Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Her anlatıda olayların kendi dünyalarında sürdüğü öykü zamanı ile metinde kapladıkları anlatı zamanı vardır.
- Geriye dönüş anlatıyı daha önceki olaylara götürür; ileriye atlama ileride olacak bir anı önceden haber verir ve merakı «nasıl?» sorusuna yöneltir.
- Genette süre bakımından eksiltme, özet, sahne ve duraktan söz eder; sonraki anlatıbilimciler buna ağırlaştırmayı ekler.
- Ağırlaştırmada kısa bir an metinde uzun bir yer kaplar ve okuru o anın içinde tutar.
- Bierce'in «Owl Creek Köprüsünde Bir Olay» öyküsü geriye dönüş, özet ve ağırlaştırmayı birlikte kullanır ve birkaç saniyeyi bir gecelik bir kaçışa dönüştürür.
Kazanımlar
- Öykü zamanı ile anlatı zamanı arasındaki farkı bir metin üzerinde gösterebilir.
- Geriye dönüş ve ileriye atlamayı tanıyıp okurda yarattıkları etkiyi açıklayabilir.
- Genette'in süre türlerini (eksiltme, özet, sahne, durak) ve sonradan eklenen ağırlaştırmayı örneklerle ayırt edebilir.
- Bierce'in «Owl Creek Köprüsünde Bir Olay» öyküsünde zamanın nasıl büküldüğünü yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir adam, ellerinden bağlanmış, boynunda ilmek, bir demiryolu köprüsünün üstünde duruyor. Altında hızlı akan bir nehir var. Birkaç saniye sonra ayağının altındaki tahta çekilecek. O birkaç saniyede adam, saatinin tıkırtısını bir demirci çekicinin örse inişi gibi duyuyor; kurtulup nehre atladığını, kurşunlardan kaçtığını, bütün gece ormanda yürüdüğünü, sabah evinin bahçe kapısına vardığını ve karısının ona doğru koştuğunu yaşıyor.
Sonra tek bir cümle geliyor ve bütün bunların hiç olmadığını öğreniyoruz. Ambrose Bierce'in 1890'da yayımlanan öyküsü, birkaç saniyeyi sayfalarca uzatarak edebiyatın zamanla yapabildiği en şaşırtıcı oyunlardan birini oynar.
Büyük soru
Bir anlatı zamanı nasıl büker? Olayların sırası ve hızı değiştiğinde okurun yaşadığı ne değişir?
Bağlam
Olay örgüsünü işlediğimiz ünitede Rus biçimcilerinin iki kavramını görmüştük: olayların yaşanış sırası ve anlatılış sırası. Bu ünite o ayrımı zamanın bütün boyutlarına genişletiyor. Her anlatıda iki zaman vardır. Öykü zamanı, olayların kendi dünyalarında sürdüğü zamandır: bir ömür, bir yaz, birkaç saniye. Anlatı zamanı ise bu olayların metinde kapladığı yerdir: kaç sayfa, kaç satır, okurun kaç dakikası. İkisi nadiren örtüşür.
Raif Efendi'nin defteri de böyle çalışır: 1933'te yazılır, ama okuru on yıl geriye götürür. Odaklanma kavramını önceki ünitede tanıdığımız Genette, aynı 1972 incelemesinde zamanın bu oyunlarını üç soruyla sınıflandırdı: olaylar hangi sırayla anlatılıyor, hangi hızla anlatılıyor ve kaç kez anlatılıyor? Bu ünite ilk ikisine bakıyor.
Ana anlatı — geriye ve ileriye
Bierce'in öyküsü üç bölümdür. Birinci bölüm köprüdeki adamı gösterir. İkinci bölüm birden geriye döner: adamın adı Peyton Farquhar'dır, Alabama'da köle sahibi, Konfederasyon davasına bağlı bir plantasyon sahibidir. Bir akşam bahçesinin kapısına gri üniformalı bir asker gelip su istemiştir. Asker, Kuzeylilerin Owl Creek köprüsüne ulaşıp onardığını, demiryoluna ya da köprülerine el uzatan her sivilin derhal asılacağını bildiren bir emir asıldığını anlatır; sonra, geçen kışın selinin köprü ayağının dibine bol miktarda kuru odun yığdığını, bunların kav gibi yanacağını ekler. Bölümün son cümlesi bir tuzağı açığa çıkarır: asker, gri üniforma içinde bir Kuzey keşif eriydi.
