İçeriğe geç

Ünite EDB-103-04 · Seviye 1 — Temel

Bakış açısı

EDB-103 Anlatı Bilgisi

2.064 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • bakış açısı
  • hâkim anlatıcı
  • gözlemci anlatıcı
  • kahraman anlatıcı
  • odaklanma
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türkçe ders geleneğinde bakış açısı üç anlatıcı tipiyle öğretilir: hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcı.
  2. Hâkim anlatıcı bütün karakterlerin iç dünyasını bilir; gözlemci anlatıcı yalnızca görüneni aktarır; kahraman anlatıcı hikâyeyi kendi yaşadığı yerden anlatır.
  3. Kürk Mantolu Madonna'da önce birinci kişiyle konuşan bir gözlemci Raif Efendi'yi dışarıdan anlatır, sonra defterle birlikte Raif Efendi kahraman anlatıcı olarak konuşur.
  4. Genette «kim konuşuyor?» (anlatıcı) ile «kim görüyor?» (odaklanma) sorularını ayırdı ve sıfır, iç ve dış odaklanmadan söz etti.
  5. Zamir ile bakış açısı ayrı sorulardır: birinci kişi anlatıcı bir gözlemci, üçüncü kişi anlatım da tek bir karakterin sınırlarında kalabilir.

Kazanımlar

  • Hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcıyı anlatıcının bilgisinin genişliğine göre ayırt edebilir.
  • Bir anlatıda anlatıcının hangi karakterin iç dünyasına girip hangisinin dışında kaldığını gösterebilir.
  • Genette'in «kim görüyor?» ile «kim konuşuyor?» ayrımını ve odaklanma kavramını açıklayabilir.
  • Kürk Mantolu Madonna'da iki bakış açısının birlikte nasıl işlediğini yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Ankara, 1930'lar. İşini kaybetmiş genç bir adam, bir şirkette küçük bir memuriyet bulur. Aynı odada, masasının başından hiç kalkmayan, kimsenin dikkatini çekmeyen, sessiz bir memur çalışmaktadır: Raif Efendi. Genç adam aylarca onu izler ve onun hakkında bildiklerinin hepsini bize anlatır. Sonunda şunu anlarız: bu adam hakkında hiçbir şey bilmiyorduk.

Sabahattin Ali'nin 1943'te yayımlanan Kürk Mantolu Madonna romanı, bir insanı dışarıdan görmek ile içeriden duymak arasındaki uçurumun üstüne kuruludur. Romanın ortasında bir defter açılır ve aynı adam bu kez kendi sesiyle konuşmaya başlar.

Büyük soru

Bir anlatıcı ne kadar bilebilir? Anlatıcının bildikleri ile bilmedikleri, okurun bir hikâyeden anladığını nasıl belirler?

Bağlam

Anlatıcıyı işlediğimiz ünitede zamirlere baktık: «ben», «o», «sen». Ama zamirin söylemediği bir şey kalmıştı: anlatıcının bilgisinin genişliği. Türkiye'de edebiyat derslerinde bu soru çoğu zaman üç anlatıcı tipiyle öğretilir. Hâkim anlatıcı her şeyi bilir; gözlemci anlatıcı yalnızca gördüğünü ve duyduğunu aktarır; kahraman anlatıcı hikâyenin başkişisidir ve olayları kendi yaşadığı yerden anlatır. Bu üçlüye birlikte bakış açısı denir.

Bu sınıflama kullanışlıdır, ama iki ayrı soruyu birbirine karıştırma eğilimindedir: olayları kimin anlattığı ve olayları kimin gözünden gördüğümüz. Ünitenin sonunda Fransız anlatı kuramcısı Gérard Genette'in bu iki soruyu nasıl ayırdığına bakacağız.

Ana anlatı — hâkim ve gözlemci

Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sı ünlü bir cümleyle açılır: «Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer; her mutsuz aile ise kendine özgü biçimde mutsuzdur.» Bu cümleyi hiçbir karakter söylemez. Bu, bütün aileleri görmüş, onlar hakkında genel bir yargıya varabilen bir sestir. Hemen ardından anlatıcı bir evin içine girer: karı koca üç gündür küsüdür, çocuklar evde başıboş koşuşturur, İngiliz mürebbiye kâhya kadınla kavga etmiştir, aşçı dün akşam yemeğinin tam saatinde çekip gitmiştir. Evdeki herkes aynı şeyi hissetmektedir. Sonra anlatıcı, kocanın, Stepan Arkadyeviç Oblonski'nin, kafasının içine girer ve onun uyandığı an gördüğü rüyayı hatırlamaya çalışmasını aktarır.

