İçeriğe geç

Ünite EDB-101-03 · Seviye 1 — Temel

İstiare

EDB-101 Edebi Dil ve Söz Sanatları

1.698 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • istiare
  • açık istiare
  • kapalı istiare
  • karîne
  • temsilî istiare
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İstiare, teşbihin iki temel tarafından biri düşürülerek yapılan, bir kelimenin anlamını başka bir şeye ödünç verdiği sanattır.
  2. Karîne, kelimenin gerçek anlamda okunmasını engelleyen ve okuru mecaza yönelten ipucudur.
  3. Yalnızca benzetilen söylenirse açık istiare, yalnızca benzeyen söylenip benzetilenin bir özelliği verilirse kapalı istiare olur.
  4. Temsilî istiarede bütün bir durum ödünç alınır; «saman altından su yürütmek» gibi deyimler ve pek çok atasözü bu yapıdadır.
  5. Bâkî'nin güz beytinde derviş hiç söylenmez; hırka ve el alma ipuçlarıyla ağaçlar dervişe dönüşür.

Kazanımlar

  • İstiareyi teşbihten ayıran ölçütü ve karînenin istiaredeki işlevini açıklayabilir.
  • Açık istiare ile kapalı istiareyi örnekler üzerinde ayırt edebilir.
  • Temsilî istiarenin deyim ve atasözlerindeki yerini gösterebilir.
  • Bâkî'nin güz beytinde kapalı istiarenin ağaçları nasıl dervişe dönüştürdüğünü yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir arkadaşınız düğünden dönmüş, heyecanla anlatıyor: «Kapıdan içeri bir güneş girdi, bütün salon aydınlandı.»

Hiçbir yıldız salona girmedi. Arkadaşınız ne güneşi ne de benzetmeyi açıkça söyledi; «gelin güneş gibiydi» demedi. Gelinin adı bile geçmedi. Yine de kimi kastettiğini, neden öyle dediğini hemen anladınız. Cümlede yalnızca benzetmenin bir yarısı vardı. Öbür yarısını siz yerine koydunuz.

Büyük soru

Bir benzetmenin yarısı saklandığında, okur neyin kastedildiğini nasıl bulur? Ve saklanan yarı, benzetmeyi neden daha da güçlü kılar?

Bağlam

Teşbihi incelerken bir kural görmüştük: benzeyen ile benzetilen, teşbihin iki tarafıdır ve ikisi de cümlede bulunmalıdır. Diğer ögeler düşebilir, bu iki taraf düşemez. Birini düşürdüğümüzde artık teşbih yoktur. O noktada başka bir sanat başlar: istiare.

«İstiare» kelimesi Arapçada «ödünç istemek, ödünç almak» anlamına gelir. Türkçede bu sanata bazen «eğretileme» de denir. Adı ne olursa olsun fikir aynıdır: bir kelime, kendi anlamını bir süreliğine başka bir şeye ödünç verir. Güneş kelimesi, gelinin yerine geçer.

Ana anlatı — ödünç kelime ve ipucu

Klasik belagat âlimleri istiareyi şöyle tarif etmiştir: bir kelimenin ya da söz öbeğinin, teşbihe abartı ve yorum gücü katmak için, benzerlik ilgisiyle ve bir ipucuna dayanarak gerçek anlamı dışında kullanılması. Bu tanımda iki şey dikkat çeker.

Birincisi, istiare hâlâ bir benzetmeye dayanır. On birinci yüzyıl âlimi Abdülkāhir el-Cürcânî onu, bir şeyi başka bir şeye benzetmek isterken bunu açıkça değil, kapalı biçimde yapmak diye tanımlar. Teşbihte benzetme görünürdür; istiarede saklanmıştır.

İkincisi, istiarenin çalışması için bir ipucuna ihtiyaç vardır. Klasik belagatte buna karîne denir: kelimenin gerçek anlamda okunmasını engelleyen işaret. «Bir güneş gördüm» cümlesi tek başına bir gökyüzü gözlemi olabilir. Ama «kapıdan içeri bir güneş girdi» dediğimizde güneşin kapıdan girmesi imkânsızdır; bu imkânsızlık okura, kelimenin başka bir şeyin yerine kullanıldığını söyler. Karîne, istiarenin kapı zilidir: okuru, gerçek anlamın kapısından geçmemesi için uyarır.

Ana anlatı — hangi yarı saklanıyor?

