Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- TDK'ye göre dram, acıklı olayları bazen güldürücü yönleriyle birlikte işleyen sahne oyunudur; trajediyle komedinin arasında durur.
- On sekizinci yüzyılda Lillo (1731), Lessing (1755) ve Diderot (1757–1758) orta sınıftan insanları ciddi oyunların kahramanı yaptı.
- Hugo 1827'de Cromwell önsözünde dramın groteskle yüceyi, trajediyle komediyi tek bir soluk içinde erittiğini ve Shakespeare'in dramın ta kendisi olduğunu savundu.
- Hamlet'in mezarcı sahnesi grotesk ile yücenin birbirini aydınlattığı bir andır.
- Namık Kemal tiyatroyu «cihanın aynası» saydı, Mukaddime-i Celâl ile ilk Türk tiyatro kuramını yaptı; oyunlarında romantik dramın yüce ve aşırı yanı ağır bastı.
Kazanımlar
- Dramın trajedi ve komediden hangi özellikleriyle ayrıldığını açıklayabilir.
- On sekizinci yüzyılda sıradan insanların ciddi bir türün kahramanı olmasının önemini değerlendirebilir.
- Victor Hugo'nun Cromwell önsözündeki grotesk ile yücenin birlikteliği düşüncesini yorumlayabilir.
- Namık Kemal'in tiyatro anlayışını dramın Türk sahnesine girişi bağlamında tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir mezarlık. İki mezarcı şarkı söyleyip şakalaşarak toprağı kazar; kürekleri kafatası çıkarır. Uzaktan bir prens onları izler ve şaşırır: bu adam mezar kazarken şarkı söyleyecek kadar işine yabancı mı? Yanındaki dostu cevap verir: alışkanlık, bu işi onun için kolaylaştırmış.
Sonra mezarcı bir kafatasını prense uzatır. Kafatası, prensin çocukken sırtında taşındığı saray soytarısı Yorick'indir. Prens onu eline alır: «Ah zavallı Yorick! Onu tanırdım, Horatio; sonsuz şakaları olan, harika hayal gücü olan bir adamdı.» Shakespeare'in Hamlet'inde trajedinin en karanlık anlarından biri, mezarcıların şakalarıyla ve bir soytarının kafatasıyla açılır.
Büyük soru
Trajedi ile komedi aynı oyunda buluşabilir mi? Buluştuklarında ortaya çıkan tür ne getirir?
Bağlam
Trajediyi ve komediyi işlediğimiz ünitelerde iki ayrı dünya gördük: trajedi bizden üstün insanların düşüşünü, komedi bizden aşağı insanların gülünç kusurlarını gösterir. Aristoteles'in bu ayrımı yüzyıllar boyunca sahneleri düzenledi. Ama gerçek hayat bu kadar düzenli değildir: bir cenazede bile gülünç bir an yaşanır, bir düğünde bile bir acı sezilir.
Türk Dil Kurumu dramı üç anlamda tanımlar. Birincisi, sahnede oynanmak için yazılmış her oyundur. İkincisi, «acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak konu alan sahne oyunu»dur. Üçüncüsü, genel olarak tiyatro edebiyatıdır. Bu ünite ikinci anlama bakıyor: trajediyle komedinin arasından doğan türe.
Ana anlatı — sıradan insanlar sahnede
Klasik anlayışta trajedinin kahramanları krallar, prensler, kahramanlardı; sıradan insanlar sahneye ancak komedide, gülünç yanlarıyla çıkabiliyordu. On sekizinci yüzyılda bu düzen sarsıldı. Tüccarlar, aile babaları, kızlar ve oğullar, yani yükselen orta sınıfın insanları, ciddi bir oyunun kahramanı olmaya başladı.
İngiltere'de George Lillo'nun 1731'de ilk kez sahnelenen Londralı Tüccar'ı, bir çırağın düşüşünü anlatan ilk gerçek burjuva trajedisi sayılır. Almanya'da Lessing'in 1755'te sahnelenen Miss Sara Sampson'ı bu türün ilk Alman örneği olarak anılır. Fransa'da ise Denis Diderot'nun 1757'de sahnelenen Doğal Oğul'u ve ertesi yılın Aile Babası, tam anlamıyla trajedi değildi, ama burjuva hayatını, dönemin komedilerinde alışılmamış bir ciddiyetle işliyordu. Bu oyunlar, daha sonraki ciddi oyunlara model oldu.