Hâkim anlatıcının gücü budur. Bir evin bütün odalarını, bütün kişilerin duygularını ve düşüncelerini bilir; genel yargılar verebilir, zamanda ileri geri gidebilir. Türkçe ders kitaplarında bu bakış açısına «ilahi» ya da «tanrısal» bakış açısı da denir. Hâkim anlatıcı çoğu zaman üçüncü tekil kişiyle konuşur.

Gözlemci anlatıcı ise tam tersini yapar. O, bir kamera ya da bir tanık gibidir: karakterlerin ne yaptığını, ne söylediğini aktarır, ama iç dünyalarına giremez. Okur, karakterlerin ne hissettiğini jestlerinden, sözlerinden, susuşlarından çıkarmak zorundadır. Bu yüzden gözlemci anlatım okurdan çok şey ister: anlamın büyük bölümü satır aralarında kalır.

Ana anlatı — dışarıdan ve içeriden

Kürk Mantolu Madonna'nın ilk bölümü bir gözlemcinin anlatısıdır. Anlatıcı birinci tekil kişiyle konuşur; ama hikâyenin kahramanı o değildir. O, Raif Efendi'yi izleyen biridir. Raif Efendi'nin yüzünü, sessizliğini, masasında tercüme yapışını ya da çekmecesindeki Almanca romanı okuyuşunu görür; ailesinin ona nasıl davrandığını izler. Ama Raif Efendi'nin kafasının içinde neler olduğunu bilmez ve bunu bize açıkça söyler.

Bu ayrım önemlidir. Birinci tekil kişiyle konuşan her anlatıcı kahraman anlatıcı değildir. Kürk Mantolu Madonna'nın ilk anlatıcısı, zamiri bakımından birinci kişidir; bilgisi bakımından ise bir gözlemcidir. Raif Efendi onun için hep bir dış yüzeydir.

Sonra roman bir kapı açar. Ölüm döşeğindeki Raif Efendi genç adama siyah kaplı bir mektep defteri verir. Anlatıcı otel odasına döner, başucundaki lambayı yakar ve okumaya başlar. O andan sonra metni yazan artık o değildir. Defter, 20 Haziran 1933 tarihli bir girişle açılır: «Dün başımdan garip bir hâdise geçti ve bana on sene evvelki başka birtakım hâdiseleri yeniden yaşattı.» Şimdi konuşan Raif Efendi'dir. Aylarca dışarıdan izlediğimiz adam, kahraman anlatıcı olarak kendi hikâyesini anlatır: gençliğini, Berlin'i, bir sergide gördüğü bir tabloyu ve o tabloyu yapan kadını.

Romanın etkisinin büyük bölümü bu geçişten doğar. Önce herkes gibi biz de Raif Efendi'yi sıradan, silik bir adam sanırız; çünkü onu gözlemcinin gözünden görürüz. Sonra defterle birlikte içeri gireriz ve silik sandığımız adamın içinde büyük bir tutkunun, büyük bir kaybın yaşadığını öğreniriz. Sabahattin Ali, iki bakış açısını art arda koyarak okura, romanın ilk sayfasında dile getirilen bir yanılgıyı bizzat yaşatır.

Yaygın yanlış«Birinci tekil kişi anlatıcı her zaman kahraman anlatıcıdır» diye düşünülür.
Doğrusu

Kürk Mantolu Madonna'nın ilk anlatıcısı «ben» der, ama hikâyenin kahramanı değil, onun tanığıdır; bilgisi bakımından bir gözlemcidir. Zamir ile bakış açısı ayrı sorulardır.

Ana anlatı — kim görüyor, kim konuşuyor?

Üçlü sınıflamanın sınırı burada görünür. Hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcı, iki ayrı soruyu tek bir etikette birleştirir: kimin konuştuğu ve kimin gördüğü. Gérard Genette 1972'de yayımlanan anlatı incelemesinde bu iki soruyu ayırmayı önerdi. Anlatıcı, konuşan sestir; ama olayları kimin algısı üzerinden gördüğümüz başka bir sorudur. Genette bu ikinci soruya odaklanma adını verdi.

