Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Üslup, bir yazarın dili kullanma biçimidir: söz seçimi, cümle yapısı ve uzunluğu, imge, ritim ve ton.
- Buffon 1753'te bilgilerin aktarılabileceğini, üslubun ise aktarılamayacağını söyledi: «Üslup insanın ta kendisidir.»
- Queneau'nun Üslup Alıştırmaları aynı önemsiz olayı doksan dokuz farklı üslupla anlatır.
- Aşk-ı Memnu'nun ilk paragrafında cümle ortalaması elli beş kelimeyi aşar; «Kaşağı»nın ilk paragrafında altı kelimedir. Halit Ziya'nın sadeleştirilmiş baskısı, üslubun kelimelerden çok cümle mimarisinde yaşadığını gösterir.
- Süslü ve sade anlatım bir değer sıralaması değil, farklı işlevlerdir; üslup, metnin yapmak istediği şeye hizmetiyle değerlendirilir.
Kazanımlar
- Üslubu oluşturan ögeleri (söz seçimi, cümle yapısı ve uzunluğu, imge, ritim, ton) bir metin üzerinde gösterebilir.
- Aynı olayı farklı üsluplarla yeniden yazarak üslubun anlamı nasıl değiştirdiğini açıklayabilir.
- Aşk-ı Memnu ile «Kaşağı» arasındaki üslup farkını cümle düzeyinde karşılaştırabilir.
- Süslü ve sade anlatımı bir değer sıralaması yapmadan, işlevleriyle değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Paris'te kalabalık bir otobüs. Uzun boyunlu, tuhaf şapkalı bir genç adam, bir başka yolcuyla kısa bir atışmaya girer. İki saat sonra aynı genç, Saint-Lazare garının önünde bir arkadaşıyla konuşmaktadır; arkadaşı ona paltosuna bir düğme daha diktirmesini öğütler.
Hepsi bu. Önemsiz, sıradan bir olay. Ama Fransız yazar Raymond Queneau 1947'de bu olayı doksan dokuz kez anlattı: bir kez resmî bir mektup gibi, bir kez bir şiir gibi, bir kez bir rüya gibi, bir kez yalnızca ünlemlerle. Kitabın adı Exercices de style, yani Üslup Alıştırmaları'dır. Olay hep aynı kalır; değişen her şey üsluptur. Ve okur, doksan dokuz kez aynı hikâyeyi dinlerken doksan dokuz ayrı metin okuduğunu hisseder.
Büyük soru
Aynı şeyi söyleyen iki cümle neden farklı etkiler bırakır? Üslup nedir ve nereden gelir?
Bağlam
Önceki ünitede Maupassant'ın öyküsünün son cümlesini başka yazarların nasıl kurabileceğini sormuştuk. Bu ünite o sorunun kavramına bakıyor: üslup, bir yazarın dili kullanma biçimidir; hangi kelimeleri seçtiği, cümlelerini nasıl kurduğu, ne kadar uzattığı, hangi imgelere başvurduğu, metnine hangi ritmi ve tonu verdiği. Türkçede aynı anlamda «biçem» ve «stil» kelimeleri de kullanılır.
Üslup üzerine en ünlü söz, on sekizinci yüzyılda bir doğa bilimcisinden gelir. Georges-Louis Leclerc de Buffon, 25 Ağustos 1753'te Fransız Akademisi'ne kabul edilirken bir konuşma yaptı. Buffon'a göre bilgiler, olgular ve buluşlar bir yazardan ötekine kolayca aktarılabilir, hatta daha usta ellerde kazançlı çıkabilir; bunlar insanın dışındadır. Ama üslup öyle değildir. Buffon cümlesini şöyle bağlar: «Le style est l'homme même», yani üslup insanın ta kendisidir.
Ana anlatı — üslubun malzemeleri
Üslup soyut görünür, ama somut malzemelerden yapılır. Bunu görmenin en iyi yolu, Queneau'nun yaptığını küçük ölçekte denemektir. «Gerdanlık»taki bir anı alalım: Mathilde baloda takıp döndüğü gerdanlığın boynunda olmadığını fark eder. Aynı anı dört biçimde yazalım.
Birincisi yalın: «Aynaya baktı. Gerdanlık yoktu.» İki kısa cümle, hiç sıfat yok; olay bir tokat gibi iner.
