Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Teşhis, insan dışındaki varlıklara insana özgü nitelik ve davranışlar yüklemektir; intak, bu varlıkları insan gibi konuşturmaktır.
- Her intakta teşhis bulunur, ama her teşhiste intak bulunmaz.
- Teşhiste varlık yalnızca insana benzetilir; bu yüzden teşhis, benzetileni her zaman insan olan bir tür kapalı istiare sayılır.
- Kişileştirme örnekleri eski şiirde bol olsa da, «teşhis» terimi Türk belagatına on dokuzuncu yüzyılda Batı retoriğinin etkisiyle girmiştir; intakın en yaygın evi fabldır.
- Namık Kemal'in «Baykuş Sesi» kıtasında vatan önce can verir (teşhis), sonra imdat ister (intak) ve yardım bekleyen bir anneye dönüşür.
Kazanımlar
- Teşhis ile intakı tanımlayabilir ve aralarındaki ilişkiyi, her intakın bir teşhis içermesini açıklayabilir.
- Teşhisi teşbih ve istiareden ayıran özelliği, yalnızca insana benzetmeyi örnekler üzerinde gösterebilir.
- Teşhis teriminin Türk belagatına geç girişini ve fabl geleneğindeki yerini anlatabilir.
- Namık Kemal'in «Baykuş Sesi» manzumesindeki bir kıtada teşhis ile intakın bir vatan tasavvurunu nasıl kurduğunu yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir çocuk masalının ilk cümlesi: «Bir varmış bir yokmuş, ormanın ortasında yaşlı bir meşe ağacı varmış. Bir sabah ağaç, dalına konan serçeye dönüp sormuş: Bu kış sen de mi gidiyorsun?»
Hiçbir çocuk bu cümlede duraklamaz. Ağacın konuşmasını, serçeyle dertleşmesini doğal karşılar. Oysa ağaçlar konuşmaz, dert de tutmaz. Masal, daha ilk satırında, dilin en eski ve en yaygın hilelerinden birine başvurmuştur: bir nesneyi insan yapmak ve ona söz vermek.
Büyük soru
Bir şiir ya da hikâye, insan olmayan bir varlığa insan gibi davranmayı ve konuşmayı yüklediğinde ne kazanır? Ve bu hile, önceki ünitelerde gördüğümüz benzetme sanatlarıyla nasıl bir akrabalık içindedir?
Bağlam
İstanbul'u dinleyen şiirin son bendinde kentin alnı, dudağı ve kalbi belirmişti. Bir yer, birdenbire bir insan gibi duyulmaya başlamıştı. Bu ünite o dönüşümü adlandırıyor.
Şimdiye kadar benzetmenin çeşitli biçimlerini gördük. Teşhis ve intak da bir benzetmeye dayanır, ama çok özel bir benzetmeye: insana benzetmeye. Bir varlığa insan niteliği vermek teşhis, onu insan gibi konuşturmak intak adını alır.
Ana anlatı — yalnızca insana benzetmek
Teşbih ve istiarede benzetmenin iki tarafı her şey olabiliyordu: gönül suya, ömür rüzgâra, gelin güneşe. Teşhisin farkı buradadır: teşhise konu olan varlık yalnızca insana benzetilir. Divan şairi Nâbî'nin bir beytinde gül, gül bahçesini «terk eder», ve şair bülbüle, artık «sohbet» meydanının ona kaldığını söyler. Terk etmek ve sohbet etmek insana ait fiillerdir. Gül ile bülbül, bir anda bir meclisten ayrılan ve orada kalan iki insana dönüşür.
On altıncı yüzyıl şairi Hayâlî Bey'in bir beyti ise bütün bir sınıf kurar: bülbül, çimenin çocuklarına, yani çiçeklere, Attâr'ın ünlü kuşlar kitabı Mantıku't-Tayr'ı okutan bir hocadır; gül ise bu dersin her bölümünü şerh eden, açıklayan bir âlimdir. Bir bahçe, bir medreseye dönüşmüştür.
Teşhis kimi zaman bir duyguyu dış dünyaya yaymanın yoludur. Abdülhak Hâmid bir dörtlüğünde her şeyin «muğber», yani gücenmiş, kırgın olduğunu söyler: diyar, çevre, burç, beden, hisar, deniz, kıyı. Gücenmek insana özgüdür. Şair, kendi kırgınlığını gördüğü her şeye taşır; kaleler ve denizler onun duygusunu paylaşır.
Klasik belagatle bağı da buradan kurulur. Önceki ünitede Bâkî'nin güz ağaçlarının dervişe dönüştüğünü görmüştük: benzetilen hiç söylenmemiş, yalnızca ona ait davranışlar ağaçlara yüklenmişti. Türk edebiyatının önemli araştırmacılarından Ali Nihad Tarlan ve Tâhirülmevlevî, teşhisi tam da bu yüzden bir tür kapalı istiare sayar. Teşhiste söylenmeyen benzetilen, her zaman insandır.
