İçeriğe geç

Ünite EDB-101-04 · Seviye 1 — Temel

Mecaz-ı mürsel ve kinaye

EDB-101 Edebi Dil ve Söz Sanatları

1.795 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • mecaz-ı mürsel
  • ilgi
  • kinaye
  • yer ve orada bulunanlar ilgisi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Mecazda gerçek anlam ile yeni anlam arasındaki ilgi benzerlikse istiare, benzerlik dışında bir bağsa mecaz-ı mürsel doğar.
  2. Mecaz-ı mürselde sık görülen ilgiler yer ile orada bulunanlar, parça ile bütün, iç ile dış, alet ile iştir.
  3. Kinaye örtülü anlatımdır: söz gerçek anlamının yanında ona bağlı bir anlam taşır ve asıl kastedilen bu örtülü anlamdır.
  4. Kinayeyi mecazdan ayıran, gerçek anlamın da doğru olabilmesi ve bunu engelleyen bir karînenin bulunmamasıdır.
  5. Orhan Veli'nin «İstanbul'u Dinliyorum» şiiri, «İstanbul» adını her bentte başka seslerin yerine koyarak mecaz-ı mürseli bütün şiire yayar.

Kazanımlar

  • Mecaz-ı mürseli istiareden ayıran ölçütü, yani ilginin benzerlik olup olmadığını açıklayabilir.
  • Mecaz-ı mürselde sık görülen ilgi türlerini gündelik örneklerle gösterebilir.
  • Kinayeyi mecazdan ayıran özelliği, gerçek anlamın da geçerli kalabilmesini örnekler üzerinde açıklayabilir.
  • Orhan Veli'nin «İstanbul'u Dinliyorum» şiirinde mecaz-ı mürselin şiirin tamamına nasıl yayıldığını yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Akşam haberlerinde üç cümle art arda geliyor: «Ankara, Brüksel'in açıklamasına tepki gösterdi. Bütün salon ayağa kalktı. Sofraya oturduk.»

Bir kent tepki göstermez, salon ayağa kalkamaz, kimse bir kumaş örtünün üstüne oturmaz. Yine de bu cümleleri yanlış anlayan olmaz. Ama bu kez hiçbir şey hiçbir şeye benzetilmedi: Ankara bir hükümete, salon bir kalabalığa, sofra yemeğe benzemez. Bunlar mecaz, ama benzetmeye dayanmayan mecazlar.

Büyük soru

Bir kelime, benzemediği bir şeyin yerine nasıl geçebilir? Ve bir sözün hem gerçek hem mecaz anlamının aynı anda doğru olduğu durumlarda ne olur?

Bağlam

Teşbih ve istiarede her şey bir benzerliğe dayanıyordu: gönül su gibi çağlıyordu, ağaçlar derviş gibi hırka giyiyordu. Klasik belagat, mecazı iki büyük kola ayırır. Gerçek anlam ile yeni anlam arasındaki ilgi bir benzerlikse, ortaya istiare çıkar. İlgi benzerlik dışında bir şeyse, buna mecaz-ı mürsel denir. «Mürsel», kayıtsız, serbest bırakılmış demektir: benzetme kaydıyla bağlı olmayan mecaz.

Bu ünite ayrıca, mecazın hemen yanında duran ama ondan önemli bir noktada ayrılan bir sanata bakıyor: kinayeye.

Ana anlatı — benzerliksiz bağlar

Klasik belagat kitapları mecazı beş ögeyle tarif eder: mecaz olarak kullanılan kelime, onun gerçek anlamı, kazandığı yeni anlam, ikisi arasındaki ilgi ve gerçek anlamı engelleyen karîne. İstiareyi incelerken karîneyi görmüştük. Mecaz-ı mürselde asıl belirleyici, ilginin türüdür.

Türkçe dil bilgisi ve belagat kitaplarında sık anılan ilgilere gündelik örneklerle bakalım.

Yer ile orada bulunanlar: «Ankara açıklama yaptı» derken kenti değil, orada bulunan hükümeti kastederiz. «Bütün salon ayağa kalktı» cümlesinde salon, içindeki insanlardır.

Parça ile bütün ilgisinde bir parça bütünün yerine geçer: «Bu evde beş boğaz besliyorum» derken boğazdan kastedilen, beslenmesi gereken insandır. İç ile dış ilgisinde kap, içindekinin yerine geçer: «Sobayı yaktık» dediğimizde yanan soba değil, içindeki odun ya da kömürdür. Alet ile iş ilgisinde bir araç, onunla yapılan işin yerine geçer: «Kalemi güçlü bir yazar» derken övülen kalem değil, yazma yeteneğidir. Klasik Türk belagat kitapları «toprak» kelimesinin «mezar» anlamında kullanılmasını da mecaz örnekleri arasında sayar.