İkincisi süslü: «Gecenin bütün parıltısını hâlâ tenlerinde taşıyan omuzlarına, balo salonundan getirdiği hayranlıkların son bir kez daha doğrulanmasını bekleyen gözlerle aynada baktığı anda, boynunu çevreleyen o ışık halkasının yerinde yalnızca çıplak ve soğuk bir boşluk bulunduğunu gördü.» Tek bir uzun cümle; sıfatlar, yan cümleler, bir imge. Okur, felakete gecikerek varır.
Üçüncüsü resmî: «Söz konusu gece, Madam Loisel ödünç alınan mücevherin kaybolduğunu tespit etmiştir.» Bir tutanak dili; duygunun bütünüyle çekildiği bir ton.
Dördüncüsü iç ses: «Yok. Hayır. Boynum. Nerede? Az önce buradaydı, az önce…» Kesik kesik, soru işaretleriyle; okur olayı karakterin paniğinin içinden yaşar.
Dört cümle aynı olayı anlatır. Ama birincisi okuru şaşırtır, ikincisi bir trajediyi ağır ağır büyütür, üçüncüsü ironik bir soğukluk yaratır, dördüncüsü okuru karakterin zihnine sokar. Üslubun malzemeleri bu cümlelerde tek tek görünür: söz seçimi (yalın «yoktu» ile resmî «tespit etmiştir»), cümle yapısı ve uzunluğu (iki kelimelik cümle ile kırk kelimelik cümle), imge («ışık halkası»), ritim (kesik ya da akıcı) ve ton, yani metnin konusuna karşı takındığı tavır.
Yaygın yanlış«Üslup, bir metne sonradan eklenen süstür; asıl olan içeriktir» diye düşünülür.
Yukarıdaki dört cümle aynı olayı anlatır, ama okurda aynı şeyi uyandırmaz. Üslup içeriğin taşındığı kap değil, içeriğin kendisinin bir parçasıdır: aynı olay, farklı bir üslupla farklı bir anlam kazanır.
Ana anlatı — iki Türk düzyazısı
Türk düzyazısının tarihinde üslup farkının en keskin örneklerinden biri, iki kuşak arasında görülür. Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu'su 1899–1900'de Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildi. Romanın ilk paragrafı, bizim sayımımızla, iki cümleden oluşur ve bu iki cümlenin ortalaması elli beş kelimeyi geçer; ikincisi seksen yedi kelimedir. Cümleler yan cümlelerle, ara sözlerle, uzun tamlamalarla örülür; bir kayığın yanından geçişi, bir annenin bakışı, bir genç kızın kayıtsızlığı tek bir cümlede birbirine bağlanır.
On iki yıl sonra, 1911'de, Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin imzasız bir yazıyla «Yeni Lisan» hareketini başlattı. Hareket, Türkçenin sadeleştirilmesini ve Arapça, Farsça kelimelerin Türkçenin söyleyişine uydurularak kullanılmasını savunuyordu. Ömer Seyfettin'in «Kaşağı»sının ilk paragrafı ise, yine bizim sayımımızla, on sekiz cümledir; bu cümlelerin ortalaması altı kelimedir ve en kısası tek kelimedir.
Bu iki metin arasındaki fark yalnızca kelime farkı değildir. Halit Ziya'nın kendisi, sağlığında romanın sadeleştirilmiş bir baskısını hazırladığında önsözünde yeni kuşağın tanımadığı kelimelerin Türkçeleştirildiğini, ama üsluba ve cümle kuruluşuna hiç dokunulmadığını yazmıştı. Sadeleştirilmiş Aşk-ı Memnu hâlâ Halit Ziya gibi okunur: çünkü üslup yalnızca kelimelerde değil, cümlenin mimarisindedir.
Yaygın yanlış«Sade üslup iyidir, süslü üslup kötüdür» ya da tersi diye düşünülür.
Her üslubun işlevi başkadır. Halit Ziya'nın uzun cümleleri, karakterlerin iç dünyasındaki ince kıpırtıları ve bir salonun ağır havasını aynı anda taşıyabilir; Ömer Seyfettin'in kısa cümleleri, bir çocuğun gözünden görülen olayları çıplak ve hızlı biçimde aktarır. Üslubu değerlendirmenin ölçüsü bir beğeni sıralaması değil, metnin yapmak istediği şeye ne kadar hizmet ettiğidir.
Metin anı
Aşk-ı Memnu'nun ilk paragrafının ikinci cümlesinden bir bölüm. Boğaz'da iki sandal birbirinin yanından geçer; Firdevs Hanım ile iki kızı, Adnan Bey'in sandalına kayıtsız görünmeye çalışır:
yalnız, valideleri, sarıya boyanmış saçlarının altında gözlerinin mânasına derin bir mübhemlik veren geniş bir sürme çemberiyle çevrilmiş gözlerini çevirdi, ucunda gizli teşekkür mânası titreyen bir serzeniş bakışıyla maun sandala büsbütün yabancı kalmadı.