Yaygın yanlış«Bir nesneye canlı bir şeyin özelliğini vermek her zaman teşhistir» diye düşünülür.
«Gönül su gibi çağlıyor» dediğimizde gönül insana değil suya benzetilir; bu teşbihtir. Teşhis, yalnızca insana ait nitelik ve davranışlar yüklendiğinde söz konusu olur.
Ana anlatı — konuşan varlıklar
İntak, teşhisin bir adım ötesidir. Bir varlığı konuşturmak için önce ona bir insan kişiliği vermek gerekir; bu yüzden her intakta teşhis de vardır, ama her teşhiste intak yoktur. Nâbî'nin gülü bahçeyi terk eder ama bir şey söylemez: bu teşhistir. Açılıştaki masalda meşe ağacı serçeye soru sorar: bu intaktır.
İntakın en uzun ömürlü evi fabldır. Hayvanların konuşup birbirleriyle tartıştığı, sonunda bir ders çıkan bu hikâyeler Doğu'da da Batı'da da yüzyıllarca anlatıldı. Türk edebiyatında Farsçadan çevrilen Merzübannâme ve Tûtînâme gibi eserler, ya da Şeyhî'nin bir eşeğin başından geçenleri anlatan Harnâme'si bu geleneğin örnekleridir. Mevlânâ'nın hayvanların dilinden anlattığı pek çok hikâyede de Kelîle ve Dimne geleneğinin etkisi görülür.
İlginç bir ayrıntı daha var. Kişileştirme örnekleri eski şiirde bol olsa da, klasik belagat kitaplarında «teşhis» adıyla ayrı bir sanat yer almaz. Arapçada «teşhis» kelimesi aslında «belirlemek, ayırt etmek» anlamına gelir; «kişileştirme» anlamı sözlüklerde yoktur ve modern dönemde Batı edebiyat terminolojisinin etkisiyle kazanılmıştır. Türk belagatında bu sanatı ayrı bir başlık hâline getiren eser, Recâizâde Mahmud Ekrem'in on dokuzuncu yüzyılın sonlarında yayımlanan Ta'lîm-i Edebiyyât'ıdır. Yani sanat çok eskidir; adı yenidir.
Yaygın yanlış«Teşhis ve intak, adları eski olduğu için Divan belagatının klasik sanatlarıdır» diye de düşünülür.
Kişileştirme örnekleri eski şiirde bol olsa da, «teşhis» terimi klasik belagat kitaplarında yer almaz; sanat, on dokuzuncu yüzyılda Batı retoriğinin etkisiyle ayrı bir başlık olarak Türk belagatına girmiştir.
Metin anı
On dokuzuncu yüzyılda teşhis ve intak, yeni bir duygunun sesi olur: vatan duygusunun. Tanzimat şairi Namık Kemal'in «Baykuş Sesi» adlı manzumesinden bir kıta:
Serilip hâk-i hakārette vatan can veriyor
Yetişin son nefesimdir, gelin imdâda diyor
Sevgili vâlidemiz âkıbet elden gidiyor
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini
Günümüz Türkçesiyle ilk iki dize: vatan, aşağılanmışlığın toprağına serilmiş, can veriyor; «Yetişin, son nefesim, imdada gelin» diyor.
Bu beş dizede iki sanat üst üste çalışır. İlk dizede vatan can verir: bu teşhistir, çünkü ölmek, can vermek canlılara, özellikle insana ait bir deneyimdir. İkinci dizede vatan konuşur ve yardım ister: bu intaktır. Üçüncü dizede vatan artık «sevgili vâlidemiz», yani anamızdır. Dördüncüde düşman onun bağrına hançer dayar; beşincide «bahtı kara» bir anne, kurtaracak kimsesi olmayan bir kadın olarak kalır.
Kişileştirme burada bir süs değildir. Toprak, sınır, devlet gibi soyut ve büyük bir kavram, okurun önünde yaralı, yardım isteyen bir anneye dönüşür. Bir anneye yardım etmemek, bir haritaya yardım etmemekten çok daha zordur. Teşhis ve intak, bir düşünceyi bir yüze, bir sese, bir çağrıya çevirir; okuru dinleyici olmaktan çıkarıp çağrılan kişiye dönüştürür.
Cevap ve bağlantı
Bir şiir ya da hikâye, insan olmayan bir varlığı insan gibi davrandırıp konuşturduğunda, soyut olanı somutlaştırır ve uzak olanı yakınlaştırır. Gül ile bülbül bir meclisin iki dostu, bahçe bir medrese, deniz ve kale kırgın bir insan, vatan ise yardım isteyen bir anne olur. Teşhis insan niteliği verir; intak bir adım daha atar ve söz verir. Her intak bir teşhis içerir, ama her teşhis konuşmaz.
Benzetme sanatları ailesinde teşhisin yeri de artık açık: o, benzetilen tarafı her zaman insan olan bir kapalı istiaredir. Sanatın kendisi çok eskidir, masallarda ve fabllarda yüzyıllardır yaşar; ama adı, Türk belagatına on dokuzuncu yüzyılda girmiştir.