Hiçbirinde benzetme yoktur. Ankara hükümete, salon kalabalığa benzemez; aralarında yalnızca bir yakınlık, bir bitişiklik vardır. İstiare bir şeyi başka bir şeyle karşılaştırırken, mecaz-ı mürsel bir şeyi yanındaki şeyle adlandırır. Belagat bu farkı adlandırmak için iki terim kullanır: istiaredeki bağ anlama dayanan bir yakınlık, mecaz-ı mürseldeki bağ ise görünüşe, yan yana duruşa dayanan bir yakınlıktır.

Yaygın yanlış«Her mecaz bir benzetmedir» diye düşünülür.
Doğrusu

Mecazın bir kolu benzerliğe dayanır (istiare), ama öbür kolu, mecaz-ı mürsel, benzerlik olmadan, yalnızca bir yakınlık ya da bağ üzerinden çalışır. Başkentin adı hükümeti anlatırken ikisini birbirine benzeten bir niteliğe başvurmaz.

Ana anlatı — iki anlamın birlikte doğru olduğu yer

«Kinaye» kelimesi Arapçada «örtmek» anlamına gelir ve edebiyatta örtülü anlatım demektir. Kinayede bir söz, kendi gerçek anlamının yanında ona bağlı başka bir anlamı da taşır. Klasik örnek Türkçede de yaşar: «eli açık» cömert kişiyi, «eli sıkı» cimriyi anlatır. Verirken el açılır; bu yüzden açık el, cömertliğin işaretidir.

Kinayeyi mecazdan ayıran ölçüt ince ama açıktır. Mecazda gerçek anlamı engelleyen bir karîne vardır: Ankara gerçekten konuşamaz, güneş gerçekten kapıdan giremez. Kinayede ise böyle bir engel yoktur; söz gerçek anlamıyla da doğru olabilir. Klasik belagatin sevdiği örnek, cömert kişi için Arapçada söylenen «külü bol» sözüdür. Sürekli misafir ağırlayan birinin ocağında gerçekten çok kül birikir. Söz hem gerçek anlamda doğrudur hem de asıl kastedileni, cömertliği, örtülü biçimde anlatır.

Türkçenin gündelik dili kinayeyle doludur. «Parmağını bile kıpırdatmadı» diyen, gerçekten bir parmak hareketinden söz etmiyor olabilir, ama söylediği gerçek anlamda da doğru olabilir. «Ellerini ısırdı» sözü pişmanlığı anlatır; klasik belagat bu ifadeyi de kinaye sayar, çünkü el ısırmak pişmanlığın arkasından gelen bir davranıştır. Kinayede konuşan, doğrudan söylemek yerine bir işaret verir; dinleyen, işaretten asıl anlama atlar.

Yaygın yanlış«Kinaye ile mecaz aynı şeydir; ikisinde de söz gerçek anlamda kullanılmaz» diye de düşünülür.
Doğrusu

Mecazda gerçek anlam imkânsızdır ve bir karîne bunu gösterir. Kinayede gerçek anlam da doğru olabilir: cömert birinin ocağında gerçekten kül birikir, ama söylenmek istenen onun cömertliğidir.

Metin anı

Orhan Veli'nin İstanbul üzerine yazdığı şiir, daha ilk kelimesinde bir ad aktarmasıyla açılır:

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

Bir kent dinlenmez; dinlenen, kentin sesleridir. İstanbul, orada esen rüzgârın, sallanan yaprakların, sucuların çıngıraklarının yerine geçer. Şiir, bu mecazı her bentte yeniden kurar. Üçüncü bentte bir adım daha atılır:

Serin serin Kapalı Çarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;

Mahmutpaşa bir semttir; cıvıldayan, orada alışveriş eden, pazarlık eden, bağıran kalabalıktır. Kapalıçarşı'nın serinliği de yapının değil, oradaki havanın, gölgenin serinliğidir. Şair, bir yeri söyler ve oradaki hayatı kastettirir. İki dize, yer ile orada bulunanlar ilgisinin iki küçük örneğidir.

Şiirin gücü, mecaz-ı mürseli tek bir dizede bırakmamasından gelir. Her bent «İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı» diye başlar ve biter; her seferinde İstanbul adı başka seslerin, başka hayatların yerine geçer: dalyanlarda çekilen ağlar, doklardaki çekiç sesleri, lodosun uğultusu, kaldırımdan geçen bir kadının adımları. Kent, sayısız küçük sahnenin toplamı olarak duyulur. Okur da gözlerini kapatır ve «İstanbul» kelimesinin arkasındaki bütün o sesleri kendisi duyar.