Ve «Kaşağı»da, babası kardeşini çağırmasını istediği an:
Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doğru koştum. Hasan'ı çağırdım. Zavallının bir şeyden haberi yoktu.
Halit Ziya'nın cümlesinde tek bir bakış anlatılır: bir annenin gözlerini çevirmesi. Ama bu bakışa ulaşmak için okur, sarıya boyanmış saçlardan, gözlere «derin bir mübhemlik», yani belirsizlik veren sürme çemberinden, bakışın ucunda «titreyen» gizli bir teşekkürden geçer. Cümle bir yüzün yakın çekimi gibidir. Kadının saçını boyatması ve gözlerini sürmeyle çevrelemesi, gençliğine tutunma çabasını; «gizli teşekkür» ile «serzeniş»in bir arada olması, onun çelişkili ve insanca iç dünyasını sezdirir. Bu kadar çok şeyi tek bir bakışa yükleyebilmek, uzun cümlenin işidir.
Ömer Seyfettin'in dört cümlesi ise bir yolu üç adımda geçer: kapıdan geçmek, koşmak, çağırmak. «Gölgeli» dışında sıfat yoktur. Dördüncü cümle kısacık bir yorumdur: «Zavallının bir şeyden haberi yoktu.» Çocuk kardeşini, iftirasının cezasını çekmesi için çağırmaktadır; ama anlatı bunu söylemez, yalnızca koşan bir çocuğu ve habersiz bir kardeşi gösterir. Suçluluk, söylenmediği için daha güçlü duyulur.
İki metin, iki ayrı insan anlayışı taşır. Buffon'un sözü burada anlam kazanır: üslup bir yazarın dünyaya nasıl baktığını gösterir. Halit Ziya bir bakışın ardındaki katmanları görür; Ömer Seyfettin bir eylemin ağırlığını.
Cevap ve bağlantı
Aynı şeyi söyleyen iki cümle, farklı kelimeler seçtiği, farklı uzunlukta kurulduğu, farklı imgelere yaslandığı, farklı bir ritim ve tonla okunduğu için farklı etkiler bırakır. Üslup bu seçimlerin toplamıdır ve Buffon'un deyişiyle bir yazarın en kendine ait yanıdır. Queneau'nun doksan dokuz alıştırması aynı olayın sonsuz biçimde anlatılabileceğini, Aşk-ı Memnu ile «Kaşağı» ise Türk düzyazısında iki ayrı üslubun iki ayrı dünya görüşünü taşıdığını gösterir. Türk okuru bu alıştırmanın bir benzerini Ferit Edgü'nün 1980 tarihli Yazmak Eylemi'nde de bulabilir.
Dersin büyük sorusunun belki de en doğrudan cevabı burada: iki yazar, aynı olayı aynı cümleyle asla anlatmaz.
Kapanış kancası
Halit Ziya'nın tek bir cümlesi seksen yedi kelimeydi; Ömer Seyfettin'in bir öyküsü birkaç sayfa. Uzunluk yalnızca cümlelerin değil, metinlerin de bir özelliğidir: kimi hikâye yüzlerce sayfa ister, kimi yarım sayfaya sığar. Bir sonraki ünite anlatının türlerine uzunluğun gözünden bakıyor: roman, novella, öykü ve kısa kısa öykü. Uzunluk, bir hikâyenin neyini değiştirir?
Özet kartı
- Üslup, bir yazarın dili kullanma biçimidir: söz seçimi, cümle yapısı ve uzunluğu, imge, ritim ve ton.
- Buffon 1753'te bilgilerin aktarılabileceğini, üslubun ise aktarılamayacağını söyledi: «Üslup insanın ta kendisidir.»
- Queneau'nun Üslup Alıştırmaları aynı önemsiz olayı doksan dokuz farklı üslupla anlatır.
- Aşk-ı Memnu'nun ilk paragrafında cümle ortalaması elli beş kelimeyi aşar; «Kaşağı»nın ilk paragrafında altı kelimedir. Halit Ziya'nın sadeleştirilmiş baskısı, üslubun kelimelerden çok cümle mimarisinde yaşadığını gösterir.