Teşbihin iki tarafı vardı: benzeyen ve benzetilen. İstiare, hangisini sakladığına göre iki ana türe ayrılır.

Yalnızca benzetilen söylenirse, buna açık istiare denir; klasik adıyla istiare-i musarraha. «Kapıdan bir güneş girdi» cümlesinde benzeyen, yani gelin, söylenmemiştir; yalnızca benzetilen güneş vardır. On beşinci yüzyıl şairi Şeyhî bir beytinde «la'l ü dür», yani pembe yakut ve inci der; ama ne bir mücevherden ne bir hazineden söz etmektedir. Okur, yakutun kızarmış göz ya da sevgilinin dudağı, incinin gözyaşı ya da dişler olduğunu bağlamdan çıkarır.

Yalnızca benzeyen söylenirse, buna kapalı istiare denir; klasik adıyla istiare-i mekniyye. Bu durumda benzetilen ortada yoktur, ama ona ait bir özellik benzeyene yüklenir. «Zaman her şeyi iyileştirir» derken zaman açıkça bir hekime benzetilmez; ama iyileştirmek, bir hekimin işidir. Hekim kelimesi hiç geçmez, yalnızca izi kalır.

Klasik belagat, teşbih ne kadar az hissedilirse istiarenin o kadar güzelleştiğini söyler. Açık istiarede okur benzeyeni bulur; kapalı istiarede benzetileni. İki durumda da yarısını okur kurar.

Yaygın yanlış«"Ali aslandır" bir istiaredir» diye sık düşünülür.
Doğrusu

Klasik belagatte bu cümle hâlâ teşbih sayılır, çünkü Ali de aslan da cümlede durmaktadır. İstiare, taraflardan biri düştüğünde başlar: «Aslan geldi» dendiğinde.

Ana anlatı — bütün bir sahneyi ödünç almak

Bazen tek bir kelime değil, bütün bir durum ödünç alınır. Buna temsilî istiare denir. «Saman altından su yürütüyor» dediğimizde hiç kimse samanla ya da suyla uğraşmıyordur. Gizli iş çeviren birinin soyut hâli, samanın altından fark ettirmeden su akıtan birinin somut hâline benzetilmiştir. Ama benzeyen, yani o kişinin gizli işleri, cümlede yoktur; yalnızca ödünç alınan sahne vardır.

Atasözlerinin çoğu bu yapıdadır. «Ayağını yorganına göre uzat» sözü, aslında yorganla ya da ayakla ilgili değildir; gücüne göre iş yapmayı öğütler. Gündelik dilimiz, farkında olmadan kullandığımız temsilî istiarelerle doludur. Klasik belagat kitapları da istiarenin Türkçenin yapısında, özellikle deyimlerde bulunduğunu vurgular.

Yaygın yanlış«İstiare yalnızca eski şiirin süsüdür» diye de düşünülür.
Doğrusu

«Saman altından su yürütmek», «ayağını yorganına göre uzatmak», «bir güneş gördüm» gibi gündelik ifadeler istiareye dayanır; sanat, Türkçenin gündelik yapısının bir parçasıdır.

Metin anı

On altıncı yüzyılın büyük Divan şairi Bâkî'nin bir beytinde güz gelmiştir:

Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan

Günümüz Türkçesiyle: bahçenin ağaçları, dünyadan el çekmenin hırkasını giydiler; güz rüzgârı, çimenlikte çınardan el aldı.

Beyitte «derviş» kelimesi hiç geçmez. Söylenen yalnızca benzeyendir: ağaçlar. Ama onlara dervişe ait iki davranış yüklenir. Tecrid, dünya bağlarından sıyrılmaktır; tecrid hırkası, her şeyden el çeken dervişin giysisidir. Güzün yapraklarını döken ağaçlar, tam da bunu yapıyor: süslerinden, yeşilliklerinden sıyrılıyorlar.

İkinci dize bir adım daha atar. Tasavvufta «el almak», bir şeyhten el alarak yola girmek, icazet almak anlamına gelir. Burada el alan, güz rüzgârıdır ve eli çınardan alır. Çınar yapraklarının açılmış bir ele benzeyen biçimi bu dizede ikinci bir anlam katmanı açar: rüzgâr, çınarın yaprak ellerini koparıp götürür. Bir tarikat töreni ile bir sonbahar görüntüsü, aynı dizede üst üste biner.