Bu, bir geriye dönüştür. Anlatı şimdiki zamanını, yani köprüdeki adamı bırakır ve onu oraya getiren geçmişe gider. Geriye dönüş, okuru önce sonuçla karşılaştırır, nedeni sonra verir. Olay örgüsünü işlerken gördüğümüz gizem burada da çalışır: okur «bu adam neden burada?» sorusuyla bekletilir.
Bunun tersi de mümkündür. Gabriel García Márquez'in Yüz Yıllık Yalnızlık'ı şu cümleyle açılır:
Muchos años después, frente al pelotón de fusilamiento, el coronel Aureliano Buendía había de recordar aquella tarde remota en que su padre lo llevó a conocer el hielo.
«Yıllar sonra, idam mangasının karşısında, Albay Aureliano Buendía, babasının onu buzla tanışmaya götürdüğü o uzak öğleden sonrayı hatırlayacaktı.»
Bu cümle zamanın iki yönüne birden gider. «Yıllar sonra, idam mangasının karşısında» bir ileriye atlamadır: anlatı, henüz gelmemiş bir anı haber verir. «O uzak öğleden sonra» ise bir geriye dönüştür. Roman, cümlenin sonunda o öğleden sonraya yerleşir ve okur bütün kitap boyunca albayın o mangaya nasıl vardığını bekler. İleriye atlama merakı öldürmez; onun yönünü değiştirir. Artık «ne olacak?» diye değil, «nasıl olacak?» diye sorarız.
Yaygın yanlış«İleriye atlama gerilimi öldürür, çünkü sonu önceden söyler» diye düşünülür.
Márquez'in açılışında olduğu gibi ileriye atlama gerilimi ortadan kaldırmaz, soruyu değiştirir: okur neyin olacağını değil, nasıl ve neden olacağını merak eder. Sonu bilinen bir hikâyenin gerilimini daha önce Kral Oidipus'ta da görmüştük.
Ana anlatı — hızlanmak ve yavaşlamak
Zamanın ikinci boyutu hızdır. Genette, öykü zamanı ile anlatı zamanı arasındaki ilişkiye göre dört tür ayırır. Eksiltmede öykü zamanı geçer ama metinde hiç yer kaplamaz: «Aradan on yıl geçti.» Özette uzun bir süre birkaç cümleye sığdırılır: bir ömrün, bir savaşın, bir evliliğin kısa anlatımı. Sahnede öykü zamanı ile anlatı zamanı kabaca eşittir: bir konuşmayı, sözü söze aktarırız. Durakta ise öykü durur, anlatı sürer: anlatıcı bir manzarayı betimler ya da bir yorum yapar, ama o sırada hiçbir şey olmaz.
Genette'in dörtlüsünde bir boşluk vardır ve sonraki anlatıbilim kitapları onu çoğu zaman beşinci bir türle doldurur: ağırlaştırma. Ağırlaştırmada anlatı zamanı öykü zamanından uzundur: birkaç saniye sürecek bir an, sayfalar boyunca yayılır. Bierce'in öyküsü bu beş hızın neredeyse hepsini kullanır. İkinci bölüm Farquhar'ın hayatını birkaç paragraflık bir özetle verir. Birinci bölümün sonunda asılmayı bekleyen adamın zihnindeki birkaç saniye uzun paragraflara yayılır. Üçüncü bölüm ise ipin koptuğu andan itibaren bir gece boyunca süren bir kaçışı anlatır; ama bu kaçış, son cümleyle birlikte, düşüşün birkaç saniyesine sığmış bir hayale dönüşür.
Ağırlaştırmanın etkisi bir yakınlaştırma gibidir. Okur bir anın içinde kalır; o anın ayrıntıları, en küçük sesleri ve düşünceleri büyür. Bierce'in anlatıcısı bunu açıkça söyler: Farquhar'ın kaçış planı, burada kelimelere dökülmek zorunda kalan, ama onun zihninde bir anda çakan düşüncelerdir.
Metin anı
Bierce'in öyküsünün birinci bölümünde Farquhar gözlerini kapar ve son düşüncelerini karısıyla çocuklarına yöneltmek ister. Tam o sırada bir ses duyar:
He awaited each new stroke with impatience and—he knew not why—apprehension. The intervals of silence grew progressively longer; the delays became maddening. With their greater infrequency the sounds increased in strength and sharpness. They hurt his ear like the thrust of a knife; he feared he would shriek. What he heard was the ticking of his watch.