Genette üç tür odaklanma ayırır. Sıfır odaklanmada anlatıcı her karakterden fazlasını bilir: Tolstoy'un açılışı buna uyar. İç odaklanmada anlatı bir karakterin bilinci üzerinden süzülür: anlatıcı «o» dese bile, biz yalnızca o karakterin gördüğünü ve düşündüğünü öğreniriz. Dış odaklanmada anlatıcı yalnızca dışarıdan gözlemlenebileni aktarır ve karakterlerden daha az bilir.

Bu ayrım, önceki ünitede karşılaştığımız bir durumu da açıklar. Kafka'nın anlatıcısı Gregor'u üçüncü kişiyle anlatır, ama olayları çoğu zaman Gregor'un algısıyla görürüz: konuşan anlatıcı, gören Gregor'dur. Kürk Mantolu Madonna'da ise defter bölümünde konuşan da gören de Raif Efendi'dir. Genette'in ayrımı, bu iki durumun neden farklı hissettirdiğini adlandırmamızı sağlar.

Yaygın yanlış«Üçüncü tekil kişiyle yazılmış her roman hâkim anlatıcılıdır» diye de düşünülür.
Doğrusu

Üçüncü tekil kişi anlatım iç odaklanmayla yalnızca bir kişinin algısına bağlı kalabilir ya da dış odaklanmayla karakterlerin iç dünyasına hiç girmeyebilir. Hâkim anlatım, üçüncü kişinin seçeneklerinden yalnızca biridir.

Metin anı

Kürk Mantolu Madonna'nın ilk sayfasında anlatıcı, Raif Efendi gibi insanlara nasıl baktığımızı anlatır:

Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: «Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar?» Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de, istemeseler de işlemeğe mahkûm birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz.

Bu paragraf, romanın kendi bakış açısı dersidir. «Yalnız o adamların dışlarına bakarız»: bu, gözlemcinin konumudur. «Bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz»: bu da gözlemcinin kör noktasıdır. Anlatıcı, «biz» diyerek okuru da bu yanılgıya ortak eder. Hepimiz, otobüste ya da bir dairede yanımızdan geçen insanlara böyle bakarız.

Cümlenin en güçlü kelimesi belki de «mahkûm»dur. Anlatıcı, bu insanların dimağlarının «isteseler de, istemeseler de» işlemeye mahkûm olduğunu söyler: yani iç dünya bir seçim değil, bir zorunluluktur. Dışarıdan bakan onu görmese de o dünya vardır. Roman bu iddiayı yalnızca söylemekle kalmaz, kanıtlar: birkaç yüz sayfa sonra defter açıldığında, «iç âlem» sayfaya dökülür. Böylece açılıştaki paragraf, romanın bakış açısı değişimini önceden haber veren bir tez gibi okunabilir.

Cevap ve bağlantı

Bir anlatıcı her şeyi bilebilir, yalnızca gördüğünü bilebilir ya da kendi yaşadığı kadarını bilebilir. Hâkim anlatıcı Tolstoy'un açılışındaki gibi bütün bir evin içini görür; gözlemci anlatıcı karakterlerin yalnızca dış yüzünü aktarır; kahraman anlatıcı ise hikâyeyi kendi içinden anlatır. Okurun bir hikâyeden anladığı, bu bilginin sınırlarıyla biçimlenir: Kürk Mantolu Madonna'da Raif Efendi'yi önce silik bir adam sanmamız, sonra onun iç dünyasıyla sarsılmamız, bakış açısının değişmesiyle mümkün olur. Genette'in «kim görüyor?» ile «kim konuşuyor?» ayrımı ise bu sınıflamayı inceltir: konuşan ses ile gören göz her zaman aynı değildir.

Kapanış kancası

Raif Efendi'nin defteri 1933'te yazılır, ama anlattıkları on yıl öncesine, Berlin'e gider. Anlatıcı ise defteri, Raif Efendi'nin başucundan döndüğü gece okur. Tek bir romanda en az üç ayrı zaman üst üste biner: yazılış anı, anlatılan geçmiş ve okunuş anı. Bir sonraki ünite anlatının zamanla nasıl oynadığına bakıyor: geriye dönüşler, ileriye atlamalar ve birkaç saniyelik bir anın sayfalarca sürebildiği ağırlaştırma.

