İçeriğe geç

Ünite EDB-103-03 · Seviye 1 — Temel

Anlatıcı

EDB-103 Anlatı Bilgisi

2.079 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • anlatıcı
  • birinci tekil kişi anlatım
  • üçüncü tekil kişi anlatım
  • ikinci tekil kişi anlatım
  • anlatan ben ve yaşayan ben
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Anlatıcı, olayları aktaran sestir ve yazarla aynı kişi değildir.
  2. Birinci tekil kişi anlatımda anlatıcı olayların içindedir ve «ben» der; çoğu zaman bir «yaşayan ben» ile bir «anlatan ben» barındırır.
  3. Üçüncü tekil kişi anlatımda anlatıcı olayların dışında durur ve karakterlerden «o» diye söz eder; bu, her şeyi bildiği anlamına gelmez.
  4. İkinci tekil kişi anlatım nadirdir; «sen» çoğu zaman anlatıcının kendi deneyimine mesafe koyma biçimidir.
  5. «Kaşağı»nın son cümlesinde «ölmüştü» kipi, çocuğun bilmediğini anlatan ben'in bildiğini gösterir.

Kazanımlar

  • Anlatıcı ile yazar arasındaki farkı bir örnek üzerinden açıklayabilir.
  • Birinci, üçüncü ve ikinci tekil kişi anlatımı dilbilgisel işaretlerinden tanıyabilir.
  • Birinci tekil kişi anlatımda «anlatan ben» ile «yaşayan ben» arasındaki mesafeyi bir metinde gösterebilir.
  • Aynı olayın farklı kişi seçimleriyle anlatıldığında okurda nasıl farklı bir etki bıraktığını tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir çocuk, küçük kardeşinin başına haksız bir ceza getirmiştir. Bir yıl sonra kardeşi ağır hastalanır. Çocuk bütün gece uyuyamaz, sabah olur olmaz babasına gerçeği söylemeye gider. Hikâye şu cümleyle biter: «Yazık ki, zavallı masum kardeşim, o gece ölmüştü.»

Bu cümleyi kim söylüyor? Hikâyedeki çocuk mu? O çocuk, o sabah kardeşinin öldüğünü henüz bilmiyordu. Cümleyi söyleyen, aynı «ben», ama yıllar sonra, her şeyi öğrenmiş olarak konuşan bir «ben». Ömer Seyfettin'in «Kaşağı»sı iki kişinin aynı zamiri paylaştığı bir hikâyedir.

Büyük soru

Bir hikâyeyi «ben», «o» ya da «sen» diye anlatmak, okurun yaşadığı şeyi nasıl değiştirir?

Bağlam

Leydi Bertram'ın cümlesini okuduktan sonra bir soru bırakmıştık: bu cümleyi kim söylüyor? Anlatı bilgisinde bu sesin adı anlatıcıdır. Anlatıcı, olayları bize aktaran sestir; yazarla aynı kişi değildir. Ömer Seyfettin 1884'te doğdu, 1920'de öldü; «Kaşağı»daki «ben» ise bir çiftlikte büyüyen, kardeşi Hasan'a iftira atan bir çocuktur ve o çocuğun yetişkin hâlidir. Yazar bu sesi yaratır, ama sesin söylediği her şeyin sorumluluğunu ona yüklemek, bir tiyatro oyuncusunu canlandırdığı kişiyle karıştırmaya benzer.

Anlatıcıyı tanımanın ilk yolu dilbilgisidir. Anlatıcı kendinden «ben» diye söz ediyorsa birinci tekil kişi anlatımla, olayları yaşayanlardan «o» diye söz ediyorsa üçüncü tekil kişi anlatımla karşı karşıyayız. Nadiren de anlatı başkahramana «sen» diye seslenir. Bu ünite bu üç seçimi sırayla ele alıyor; anlatıcının ne kadar bildiği, kimin gözünden baktığı ise bir sonraki ünitenin sorusu.

