İçeriğe geç

Ünite EDB-103-10 · Seviye 1 — Temel

Roman, novella, öykü, kısa kısa öykü

EDB-103 Anlatı Bilgisi

2.401 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • roman
  • novella
  • öykü
  • kısa kısa öykü
  • etki birliği
  • olay ve durum öyküsü
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Roman geniş bir dünya kurar; novella tek bir gerilimli olaya odaklanıp bir dönüm noktasına varır; öykü tek oturuşta tek bir etkiye yönelir; kısa kısa öykü hikâyenin çoğunu okura bırakır.
  2. Kelime sınırları (örneğin Nebula ödüllerinde novella için 17.500–39.999 kelime) bir yönetmeliğin sınırlarıdır; tür, uzunluğun işleviyle belirlenir.
  3. Poe 1842'de öykünün tek oturuşta okunabilmesini ve tek bir önceden tasarlanmış etkiye yönelmesini savundu: ilk cümle bile bu etkiye hizmet etmelidir.
  4. Türk öykücülüğünde Maupassant tarzı olay öyküsü ile Çehov tarzı durum öyküsü ayrılır; durum öyküsünü Memduh Şevket Esendal başlattı, Sait Faik kendi yorumuyla sürdürdü.
  5. Ahmed Midhat 1873'te hikâyeyi tabakalara ayırarak roman ile hikâyeyi âdeta ad koymadan ayırmaya çalıştı; «bebek ayakkabısı» öyküsünün Hemingway'e ait olduğu ise bir yanlış atıftır.

Kazanımlar

  • Roman, novella, öykü ve kısa kısa öyküyü uzunlukları ve kuruluşlarıyla ayırt edebilir.
  • Poe'nun «etki birliği» ilkesini açıklayıp bir öykü üzerinde sınayabilir.
  • Türk öykücülüğündeki olay öyküsü ile durum öyküsü ayrımını örneklerle gösterebilir.
  • Tür sınırlarının kelime sayısıyla değil, okurda yaratılan etkiyle belirlendiğini tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Altı kelime: «For sale: baby shoes, never worn.» Yani: «Satılık: bebek ayakkabısı, hiç giyilmemiş.» Bir gazete ilanı gibi görünür. Ama okur bu altı kelimeyi okuduğu anda, ilanın arkasında hiç anlatılmayan bir hikâyeyi, bir bekleyişi ve bir kaybı sezer.

Bu altı kelimenin çoğu zaman Ernest Hemingway'e ait olduğu söylenir. Söylenti doğru değildir: bu kısacık öykünün türevleri 1906'dan beri basılıdır, o yıl Hemingway yedi yaşındaydı ve metin ona ancak 1989'da, ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra mal edilmiştir. Ama yanlış bir atıf bile bir şeyi doğru söyler: bir hikâye, altı kelimeye sığabilir.

Büyük soru

Bir anlatı uzadıkça ya da kısaldıkça ne kazanır, ne yitirir? Anlatı türleri yalnızca sayfa sayısıyla mı birbirinden ayrılır?

Bağlam

Bu ders boyunca anlatının dokuz yapı taşını tek tek inceledik. Dersin sonunda bu taşların hangi ölçekte bir yapı kurduğuna bakıyoruz. Aynı taşlarla bir kulübe de, bir saray da kurulabilir; ama ikisi aynı biçimde yaşanmaz.

Türk edebiyatında bu soru, modern anlatının doğduğu yıllarda sorulmaya başlandı. Ahmed Midhat Efendi, 1873'te Kırk Anbar dergisinde yayımladığı «Hikâye Tasvir ve Tahriri» yazısında hikâyeyi yazılış ve anlatılış biçimine göre tabakalara ayırdı ve âdeta ad koymadan hikâye ile romanı birbirinden ayırmaya çalıştı. Onun ayırdığı dört tabaka, bugün kısa hikâye, uzun hikâye, roman ve nehir roman dediğimiz türleri hatırlatır. Yeni türler, henüz adları bile oturmadan yazılıyordu.

Ana anlatı — kelime sayısı ve sınırları

Türleri ayırmanın en basit yolu kelime saymaktır. Bazı edebiyat ödülleri bunu gerçekten yapar. Amerika'daki bilimkurgu ve fantastik yazarları birliğinin Nebula ödüllerinde, 7.500 ile 17.499 kelime arasındaki bir metin «novelette», 17.500 ile 39.999 kelime arasındaki bir metin «novella» sayılır; daha kısası öykü, daha uzunu romandır. Bu sayılar bir ödül yönetmeliğinin sınırlarıdır; edebiyatın kendi yasası değildir.