Bu değişikliğin anlamı büyüktür. Aristoteles korkuyu, kendimizi bir başkasının felaketinde tanımamıza bağlamıştı. On sekizinci yüzyıl seyircisi için «bize benzeyen» kişi artık bir kral değil, bir tüccar ya da bir aile babasıydı. Dram, trajedinin ciddiyetini sıradan hayata taşıdı.
Ana anlatı — grotesk ve yüce
Dramın en ateşli savunucusu, on dokuzuncu yüzyılın başında Fransız şair ve oyun yazarı Victor Hugo oldu. Hugo 1827'de yayımladığı Cromwell oyununun önsözünde, bir manifestoya dönüşen uzun bir metin yazdı. Ona göre modern şiir, yaratılışta her şeyin insan gözüne güzel görünmediğini hissetmelidir: çirkin güzelin yanında, biçimsiz zarifin yanında, grotesk yücenin tersinde, kötü iyiyle birlikte, gölge ışıkla birlikte vardır.
Hugo için sanatın bunları ayırması doğaya aykırıdır. Modern şiir, doğa gibi yapmalı, gölgeyi ışıkla, groteski yüceyle karıştırmalıdır. Hugo bu karışımın en büyük ustasını da adıyla anar: Shakespeare. Ona göre Shakespeare dramdır ve dram, groteskle yüceyi, korkunçla soytarıcayı, trajediyle komediyi tek bir soluk içinde eritir. Hugo edebiyat tarihini de bu düşünceyle üç çağa ayırır: ilk çağlar liriktir, eski çağlar destansıdır, modern çağlar dramatiktir.
Hamlet'in mezarcı sahnesi Hugo'nun düşüncesinin en iyi örneklerinden biridir. Mezarcıların şakaları sahnenin karanlığını azaltmaz, tersine derinleştirir. Hamlet, bir zamanlar bütün sofrayı kahkahaya boğan soytarının kafatasını elinde tutarken, gülmenin kendisinin de ölümlü olduğunu görür. Grotesk ve yüce aynı sahnede birbirini aydınlatır.
Yaygın yanlış«Dram, trajedinin mutlu sonla biten biçimidir» diye düşünülür.
Dramı trajediden ayıran şey sonu değil, malzemesidir: sıradan insanlar, gündelik hayat ve acıyla gülüncün iç içeliği. Birçok dram mutsuz biter; önemli olan, bir türün kurallarıyla değil hayatın karışıklığıyla kurulmasıdır.
Ana anlatı — Türk sahnesinde dram
Türk tiyatrosu Batı tarzı oyunlarla on dokuzuncu yüzyılın ortalarında tanıştığında, sahneye gelen tür çoğu zaman bu romantik dramdı. Namık Kemal, Avrupa'da bulunduğu yıllarda sık sık tiyatroya gitmiş, Fransız klasiklerini ve Shakespeare'i okumuştu. Tiyatro, onun en fazla eser verdiği edebî tür oldu. Tiyatroyu «insan hâlini sahneye nakil ve orada taklit ederek ibret alınacak bir levha hâlinde göz önüne sermesi itibariyle en faydalı bir eğlence» diye tanımladı ve «Tiyatro cihanın aynıdır» dedi.
Namık Kemal, Mukaddime-i Celâl ile Türk edebiyatında ilk kez tiyatronun kuramını yaptı. Ona göre tiyatronun asıl gücü, toplum üzerindeki değiştirici etkisiydi; Avrupa milletlerindeki büyük siyasi değişimlerde tiyatronun payı olduğunu savundu. Oyunlarında vatanseverlik, hürriyet ve aile ahlakı gibi konuları sahneye taşıdı.
