İçeriğe geç

Ünite EDB-101-01 · Seviye 1 — Temel

Gerçek ve mecaz anlam

EDB-101 Edebi Dil ve Söz Sanatları

1.776 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • gerçek anlam
  • yan anlam
  • mecaz anlam
  • terim anlam
  • ölü mecaz
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Gerçek anlam kelimenin akla ilk gelen temel anlamıdır; yan anlam ondan türeyip olağanlaşmış, terim anlam bir alana özgü anlamdır.
  2. Mecaz anlam, bir ilgi ya da benzetmeyle kelimenin gerçek anlamından uzaklaşmasıdır.
  3. Bir kelimenin mecaz olup olmadığını bağlam belirler: «bardağı kırmak» gerçek, «annesini kırmak» mecazdır.
  4. Ölü mecazlar, artık benzetme olarak hissedilmeyen ve sözlükte olağan anlam gibi duran eski mecazlardır: dağın eteği, sandalyenin ayağı.
  5. Yunus Emre'nin taşan gönlü ve Orhan Veli'nin «derde düşmek»i, şiirin gündelik mecazı yeniden canlandırdığını gösterir.

Kazanımlar

  • Bir kelimenin gerçek, yan, mecaz ve terim anlamlarını örnekler üzerinde ayırt edebilir.
  • Bir kelimenin mecaz olup olmadığını belirleyenin bağlam olduğunu cümle örnekleriyle gösterebilir.
  • Ölü mecaz kavramını ve sözlüğün yan anlam ile mecaz anlam arasına çizdiği sınırı açıklayabilir.
  • Yunus Emre ile Orhan Veli'den dizelerde gündelik mecazın şiirde nasıl yeniden canlandığını gösterebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Sabah bir arkadaşınızdan mesaj geliyor: «Sınav beni yıktı. Hoca da çok soğuktu. Kafam durdu, eve zor attım kendimi.»

Bu dört cümlede kimse yıkılmadı, hava soğuk değildi, hiçbir kafa bir saat gibi durmadı, kimse kendini bir yere fırlatmadı. Yine de mesajı okuyan herkes ne olduğunu hemen anlar. Hiçbir şair bu cümleleri yazmadı. Gündelik konuşma, fark etmeden, baştan sona mecazlarla örülmüş.

Büyük soru

Bir kelimenin «gerçek» anlamı nedir, «mecaz» anlamı ne? Sınırı nerede çizeriz ve bu sınır, şiirin diliyle gündelik dil arasında nasıl bir köprü kurar?

Bağlam

Önceki ünitede Augustinus'un okumayı bir yemek gibi anlattığını, bizim de bir kitabı «yutup» bir fikri «sindirdiğimizi» görmüştük. Bu ünite o gözlemin üzerine kuruluyor. Edebi Dil ve Söz Sanatları dersinin ilk ünitesi, bütün söz sanatlarının üstüne kurulduğu zemini hazırlıyor: kelimenin anlamı nasıl kayar?

Teşbihten istiareye, teşhisten tevriyeye kadar sonraki ünitelerde göreceğimiz sanatların neredeyse hepsi bir kelimeyi ilk anlamından başka bir yere taşır. O yüzden önce, taşınmadan önceki yeri, yani gerçek anlamı tanımak gerekiyor.

Ana anlatı — bir kelimenin dört katı

Türkçe dil bilgisinde bir kelimenin anlamları genellikle dört başlıkta ele alınır. Bunu tek bir kelime üzerinden görelim: «ayak».

Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük'ü «ayak» için on altı anlam verir. İlki: bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Bu, kelimenin gerçek anlamıdır: akla ilk gelen, somut, temel anlam.

İkinci anlam: birtakım şeylerin yerden yüksekte durmasını sağlayan destek. Sözlüğün örneği: «Köşede duran, ayağı kırık tahta sandalyeye oturdum.» Sandalyenin ayağı, insan ayağına benzediği için bu adı almış. Ama bugün hiç kimse onu söylerken bir benzetme yaptığını düşünmez. Buna yan anlam denir: gerçek anlamla bağını koruyan, ama gündelik dilde olağan hâle gelmiş anlam.

Aynı sözlükte «ayak» için bambaşka alanlardan anlamlar da var. Edebiyatta, halk şiirinde uyağın adıdır. Matematikte bir doğrunun başka bir doğruyu kestiği noktadır: «dikme ayağı». Belli bir bilim ya da sanat alanında özel bir anlam kazanmış bu kullanımlara terim anlam denir.

