kavuklu meydana girer; önce yanındaki cüce ya da kambur yardımcısıyla atışır, sonra Pîşekâr'la tanışmalarını sağlayan «arazbar» denen konuşma başlar ve Kavuklu bir tekerleme söyler. Fasıl, asıl oyundur: işsiz Kavuklu'ya Pîşekâr bir iş bulur, Kavuklu dükkânını açar ve öbür tipler onunla ilişki kurdukça olay gelişir. Bitişte Pîşekâr, farkında olmadan işledikleri kusurlar için seyirciden özür diler, gelecek oyunun adını ve yerini duyurur.
Orta oyunu bir eylem oyunundan çok bir söz oyunudur. Muhaverede konuşanlardan biri, karşısındakine «anahtar» ya da dişi söz denen bir kelime ya da cümleyle bir ipucu verir; öbürü de bu ipucundan yararlanarak erkek söz denen güldürücü bir karşılıkla konuşmayı sürdürür. Yazılı bir metin olmadığı için oyunun bütün ustalığı, bu anlık söz yakalamada yatar. Bu yüzden orta oyunu için bir «söz meydanı» denmiştir.
Karagöz'deki gibi, orta oyununda da Osmanlı toplumunun farklı yörelerinden ve topluluklarından gelen tipler, kılıkları, ağızları ve davranışlarıyla meydana çıkar. Bu tipler, Albayrak'ın deyişiyle, somut değil soyut kişilerdir: kendi çevrelerine göre genelleştirilmiş varlıklardır. Karagöz'de olduğu gibi, bu genellemelerin bazıları bugün kaba kalıp yargılar olarak okunur.
Metin anı
Lebîb'in 1834 tarihli Sûrnâme'sinden, orta oyununu anan en eski dizelerden:
Cümle etrâf-nişîn-i meydan
Oldu orta oyunundan handan
Ve Fakîrî'nin Risâle-i Taʿrîfât'ından, meddah üzerine:
Bilir misin nedir âlemde meddâh
Biribiriyle halkı ede ıslâh
İlk beyit bir düğün şenliğini anlatır: «meydanın etrafında oturan herkes orta oyunuyla güldü.» Beyitte iki kelime önemlidir. «Etrâf-nişîn», etrafta oturan demektir: seyirci meydanın dört bir yanındadır, karşıda değil, çevrededir. «Handan» ise gülen demektir. Bu kısa beyit, orta oyununun en temel iki özelliğini tek cümlede taşır: seyircinin ortasında oynanması ve güldürmesi. Oyunun adı ile yeri aynı kelimede buluşur: «orta».
İkinci beyit ise meddahı bir göreve bağlar: «Bilir misin, dünyada meddah nedir? Halkı birbiriyle ıslah eden kişidir.» Fakîrî'ye göre meddah yalnızca eğlendirmez; insanları, birbirlerinin taklidini ve hikâyesini göstererek düzeltir. Komediyi işlediğimiz ünitede Molière'in komedinin işini kusurları düzeltmek olarak tanımladığını görmüştük. Fakîrî'nin beyti, aynı düşüncenin Osmanlı hikâye sanatındaki bir karşılığı gibi okunabilir. Molière ile yerli gelenek arasındaki bağ başka bir yerde de görünür: Teodor Kasap on dokuzuncu yüzyılda Molière'in bir oyununu Türk âdetlerine uyarlamış ve üzerine «Orta Oyunu Bir Fasıl» yazmıştı.
Cevap ve bağlantı
Perdesiz, sahnesiz ve yazılı metinsiz bir tiyatro, oyuncunun bedeni, sesi ve sözüyle kurulur. Meddah tek başına, bir mendil ve bir değnekle, bütün kişileri canlandırarak bir hikâyeyi hem anlatır hem oynar. Orta oyunu ise seyirciyle çevrili açık bir alanda oynanır; oyuncular seyircinin arasından girer, seyircinin arasında bekler. Pîşekâr ile Kavuklu'nun söz yakalamaları, dişi söz ile erkek söz, oyunun asıl sahnesidir.
Oyuncu ile seyirci aynı yerde durduğunda tiyatro bir yanılsama olmaktan çıkar, bir buluşmaya dönüşür. Orta oyunu seyirciyi başka bir dünyaya inandırmaya çalışmaz; ona bir oyun oynandığını açıkça gösterir. Metin ile gösteri arasındaki soruda orta oyunu ve meddah, Karagöz gibi, açıkça sahnenin tarafındadır: onları yalnızca bir meydanda ya da bir kahvede, orada bulunarak tanıyabiliriz.
Kapanış kancası
Meddah şehrin kahvesinde, orta oyunu şehrin meydanında yaşadı. Ama Anadolu köylerinde çok daha eski bir seyirlik gelenek vardı: düğünlerde, bayramlarda, mevsim dönümlerinde, yazılı bir metni ve bir sahnesi olmadan, bir topluluğun kendi hayatını oynadığı oyunlar. Bir sonraki ünite, Anadolu'nun bu ritüel tiyatrosuna, köy seyirlik oyunlarına bakıyor.
Özet kartı
- Meddah, bir kahvede ya da toplulukta elinde mendil ve değnekle hikâye anlatıp bütün kişileri tek başına canlandıran anlatıcıdır; Sürûrî yirminci yüzyılın en büyük meddahı sayılır.