Sayıları yaşadığımız metinlere uygulayalım. Bizim sayımımızla «Kaşağı», Vikikaynak metninde sekiz yüz kelimenin biraz üstündedir; Owl Creek öyküsü ise üç bin beş yüz kelimenin üstündedir. İkisi de öyküdür, ama biri ötekinin dört katından uzundur.

Türleri sayılardan çok işlevleriyle tanımlamak daha verimlidir. Roman geniş bir dünya kurar: çok sayıda karakter, uzun bir zaman, birden fazla olay örgüsü çizgisi. Novella romandan kısa, öyküden uzun anlatıdır; on dokuzuncu yüzyıl Alman yazarlarına göre uzunluğu belirsizdir, ama genellikle tek bir gerilimli olaya, duruma ya da çatışmaya odaklanır ve beklenmedik bir dönüm noktasına varır. Öykü tek bir oturuşta okunur ve tek bir etkiye yönelir. Kısa kısa öykü ise hikâyenin büyük bölümünü okurun zihnine bırakır: bebek ayakkabıları gibi, anlatmadığı şeyle anlatır.

Yaygın yanlış«Öykü, romanın kısa hâlidir; kısaltılmış bir roman öykü olur» diye düşünülür.
Doğrusu

Bir romanı özetlemek bir öykü doğurmaz, yalnızca bir özet doğurur. Öykü kendi kuruluşuyla yazılır: tek bir etkiye yönelir, gereksiz her ayrıntıyı atar, çoğu zaman bir anın ya da bir durumun etrafında döner. Uzunluk farkı bir biçim farkıdır.

Ana anlatı — tek oturuş, tek etki

Öykünün kuramını ilk kuranlardan biri Edgar Allan Poe'dur. 1842'de Nathaniel Hawthorne'un öykü kitabı üzerine yazdığı bir eleştiride Poe, romanı uzunluğu yüzünden eleştirir. Roman bir oturuşta okunamaz; okumaya ara verildiğinde dünyanın işleri araya girer ve kitabın izlenimini değiştirir, siler ya da bozar. Kısa öyküde ise yazar niyetini bütünüyle gerçekleştirebilir.

Poe'ya göre usta bir öykücü önce olayları bulup sonra onlara bir anlam aramaz. Önce okurda yaratmak istediği tek ve benzersiz bir etkiyi tasarlar, sonra olayları o etkiye göre icat eder. Öykünün ilk cümlesi bile bu etkiye hizmet etmiyorsa, yazar ilk adımda başarısız olmuştur. Bütün metinde, doğrudan ya da dolaylı olarak o önceden kurulmuş tasarıya yönelmeyen tek bir kelime bile olmamalıdır.

Poe'nun kendi «Usher Evi'nin Çöküşü»nün ilk cümlesi de dayanılmaz bir kasvet etkisine yönelir. Uzunluk burada bir sınırlama değil, bir silahtır: öykü kısa olduğu için okuru başından sonuna kadar tek bir etkinin içinde tutabilir.

Ana anlatı — olay öyküsü, durum öyküsü

Türk öykücülüğü bu soruya kendi cevabını verdi. Türk edebiyatı tarihlerinde iki öykü tarzından söz edilir. Birincisi, adını Fransız yazar Guy de Maupassant'tan alan olay öyküsüdür: giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır; öykü seçilmiş, çarpıcı bir olaya dayanır ve çoğu zaman şaşırtıcı bir sonla biter. Tema ünitesinde okuduğumuz «Gerdanlık» bunun tipik örneğidir. Kaşağı öyküsü de bu kuruluşa yakındır: bir olay, bir sonuç ve bir son cümle.

İkincisi, adını Rus yazar Anton Çehov'dan alan durum öyküsüdür. Bu tarzda giriş ve sonuç bölümleri yoktur; öykü bir olaya değil, bir duruma dayanır. Günlük hayattan kesilmiş bir kesit gibidir. Girişi olmadığı için anlatılanların bir öncesi, sonuca bağlanmadığı için bir devamı varmış izlenimi verir; şaşırtıcı, çarpıcı son da yer almaz. Türk edebiyatında bu tarzı başlatan yazar Memduh Şevket Esendal'dır. Esendal, Çehov'un öyküleriyle 1920–1924 arasında Bakü'deki temsilcilik yıllarında tanıştı. 1930'larda Sait Faik, İstanbul'un küçük insanlarının dünyasına yönelerek bu tarzın kendine özgü bir yorumunu kurdu; aynı yıllarda Sabahattin Ali, kurgu ve anlatımda Maupassant'ın klasik yoluna bağlı kaldı.