Son olarak on altıncı anlam: bir düşüncenin, bir yapının temelini oluşturduğu düşünülen şeylerin her biri. Sözlük bunu «mecaz» diye işaretler. «Bu projenin üç ayağı var» dediğimizde ayağın ne bir bedenle ne bir mobilyayla ilgisi vardır. Kelime somut dünyadan kopup soyut bir düşünceye taşınmıştır. Bu, mecaz anlamdır.

Ana anlatı — sınırı bağlam çizer

Aynı kelime bir cümlede gerçek, öbüründe mecaz olabilir. «Kırmak» fiiline bakalım. Sözlüğün ilk anlamı: sert şeyleri vurarak ya da ezerek parçalamak. «Bardağı kırdı» dediğimizde bu anlamdayız. Ama sözlük dokuzuncu anlamı «mecaz» diye işaretler: dileğini kabul etmeyerek ya da beklenmedik bir davranışla birini gücendirmek. «Annesini kırdı» dediğimizde hiçbir şey parçalanmamıştır.

«Soğuk» da böyledir. «Soğuk bir gün» ısıyla ilgilidir; «soğuk bir karşılama» ise sözlüğün mecaz diye işaretlediği anlamda, sevgiden ve içtenlikten yoksun bir davranışı anlatır. Kelimenin kendisi değişmedi. Değişen, yanına gelen kelimeler, yani bağlamdır.

Mecazın tanımı da bunu söyler. Güncel Türkçe Sözlük'e göre mecaz, bir ilgi ya da benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan sözdür. Bu tanımdaki iki kelime, dersin geri kalanının haritasıdır. «Benzetme» bizi teşbih ve istiareye götürecek. «İlgi» ise benzetmeye dayanmayan, parçayla bütün ya da yerle orada bulunanlar arasındaki ilişkiye yaslanan mecazlara götürecek.

Yaygın yanlış«Mecaz şairlerin işidir, gündelik dil gerçek anlamlarla konuşur» diye düşünülür.
Doğrusu

«Kalbini kırmak», «soğuk davranmak», «projenin ayakları» gibi ifadeler her gün kullanılır ve sözlükte mecaz olarak işaretlidir. Gündelik dil mecazlarla doludur; şiir onları icat etmekten çok fark ettirir.

Yaygın yanlış«Bir kelimenin mecaz olup olmadığı kelimeye bakınca anlaşılır» diye de düşünülür.
Doğrusu

«Kırmak» bardakla gerçek, bir insanla mecazdır. Karar kelimede değil, cümlede verilir.

Ana anlatı — ölen mecazlar

Sözlükte ilginç bir ayrıntı var. «Etek» maddesinin beşinci anlamı dağ, tepe gibi yamaçlı şeylerin alt bölümüdür: «Dağın eteklerine küme küme serpilen kerpiç evler.» Dağın eteği apaçık bir benzetmedir; dağ, eteği yere yayılmış bir giysiye benzetilmiş. Ama sözlük bu anlamı «mecaz» diye işaretlemez. Tıpkı sandalyenin ayağı gibi, olağan bir anlam olarak sıralar.

Buna dilbilimde ve edebiyat incelemesinde ölü mecaz denir: bir zamanlar canlı bir benzetme olan, ama o kadar çok kullanılmış ki artık kimsenin benzetme olarak duymadığı ifade. Dağın eteği, masanın ayağı, iğnenin gözü, kitabın sırtı. Bunları söylerken hiçbir resim canlanmaz zihnimizde; kelime işini sessizce görür.

Gerçek ile mecaz arasındaki sınır bu yüzden kesin bir çizgi değil, bir yelpazedir. Bir ucunda gerçek anlam, öbür ucunda ilk kez kurulmuş, şaşırtan bir mecaz; aralarında da yavaş yavaş kalıplaşmış, sonunda ölmüş sayısız mecaz. Şairin işi, çoğu zaman, bu yelpazenin ölü ucundaki kelimeleri yeniden canlandırmaktır.

Metin anı

On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda yaşadığı kabul edilen Yunus Emre'nin en bilinen şiirlerinden biri, gönülle konuşarak başlar:

Taştın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın

Bir gönül taşamaz; taşan sudur. Gözyaşı bir yolu kapatamaz. Ama «gönlü taşmak», «yolu bağlanmak» gibi ifadeler Türkçede zaten vardır, ve Yunus onları kullanırken ölü birer mecaz olmaktan çıkarır: taşan gönül gerçekten bir ırmak gibi çağlar, gözyaşı gerçekten yolu kesen bir sel olur. Şiirin ilerleyen bir dörtlüğünde dağ, karşısına göğüs geren «taş bağırlı» bir düşmana dönüşür. «Taş kalpli» dediğimizde bir şey hissetmeyiz; «taş bağırlı dağ» dediğimizde bir dağın göğsü, bir düşmanın katılığı aynı anda görünür.

