İçeriğe geç

Ünite EDB-006-05 · Seviye 0 — Keşif

Ekran mı, kâğıt mı?

EDB-006 Okuyan Beyin

1.885 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • derin okuma
  • ekran dezavantajı
  • kalibrasyon
  • dokunsal ve kinestetik ipucu
  • zaman baskısı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Wolf ve Barzillai derin okumayı çıkarım, akıl yürütme, benzetme ve eleştirel çözümleme süreçleriyle tanımlar.
  2. Delgado ve arkadaşlarının meta-analizi (54 çalışma, 171.055 katılımcı) kâğıdın küçük bir avantajını buldu; avantaj zaman baskısında büyüyor, yıllar içinde artıyordu.
  3. Hem bu meta-analizde hem Clinton'ın meta-analizinde avantaj bilgi veren metinlerde görüldü; anlatı metinlerinde fark yok denecek kadar küçüktü.
  4. Mangen ve arkadaşlarının deneyinde kitap okurları olayların sırasını Kindle okurlarından daha iyi kurdu; bu, kitabın dokunsal ve kinestetik ipuçlarıyla açıklandı.
  5. Seneca, «her yerde olan hiçbir yerde değildir» diyerek dağınık okumaya karşı az sayıda metinde kalmayı öğütledi.

Kazanımlar

  • Derin okuma kavramını tanımlayabilir ve ekran–kâğıt tartışmasının neden önemsendiğini açıklayabilir.
  • Ekranda ve kâğıtta okumayı karşılaştıran iki büyük meta-analizin bulgularını ve metin türüne göre değişen sonuçlarını özetleyebilir.
  • Uzun bir anlatıyı okurken kitabın fiziksel yapısının olay sırasını hatırlamaya nasıl katkı sağlayabileceğini anlatabilir.
  • Seneca'nın dağınık okumaya dair uyarısını bugünkü ekran tartışmasıyla ilişkilendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Elli genç yetişkin, yirmi sekiz sayfalık bir polisiye öykü okuyor. Okuma yaklaşık bir saat sürüyor. Yarısı öyküyü bir cep kitabından, yarısı bir elektronik kitap okuyucusundan okuyor. Sonra hepsine aynı sorular soruluyor: kim kimdi, ne oldu, hangi ayrıntı nerede geçiyordu? Bu sorularda iki grup arasında fark çıkmıyor.

Ama bir soru türünde fark çıkıyor. Olayları sıraya dizmeleri, bir olayın öykünün başında mı, ortasında mı, sonunda mı geçtiğini söylemeleri istendiğinde, kâğıttan okuyanlar daha iyi sonuç veriyor. Öyküyü anlamışlar; ama öykünün zamanını, kitabı elinde tutanlar daha iyi hatırlıyor.

Büyük soru

Bugün okuduklarımızın büyük kısmı bir ekrandan geçiyor. Işıklı bir yüzeyden okuduğumuz bir sayfa, basılı sayfanın yaptığı işi görüyor mu? Ekran bizi daha yüzeysel okurlar mı yapıyor, yoksa bu yalnızca eski bir alışkanlığın yeni bir araca duyduğu kuşku mu?

Bağlam

Bu dersin ilk ünitesinde okuyan beynin doğuştan gelmediğini, eğitimle kurulduğunu görmüştük. Okuma, beynin eski devrelerini yeni bir işe koşan, öğrenilmiş bir beceriydi. Öyleyse soru şu: bu beceri, hangi araçla öğrenilip sürdürüldüğüne göre değişir mi?

Tartışmanın merkezinde bir kavram var: derin okuma. Bu dersin ana kaynak yazarlarından Maryanne Wolf ve Mirit Barzillai, 2009'daki bir yazılarında derin okumayı, anlamayı yöneten süreçlerin bütünü olarak tarif eder: çıkarım yapma, tümdengelimli akıl yürütme, benzetme kurma ve eleştirel çözümleme. Tartışmadaki kaygı şudur: hızlı tarama, sürekli bağlantılara tıklama ve bildirimlerle bölünen bir okuma alışkanlığı, bu süreçlere ayrılan zamanı daraltabilir.