«Her yeni vuruşu sabırsızlıkla ve, nedenini bilmeden, korkuyla bekledi. Sessizlik aralıkları giderek uzadı; gecikmeler çıldırtıcı oldu. Sesler seyreldikçe güçlendi, keskinleşti. Bir bıçak saplanır gibi kulağını acıttı; çığlık atacağından korktu. Duyduğu, saatinin tıkırtısıydı.»
Bu paragraf ağırlaştırmanın içeriden nasıl hissedildiğini gösterir. Saatin tıkırtısı bir saniyede bir gelir; ama Farquhar için «sessizlik aralıkları giderek uzar». Zaman, ölümü bekleyen adamın zihninde yavaşlar ve anlatı da onunla birlikte yavaşlar. Bierce, sesin ne olduğunu en sona saklar: önce bir demirci çekici, bir cenaze çanı, bir bıçak olarak betimler, ancak son cümlede «saatinin tıkırtısıydı» der. Okur da Farquhar gibi, sıradan bir sesi tanıyana kadar onun içinde bekletilir.
Paragrafın bir işlevi daha vardır: bir uyarıdır. Öykü, zamanın bu adamın zihninde kendi yasalarına göre işlediğini daha birinci bölümde söyler. Üçüncü bölümdeki uzun kaçış, bu yavaşlamanın uç noktasıdır. Öykünün son cümlesi ise bütün kaçışı tek hamlede geri alır: «Peyton Farquhar ölmüştü; boynu kırık bedeni Owl Creek köprüsünün kirişleri altında hafifçe bir yandan öbür yana sallanıyordu.» Sayfalar süren bir gece, bir ipin gerilmesinden önceki birkaç saniyeye sığmıştır.
Cevap ve bağlantı
Bir anlatı zamanı iki yoldan büker: sırasını ve hızını değiştirerek. Geriye dönüş okuru önce sonuçla karşılaştırıp nedeni sonra verir; ileriye atlama, Márquez'in açılışındaki gibi sonu önceden söyleyip merakı «nasıl?» sorusuna yöneltir. Eksiltme ve özet zamanı hızlandırır, sahne onu gerçek hızına yaklaştırır, durak onu durdurur, ağırlaştırma ise bir anı büyütür. Bierce'in öyküsü bu araçların neredeyse hepsini birkaç sayfada kullanır ve okurun zaman duygusunu en sonda altüst eder.
Aynı olayları anlatan iki romanın okurda bambaşka izler bırakmasının bir nedeni de burada yatar. Aynı hayat bir romanda birkaç satırlık bir özettir, bir başkasında sayfalarca süren bir an.
Kapanış kancası
Farquhar'ın hayali bir yerde biter: evinin bahçe kapısında, güneşli bir sabahta, geniş beyaz bir yolun ucunda. Ölmek üzere olan bir adamın zihni ona bir zaman değil, bir yer gösterir. Bir sonraki ünite, anlatının bu öbür eksenine bakıyor: olayların geçtiği yere. Bir ev, bir şehir, bir köprü yalnızca bir fon mudur, yoksa mekân da bir karakter olabilir mi?
Özet kartı
- Her anlatıda olayların kendi dünyalarında sürdüğü öykü zamanı ile metinde kapladıkları anlatı zamanı vardır.
- Geriye dönüş anlatıyı daha önceki olaylara götürür; ileriye atlama ileride olacak bir anı önceden haber verir ve merakı «nasıl?» sorusuna yöneltir.
- Genette süre bakımından eksiltme, özet, sahne ve duraktan söz eder; sonraki anlatıbilimciler buna ağırlaştırmayı ekler.
- Ağırlaştırmada kısa bir an metinde uzun bir yer kaplar ve okuru o anın içinde tutar.