Ana anlatı — «ben» diyen anlatıcı

«Kaşağı» şu cümleyle açılır: «Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hazin şırıltısını işitirdik.» Fiil kipine dikkat edelim: «işitirdik». Bu, bir kez olmuş bir şeyi değil, çocuklukta tekrar tekrar yaşanmış bir şeyi anlatan geniş zamanın hikâyesidir. Daha ilk cümlede, bir yetişkinin çocukluğuna geriye doğru baktığını duyarız.

Birinci tekil kişi anlatımda anlatıcı olayların içindedir; olayları yaşamış olan kişidir. Ama bu anlatımın içinde hemen her zaman iki «ben» vardır. Biri yaşayan ben: kaşağıyı taşla ezen, babasına «Hasan» diyen çocuk. Öbürü anlatan ben: yıllar sonra aynı olayları sıraya koyan, onlara bir ad veren kişi. «Kaşağı»da bu ikinci ses kendini sık sık ele verir. Çocuk kaşağının değerini bilmez; anlatan ben ise onun «ihtimal, Dadaruh'un kullanmaya kıyamadığı» bir kaşağı olduğunu söyler. Çocuk kardeşine iftira atarken onu «zavallı» diye düşünmez; anlatan ben, Hasan'ı her anışında bu sıfatı kullanır.

Birinci tekil kişinin gücü yakınlıktır. Okur olayları, onları yaşamış birinin sesinden duyar; suçluluk, korku ve pişmanlık bir iç ses olarak gelir. Sınırı ise aynı yerdedir: bu anlatıcı yalnızca kendi bildiğini, gördüğünü ya da sonradan öğrendiğini anlatabilir. Hasan'ın odasında o gece neler olduğunu anlatamaz, çünkü orada değildi. Üstelik «Kaşağı»daki «ben», hikâyenin içinde yalan söylemiş biridir; okur ona inanır, çünkü şimdi kendi yalanını itiraf etmektedir. Birinci tekil kişi anlatım, bir tanıklık ve bazen de bir itiraftır.

Ana anlatı — «o» diyen anlatıcı

Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan Dönüşüm'ü şu cümleyle açılır: «Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında korkunç bir haşereye dönüşmüş buldu.» Burada kimse «ben» demez. Olayları yaşayan kişi Gregor'dur, ama onu anlatan ses Gregor değildir. Anlatıcı, Gregor'dan «o» diye söz eder.

Üçüncü tekil kişi anlatım, romanın en yaygın seçimidir. Anlatıcı olayların dışında durur; bir karakter değildir, hikâyede yaşı, adı ya da bir odası yoktur. Bu dışarıda duruş ona büyük bir serbestlik verir. Kafka'nın anlatıcısı Gregor'un sırtının sertliğini, karnının kubbesini, bacaklarının titrediğini anlatır; hemen ardından Gregor'un aklından geçenleri aktarır. Bir kamera gibi dışarıdan görebilir, bir sırdaş gibi içeriden duyabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Üçüncü tekil kişi anlatım, anlatıcının her şeyi bildiği anlamına gelmez. Kafka'nın anlatıcısı neredeyse bütün kitap boyunca Gregor'un yanında kalır; ailesinin odasında neler konuşulduğunu çoğu zaman Gregor'un kapının arkasından duyduğu kadarıyla öğreniriz. «O» zamiri, anlatıcının kimden söz ettiğini söyler; ne kadar bildiğini söylemez.

Yaygın yanlış«Üçüncü tekil kişi anlatıcı her şeyi bilir, birinci tekil kişi anlatıcı ise hiçbir şeyi gizlemez» diye düşünülür.
Doğrusu

Zamir, anlatıcının ne kadar bildiğini belirlemez: bir üçüncü kişi anlatıcı tek bir karakterin sınırları içinde kalabilir, bir birinci kişi anlatıcı ise sonradan öğrendiklerini bilerek geriye bakabilir ya da okurdan bir şeyler saklayabilir. Bilginin genişliği ayrı bir sorudur.

Ana anlatı — «sen» diyen anlatıcı

Üçüncü seçim çok daha nadirdir. Jay McInerney'in 1984 tarihli romanı Bright Lights, Big City şöyle açılır:

You are not the kind of guy who would be at a place like this at this time of the morning. But here you are, and you cannot say that the terrain is entirely unfamiliar, although the details are fuzzy.