Edebiyat tarihçileri, onun oyunlarının romantik dramın bazı özelliklerini abartılı biçimde taşıdığını da belirtir. Kişiler ya tamamen iyi ya tamamen kötüdür, ruh hâlleri doğal değil en aşırı derecesiyle ifade edilir, uzun tiratlar olayın akışını durdurur. Hugo'nun groteskle yüceyi birleştiren dramıyla karşılaştırıldığında, Namık Kemal'in sahnesi daha çok yücenin sahnesidir. Ama tiyatroyu toplumun aynası ve bir değişim aracı olarak görmesi, Türk dramının yönünü uzun süre belirledi.
Metin anı
Hugo'nun Cromwell önsözünden:
Shakespeare, c'est le Drame ; et le drame, qui fond sous un même souffle le grotesque et le sublime, le terrible et le bouffon, la tragédie et la comédie, le drame est le caractère propre de la troisième époque de poésie, de la littérature actuelle.
«Shakespeare Dram'dır; ve dram, groteskle yüceyi, korkunçla soytarıcayı, trajediyle komediyi tek bir soluk içinde eriten dram, şiirin üçüncü çağının, bugünkü edebiyatın kendine özgü niteliğidir.»
Cümle üç karşıtlığı art arda dizer: grotesk ve yüce, korkunç ve soytarıca, trajedi ve komedi. Her çift bir öncekinin genişletilmiş hâlidir. İlki bir estetik kategoriyi, ikincisi bir duyguyu, üçüncüsü bir türü adlandırır. Hugo, dramı bir tür tanımıyla değil, bir birleştirme eylemiyle tanımlar.
Cümlenin fiili de önemlidir: «fond», yani eritir. Hugo karşıtları yan yana koymaktan söz etmez; onların eriyip tek bir maddeye dönüşmesinden söz eder. Mezarcıların şakası ile Hamlet'in yası yan yana durmaz, birbirine karışır. Gülünç olan acıyı daha keskin kılar, acı gülünce bir derinlik verir.
Son olarak «şiirin üçüncü çağı» ifadesi, Hugo'nun dramı bir tarih felsefesine yerleştirdiğini gösterir. Ona göre dram yalnızca bir tür değil, modern çağın kendisini anlatma biçimidir. Bu iddia tartışılabilir, ama on dokuzuncu yüzyıl tiyatrosu, Türk sahnesi de dahil, onun izinden gitti.
Cevap ve bağlantı
Trajedi ile komedi aynı oyunda buluşabilir ve buluştuklarında dram doğar. On sekizinci yüzyılda Lillo, Diderot ve Lessing, sıradan insanların hayatını ciddi bir sahnenin konusu yaptı. Hugo 1827'de, Shakespeare'i örnek göstererek, dramın groteskle yüceyi, trajediyle komediyi tek bir soluk içinde erittiğini savundu. Türk sahnesinde Namık Kemal, tiyatroyu «cihanın aynası» olarak gördü ve onu toplumu değiştirmenin bir aracına dönüştürmeye çalıştı. Dram, tiyatronun hayata daha çok benzemeye karar verdiği andır.
Kapanış kancası
Hamlet'in mezarlık sahnesinde metnin içinde köşeli ayraçla küçük bir not vardır: «Kafatasını alır.» Oyuncunun ne yapacağını söyleyen bu not, okurun sahneyi zihninde kurmasına yardım eder. Oyun metinleri romanlardan farklı bir biçimde yazılır: perdeler, sahneler, diyaloglar, monologlar ve bu küçük notlarla. Bir sonraki ünite, bir oyun metninin bu yapı taşlarına bakıyor.
Özet kartı
- TDK'ye göre dram, acıklı olayları bazen güldürücü yönleriyle birlikte işleyen sahne oyunudur; trajediyle komedinin arasında durur.
- On sekizinci yüzyılda Lillo (1731), Lessing (1755) ve Diderot (1757–1758) orta sınıftan insanları ciddi oyunların kahramanı yaptı.
- Hugo 1827'de Cromwell önsözünde dramın groteskle yüceyi, trajediyle komediyi tek bir soluk içinde erittiğini ve Shakespeare'in dramın ta kendisi olduğunu savundu.
- Hamlet'in mezarcı sahnesi grotesk ile yücenin birbirini aydınlattığı bir andır.