- Bierce'in «Owl Creek Köprüsünde Bir Olay» öyküsü geriye dönüş, özet ve ağırlaştırmayı birlikte kullanır ve birkaç saniyeyi bir gecelik bir kaçışa dönüştürür.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Anlatı zamanı ve öykü zamanı | Story time and discourse time | Olayların sürdüğü zaman ile metinde kapladıkları yer |
| Geriye dönüş | Analepsis / flashback | Anlatının daha önce olmuş olaylara dönmesi |
| İleriye atlama | Prolepsis / flashforward | İleride olacak bir anın önceden haber verilmesi |
| Ağırlaştırma | Stretch / slow-down | Kısa bir anın metinde uzun yer kaplaması |
| Özet ve sahne | Summary and scene | Uzun sürenin kısaltılması ile gerçek hıza yakın anlatım |
| Eksiltme | Ellipsis | Öykü zamanının metinde hiç yer almadan atlanması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Öykü zamanı ile anlatı zamanı arasındaki fark nedir? Bierce'in öyküsünün birinci bölümünde bu iki zaman nasıl ilişkilenir?
- (Kazanım 2) Bierce'in öyküsünün ikinci bölümü neden bir geriye dönüştür? Bu geriye dönüş okura neyi açıklar?
- (Kazanım 2) Márquez'in açılış cümlesinde ileriye atlama ve geriye dönüş hangi ifadelerle kurulur? İleriye atlama okurun merakını nasıl değiştirir?
- (Kazanım 3) Eksiltme, özet, sahne, durak ve ağırlaştırmayı birer örnek cümleyle gösterin.
- (Kazanım 4) Saat tıkırtısı paragrafında Bierce saatin tıkırtısını neden en sona saklar? Bu paragraf öykünün son cümlesine nasıl hazırlık yapar?
Cevaplar
- Öykü zamanı olayların kendi dünyalarında sürdüğü zamandır; anlatı zamanı aynı olayların metinde kapladığı yer ve okuma süresidir. Birinci bölümde asılmayı bekleyen adamın zihnindeki birkaç saniye uzun paragraflara yayılır: anlatı zamanı öykü zamanından uzundur.
- Anlatı köprüdeki şimdiki anı bırakıp Farquhar'ı oraya getiren geçmişe döner: bahçesine gelen gri üniformalı askeri, köprüyü yakma fikrini ve askerin bir Kuzey keşif eri olduğunu anlatır. Böylece okur, önce gördüğü sonucun, yani asılmanın nedenini ve adamın bir tuzağa düştüğünü öğrenir.
- «Yıllar sonra, idam mangasının karşısında» ifadesi ileride olacak bir anı haber verir; «o uzak öğleden sonra» ise geçmişe döner. İleriye atlama okura albayın bir gün kurşuna dizilmek üzere duracağını önceden söyler; merak «ne olacak?» sorusundan «nasıl ve neden olacak?» sorusuna kayar.
- Örnekler: eksiltme, «Aradan on yıl geçti»; özet, «Savaş yıllarında üç kez taşındılar, iki çocukları oldu, sonunda köye döndüler»; sahne, karakterlerin konuşmasının sözü söze aktarılması; durak, olaylar dururken odanın ya da manzaranın uzun bir betimlemesi; ağırlaştırma, bir kazanın birkaç saniyesinin sayfalarca anlatılması.
- Ses önce bir demirci çekici, bir cenaze çanı, bir bıçak gibi betimlenir; ne olduğu en sona saklanınca okur da Farquhar gibi sıradan bir sesin içinde bekletilir ve zamanın onun zihninde nasıl yavaşladığını yaşar. Paragraf, zamanın bu adamın zihninde kendi yasalarıyla işlediğini baştan gösterir; son cümlede bütün kaçışın düşüşün birkaç saniyesine sığmış bir hayal olduğu ortaya çıkınca bu uyarı anlam kazanır.
Okuma
- Ambrose Bierce, «An Occurrence at Owl Creek Bridge» (Owl Creek Köprüsünde Bir Olay). Kısa bir öykü; her bölümün kapsadığı öykü süresini ve kapladığı sayfa sayısını yan yana yazın.
- Gabriel García Márquez, Yüz Yıllık Yalnızlık, ilk bölüm. Açılış cümlesindeki ileriye atlamanın romanın ilerleyen yerlerinde nasıl karşılandığını izleyin.
- Raif Efendi'nin defteri (Sabahattin Ali'nin 1943 romanı). Defter bölümünde 1933 ile on yıl öncesi arasındaki geçişleri işaretleyin.
- Bir gününüzü iki kez anlatın: bir kez bütün günü beş cümlede, bir kez yalnızca bir dakikasını bir sayfada.