Okur bu beyti okurken dervişi kendisi kurar. Karîne, yani ipucu, ağaçların hırka giymesinin imkânsızlığıdır. Bu imkânsızlık okuru bir benzetmeye götürür, benzetme de bir bahçeyi tekkeye çevirir. Teşbihte «ağaçlar derviş gibi» denseydi resim açık ama düz kalırdı. İstiarede derviş hiç görünmez; bu yüzden okurun zihninde daha canlı durur.

Cevap ve bağlantı

Benzetmenin yarısı saklandığında okur neyin kastedildiğini karîne sayesinde bulur: gerçek anlamı imkânsız ya da tuhaf kılan bir ipucu, onu başka bir anlama yöneltir. Yalnızca benzetilen söylenirse açık istiare, yalnızca benzeyen söylenirse kapalı istiare olur; bütün bir sahne ödünç alınırsa temsilî istiare. Klasik belagatin ilkesi burada da geçerlidir: benzetme ne kadar az hissedilirse o kadar güçlü olur, çünkü eksik yarıyı okur kurar.

Bâkî'nin ağaçları hırka giyer, güz rüzgârı el alır; derviş ise hiç görünmez. «Gözlerin deniz» yerine yalnızca «o denize baktım» desek, gözler de artık görünmez olurdu. İstiare, benzetmenin en cesur biçimidir.

Kapanış kancası

Buraya kadar gördüğümüz bütün sanatlar bir benzerliğe dayanıyordu. Ama «Ankara açıklama yaptı» dediğimizde bir kentin konuşmasını kastetmeyiz, ve kentle hükümet arasında hiçbir benzerlik yoktur. Aralarında benzerlik değil, başka türden bir bağ var. Bir sonraki ünite, benzetmeye dayanmayan bu mecazlara ve bir şeyi söyleyip başka bir şeyi kastetmenin yollarına bakıyor.

Özet kartı

  1. İstiare, teşbihin iki temel tarafından biri düşürülerek yapılan, bir kelimenin anlamını başka bir şeye ödünç verdiği sanattır.
  2. Karîne, kelimenin gerçek anlamda okunmasını engelleyen ve okuru mecaza yönelten ipucudur.
  3. Yalnızca benzetilen söylenirse açık istiare, yalnızca benzeyen söylenip benzetilenin bir özelliği verilirse kapalı istiare olur.
  4. Temsilî istiarede bütün bir durum ödünç alınır; «saman altından su yürütmek» gibi deyimler ve pek çok atasözü bu yapıdadır.
  5. Bâkî'nin güz beytinde derviş hiç söylenmez; hırka ve el alma ipuçlarıyla ağaçlar dervişe dönüşür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
İstiareMetaphorBenzetmenin iki temel ögesinden yalnız biriyle yapılan sanat
Açık istiareExplicit metaphorYalnızca benzetilenin söylendiği istiare
Kapalı istiareImplicit metaphorYalnızca benzeyenin söylendiği, benzetilenin bir özelliğiyle sezdirildiği istiare
KarîneContextual clueGerçek anlamı engelleyip okuru mecaza yönelten ipucu
Temsilî istiareAllegorical metaphorBütün bir durumun ödünç alındığı istiare

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Kardeşim bir kuş gibi hafif» cümlesini önce teşbih-i beliğe, sonra istiareye çevirin. İki dönüşümde neyi attınız?
  2. (Kazanım 1) «Kapıdan içeri bir güneş girdi» cümlesinde karîne nedir ve ne işe yarar?
  3. (Kazanım 2) «Zaman her şeyi iyileştirir» cümlesi açık mı kapalı istiare midir? Benzeyen ve benzetilen nedir?
  4. (Kazanım 3) «Ayağını yorganına göre uzat» atasözü neden temsilî istiare sayılır?
  5. (Kazanım 4) Bâkî'nin «Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler / Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan» beytinde hangi istiare türü vardır? Okur dervişi hangi ipuçlarından çıkarır?