- Namık Kemal tiyatroyu «cihanın aynası» saydı, Mukaddime-i Celâl ile ilk Türk tiyatro kuramını yaptı; oyunlarında romantik dramın yüce ve aşırı yanı ağır bastı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Dram | Drama | Trajediyle komedinin arasında, acıklı olayları bazen güldürücü yönleriyle işleyen tür |
| Burjuva trajedisi | Bourgeois tragedy | Orta sınıftan kahramanları olan on sekizinci yüzyıl ciddi oyunu |
| Grotesk ve yüce | The grotesque and the sublime | Hugo'nun çirkin-gülünç ile güzel-soylu karşıtlığı |
| Romantik dram | Romantic drama | Klasik kuralları reddedip karşıtları birleştiren on dokuzuncu yüzyıl dramı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Dramı trajediden ve komediden ayıran özellikler nelerdir? TDK'nin ikinci tanımı bu farkı nasıl gösterir?
- (Kazanım 2) Burjuva trajedisi neden önemli bir değişikliktir? Aristoteles'in korku tanımıyla ilişkilendirin.
- (Kazanım 3) Hugo'ya göre dram neyi neyle birleştirir? Hamlet'in mezarcı sahnesi bu düşünceyi nasıl örnekler?
- (Kazanım 3) Hugo'nun cümlesindeki «eritir» fiili neden önemlidir?
- (Kazanım 4) Namık Kemal tiyatroyu nasıl tanımladı? Onun oyunları Hugo'nun dram anlayışıyla hangi bakımdan örtüşür, hangi bakımdan ayrılır?
Cevaplar
- Dram trajediyle komedinin arasında durur: acıklı olayları işler ama gülünç yönlerini de dışlamaz; kahramanları çoğu zaman krallar değil sıradan insanlardır. TDK'nin ikinci tanımı, dramı «acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak» işleyen oyun olarak tanımlayarak bu karışıklığı doğrudan adlandırır.
- Klasik anlayışta trajedinin kahramanları krallar ve prenslerdi; burjuva trajedisi tüccarları ve aile babalarını ciddi bir oyunun kahramanı yaptı. Aristoteles korkuyu kendimize benzeyen birinin başına gelenle ilişkilendirir; on sekizinci yüzyıl seyircisi için bize benzeyen kişi artık bir tüccar ya da bir aile babasıydı.
- Hugo'ya göre dram groteskle yüceyi, korkunçla soytarıcayı, trajediyle komediyi birleştirir. Mezarcı sahnesinde mezarcıların şakaları ve bir soytarının kafatası, Hamlet'in ölüm üzerine düşünceleriyle aynı sahnede yer alır; gülünç olan yası derinleştirir.
- Hugo karşıtları yan yana koymaktan değil, onların eriyip tek bir maddeye dönüşmesinden söz eder. «Eritir» fiili, dramda gülünç ile acının ayrı parçalar olarak kalmadığını, birbirine karışıp birbirini değiştirdiğini anlatır.
- Namık Kemal tiyatroyu insan hâlini sahneye taşıyıp ibret alınacak bir levha gibi göz önüne seren en faydalı eğlence olarak tanımladı ve «Tiyatro cihanın aynıdır» dedi. Hugo gibi klasik kurallardan uzak, romantik ve coşkulu bir tiyatro anlayışı taşıdı; ama oyunlarında kişiler ya tamamen iyi ya tamamen kötüdür ve aşırı duygular ön plandadır, bu yüzden Hugo'nun groteskle yüceyi birleştiren dramından çok yücenin tarafında durur.
Okuma
- William Shakespeare, Hamlet, V. perde, 1. sahne. Mezarcıların konuşmalarını ve Hamlet'in Yorick'in kafatasıyla konuşmasını okuyun; gülünç ile acının nasıl iç içe geçtiğini işaretleyin.
- Victor Hugo, Cromwell önsözü (1827). Grotesk ve yüce üzerine yazdığı bölümleri okuyun.
- Namık Kemal, Vatan yahut Silistre ya da Gülnihal. Kişilerin iyi ve kötü olarak nasıl ayrıldığına ve tiratların uzunluğuna dikkat edin.
- Henrik Ibsen, Bir Bebek Evi. Sıradan bir evin içinde geçen ciddi bir oyun olarak okuyun.