Bir de «gözlerim kapalı» sözü var. Gerçek anlamda doğrudur: şair gerçekten gözlerini kapatmış olabilir. Ama aynı zamanda bir yoğunlaşmanın, dış dünyayı kapatıp içe dönmenin işaretidir. Gerçek anlamın da geçerli kaldığı bu kullanım, kinayeye yakın bir yerde durur.

Cevap ve bağlantı

Bir kelime, benzemediği bir şeyin yerine bir yakınlık sayesinde geçebilir. Ankara ile hükümet, salon ile kalabalık, İstanbul ile sesleri arasında benzerlik yoktur; bitişiklik vardır. Mecaz-ı mürsel bu bitişikliği kullanır ve bir şeyi yanındaki şeyle adlandırır. Kinaye ise bir adım daha ince çalışır: söz gerçek anlamıyla da doğru olabilir, ama asıl anlatmak istediği, ona bağlı örtülü anlamdır. «Eli açık» insanın eli gerçekten açılır; ama söylenen, onun cömertliğidir.

İki sanat da gündelik konuşmada her gün karşımıza çıkar. Şiir, Orhan Veli'nin yaptığı gibi, onları bir dizeden bütün bir şiire yayar ve okuru, bir kelimenin arkasındaki kalabalığı duymaya çağırır.

Kapanış kancası

Orhan Veli'nin şiiri son bentte beklenmedik bir yere döner. Artık İstanbul'un alnı sıcak mı değil mi, dudakları ıslak mı değil mi, bildiğini söyler; kentin kalbinin vuruşunu duyar. Bir kentin alnı, dudağı, kalbi olur mu? Şiir bir yeri, bir nesneyi insan gibi görmeye, onu konuşturmaya başladığında ne olur? Bir sonraki ünite, nesnelerin kişileştiği ve konuştuğu anlara bakıyor.

Özet kartı

  1. Mecazda gerçek anlam ile yeni anlam arasındaki ilgi benzerlikse istiare, benzerlik dışında bir bağsa mecaz-ı mürsel doğar.
  2. Mecaz-ı mürselde sık görülen ilgiler yer ile orada bulunanlar, parça ile bütün, iç ile dış, alet ile iştir.
  3. Kinaye örtülü anlatımdır: söz gerçek anlamının yanında ona bağlı bir anlam taşır ve asıl kastedilen bu örtülü anlamdır.
  4. Kinayeyi mecazdan ayıran, gerçek anlamın da doğru olabilmesi ve bunu engelleyen bir karînenin bulunmamasıdır.
  5. Orhan Veli'nin «İstanbul'u Dinliyorum» şiiri, «İstanbul» adını her bentte başka seslerin yerine koyarak mecaz-ı mürseli bütün şiire yayar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Mecaz-ı mürselMetonymyBenzerlik dışındaki bir ilgiyle yapılan ad aktarması
İlgiRelation (alâka)Mecazda gerçek anlamla yeni anlam arasındaki bağ
KinayeAllusive expressionGerçek anlamı da geçerli olabilen, asıl kastedilenin örtülü anlam olduğu söz
Yer ve orada bulunanlar ilgisiPlace for occupantsBir yerin adının orada bulunanlar yerine kullanılması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Bir güneş gördüm» ile «Ankara açıklama yaptı» cümlelerinde mecaz vardır. Hangisi istiare, hangisi mecaz-ı mürseldir? Ayırt etmek için hangi soruyu sordunuz?
  2. (Kazanım 2) «Sobayı yaktık», «Bütün sınıf güldü», «Evde beş boğaz besliyorum» cümlelerinde hangi ilgi türleri vardır?
  3. (Kazanım 3) «Eli açık» ifadesi neden mecaz değil kinaye sayılır? Gerçek anlamı ile örtülü anlamı nedir?
  4. (Kazanım 3) Klasik belagatin «külü bol» örneği kinayenin hangi özelliğini gösterir?
  5. (Kazanım 4) «İstanbul'u dinliyorum» ve «Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa» dizelerinde hangi sanat vardır? Şiir bu sanatı neden tek dizede bırakmaz?