Yedi yüzyıl sonra, yirminci yüzyılın ortasında, Orhan Veli şiirin dilinden süsü atmayı savunan bir şairdir. «Anlatamıyorum» şiirinin ortasında şöyle der:

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Dizeler neredeyse düz bir konuşma gibi. Ama «derde düşmek» de bir mecazdır: dert, içine düşülen bir çukur gibi düşünülmüş. Mecazdan kaçınan bir şair bile, kelimelerin yetmediği yeri anlatırken gündelik dilin mecazına yaslanıyor.

Cevap ve bağlantı

Bir kelimenin gerçek anlamı, akla ilk gelen temel anlamıdır; yan anlam ondan türeyip olağanlaşmış anlamdır; terim anlam bir alanın özel anlamıdır; mecaz anlam ise bir ilgi ya da benzetmeyle kelimenin ilk anlamından uzaklaşmasıdır. Sınırı kelime değil, bağlam çizer: bardak da kırılır, insan da. Ve sınır kesin bir çizgi değil, bir yelpazedir: dünün canlı mecazları bugünün sözlüğünde sıradan anlamlar olarak durur.

Şiir bu yelpazede ters yöne yürür. Yunus'un taşan gönlü, Orhan Veli'nin içine düşülen derdi, gündelik dilin artık fark etmediğimiz mecazlarını yeniden görünür kılar. «Gözlerin deniz» dediğimizde de aynı şey olur: iki uzak şey aynı anda zihnimizde belirir.

Kapanış kancası

Yunus'un ilk dizesine bir kez daha bakın: «Sular gibi çağlar mısın.» Burada gönül suya benzetiliyor ve bunu söyleyen küçük bir kelime var: «gibi». Bir benzetmenin hangi parçalardan kurulduğunu, bu parçalardan hangilerinin atılabileceğini bir sonraki ünite teşbih üzerinden inceliyor.

Özet kartı

  1. Gerçek anlam kelimenin akla ilk gelen temel anlamıdır; yan anlam ondan türeyip olağanlaşmış, terim anlam bir alana özgü anlamdır.
  2. Mecaz anlam, bir ilgi ya da benzetmeyle kelimenin gerçek anlamından uzaklaşmasıdır.
  3. Bir kelimenin mecaz olup olmadığını bağlam belirler: «bardağı kırmak» gerçek, «annesini kırmak» mecazdır.
  4. Ölü mecazlar, artık benzetme olarak hissedilmeyen ve sözlükte olağan anlam gibi duran eski mecazlardır: dağın eteği, sandalyenin ayağı.
  5. Yunus Emre'nin taşan gönlü ve Orhan Veli'nin «derde düşmek»i, şiirin gündelik mecazı yeniden canlandırdığını gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Gerçek anlamLiteral meaningKelimenin akla ilk gelen temel anlamı
Yan anlamExtended senseGerçek anlamdan türeyip olağanlaşmış anlam
Mecaz anlamFigurative meaningİlgi ya da benzetmeyle gerçek anlamdan uzaklaşmış anlam
Terim anlamTechnical senseBir bilim, sanat ya da meslek alanındaki özel anlam
Ölü mecazDead metaphorBenzetme olarak hissedilmeyen, kalıplaşmış eski mecaz

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Ayak» kelimesinin gerçek, yan, terim ve mecaz anlamlarına birer örnek verin.
  2. (Kazanım 2) «Kırmak» ve «soğuk» kelimelerini önce gerçek, sonra mecaz anlamda birer cümlede kullanın. Anlamı değiştiren nedir?
  3. (Kazanım 3) Sözlük «dağın eteği»ni neden mecaz olarak işaretlemez? Bu durum ölü mecaz kavramıyla nasıl açıklanır?
  4. (Kazanım 3) Gerçek ile mecaz arasındaki sınırın bir çizgi değil bir yelpaze olduğu ne demektir?
  5. (Kazanım 4) Yunus Emre'nin «Taştın yine deli gönül / Sular gibi çağlar mısın» dizeleri ile Orhan Veli'nin «Bu derde düşmeden önce» dizesi, gündelik dildeki mecazlarla nasıl bir ilişki kurar?