Ana anlatı — iki büyük tablo

Kaygı güçlü, ama kanıt ne diyor? Bu soruya tek bir deneyle cevap verilemez; son yıllarda yüzlerce karşılaştırma yapıldı. İki meta-analiz bu çalışmaları bir araya getirdi.

İlki, 2018'de Pablo Delgado, Cristina Vargas, Rakefet Ackerman ve Ladislao Salmerón'dan oluşan bir ekipten geldi. 2000 ile 2017 arasında yapılmış, benzer metinlerin kâğıtta ve dijital araçlarda okunmasını karşılaştıran elli dört çalışmayı topladılar; toplam katılımcı sayısı 171.055'ti. Sonuç: kâğıdın küçük ama tutarlı bir üstünlüğü. Üç şey bu üstünlüğü etkiliyordu. Okuma süresi sınırlı olduğunda kâğıdın avantajı büyüyordu. Avantaj, bilgi veren metinlerde ya da bilgi veren ve anlatı metinlerinin karıştığı çalışmalarda görülüyordu, ama yalnızca anlatı metinleri kullanan çalışmalarda görülmüyordu. Ve şaşırtıcı biçimde, avantaj yıllar içinde azalmamış, artmıştı.

İkincisi, 2019'da Virginia Clinton'dan geldi. 2008 ile 2018 arasında yapılmış, katılımcıların rastgele gruplara ayrıldığı otuz üç çalışmayı inceledi. O da ekranda okumanın okuma performansına küçük bir olumsuz etkisini buldu. Ama bu etki, bilgi veren metinlerle sınırlı görünüyordu; anlatı metinlerinde fark yok denecek kadar küçüktü. Okuma süresinde güvenilir bir fark bulunmadı. Bir bulgu daha vardı: kâğıttan okuyanlar, ne kadar iyi anladıklarını daha doğru tahmin ediyordu.

Ana anlatı — edebiyat okuru için ne değişiyor?

İki meta-analizin ortak bir sonucu, edebiyat okuru için özellikle önemli: anlatı metinlerinde, yani öykülerde ve romanlarda, ekran ile kâğıt arasındaki fark ya çok küçük ya da hiç yok. Kâğıdın avantajı en çok bir ders kitabı bölümü, bir makale, bir rapor gibi bilgi veren metinlerde, özellikle de zaman sınırı olduğunda ortaya çıkıyor.

Ama açılıştaki deney bu tabloya bir incelik ekliyor. Anne Mangen, Gérard Olivier ve Jean-Luc Velay, 2019'da elli katılımcıya, Elizabeth George'un yaklaşık on bin sekiz yüz kelimelik bir polisiye öyküsünü okuttu. Sonuç, meta-analizlerle uyumluydu: sınanan ölçümlerin çoğunda iki grup aynı düzeydeydi. Fark yalnızca olay sırası ve zamanla ilgili ölçümlerde çıktı.

Araştırmacıların açıklaması ellere işaret ediyor. Basılı bir kitapta sol elde biriken sayfalar kalınlaşır, sağ eldekiler incelir; okur nerede olduğunu gözüyle olduğu kadar parmaklarıyla da hisseder. Elektronik kitap okuyucusu bu dokunsal ve kinestetik geri bildirimi daha az verir. Mangen ve arkadaşlarına göre okur, metnin mekânı üzerinde doğru bir harita kuramayınca, öykünün zamanı üzerinde de daha az tutarlı bir düzen kurabiliyordu.

Yaygın yanlış«Ekranda okumak, her tür metinde anlamayı bozar» diye düşünülür.
Doğrusu

İki büyük meta-analizde kâğıdın avantajı bilgi veren metinlerde görüldü; yalnız anlatı metinleri kullanan çalışmalarda fark ya yoktu ya da yok denecek kadar küçüktü.

Yaygın yanlış«Ekranda daha hızlı okuruz, bu yüzden daha çok okuruz» diye de düşünülür.
Doğrusu

Clinton'ın meta-analizinde ekran ile kâğıt arasında okuma süresi bakımından güvenilir bir fark bulunmadı; ekran okurları ise ne kadar anladıklarını daha az doğru tahmin ediyordu.

