Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Teşbihin dört ögesi benzeyen (müşebbeh), benzetilen (müşebbehün bih), benzetme yönü (vech-i şebeh) ve benzetme edatıdır.
- Benzetme yönündeki nitelik benzetilen tarafta daha güçlü ve daha bilinir olmalıdır.
- Söylenen ögelere göre tam teşbih, yönü söylenmeyen teşbih, edatı söylenmeyen teşbih ve teşbih-i beliğ ayrılır.
- Klasik belagate göre ögeler azaldıkça ifade güçlenir; teşbih-i beliğ en etkili tür sayılır.
- Yunus Emre'nin «Bu dünya bir gelindir» beytinde okur, söylenmeyen yönü ve geçicilik anlamını kendisi tamamlar.
Kazanımlar
- Teşbihin dört ögesini bir dize ya da beyit üzerinde gösterebilir.
- Ögelerin hangilerinin söylendiğine göre teşbih türlerini ayırt edebilir.
- Teşbih-i beliğ ile istiare arasındaki sınırı bir örnek üzerinden açıklayabilir.
- Yunus Emre'nin «Bu dünya bir gelindir» beytinde benzetmenin söylenmeyen yönünü okur olarak nasıl tamamladığımızı yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
«Ali nasıl biridir?» diye soruyorsunuz. Karşınızdaki tek kelimeyle cevap veriyor: «Aslan.»
Ali'nin yelesi yok, dört ayak üstünde yürümüyor, kimseyi avlamıyor. Yine de cevabı anladınız: cesur, güçlü, belki biraz korkutucu biri. Tek bir kelime, iki varlık arasında bir köprü kurdu ve siz o köprünün neresinden geçileceğini kendiniz buldunuz. Edebiyatın en eski aletlerinden biri tam olarak bu.
Büyük soru
Bir benzetme hangi parçalardan kurulur? Ve bu parçalardan bazılarını söylemeden bırakmak, benzetmeyi neden zayıflatmaz da güçlendirir?
Bağlam
Önceki ünitede sözlüğün mecaz tanımında iki yol görmüştük: kelime ya bir ilişki üzerinden ya da bir benzerlik üzerinden yer değiştirir. Bu ünite ikinci yola, benzerliğe giriyor.
Teşbih, Arapçada «benzer» anlamındaki bir kökten gelir ve «benzetmek» demektir. Klasik belagatte, yani güzel ve etkili söz söyleme bilgisinde, en erken fark edilen terimlerden biridir. Belagat kitapları onu mecaz ve kinaye ile birlikte, sözün anlamı nasıl dolaylı yoldan anlattığını inceleyen beyan ilminin üç ana konusundan biri sayar. Türk şiiri de bu geleneği Divan şairlerinden halk ozanlarına kadar kullandı.
Ana anlatı — dört öge
Bir teşbihin dört ögesi vardır. Benzeyen, yani benzetilen şey: klasik terimle müşebbeh. Kendisine benzetilen, benzetmenin yöneldiği güçlü taraf: müşebbehün bih. Benzetme yönü, iki taraf arasındaki ortak nitelik: vech-i şebeh. Ve benzetme edatı, bu ilişkiyi kuran küçük kelime ya da ek.
Önceki ünitenin kapanışında Yunus'un, deli gönlü coşan sulara benzettiği dizede durmuştuk. Şimdi onu parçalarına ayıralım. Benzeyen gönül; benzetilen su; benzetme yönü çağlamak, taşıp coşmak; edat da «gibi». Dört öge de yerinde.
Klasik bir beyitte aynı yapıyı görmek için Bâkî'nin bir dizesine bakalım: «Açılma ey yüzü gül şahs-ı nâdâna kitâb-âsâ.» Günümüz Türkçesiyle: ey gül yüzlü sevgili, cahil birine bir kitap gibi açılma. Burada benzeyen gül yüzlü sevgilidir, benzetilen kitap, benzetme yönü açılmak, edat ise Farsça «-âsâ» eki, yani «gibi».
Bir ayrıntı daha önemli. Benzetme yönündeki nitelik, benzetilen tarafta daha güçlü ve daha bilinir olmalıdır. Kitap açılmanın, su çağlamanın en tanıdık örneğidir. Teşbih, o güçlü taraftan zayıf tarafa bir nitelik taşır ve ona bir parlaklık kazandırır.
Ana anlatı — ögeler eksildikçe
Dört ögenin hepsi her zaman söylenmez. Klasik belagat, hangi ögelerin söylendiğine bakarak teşbihi türlere ayırır.