Özet kartı

  1. Türkçe ders geleneğinde bakış açısı üç anlatıcı tipiyle öğretilir: hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcı.
  2. Hâkim anlatıcı bütün karakterlerin iç dünyasını bilir; gözlemci anlatıcı yalnızca görüneni aktarır; kahraman anlatıcı hikâyeyi kendi yaşadığı yerden anlatır.
  3. Kürk Mantolu Madonna'da önce birinci kişiyle konuşan bir gözlemci Raif Efendi'yi dışarıdan anlatır, sonra defterle birlikte Raif Efendi kahraman anlatıcı olarak konuşur.
  4. Genette «kim konuşuyor?» (anlatıcı) ile «kim görüyor?» (odaklanma) sorularını ayırdı ve sıfır, iç ve dış odaklanmadan söz etti.
  5. Zamir ile bakış açısı ayrı sorulardır: birinci kişi anlatıcı bir gözlemci, üçüncü kişi anlatım da tek bir karakterin sınırlarında kalabilir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Bakış açısıPoint of viewOlayların hangi konumdan ve ne kadar bilgiyle aktarıldığı
Hâkim anlatıcıOmniscient narratorBütün karakterlerin iç dünyasını bilen anlatıcı
Gözlemci anlatıcıObjective narratorYalnızca görüneni ve duyulanı aktaran anlatıcı
Kahraman anlatıcıFirst-person protagonist narratorHikâyenin başkişisi olan ve kendi yaşadığını anlatan anlatıcı
OdaklanmaFocalizationOlayların hangi algı üzerinden sunulduğu; «kim görüyor?» sorusu

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcıyı bilgilerinin genişliğine göre karşılaştırın. Anna Karenina'nın açılışındaki anlatıcı hangisidir ve neden?
  2. (Kazanım 2) Anna Karenina'nın ilk bölümünde anlatıcı hangi karakterin düşüncelerine girer? Kürk Mantolu Madonna'nın ilk anlatıcısı Raif Efendi'nin iç dünyası hakkında ne bilir?
  3. (Kazanım 3) Genette'in «kim görüyor?» ile «kim konuşuyor?» ayrımını açıklayın. Sıfır, iç ve dış odaklanmayı birer cümleyle tanımlayın.
  4. (Kazanım 4) Kürk Mantolu Madonna'da bakış açısının değişmesi okurun Raif Efendi hakkındaki yargısını nasıl değiştirir?
  5. (Kazanım 4) Metin anındaki paragrafta «mahkûm» kelimesi neden önemlidir? Bu paragraf romanın geri kalanıyla nasıl ilişkilenir?

Cevaplar

  1. Hâkim anlatıcı bütün karakterlerin iç dünyasını, geçmişini ve durumlarını bilir; gözlemci yalnızca dışarıdan görüleni ve duyulanı aktarır; kahraman anlatıcı kendi yaşadığı ve bildiği kadarını anlatır. Anna Karenina'nın açılışı hâkim anlatıcıya aittir: hiçbir karakterin söylemediği genel bir yargıyla açılır, bütün ev halkının durumunu bilir ve bir karakterin kafasının içine girer.
  2. Stepan Arkadyeviç Oblonski'nin düşüncelerine girer; uyanır uyanmaz gördüğü rüyayı hatırlamaya çalışmasını aktarır. Kürk Mantolu Madonna'nın ilk anlatıcısı ise Raif Efendi'nin yalnızca dış yüzünü, davranışlarını ve sessizliğini bilir; onun iç dünyasını bilmediğini kendisi söyler.
  3. Genette'e göre anlatıcı konuşan sestir; olayları kimin algısı üzerinden gördüğümüz ise ayrı bir sorudur ve buna odaklanma denir. Sıfır odaklanmada anlatıcı her karakterden fazlasını bilir; iç odaklanmada anlatı bir karakterin bilincinden süzülür; dış odaklanmada anlatıcı yalnızca dışarıdan gözlemlenebileni aktarır ve karakterlerden daha az bilir.
  4. Önce onu gözlemcinin gözünden görürüz ve silik, sıradan bir adam sanırız. Defterle birlikte Raif Efendi kahraman anlatıcı olarak konuşunca büyük bir tutkunun ve kaybın taşıyıcısı olduğunu öğreniriz. Bakış açısının değişmesi, ilk yargımızın bir gözlemci yanılgısı olduğunu gösterir.
  5. «Mahkûm» kelimesi, iç dünyanın bir seçim değil, bir zorunluluk olduğunu söyler: dışarıdan görülmese de vardır. Paragraf gözlemcinin kör noktasını açıkça adlandırır; roman daha sonra defteri açarak bu iç dünyayı sayfaya döker, böylece açılış romanın bakış açısı değişimini önceden haber verir.