«Sen sabahın bu saatinde böyle bir yerde bulunacak türden bir adam değilsin. Ama işte buradasın ve ayrıntılar bulanık olsa da bu toprakların sana hiç tanıdık gelmediğini söyleyemezsin.»

Bu «sen» kimdir? İlk anda okur sanki kendisine seslenildiğini düşünür. Ama romanda «sen», belli bir kişidir: gece boyu dolaşmış, sabahı bir kulüpte karşılamış genç bir adam. İkinci tekil kişi anlatım çoğu zaman birinci kişi anlatımın bir çeşidi gibi işler: anlatıcı kendi yaşadığını anlatır, ama «ben» demek yerine kendine «sen» diye seslenerek araya bir mesafe koyar. Türkçe konuşurken de bunu sık yaparız: «Sabah kalkarsın, işe gidersin, akşam bir bakarsın gün bitmiş» deriz ve aslında kendi hayatımızı anlatırız.

Italo Calvino'nun 1979 tarihli Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanı bu belirsizliği bir oyuna dönüştürür. Romanın tek numaralı bölümleri ikinci tekil kişiyle yazılır ve kitabın okurunun, Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya çalışmasını anlatır. Okurun elindeki kitap ile romandaki «sen»in elindeki kitap aynı adı taşır; bazı bölümler, anlatılan «sen»in gerçekte okuyan kişiyle aynı olup olmadığını da tartışır.

Metin anı

«Kaşağı»nın son satırlarına dönelim. Hasan hastadır, anlatıcı bütün geceyi hizmetçi Pervin'in yanında uykusuz geçirmiştir:

Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin'i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı masum kardeşim, o gece ölmüştü.

İlk üç cümle yaşayan ben'in cümleleridir: kısa, somut, bir çocuğun o gece yaptıkları. «Kalktım» tek kelimelik bir cümle; bir karar ve bir hareket. Dördüncü cümlede ses değişmeye başlar: «içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak» bir çocuğun kendi hâlini adlandırış biçimi değildir. Bu, olanları anlamış bir yetişkinin kelimeleridir. Yine de fiil hâlâ o sabahın içindedir: «acele ediyordum».

Son cümle ise tamamen anlatan ben'e aittir. «Yazık ki» diye başlar: bir yorum, bir yas. Fiil kipi değişir: «ölmüştü». Bu kip, bir olayın anlatılan andan önce çoktan olup bittiğini söyler. Çocuk acele ederken kardeşi zaten ölmüştü; çocuk bunu bilmiyordu, anlatan ben biliyor. Hikâyenin bütün ağırlığı iki ben arasındaki bu mesafeye yüklenmiştir. Aynı olay üçüncü tekil kişiyle, «Çocuk acele ediyordu, ama kardeşi o gece ölmüştü» diye anlatılabilirdi. Olay değişmezdi; ama cümle bir itiraf olmaktan çıkar, bir rapora dönüşürdü.

Cevap ve bağlantı

Bir hikâyeyi «ben», «o» ya da «sen» diye anlatmak, okuru olaylara farklı bir mesafeden yerleştirir. «Ben» diyen anlatıcı okuru bir tanığın, bazen bir itirafçının yanına oturtur; «Kaşağı»da olduğu gibi, yaşayan ben ile anlatan ben arasındaki mesafe hikâyenin asıl acısını taşıyabilir. «O» diyen anlatıcı olayların dışında durur ve dışarıdan bakmakla içeriden duymak arasında gidip gelebilir. «Sen» diyen anlatıcı ise okuru kahramanın yerine davet eder gibi görünür, ama çoğu zaman kendi hayatına mesafe koymak isteyen bir sestir.

İki romancının aynı olaydan bambaşka metinler çıkarabilmesinin bir kaynağı da budur. Olay örgüsü neyin olduğunu, karakter kimin başına geldiğini kurar; anlatıcı ise onu kimin sesinden duyduğumuzu belirler.