Hepsi söylenirse buna tam teşbih denir. Yunus Emre'nin bir dizesi bunun sade bir örneğidir: «Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi.» Ömür, rüzgâra benzetilir; benzetme yönü gelip geçmek, edat «gibi».
Benzetme yönü söylenmezse, okur onu kendisi bulmak zorunda kalır. Benzetme edatı söylenmezse, iki taraf araya hiçbir köprü kelimesi girmeden yan yana gelir. İkisi de klasik belagatte teşbihi daha etkili kılan tercihler sayılır. Kaynakların dediği gibi, ögeler azaldıkça ifade güçlenir.
Sonunda yalnızca iki taraf kalır: benzeyen ve benzetilen. Buna teşbih-i beliğ, yani etkili, yerinde teşbih denir. Açılıştaki «Ali aslan» cevabı böyledir. On beşinci yüzyıl şairi Bursalı Ahmed Paşa, bir dizede dört teşbih-i beliği art arda dizer: «Kad kıyâmet gamze âfet zülf fitne hat belâ.» Sevgilinin boyu kıyamet, süzgün bakışı afet, zülfü fitne, yüzündeki ince tüyler belâ. Ne «gibi» var ne «neden» benzediğinin açıklaması. Okur her birinin yönünü kendisi kurar.
Yaygın yanlış«İçinde "gibi" yoksa benzetme yoktur» diye düşünülür.
Edat, teşbihin dört ögesinden yalnızca biridir ve sık sık söylenmez. «Ali aslan» ya da Ahmed Paşa'nın «Kad kıyâmet» dizesi, hiçbir edat olmadan kurulmuş teşbihlerdir.
Yaygın yanlış«Ne kadar çok öge söylenirse benzetme o kadar anlaşılır ve güçlü olur» diye de düşünülür.
Klasik belagat tersini savunur: ögeler azaldıkça okurun katkısı artar ve ifade güçlenir. Tam teşbih en açık, teşbih-i beliğ en etkili türdür.
Metin anı
Yunus Emre'nin bir beytinde dünya, bir gelinle anlatılır:
Bu dünya bir gelindir yeşil kızıl donanmış
Kişi yeni geline bakubanı doyamaz
«Bakuban», bakıp da demektir: kişi yeni geline bakıp doyamaz. Önce ögelere bakalım. Benzeyen dünya, benzetilen gelin. Edat yok; «gibi» yerine doğrudan «bir gelindir» denmiş. Benzetme yönü ilk dizede açıkça söylenmez, ama ikinci dize onu dolaylı olarak verir: bakmaya doyulmamak.
Şimdi okur olarak ne yaptığımıza bakalım. «Yeşil kızıl donanmış» sözü iki şeyi aynı anda anlatır: bir gelinin renkli giysilerini ve takılarını, dünyanın yeşil ovalarını, kırmızı çiçeklerini, bütün süsünü. Tek bir renk sıfatı iki resmi üst üste bindirir. Bunu yapan biziz; şair bize yalnızca iki kelimeyi yan yana koyar.
Bir soru daha kalır: gelin neden? Bir gelin, bakılmak için süslenmiş, ama henüz tanınmamış biridir. Beytin söylemediği bir şey de burada yatar. Tasavvuf geleneğinde dünyanın geçiciliği sık sık vurgulanır; bakmaya doyulmayan bu güzellik de kalıcı değildir. Yunus bunu açıkça söylemez. Benzetme yönünü seyre doymamakta bırakır ve geri kalanını, gelinin yarın yaşlanacağını, süsün solacağını, okurun sezgisine emanet eder. Teşbih-i beliğin gücü de buradadır: söylenmeyen öge, okurun zihninde en çok çalışan ögedir.
Cevap ve bağlantı
Bir benzetme dört parçadan kurulur: benzeyen, benzetilen, benzetme yönü ve edat. Klasik belagat, bu parçalar söylendikçe benzetmenin açıklaştığını, eksildikçe güçlendiğini söyler. Tam teşbih her şeyi gösterir; teşbih-i beliğ yalnızca iki tarafı yan yana koyar ve köprünün geri kalanını okura bırakır.
«Gözlerin deniz» dediğimizde olan da budur. Ne «gibi» vardır ne de gözlerin neden denize benzediği söylenir: rengi mi, derinliği mi, dalgası mı, içinde kaybolmak mı? Okur yönü kendisi seçer ve belki hepsini birden duyar.
Kapanış kancası
Bir adım daha atalım. «Ali aslan» yerine yalnızca «Aslan geldi» desek ne olur? Benzeyen Ali artık cümlede yok; yalnızca benzetilen kalmış. Bu, hâlâ teşbih mi? Klasik belagate göre hayır: teşbihin iki tarafından biri düştüğünde başka bir sanat doğar. Bir sonraki ünite, benzetmenin bir yarısını saklayan o sanata, istiareye bakıyor.