Kapanış kancası
Nâbî'nin beytine bir kez daha dönelim: gül, gülşen, bülbül, sohbet, muhabbet. Beş kelimenin hepsi aynı dünyadan geliyor; biri söylendiğinde öbürleri de çağrılıyor. Bir beyitte kelimeler yalnızca tek tek anlam taşımaz, birbirleriyle bağlar da kurar: birbirini tamamlar, birbirine karşı çıkar, sırayla birbirine cevap verir. Bir sonraki ünite, kelimelerin bir beyitte kurduğu bu mimariye bakıyor.
Özet kartı
- Teşhis, insan dışındaki varlıklara insana özgü nitelik ve davranışlar yüklemektir; intak, bu varlıkları insan gibi konuşturmaktır.
- Her intakta teşhis bulunur, ama her teşhiste intak bulunmaz.
- Teşhiste varlık yalnızca insana benzetilir; bu yüzden teşhis, benzetileni her zaman insan olan bir tür kapalı istiare sayılır.
- Kişileştirme örnekleri eski şiirde bol olsa da, «teşhis» terimi Türk belagatına on dokuzuncu yüzyılda Batı retoriğinin etkisiyle girmiştir; intakın en yaygın evi fabldır.
- Namık Kemal'in «Baykuş Sesi» kıtasında vatan önce can verir (teşhis), sonra imdat ister (intak) ve yardım bekleyen bir anneye dönüşür.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Teşhis | Personification | İnsan dışındaki varlıklara insana özgü nitelik ve davranış yükleme |
| İntak | Making the mute speak | Konuşamayan varlıkları insan gibi konuşturma |
| Fabl | Fable | Hayvan ya da nesnelerin insan gibi konuştuğu, ders veren kısa hikâye |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) «Rüzgâr kapıyı öfkeyle çarptı» ile «Rüzgâr kapıya "Aç beni içeri" dedi» cümlelerinde hangi sanatlar vardır? Neden?
- (Kazanım 1) «Her intakta teşhis vardır, ama her teşhiste intak yoktur» cümlesini bir örnekle açıklayın.
- (Kazanım 2) «Gönül su gibi çağlıyor» ve «Gül bahçeyi terk etti» cümlelerinden hangisi teşhistir? Karar verirken neye bakarsınız?
- (Kazanım 3) Teşhis terimi Türk belagatına ne zaman ve hangi etkiyle girmiştir? Bu, sanatın eskiliği hakkında ne söyler?
- (Kazanım 4) Namık Kemal'in kıtasında hangi dizede teşhis, hangi dizede intak vardır? Vatanın bir anneye dönüşmesi okur üzerinde nasıl bir etki yaratır?
Cevaplar
- İlk cümlede teşhis vardır: öfkelenmek insana özgü bir duygudur ve rüzgâra yüklenmiştir. İkinci cümlede hem teşhis hem intak vardır: rüzgâr insan gibi davranır ve konuşur.
- Bir varlığı konuşturmak için önce ona insan kişiliği vermek gerekir; bu yüzden konuşan her varlık aynı zamanda kişileştirilmiştir. Ama bir varlık konuşmadan da insan gibi davranabilir: Nâbî'nin gülü bahçeyi terk eder, hiçbir şey söylemez; bu yalnızca teşhistir.
- «Gül bahçeyi terk etti» teşhistir; terk etmek insana özgü bir davranıştır. «Gönül su gibi çağlıyor» teşbihtir; gönül insana değil suya benzetilmiştir. Sorulacak soru: varlık insana mı benzetiliyor?
- Klasik belagat kitaplarında yer almayan terim, on dokuzuncu yüzyılda Batı retoriğinin etkisiyle Türk belagatına girmiştir; ayrı bir başlık olarak Recâizâde Mahmud Ekrem'in Ta'lîm-i Edebiyyât'ında işlenmiştir. Bu, sanatın yeni olduğunu değil, adının yeni olduğunu gösterir: kişileştirme örnekleri eski şiirde ve fabllarda boldur.
- İlk dizede «can vermek» fiili vatan için kullanıldığından teşhis vardır; ikinci dizede vatanın «Yetişin son nefesimdir» diye imdat istemesiyle intak yapılır. Soyut bir kavram, yaralı ve yardım isteyen bir anneye dönüşünce okur uzaktan bakan biri olmaktan çıkar, çağrılan kişi olur; yardım etmemek zorlaşır.
Okuma
- Namık Kemal, «Baykuş Sesi». Kıtayı yüksek sesle okuyun ve vatanın her dizede hangi insan davranışını üstlendiğini işaretleyin.
- Kelîle ve Dimne ya da La Fontaine'in bir fablının Türkçe bir çevirisi. Hayvanların konuşmasının hikâyenin dersini nasıl taşıdığını not edin.
- Sarıkaya'nın «Teşhis» maddesi (Diyanet Vakfı ansiklopedisi, Türk edebiyatı bölümü). Divan şiirinden ve Tanzimat şiirinden kişileştirme örneklerinin toplu bir listesi.