Metin anı

Dikkatin dağılmasından kaygılanmak ekranla başlamadı. Roma'da, milattan sonra birinci yüzyılda, filozof Seneca hayatının son yıllarında genç dostu Lucilius'a mektuplar yazdı. İkinci mektubun konusu okumadır. Seneca, Lucilius'un bir yerden bir yere koşmadığını, dinginliğini koruduğunu övdükten sonra onu bir konuda uyarır: çok sayıda yazarı ve her türden kitabı okumak, onu dağınık ve kararsız yapabilir. Ardından iki kısa cümle gelir:

Nusquam est qui ubique est.

«Her yerde olan hiçbir yerde değildir.» Seneca bunu yolculukla açıklar: ömrünü yollarda geçiren birinin çok konak yeri olur ama hiç dostu olmaz. Hiçbir yazarla yakınlık kurmadan hepsinin üzerinden aceleyle geçen okur da böyledir. Birkaç satır sonra ikinci cümle gelir:

Distringit librorum multitudo.

«Kitapların çokluğu dağıtır.» Lucilius itiraz edecektir: bir o kitabı, bir bu kitabı açmak istiyorum. Seneca'nın cevabı, her gün okuduklarının içinden tek bir düşünceyi seçip onu iyice sindirmektir.

Seneca'nın derdi ekran değildi; elle çoğaltılmış rulolardı ve bir kütüphanenin çokluğuydu. Ama tarif ettiği şey, bugün derin okuma tartışmasının tarif ettiği şeye çok benziyor: bir metnin başında kalamamak, ondan ötekine geçmek, hiçbirini sindirmemek. Bu mektup, sorunun yalnızca araçta olmadığını, okuma alışkanlığında da olduğunu hatırlatıyor.

Cevap ve bağlantı

Ekran mı, kâğıt mı? Kanıtın cevabı, gündelik tartışmadan daha ince. İki büyük meta-analiz kâğıdın küçük ama tutarlı bir avantajını gösteriyor; bu avantaj en çok bilgi veren metinlerde ve zaman baskısı altında ortaya çıkıyor. Öykü ve roman okurken fark ya çok küçük ya da yok; ama uzun bir anlatıda olayların sırasını ve zamanını hatırlamakta, kitabın elle tutulan yapısı yardımcı olabiliyor. Ekranda okuyanlar ise ne kadar anladıklarını daha az doğru tahmin ediyor.

Seneca'nın mektubu, bu bulguların öbür yüzünü gösteriyor: derin okuma, bir araçtan çok bir tutumdur. Aynı metinde kalmak, bir düşünceyi seçip sindirmek, hangi yüzeyde okursak okuyalım yapabileceğimiz ya da kaçırabileceğimiz şeylerdir.

Kapanış kancası

Kâğıt ve ekran, gözün okuduğu iki yüzey. Ama gözün hiç okumadığı bir okuma biçimi de var. Bir romanı kulaklıkla dinlemek, onu okumuş olmak mı? Bir sonraki ünite, sesli kitabın ne kadar «okuma» sayılabileceğine bakıyor.

Özet kartı

  1. Wolf ve Barzillai derin okumayı çıkarım, akıl yürütme, benzetme ve eleştirel çözümleme süreçleriyle tanımlar.
  2. Delgado ve arkadaşlarının meta-analizi (54 çalışma, 171.055 katılımcı) kâğıdın küçük bir avantajını buldu; avantaj zaman baskısında büyüyor, yıllar içinde artıyordu.
  3. Hem bu meta-analizde hem Clinton'ın meta-analizinde avantaj bilgi veren metinlerde görüldü; anlatı metinlerinde fark yok denecek kadar küçüktü.
  4. Mangen ve arkadaşlarının deneyinde kitap okurları olayların sırasını Kindle okurlarından daha iyi kurdu; bu, kitabın dokunsal ve kinestetik ipuçlarıyla açıklandı.
  5. Seneca, «her yerde olan hiçbir yerde değildir» diyerek dağınık okumaya karşı az sayıda metinde kalmayı öğütledi.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Derin okumaDeep readingÇıkarım, akıl yürütme ve eleştirel çözümlemenin birlikte işlediği dikkatli okuma
Ekran dezavantajıScreen inferiorityEkranda okunan metinlerde anlama testlerinde görülen küçük düşüş
KalibrasyonCalibrationOkurun anlama tahmininin gerçek performansıyla örtüşme derecesi
Dokunsal ve kinestetik ipucuTactile and kinesthetic cueKitabı tutan ellerin, okurun metindeki yerine dair verdiği bilgi
Zaman baskısıTime pressureOkumanın sınırlı sürede tamamlanması gereken koşul