- Süslü ve sade anlatım bir değer sıralaması değil, farklı işlevlerdir; üslup, metnin yapmak istediği şeye hizmetiyle değerlendirilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Üslup | Style | Bir yazarın dili kullanma biçimi; biçem, stil |
| Söz seçimi | Diction | Kullanılan kelimelerin türü ve düzeyi |
| Cümle yapısı | Syntax | Cümlelerin kuruluş biçimi ve uzunluğu |
| Ton | Tone | Metnin konusuna ve okura karşı tavrı |
| Süslü ve sade anlatım | Ornate and plain style | Uzun, imgeli, yan cümleli anlatım ile kısa, yalın anlatım |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Üslubu oluşturan beş ögeyi sayın ve her birini ünitedeki dört «gerdanlık» cümlesinden bir örnekle gösterin.
- (Kazanım 2) «Tren istasyondan kalktı» cümlesini üç farklı üslupla yeniden yazın. Her yazımın okurda uyandırdığı etkiyi bir cümleyle açıklayın.
- (Kazanım 3) Aşk-ı Memnu ile «Kaşağı»nın ilk paragraflarını cümle sayısı ve uzunluğu bakımından karşılaştırın. Bu fark her metne ne kazandırır?
- (Kazanım 3) Halit Ziya'nın sadeleştirme önsözündeki açıklama, üslubun nerede yaşadığı hakkında ne söyler?
- (Kazanım 4) «Sade üslup her zaman daha iyidir» yargısına bir örnekle cevap verin.
Cevaplar
- Söz seçimi: «yoktu» ile «tespit etmiştir». Cümle yapısı ve uzunluğu: «Aynaya baktı. Gerdanlık yoktu.» ile uzun, yan cümleli süslü cümle. İmge: «ışık halkası». Ritim: iç ses cümlesindeki kesik kesik söyleyiş ile süslü cümlenin akıcılığı. Ton: resmî cümlenin tutanak soğukluğu ile iç sesin paniği.
- Örnek: yalın, «Tren kalktı.» (hızlı, olgusal); süslü, «Buharını perona bir veda mendili gibi bırakarak tren, istasyonun loş ışıklarından yavaş yavaş çözüldü.» (hüzünlü, yavaş); iç ses, «Gitti. Gerçekten gitti. Kaçırdım.» (panik, kayıp duygusu). Her yazım aynı olayı farklı bir duyguya bağlar.
- Aşk-ı Memnu'nun ilk paragrafı iki cümledir, ortalama elli beş kelimeyi geçer, en uzunu seksen yedi kelimedir; «Kaşağı»nın ilk paragrafı on sekiz cümledir, ortalama altı kelimedir. Uzun cümleler Halit Ziya'ya bir bakışın, bir salonun, bir iç dünyanın katmanlarını aynı anda taşıma imkânı verir; kısa cümleler Ömer Seyfettin'e bir çocuğun gözünden olayları hızlı ve çıplak biçimde aktarma imkânı verir.
- Yazar yeni kuşağın tanımadığı kelimeleri Türkçeleştirdiğini ama üsluba ve cümle kuruluşuna dokunmadığını söyler. Sadeleştirilmiş metin hâlâ Halit Ziya gibi okunduğuna göre, üslup yalnızca kelimelerde değil, cümlelerin kuruluşunda, uzunluğunda ve ritminde yaşar.
- Örneğin Halit Ziya'nın uzun cümlesi, Firdevs Hanım'ın tek bir bakışına boyalı saçları, sürmeli gözleri, gizli teşekkür ile serzenişi aynı anda yükleyerek onun iç dünyasını sezdirir; bu etkiyi kısa cümlelerle elde etmek zordur. Sade üslup başka bir iş için, örneğin «Kaşağı»daki gibi bir çocuğun eylemlerini çıplak biçimde aktarmak için güçlüdür. Hangisinin daha iyi olduğu, metnin ne yapmak istediğine bağlıdır.
Okuma
- Raymond Queneau, Exercices de style (1947); Türkçeye Armağan Ekici çevirmiştir (2003). Birkaç alıştırmayı okuyun ve her birinde değişen üslup ögesini adlandırın.
- Halid Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, Birinci Bölüm. İlk üç paragrafın cümlelerini sayın ve en uzun cümleyi yan cümlelerine ayırın.
- Ömer Seyfettin, «Kaşağı». Aynı sayımı yapın ve iki metnin sonuçlarını yan yana koyun.
- Ferit Edgü, Yazmak Eylemi (1980). Queneau'nun alıştırmasının Türkçedeki bir benzeri.