Kapanış kancası

Kafka'nın anlatıcısı Gregor'un aklından geçenleri biliyor, ama ailesinin odasında konuşulanları çoğu zaman kapının arkasından duyuyor. «Kaşağı»nın anlatıcısı ise yalnızca kendi gördüğünü anlatabiliyor. Demek ki zamir hikâyenin yarısıdır; öbür yarısı anlatıcının ne kadar bildiğidir. Bir sonraki ünite bu soruya bakıyor: her şeyi bilen hâkim anlatıcı, yalnızca göreni aktaran gözlemci anlatıcı ve hikâyeyi kendi yaşadığı yerden anlatan kahraman anlatıcı.

Özet kartı

  1. Anlatıcı, olayları aktaran sestir ve yazarla aynı kişi değildir.
  2. Birinci tekil kişi anlatımda anlatıcı olayların içindedir ve «ben» der; çoğu zaman bir «yaşayan ben» ile bir «anlatan ben» barındırır.
  3. Üçüncü tekil kişi anlatımda anlatıcı olayların dışında durur ve karakterlerden «o» diye söz eder; bu, her şeyi bildiği anlamına gelmez.
  4. İkinci tekil kişi anlatım nadirdir; «sen» çoğu zaman anlatıcının kendi deneyimine mesafe koyma biçimidir.
  5. «Kaşağı»nın son cümlesinde «ölmüştü» kipi, çocuğun bilmediğini anlatan ben'in bildiğini gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
AnlatıcıNarratorOlayları aktaran, yazarın metin içinde kurduğu ses
Birinci tekil kişi anlatımFirst-person narrationAnlatıcının olayların içinde yer alıp «ben» dediği anlatım
Üçüncü tekil kişi anlatımThird-person narrationAnlatıcının olayların dışında durup «o» dediği anlatım
İkinci tekil kişi anlatımSecond-person narrationBaşkahramandan «sen» diye söz eden anlatım
Anlatan ben ve yaşayan benNarrating I and experiencing IOlayları sonradan aktaran «ben» ile onları o anda yaşayan «ben»

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Kaşağı»daki «ben» ile Ömer Seyfettin neden aynı kişi sayılmaz? Anlatıcıyı yazarla karıştırmak okumayı nasıl yanıltabilir?
  2. (Kazanım 2) Aşağıdaki cümlelerin hangi kişiyle anlatıldığını söyleyin: (a) «Kendini yatağında korkunç bir haşereye dönüşmüş buldu.» (b) «Ahırın avlusunda oynarken derenin şırıltısını işitirdik.» (c) «Ama işte buradasın.»
  3. (Kazanım 3) «Kaşağı»dan anlatan ben'in sesini ele veren iki ifade gösterin. Son cümledeki «ölmüştü» kipi ne anlatır?
  4. (Kazanım 2) Kafka'nın anlatıcısı neden «her şeyi bilen» bir anlatıcı sayılmaz?
  5. (Kazanım 4) «Kaşağı»nın son cümlesini üçüncü tekil kişiyle yeniden yazın. Cümlenin etkisi nasıl değişti?

Cevaplar

  1. Anlatıcı, yazarın metin içinde kurduğu bir sestir; «Kaşağı»daki «ben» bir çiftlikte büyüyen, kardeşine iftira atan bir çocuk ve onun yetişkin hâlidir. Yazarı bu sesle bir tutmak, anlatıcının itirafını yazarın hayatına dair bir belge gibi okumaya, karakterin söylediklerini yazarın görüşü sanmaya götürebilir.
  2. (a) Üçüncü tekil kişi; Gregor'dan «o» diye söz edilir. (b) Birinci kişi; anlatıcı olayların içindedir, burada kardeşiyle birlikte «biz» der. (c) İkinci tekil kişi; kahramana «sen» diye seslenilir.
  3. «İhtimal, Dadaruh'un kullanmaya kıyamadığı» ifadesi ve Hasan için kullanılan «zavallı», «zavallı masum kardeşim» sıfatları, olanları sonradan değerlendiren yetişkin sesini gösterir; «içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak» da bir yetişkinin adlandırmasıdır. «Ölmüştü» kipi, kardeşin ölümünün çocuğun acele ettiği andan önce olup bittiğini, yani çocuğun bilmediğini anlatan ben'in bildiğini gösterir.
  4. Anlatıcı Gregor'un bedenini ve düşüncelerini aktarır ama neredeyse bütün kitap boyunca onun yanında kalır; ailesinin odasında konuşulanları çoğu zaman Gregor'un kapının arkasından duyduğu kadarıyla öğreniriz. Üçüncü kişi zamiri, anlatıcının bilgisinin genişliğini belirlemez.
  5. Örneğin: «Çocuk kardeşinden af dilemek için acele ediyordu, ama kardeşi o gece ölmüştü.» Olay aynı kalır; ama «yazık ki» diyen, yas tutan ve suçunu üstlenen ses kaybolur. Cümle bir itiraf olmaktan çıkar, dışarıdan verilen bir habere dönüşür.