Okuma

  • Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna (1943). İlk bölümde anlatıcının Raif Efendi hakkında bilmediğini söylediği yerleri işaretleyin, sonra defterin ilk sayfalarıyla karşılaştırın.
  • Lev Tolstoy, Anna Karenina, I. kısım, 1–4. bölümler. Anlatıcının hangi karakterlerin kafasının içine girdiğini sırayla not edin.
  • Gérard Genette, Figures III (1972) içindeki anlatı incelemesi, «Mode» (kip) bölümündeki odaklanma sayfaları; İngilizcesi Narrative Discourse (1980). Kuramsal bir metne ilk kez girecek okur için kısa bir bölüm.
  • Aynı sahneyi üç kez yazın: hâkim anlatıcıyla, yalnızca görüneni aktaran bir gözlemciyle ve sahnedeki karakterlerden birinin ağzından.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: 1930'ların Ankara'sında bir şirket odası; iki masa. Birinde genç bir adam, ötekinde başını kaldırmayan yaşlıca bir memur. Genç adamın bakışı bir çizgi olarak memura uzanır ve yüzeyinde durur.
  • 0:50–1:10 Büyük soru: bir evin kesit çizimi; odaların bazıları aydınlık, bazıları karanlık.
  • 1:10–2:20 Bağlam: ekranda üç simge sırayla doğar: yukarıdan bakan bir göz, bir kamera, bir kalp. Altlarında «hâkim», «gözlemci», «kahraman» yazar.
  • 2:20–4:30 Ana anlatı — hâkim ve gözlemci: bir Rus konağının kesiti; bütün odalar aynı anda aydınlanır, sonra kamera deri kanepede uyanan adamın kafasının içine, bulutlu bir rüya sahnesine girer. Ardından aynı konak, bu kez yalnızca pencerelerden görünen siluetlerle.
  • 4:30–6:40 Ana anlatı — dışarıdan ve içeriden: Raif Efendi masasında; sonra evdeki hasta yatağı, siyah kaplı bir defter el değiştirir. Otel odasında bir lamba yanar; defterin ilk sayfasındaki tarih belirir ve görüntü Berlin sokaklarına açılır.
  • 6:40–8:30 Ana anlatı — kim görüyor, kim konuşuyor: ekran ikiye bölünür; solda bir ağız (konuşan), sağda bir göz (gören). Farklı örneklerde ikisi aynı figürde birleşir ya da ayrı figürlere dağılır.
  • 8:30–10:10 Metin anı: kalabalık bir sokakta yanımızdan geçen yüzler; her yüzün arkasında kısa bir an için ışıklı bir iç oda belirip söner. «Mahkûm» kelimesi ağırlaşarak yerine oturur.
  • 10:10–11:00 Cevap ve kapanış: defterin sayfaları çevrilir; sayfa kenarlarında üç ayrı tarih belirir ve bir zaman çizgisinde üst üste biner.

Anlatıcı Tolstoy'un ilk cümlesini ağırbaşlı bir tonla, Raif Efendi bölümlerini alçak ve şefkatli bir sesle okur; metin anındaki paragrafı ise 1943 imlasıyla, yavaş ve düşünceli biçimde seslendirir.

Telaffuz

  • Raif Efendi: «ra-İF e-FEN-di». Sabahattin Ali: «sa-ba-hat-TİN a-Lİ». Dimağ: «di-MAĞ».
  • Lev Tolstoy: «LEF tols-TOY». Anna Karenina: «AN-na ka-RE-ni-na». Stepan Arkadyeviç Oblonski: «ste-PAN ar-KAD-ye-viç ob-LONS-ki».
  • Gérard Genette: «je-RAR je-NET». Figures III: «fi-GÜR TRUA».