Özet kartı
- Teşbihin dört ögesi benzeyen (müşebbeh), benzetilen (müşebbehün bih), benzetme yönü (vech-i şebeh) ve benzetme edatıdır.
- Benzetme yönündeki nitelik benzetilen tarafta daha güçlü ve daha bilinir olmalıdır.
- Söylenen ögelere göre tam teşbih, yönü söylenmeyen teşbih, edatı söylenmeyen teşbih ve teşbih-i beliğ ayrılır.
- Klasik belagate göre ögeler azaldıkça ifade güçlenir; teşbih-i beliğ en etkili tür sayılır.
- Yunus Emre'nin «Bu dünya bir gelindir» beytinde okur, söylenmeyen yönü ve geçicilik anlamını kendisi tamamlar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Teşbih | Simile | Ortak bir nitelik üzerinden bir şeyi o niteliği daha güçlü taşıyana benzetme |
| Benzeyen ve benzetilen | Tenor and vehicle | Teşbihin iki tarafı: müşebbeh ve müşebbehün bih |
| Benzetme yönü | Ground | İki taraf arasındaki ortak nitelik; vech-i şebeh |
| Benzetme edatı | Simile marker | «Gibi», «sanki», «-casına», «-âsâ» gibi benzetme kelime ya da ekleri |
| Teşbih-i beliğ | Implicit simile | Yalnız benzeyen ile benzetilenin söylendiği en etkili teşbih |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Bâkî'nin «Açılma ey yüzü gül şahs-ı nâdâna kitâb-âsâ» dizesinde teşbihin dört ögesini gösterin.
- (Kazanım 2) «Ömrüm yel gibi geçti», «Ömrüm yel gibi», «Ömrüm yel» ifadelerinde hangi ögeler söylenmiş, hangileri düşmüştür? Her biri hangi türe girer?
- (Kazanım 2) Klasik belagate göre ögeler azaldıkça teşbih neden güçlenir?
- (Kazanım 3) «Ali aslan» ile «Aslan geldi» arasındaki fark nedir? Hangisi teşbih-i beliğdir, öbürü neden artık teşbih sayılmaz?
- (Kazanım 4) «Bu dünya bir gelindir» beytinde hangi ögeler söylenmemiştir? Okur bu boşlukları nasıl doldurur?
Cevaplar
- Benzeyen: yüzü gül olan sevgili. Benzetilen: kitap. Benzetme yönü: açılmak. Edat: Farsça «-âsâ» eki, yani «gibi».
- «Ömrüm yel gibi geçti»: dört öge de var, tam teşbih. «Ömrüm yel gibi»: benzetme yönü (geçmek) düşmüş, yönü söylenmeyen teşbih. «Ömrüm yel»: hem yön hem edat düşmüş, yalnız iki taraf kalmış; teşbih-i beliğ.
- Çünkü söylenmeyen ögeyi okur kendisi bulmak zorunda kalır. Benzetme yönü söylenmediğinde okur birden çok ortak niteliği aynı anda düşünebilir; edat düştüğünde iki taraf daha sıkı birleşir. Okurun katkısı arttıkça ifade daha etkili olur.
- «Ali aslan»da benzeyen (Ali) ve benzetilen (aslan) ikisi de söylenmiştir; bu bir teşbih-i beliğdir. «Aslan geldi»de yalnız benzetilen kalmıştır; teşbihin iki tarafından biri düştüğü için bu artık teşbih sayılmaz, başka bir sanata, istiareye dönüşür.
- Benzetme edatı söylenmemiştir; benzetme yönü ilk dizede açıkça söylenmez, ikinci dizedeki «bakmaya doyamamak» onu dolaylı olarak verir. Okur «yeşil kızıl donanmış» sözünde hem gelinin süsünü hem dünyanın renklerini görür; tasavvuf geleneğini bilen okur, bakmaya doyulmayan bu süsün geçici olduğunu da sezer.
Okuma
- Yunus Emre, «Bu dünya bir gelindir» beyti ve «Geldi geçti ömrüm benim» dizesi. İki örneği yan yana koyup hangisinde hangi ögelerin söylendiğini tablo hâlinde çıkarın.
- Meliha Yıldıran Sarıkaya, «Teşbih» (TDV İslâm Ansiklopedisi, Türk Edebiyatı bölümü). Teşbih türlerinin ve Divan şiirinden örneklerin toplu bir listesi.
- Kendi gündelik konuşmanızdan beş benzetme toplayın ve her birinde dört ögenin hangilerinin söylendiğini işaretleyin.