Okuma

  • Ömer Seyfettin, «Kaşağı». Hikâyeyi baştan sona okuyun ve anlatan ben'in sesinin duyulduğu her yeri işaretleyin.
  • Franz Kafka, Dönüşüm, ilk bölüm (Türkçede birçok çevirisi vardır). Anlatıcının Gregor'un odasından dışarı çıktığı yerleri bulun.
  • Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ilk bölüm. «Sen» diye seslenilen okurun kim olduğunu tartışın.
  • Kendi hayatınızdan kısa bir anıyı üç kez yazın: bir kez «ben», bir kez «o», bir kez «sen» diye. Hangisinde anıya en yakın, hangisinde en uzak durdunuz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: şafak vakti bir çiftlik evinin sofası; boş bir yatak, pencereden sızan ilk ışık. Son cümle ekrana yazılırken «ölmüştü» kelimesi geç belirir.
  • 0:50–1:10 Büyük soru: aynı olay kartının üstünde üç zamir sırayla belirir: «ben», «o», «sen».
  • 1:10–2:20 Bağlam: bir yazar masası ve masadan yükselip ayrı bir figüre dönüşen bir ses dalgası; yazar ile anlatıcı iki ayrı çizgi olarak ayrılır.
  • 2:20–4:40 Ana anlatı — ben: ahır, dere, kestane ağaçları; bir çocuk ile aynı yüzün yetişkin hâli iki ayrı katmanda. Yetişkin sesin cümleleri çocuğun sahnelerinin üstüne altyazı gibi düşer.
  • 4:40–6:30 Ana anlatı — o: loş bir yatak odası; kamera bir yandan dışarıdan bakar, bir yandan figürün başının içine girer. Kapalı bir kapının ardından boğuk sesler.
  • 6:30–8:10 Ana anlatı — sen: sabaha karşı neon ışıklı bir şehir sokağı; ekrandaki «sen» ok işareti izleyiciye döner, sonra geri dönüp sokaktaki genç adamı gösterir. Ardından elinde bir kitap tutan bir okur, kitabın kapağında aynı sahne.
  • 8:10–10:10 Metin anı: beş cümle alt alta; ilk üçü çocuğun ince çizgisiyle, son ikisi yetişkinin koyu çizgisiyle yazılır. «Ölmüştü» kelimesi bir zaman çizgisinde geriye, gecenin içine kayar.
  • 10:10–11:00 Cevap ve kapanış: kapı aralığından içeri bakan bir göz; ardından yukarıdan bütün evi gören bir bakış.

Anlatıcı açılışı alçak ve yavaş bir sesle, «Kaşağı» bölümlerini sıcak bir hatırlama tonuyla, McInerney'in cümlelerini ise hafif bir mesafe ve ironiyle okur. Metin anındaki son cümleden sonra kısa bir sessizlik bırakılır.

Telaffuz

  • Ömer Seyfettin: «Ö-mer sey-fet-TİN». Dadaruh: «da-da-RUH». Pervin: «per-VİN».
  • Franz Kafka: «FRANTS KAF-ka». Gregor Samsa: «GRE-gor ZAM-za».
  • Jay McInerney: «CEY me-Kİ-nır-ni». Bright Lights, Big City: «BRAYT LAYTS BİG Sİ-ti». Italo Calvino: «İ-ta-lo kal-Vİ-no».