Demek ki aynı uzunluktaki iki öyküden biri okuru bir sonuca götürür, öteki bir durumun içinde bırakır.

Yaygın yanlış«Durum öyküsünde hiçbir şey olmaz» diye de düşünülür.
Doğrusu

Durum öyküsünde de olaylar vardır; ama öykü bu olayları bir sonuca bağlamaz, onları bir hayat kesitinin parçası olarak gösterir. Okur, bir sonun şaşkınlığıyla değil, bir durumun ağırlığıyla baş başa kalır.

Metin anı

Poe'nun 1842 eleştirisinden:

A skilful literary artist has constructed a tale. If wise, he has not fashioned his thoughts to accommodate his incidents; but having conceived, with deliberate care, a certain unique or single effect to be wrought out, he then invents such incidents—he then combines such events as may best aid him in establishing this preconceived effect. If his very initial sentence tend not to the outbringing of this effect, then he has failed in his first step.

«Usta bir edebiyat sanatçısı bir öykü kurmuştur. Bilgeyse, düşüncelerini olaylarına uydurmamıştır; tersine, özenle, ortaya çıkarılacak benzersiz ya da tek bir etki tasarladıktan sonra olayları icat eder, önceden tasarladığı bu etkiyi kurmasına en iyi yardım edecek olayları bir araya getirir. İlk cümlesi bile bu etkinin ortaya çıkmasına yönelmiyorsa, ilk adımda başarısız olmuştur.»

Poe'nun cümlesindeki sıralamaya dikkat edelim. Sıradan bir anlatıcı önce bir olay bulur, sonra onu anlatır. Poe bu sırayı tersine çevirir: önce etki gelir, olaylar ona göre icat edilir. «Önceden tasarlanmış» anlamındaki «preconceived» kelimesi, öykünün kendiliğinden gelişen bir anlatı değil, bir mimari olduğunu söyler.

İkinci önemli kelime «initial», yani ilk cümledir. Romanda ilk cümle birçok kapıdan biridir; öyküde bütün yapının temel taşıdır. Uzunluk kısaldıkça her cümlenin yükü artar; bebek ayakkabıları öyküsünde altı kelimenin her biri, anlatılmayan bir hayatın ağırlığını taşır.

Poe'nun ilkesi bir kural değil, bir tercihtir: Çehov tarzı öykü tek bir çarpıcı etki yerine açık uçlu bir durum arar. Ama Poe'nun sorusu her tür için geçerlidir: bu uzunluk, metnin yapmak istediği şeye hizmet ediyor mu?

Cevap ve bağlantı

Uzunluk bir hikâyenin ölçeğini değiştirir, ama asıl olarak onun okurla ilişkisini değiştirir. Roman okuru uzun bir zaman boyunca geniş bir dünyada yaşatır ve araya giren hayatla birlikte okunur. Novella tek bir gerilimli olayı bir dönüm noktasına kadar taşır. Öykü, Poe'nun deyişiyle, tek bir oturuşta tek bir etki yaratır; Türk öykücülüğünde bu etki bir olaydan da, bir durumdan da doğabilir. Kısa kısa öykü ise hikâyenin çoğunu okurun zihnine bırakır. Kelime sayıları bu türleri kabaca ayırır, ama türü belirleyen asıl şey, uzunluğun okurda yarattığı etkidir.

Dersin başındaki soruya, iki romanın aynı olaydan neden bambaşka etkiler çıkardığına, artık on parçalık bir cevap verebiliriz: bağlar, insanlar, sesler, bakışlar, zaman, yer, çatışma, tema, üslup ve ölçek. Olay aynı kalabilir; anlatı hiçbir zaman aynı kalmaz.

Kapanış kancası

Bu derste okuduğumuz metinlerin hepsi okunmak için yazıldı. Ama bir de oynanmak için yazılan metinler var: bir sahnede, oyuncuların bedenleri ve sesleriyle, bir seyircinin önünde tamamlanan metinler. Bir sonraki ders tiyatroya geçiyor ve Dionysos şenliklerinden sahneye uzanan yolla başlıyor. Sorusu da şu: okunan bir oyun ile sahnelenen oyun aynı eser midir?