Cevaplar

  1. Teşbih-i beliğ: «Kardeşim bir kuş»; burada edat ve benzetme yönü atılmış, iki taraf kalmıştır. İstiare: örneğin «Bizim kuş bugün yine uçuyor»; burada benzeyen «kardeşim» de atılmış, yalnızca benzetilen kuş kalmıştır. Teşbihin taraflarından biri düştüğü için bu bir açık istiaredir.
  2. Güneşin kapıdan girmesinin imkânsız olması karînedir. Bu imkânsızlık okura güneşin gerçek anlamda kullanılmadığını, bir insanın yerine geçtiğini söyler; okuru gerçek anlamdan mecaza yönlendirir.
  3. Kapalı istiaredir. Benzeyen zamandır ve cümlede söylenmiştir; benzetilen hekim söylenmemiş, yalnızca ona ait bir özellik olan iyileştirmek zamana yüklenmiştir. Karşılaştırın: «Zaman ilaçtır» deseydik iki taraf da söylenmiş olacaktı; o zaman ortada istiare değil, edatsız ve yönsüz bir teşbih bulunurdu.
  4. Çünkü tek bir kelime değil, bütün bir durum ödünç alınmıştır. Yorgan ve ayak gerçek anlamda kastedilmez; kişinin gücüne göre iş yapması gerektiği, somut bir sahneyle anlatılır. Anlatılmak istenen soyut durum cümlede yer almaz.
  5. Kapalı istiare vardır: benzeyen ağaçlar söylenmiş, benzetilen derviş söylenmemiştir. Okur dervişi, ağaçlara yüklenen iki dervişe özgü davranıştan çıkarır: tecrid hırkasına girmek, yani dünyadan el çekmenin hırkasını giymek, ve el almak, yani bir şeyhten el alarak yola girmek. Ağaçların hırka giymesinin imkânsızlığı karînedir.

Okuma

  • Bâkî'nin güz beyti ve çevresindeki beyitler. Bir Divan şiiri seçkisinde «hazan» (güz) temalı beyitleri bulup ağaçların ve rüzgârın hangi insan davranışlarıyla anlatıldığını not edin.
  • Durmuş ve Pala'nın ansiklopedi maddesi «İstiare». İstiare türlerinin Divan şiirinden örneklerle toplu anlatımı.
  • Kendi kullandığınız deyim ve atasözlerinden beş tane seçin; her birinde ödünç alınan sahneyi ve anlatılmak istenen durumu yan yana yazın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:45 Soğuk açılış: bir düğün salonunun kapısı açılır, içeri parlak bir ışık huzmesi girer; ışığın içindeki figür görünmez. Ardından ışık yavaşça bir insan silüetine dönüşür.
  • 0:45–1:10 Büyük soru: önceki ünitenin dört kutusundan ikisi kalır, «benzeyen» ve «benzetilen»; biri perdeyle örtülür.
  • 1:10–2:10 Bağlam: «istiare» kelimesinin altında bir el, başka bir ele bir nesne uzatır: ödünç verme.
  • 2:10–4:00 Ana anlatı — ödünç kelime: «güneş» kelimesi bir kapı eşiğinde durur; eşikte bir zil çalar ve «karîne» yazısı belirir.
  • 4:00–6:00 Ana anlatı — hangi yarı: iki perde; birinde yalnız güneş görünür, gelin gizli; öbüründe yalnız «zaman» görünür, bir kum saati bir yarayı sarar, hekim gizli. Şeyhî beytinde yakut ve inci gözyaşına dönüşür.
  • 6:00–7:20 Ana anlatı — sahne: bir saman yığınının altından ince bir su yolu akar; bir yorganın altından çıkan ayak geri çekilir.
  • 7:20–9:40 Metin anı: güz bahçesi; ağaçlar yapraklarını döker ve silüetleri yavaşça hırka giymiş dervişlere dönüşür. Rüzgâr çınarın el biçimli yapraklarını koparıp götürür.
  • 9:40–10:20 Cevap ve kapanış: dervişler yeniden ağaca döner. Son karede bir haritada Ankara işareti belirir ve bir mikrofon uzanır.

Anlatıcı açılışı sevinçli ve canlı, belagat tanımlarını sade ve açık, Bâkî beytini ise güz havasına uygun, yavaş ve ağırbaşlı okur.

Telaffuz

  • İstiare: «is-ti-â-RE». İstiare-i musarraha: «is-ti-â-re-i mu-sar-ra-HA». İstiare-i mekniyye: «is-ti-â-re-i mek-ni-YE». Karîne: «ka-RÎ-ne».
  • Abdülkāhir el-Cürcânî: «ab-dül-KÂ-hir el-cür-CÂ-nî». Şeyhî: «şey-Hλ. Bâkî: «BÂ-kî».
  • Eşcâr-ı bâğ: «eş-CÂ-rı BÂĞ». Hırka-i tecrîd: «hır-ka-i tec-RÎD». Bâd-ı hazan: «BÂ-dı ha-ZAN». Çenâr: «çe-NÂR».
  • İskender Pala: «is-ken-DER PA-la».