Cevaplar

  1. Gerçek: bacağın bilekten aşağıdaki bölümü («Ayağım üşüdü»). Yan: bir eşyayı yerden yüksekte tutan destek («sandalyenin ayağı»). Terim: matematikte «dikme ayağı» ya da halk şiirinde uyak. Mecaz: bir düşüncenin ya da yapının temel dayanaklarından her biri («Projenin üç ayağı var»).
  2. Örnekler: «Bardağı kırdı» / «Annesini kırdı»; «Soğuk bir gündü» / «Bizi soğuk karşıladı». Kelime aynı kalır; anlamı değiştiren, yanına gelen kelimeler, yani bağlamdır.
  3. Çünkü bu ifade o kadar çok kullanılmış ki artık benzetme olarak hissedilmez; sözlük onu olağan bir anlam gibi sıralar. Bir zamanlar canlı bir benzetme olup zamanla kalıplaşan bu tür ifadelere ölü mecaz denir.
  4. Bir ucunda kelimenin gerçek anlamı, öbür ucunda yeni ve şaşırtıcı bir mecaz vardır; aralarında da kalıplaşmakta olan ve sonunda ölmüş sayısız mecaz bulunur. Bir ifade zamanla bu yelpazede canlı uçtan ölü uca doğru kayabilir.
  5. Yunus, «gönlü taşmak» gibi gündelik bir ifadeyi alıp gönlü gerçekten çağlayan bir suya dönüştürür; ölü mecazı yeniden canlandırır. Orhan Veli düz bir konuşma diliyle yazar ama «derde düşmek» gibi gündelik bir mecaza yaslanır. İkisi de şiirin gündelik dilin mecazlarıyla beslendiğini gösterir.

Okuma

  • Yunus Emre, «Taştın yine deli gönül». Şiirin tamamını okuyun; gönlün, gözyaşının, dağın ve bulutun hangi insan özellikleriyle anlatıldığını işaretleyin.
  • Orhan Veli Kanık, «Anlatamıyorum». Kısa şiiri sesli okuyun; düz görünen dizelerde saklı mecazları bulun.
  • Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük (sozluk.gov.tr). «Göz», «el» ya da «baş» maddelerinden birini açın ve «mecaz» diye işaretlenen anlamlarla işaretlenmeyenleri karşılaştırın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:45 Soğuk açılış: bir telefon ekranında mesaj balonları; her mecaz kelimesinin üzerinde kısa bir görsel belirir: yıkılan bir duvar, üzerinde kırağı olan bir yüz, duran bir saat, fırlatılan bir çanta. Görseller solar, mesaj olduğu gibi kalır.
  • 0:45–1:10 Büyük soru: ekranda «gerçek» ve «mecaz» sözcükleri iki ucu olan bir cetvelin iki ucuna yerleşir.
  • 1:10–2:00 Bağlam: bir kitabın tabağa konduğu önceki ünite görseli kısa bir hatırlatma olarak geçer; ardından dersin sanat adları bir harita gibi dağılır.
  • 2:00–4:20 Ana anlatı — dört kat: ortada «ayak» kelimesi; dört yöne dört görsel açılır: bir insan ayağı, bir sandalye, bir geometri çizimi ve üç sütun üzerinde duran bir fikir balonu. Sözlük maddesinin numaraları küçük etiketlerle görünür.
  • 4:20–6:00 Ana anlatı — bağlam: «kırmak» kelimesi önce bir bardağın yanında, sonra üzgün bir yüzün yanında belirir; kelime aynı kalır, arka plan değişir.
  • 6:00–7:30 Ana anlatı — ölen mecazlar: bir dağ yamacına etek biçimi bir kumaş serilir, sonra kumaş yavaş yavaş kaybolur ve geriye yalnız dağ kalır. Cetvel yeniden belirir; kelimeler canlı uçtan ölü uca kayar.
  • 7:30–9:30 Metin anı: bir dere taşarak akar, üzerinde Yunus'un dizeleri belirir; karlı bir dağ göğsünü gerer. Ardından sade bir odada bir masa, üzerinde yarım kalmış bir kâğıt; Orhan Veli'nin dizeleri daktilo harfleriyle gelir.
  • 9:30–10:10 Cevap ve kapanış: cetvel son kez görünür; «gibi» kelimesi büyüyerek ekranı doldurur.

Anlatıcı soğuk açılışı gündelik ve hafif esprili, Yunus dizelerini ağır ve içten, Orhan Veli dizelerini ise süssüz, neredeyse konuşur gibi okur.

Telaffuz

  • Yunus Emre: «YU-nus em-RE». Orhan Veli Kanık: «or-HAN ve-Lİ ka-NIK».
  • Kifayetsiz: «ki-fa-YET-siz», uzun «â» okunmaz.
  • N. Ziya Bakırcıoğlu: «zi-YA ba-kır-CI-oğ-lu».