Özet kartı

  1. Roman geniş bir dünya kurar; novella tek bir gerilimli olaya odaklanıp bir dönüm noktasına varır; öykü tek oturuşta tek bir etkiye yönelir; kısa kısa öykü hikâyenin çoğunu okura bırakır.
  2. Kelime sınırları (örneğin Nebula ödüllerinde novella için 17.500–39.999 kelime) bir yönetmeliğin sınırlarıdır; tür, uzunluğun işleviyle belirlenir.
  3. Poe 1842'de öykünün tek oturuşta okunabilmesini ve tek bir önceden tasarlanmış etkiye yönelmesini savundu: ilk cümle bile bu etkiye hizmet etmelidir.
  4. Türk öykücülüğünde Maupassant tarzı olay öyküsü ile Çehov tarzı durum öyküsü ayrılır; durum öyküsünü Memduh Şevket Esendal başlattı, Sait Faik kendi yorumuyla sürdürdü.
  5. Ahmed Midhat 1873'te hikâyeyi tabakalara ayırarak roman ile hikâyeyi âdeta ad koymadan ayırmaya çalıştı; «bebek ayakkabısı» öyküsünün Hemingway'e ait olduğu ise bir yanlış atıftır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
RomanNovelGeniş bir dünyayı, çok sayıda karakteri ve uzun bir zamanı taşıyabilen uzun anlatı
NovellaNovellaRomandan kısa, öyküden uzun, tek bir gerilimli olaya odaklanan anlatı; uzun hikâye
ÖyküShort storyTek oturuşta okunan, tek bir etkiye yönelen kısa anlatı; hikâye
Kısa kısa öyküFlash fictionHikâyenin büyük bölümünü okura bırakan çok kısa öykü
Etki birliğiUnity of effectPoe'nun ilkesi: her şeyin önceden tasarlanmış tek bir etkiye hizmet etmesi
Olay ve durum öyküsüPlot-driven and slice-of-life storyMaupassant tarzı olaya dayanan öykü ile Çehov tarzı bir durumu anlatan öykü

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Dört anlatı türünün her birini birer cümleyle tanımlayın. Bu tanımlarda kelime sayısı mı, işlev mi belirleyicidir?
  2. (Kazanım 2) Poe'nun etki birliği ilkesini açıklayın. «Usher Evi'nin Çöküşü»nün ilk cümlesi bu ilkeye nasıl uyar?
  3. (Kazanım 3) Olay öyküsü ile durum öyküsünü üç özellikle karşılaştırın. «Kaşağı» hangisine daha yakındır ve neden?
  4. (Kazanım 3) Türk edebiyatında durum öyküsünü kim başlattı? Sait Faik ile Sabahattin Ali öykü tarzı bakımından nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) «Bebek ayakkabısı» öyküsü altı kelimede nasıl bir hikâye anlatır? Bu örnek, türü kelime sayısıyla tanımlamanın sınırları hakkında ne söyler?

Cevaplar

  1. Roman geniş bir dünyayı, çok sayıda karakteri ve uzun bir zamanı taşır; novella tek bir gerilimli olaya odaklanır ve bir dönüm noktasına varır; öykü tek oturuşta okunur ve tek bir etkiye yönelir; kısa kısa öykü hikâyenin çoğunu okurun zihnine bırakır. Kelime sayıları kaba bir ayrım sağlar, ama tanımları asıl belirleyen, uzunluğun metinde gördüğü işlevdir.
  2. Poe'ya göre öykücü önce okurda yaratmak istediği tek bir etkiyi tasarlar, olayları o etkiye göre icat eder; ilk cümle bile bu etkiye hizmet etmeli ve metinde bu tasarıya yönelmeyen tek kelime olmamalıdır. «Usher Evi'nin Çöküşü»nün ilk cümlesi boğuk, karanlık, sessiz bir günü ve kasvetli bir kırı betimleyerek, öykünün bütününün yöneldiği dayanılmaz kasvet etkisini ilk kelimelerden kurar.
  3. Olay öyküsü giriş-gelişme-sonuç kuruluşludur, seçilmiş çarpıcı bir olaya dayanır ve çoğu zaman şaşırtıcı bir sonla biter; durum öyküsünde giriş ve sonuç bölümleri yoktur, bir duruma dayanır ve çarpıcı son yer almaz, öncesi ve devamı varmış izlenimi verir. «Kaşağı» olay öyküsüne daha yakındır: bir olay (kırılan kaşağı ve iftira), bir gelişme (Hasan'ın cezası ve hastalığı) ve çarpıcı bir son cümle içerir.
  4. Memduh Şevket Esendal başlattı. 1930'larda Sabahattin Ali kurgu ve anlatımda Maupassant'ın klasik yoluna bağlı kaldı; Sait Faik ise Esendal'ın başlattığı Çehov tarzının kendine özgü bir yorumunu kurdu ve İstanbul'un küçük insanlarının dünyasına yöneldi.
  5. İlan biçimindeki altı kelime, hiç giyilmemiş bebek ayakkabıları aracılığıyla anlatılmayan bir bekleyişi ve bir kaybı sezdirir; hikâyenin büyük bölümü okurun zihninde kurulur. Örnek, bir hikâyenin kelime sayısından bağımsız olarak var olabildiğini, türü belirleyen şeyin uzunluğun okurda yarattığı etki olduğunu gösterir.