- Orta oyunu etrafı seyircilerle çevrili bir meydanda oynanır; sandık odası, kapı, dükkân ve «yeni dünya» paravanı başlıca yerleridir.
- Orta oyununun iki baş kişisi Pîşekâr ile Kavuklu'dur; oyun girişle açılır, muhavere ve fasılla ilerler, bitişle kapanır.
- Orta oyunu bir söz oyunudur: dişi söz bir ipucu verir, erkek söz ondan güldürücü bir karşılık çıkarır.
- Orta oyunu seyirciyi yanıltmaya çalışmayan «göstermeci» bir üsluba sahiptir; Lebîb'in 1834 Sûrnâme'si ondan söz eden en eski kaynaklardandır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Meddah | Meddah, storyteller | Mendil ve değnekle hikâye anlatıp bütün kişileri tek başına canlandıran anlatıcı |
| Orta oyunu | Orta oyunu, theatre in the round | Seyircinin ortasında, yazılı metin olmadan doğaçlanan geleneksel güldürü |
| Pîşekâr ve Kavuklu | Pişekar and Kavuklu | Oyunu yöneten Pîşekâr ile baş komik Kavuklu |
| Meydan | Playing arena | Orta oyununun oynandığı, çevresi seyircilerle sarılı yuvarlak alan |
| Dişi söz ve erkek söz | Cue and punchline | Muhaverede verilen ipucu ile ondan çıkarılan güldürücü karşılık |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Meddah kelimesi ne anlama gelir? Meddahın araçları nelerdir ve bu araçları nasıl kullanır?
- (Kazanım 2) Orta oyununun oynandığı meydanın başlıca yerlerini sayın. Bu düzen seyirci ile oyuncu ilişkisini nasıl etkiler?
- (Kazanım 3) Pîşekâr ile Kavuklu'nun rolleri nelerdir? Bir orta oyununun girişten bitişe nasıl ilerlediğini anlatın.
- (Kazanım 3) Dişi söz ve erkek söz nedir? Orta oyununa neden bir «söz meydanı» denmiştir?
- (Kazanım 4) Orta oyununun «göstermeci» üslubu, bir perde arkasındaki gerçekçi bir oyundan nasıl ayrılır?
Cevaplar
- Arapça medh kökünden gelir ve «çok öven» anlamındadır; Osmanlılar'da hikâye ve destan okuyan anlatıcılar için de kullanılmıştır. Meddahın araçları bir mendil ve bir değnektir; mendili bir bohçaya, sarığa ya da peçeye, değneği bir kapıyı çalmaya ya da bir atı sürmeye dönüştürerek bütün kişileri sesiyle ve hareketleriyle canlandırır.
- Sandık odası (oyuncuların giysilerinin bulunduğu kapalı yer), kapı (oyuncuların meydana girdiği yer), dükkân (Kavuklu'nun iş yeri olan küçük paravan), yeni dünya (ev ya da hamam yerine geçen kafesli paravan) ve meydanın kendisi. Seyirci meydanın çevresinde oturduğu ve rolü biten oyuncular seyircinin arasında beklediği için oyuncu ile seyirci iç içedir.
- Pîşekâr hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem yazar gibi davranır; oyunu açar, yönetir ve kapatır. Kavuklu baş komiktir. Girişte Pîşekâr meydana gelip seyirciyi selamlar; muhaverede Kavuklu gelir, yardımcısıyla atışır, Pîşekâr'la arazbar ve tekerlemeyle tanışır; fasılda Pîşekâr Kavuklu'ya bir iş bulur ve olay gelişir; bitişte Pîşekâr seyirciden özür dileyip gelecek oyunu duyurur.
- Dişi söz, bir oyuncunun karşısındakini konuşturmak için verdiği ipucu, bir kelime ya da cümledir; erkek söz, bu ipucundan çıkarılan güldürücü karşılıktır. Yazılı metin olmadığı ve olaylar basit olduğu için oyunun asıl ustalığı bu anlık söz yakalamada yatar; bu yüzden orta oyunu eylemden çok söyleşmeye dayanan bir söz meydanı olarak nitelenir.
- Göstermeci üslup seyirciyi sahnede gerçek bir dünya olduğuna inandırmaya çalışmaz; her şey seyircinin gözü önünde olur, oyuncular seyircinin arasından girip çıkar ve bir oyun oynandığı açıkça gösterilir. Perde arkasındaki gerçekçi bir oyun ise seyirciyi bir odanın, bir evin içinde olduğuna inandırmaya çalışır.
Okuma
- Özdemir Nutku, Meddahlık ve Meddah Hikâyeleri. Meddahlığın tarihi ve hikâyeleri üzerine temel çalışma.
- İslâm Ansiklopedisi'nde Nurettin Albayrak'ın «Orta Oyunu» maddesi. Meydanın düzeni, kişiler ve oyunun akışı üzerine derli toplu bir özet.
- Derlenmiş orta oyunu metinlerinden bir fasıl (Cevdet Kudret'in derlemeleri gibi). Bir fasıl metnini okuyun ve dişi söz ile erkek sözün geçtiği yerleri işaretleyin.
- Mümkünse bir meddah gösterisi izleyin: anlatıcının mendili ve değneği kaç farklı nesneye dönüştürdüğünü sayın.