Cevaplar

  1. «Bir güneş gördüm» istiaredir, çünkü güneş ile kastedilen kişi arasında bir benzerlik (parlaklık, güzellik) vardır. «Ankara açıklama yaptı» mecaz-ı mürseldir, çünkü Ankara ile hükümet arasında benzerlik yoktur; yer ile orada bulunanlar arasında bir bağ vardır. Sorulacak soru: iki şey arasındaki ilgi bir benzerlik mi?
  2. «Sobayı yaktık»: iç ile dış ilgisi; yanan sobanın içindeki yakıttır. «Bütün sınıf güldü»: yer ile orada bulunanlar ilgisi; gülenler sınıftaki öğrencilerdir. «Evde beş boğaz besliyorum»: parça ile bütün ilgisi; boğaz, beslenen insanın yerine kullanılmıştır.
  3. Çünkü gerçek anlamı da geçerli olabilir: veren kişinin eli gerçekten açılır. Gerçek anlamı açık olan eldir; örtülü anlamı cömertliktir. Gerçek anlamı engelleyen bir karîne yoktur, bu yüzden mecaz değil kinayedir.
  4. Sözün hem gerçek anlamda hem örtülü anlamda doğru olabileceğini gösterir. Sürekli misafir ağırlayan cömert birinin ocağında gerçekten çok kül birikir; söz bu gerçeği söylerken asıl kastettiği cömertliği örtülü biçimde anlatır.
  5. Mecaz-ı mürsel vardır: kent ve semt adı, oradaki sesler ve insanlar yerine kullanılmıştır (yer ile orada bulunanlar ilgisi). Şiir her bende aynı dizeyle girip çıkarak «İstanbul» adını her seferinde başka seslerin ve hayatların yerine koyar; böylece kent, sayısız küçük sahnenin toplamı olarak duyulur.

Okuma

  • Orhan Veli Kanık, «İstanbul'u Dinliyorum». Şiiri baştan sona okuyun ve «İstanbul» kelimesinin her bentte hangi sesleri temsil ettiğini bir liste hâlinde çıkarın.
  • Diyanet Vakfı ansiklopedisindeki «Mecaz» maddesinin Türk edebiyatı bölümü (Mustafa İsmet Uzun) ile Durmuş'un «Kinaye» maddesi. Mecaz ile kinaye arasındaki ayrımın klasik belagatteki temellerini ve Türk belagat kitaplarındaki yerini okumak için.
  • Bir gazetenin manşetlerinden on başlık seçin; her birinde bir yer, kurum ya da nesne adının kimin yerine kullanıldığını not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:45 Soğuk açılış: bir haber stüdyosu; ekranda üç başlık art arda belirir. Her başlıkta ilgili kelime (Ankara, salon, sofra) vurgulanır ve arkasından gerçek özne (hükümet binası, ayağa kalkan kalabalık, bir tabak yemek) belirir.
  • 0:45–1:10 Büyük soru: iki kelime arasında bir çizgi; çizginin üzerinde önce «benzer mi?» sorusu belirir, sonra silinir.
  • 1:10–2:10 Bağlam: önceki ünitelerin görselleri (çağlayan su, hırkalı ağaç) bir yana, yeni bir boş alan öbür yana yerleşir; ortada «mecaz» sözcüğü iki kola ayrılır.
  • 2:10–4:40 Ana anlatı — benzerliksiz bağlar: dört küçük sahne sırayla: bir kent silüeti ve içinde bir bina; bir sofrada beş kişi ve beş boğaz simgesi; alev içinde bir soba ve odunlar; yazı masasında bir kalem ve dolan bir sayfa. Her sahnede iki öğe bir çizgiyle bağlanır, ama çizgide «=» işareti yoktur.
  • 4:40–6:30 Ana anlatı — kinaye: açık bir avuç, üzerinden bir şey dökülür; ardından bir ocak ve büyüyen bir kül yığını, ocağın başında misafirler. Pişmanlıkla elini ısıran bir silüet.
  • 6:30–8:50 Metin anı: kapalı gözler yakın planı; ekran kararır ve yalnız sesler görselleşir: rüzgâr çizgileri, yaprak titreşimleri, sucuların çıngırak dalgaları. Üçüncü bentte bir çarşının serin gölgesi ve kalabalık bir sokak.
  • 8:50–9:40 Cevap ve kapanış: şehrin silüeti yavaşça bir yüz profiline dönüşür; alın, dudak ve atan bir kalp beliren çizgilerle işaretlenir.

Anlatıcı haber cümlelerini haber spikeri gibi, kinaye örneklerini gündelik bir sohbet tonuyla, Orhan Veli dizelerini ise gözleri kapalı birinin fısıltısına yakın, yumuşak bir sesle okur.

Telaffuz

  • Mecaz-ı mürsel: «me-CÂ-zı mür-SEL». Alâka: «a-LÂ-ka». Kinaye: «ki-NÂ-ye». Sûrî ittisâl: «sû-RÎ it-ti-SÂL». Mânevî: «mâ-ne-Vλ.
  • Mahmutpaşa: «mah-MUT-pa-şa». Kapalıçarşı: «ka-pa-LI-çar-şı».
  • Mustafa İsmet Uzun: «mus-TA-fa is-MET u-ZUN».