Okuma

  • Edgar Allan Poe, Hawthorne'un Twice-Told Tales'i üzerine eleştiri (1842). Etki birliği ilkesini onun kendi öyküleriyle, örneğin «Usher Evi'nin Çöküşü» ile sınayın.
  • Memduh Şevket Esendal'ın bir öyküsü ile «Kaşağı»yı yan yana okuyun: birinin girişini ve sonunu, ötekinin eksikliklerini karşılaştırın.
  • Anton Çehov'un bir öyküsü ile Guy de Maupassant'ın «Gerdanlık»ı. İki tarzın sonlarını karşılaştırın.
  • Bir romanın tek bir sahnesini seçin ve onu bağımsız bir öyküye dönüştürün: neyi atmanız, neyi eklemeniz gerekti?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: eski bir gazetenin ilan sayfası; küçük bir kutuda altı kelime. Kamera beyaz, bağcıklı bir çift bebek ayakkabısına yaklaşır. Ardından bir yazarın portresi üstüne düşen bir soru işareti ve iki tarih: 1906 ve 1989.
  • 0:55–1:15 Büyük soru: bir cetvel dört kitabı sırayla ölçer: kalın bir cilt, ince bir cilt, birkaç sayfa, tek bir satır.
  • 1:15–2:20 Bağlam: dersin önceki dokuz ünitesinin simgeleri bir yapı iskelesi gibi üst üste dizilir; ardından 1873 İstanbul'unda bir dergi sayfası ve dört basamaklı bir merdiven.
  • 2:20–4:30 Ana anlatı — kelime sayısı: bir sayaç hızla döner, kelime sınırları bir çizgi üzerinde işaretlenir; sınırların üstünde bir ödül heykelciği. Ardından iki öykü sayfa sayısıyla yan yana konur.
  • 4:30–6:40 Ana anlatı — tek oturuş: bir koltukta tek başına okuyan biri; bir saat yarım saatten iki saate döner. Araya kapı zili, telefon sesi girince bir roman sayfası dağılır; öykü sayfası ise bir bütün olarak kalır.
  • 6:40–8:40 Ana anlatı — olay ve durum: iki panel; solda başı, ortası ve sonu olan bir ok, sağda bir sokak köşesinden kesilmiş, kenarları açık bir kare. Bakü'de bir pencere, İstanbul'da bir ada kahvesi.
  • 8:40–10:20 Metin anı: Poe'nun cümleleri eski bir dergi sayfasında belirir; «preconceived» ve «initial» kelimeleri altı çizilerek büyür. Bir yapının temel taşı yerine oturur.
  • 10:20–11:00 Cevap ve kapanış: dokuz yapı taşı bir anlatı binasında birleşir; ardından perde açılır ve boş bir antik tiyatro sahnesi görünür.

Anlatıcı açılıştaki altı kelimeyi yavaş, aralarında küçük duraklarla okur. Poe'nun cümlelerini kararlı ve öğretici bir tonla, dersin kapanış paragrafını ise toparlayıcı ve sıcak bir sesle okur.

Telaffuz

  • For sale: baby shoes, never worn: «FOR SEYL BEY-bi ŞUUZ NE-vır WORN». Ernest Hemingway: «ÖR-nıst HE-ming-wey».
  • Nathaniel Hawthorne: «nı-TE-nyıl HOO-torn». Twice-Told Tales: «TUAYS TOLD TEYLZ».
  • Memduh Şevket Esendal: «mem-DUH şev-KET e-sen-DAL». Anton Çehov: «an-TON ÇE-hof». Ahmed Midhat: «ah-MED mid-HAT». Kırk Anbar: «KIRK an-BAR».
  • Novella: «no-VEL-la». Erzählung: «er-TSEY-lung». Wendepunkt: «VEN-de-punkt».