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Wolf ve Barzillai derin okumayı hangi süreçlerle tanımlar? Ekran okumasına dair kaygı bu tanımla nasıl ilişkilidir?
  2. (Kazanım 2) Delgado ve arkadaşlarının meta-analizinde kâğıdın avantajını etkileyen üç düzenleyici nedir?
  3. (Kazanım 2) Clinton'ın meta-analizi metin türü, okuma süresi ve kalibrasyon hakkında ne buldu?
  4. (Kazanım 3) Mangen, Olivier ve Velay'ın deneyinde iki grup hangi ölçümlerde farklılaştı ve araştırmacılar bunu nasıl açıkladı?
  5. (Kazanım 4) Seneca'nın «Nusquam est qui ubique est» cümlesi bugünkü derin okuma tartışmasına ne ekler?

Cevaplar

  1. Çıkarımsal ve tümdengelimli akıl yürütme, benzetme becerileri ve eleştirel çözümleme gibi anlamayı yöneten süreçlerle. Kaygı, hızlı taramanın ve bölünen dikkatin bu süreçlere ayrılan zamanı daraltabileceğidir.
  2. Zaman sınırı olan okumada kâğıdın avantajı büyüyordu; avantaj bilgi veren ya da karma metinlerde görülüyor, yalnızca anlatı metinleri kullanan çalışmalarda görülmüyordu; ve avantaj yayın yılı ilerledikçe artmıştı.
  3. Ekranın olumsuz etkisi bilgi veren metinlerle sınırlı görünüyordu; anlatı metinlerinde fark yok denecek kadar küçüktü. Okuma süresinde güvenilir bir fark yoktu. Kâğıttan okuyanlar ne kadar anladıklarını daha doğru tahmin ediyordu, yani kalibrasyonları daha iyiydi.
  4. Ölçümlerin çoğunda fark yoktu; olay sırası ve zamanla ilgili ölçümlerde cep kitabı okurları daha iyi sonuç verdi. Araştırmacılar bunu, kitabın elde tutulan sayfalarından gelen dokunsal ve kinestetik geri bildirimin, okurun metnin mekânına ve dolayısıyla öykünün zamanına dair daha tutarlı bir harita kurmasına yardım etmesiyle açıkladı.
  5. Dağınık okumanın yalnızca ekrana özgü bir sorun olmadığını, bir tutum sorunu olduğunu hatırlatır. Seneca, hiçbir yazarla yakınlık kurmadan hepsinin üzerinden geçen okurun hiçbir şeyi sindiremediğini söyler; derin okuma, araçtan bağımsız olarak bir metinde kalmayı gerektirir.

Okuma

  • Seneca, Lucilius'a Mektuplar, II. mektup. Kısa bir mektup; tamamını okuyun ve Seneca'nın o gün «sindirmek» için seçtiği düşünceyi bulun.
  • Wolf'un dersin ana kitabı olarak önerilen çalışmasının, dijital çağda okumanın geleceğini tartışan son bölümleri.
  • Virginia Clinton, «Reading from paper compared to screens» (2019), makale özeti. İngilizce; bilgi veren ve anlatı metinleri için bulunan değerleri yan yana not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: iki sıra masada iki grup okur; bir tarafta cep kitapları, öbür tarafta ince elektronik okuyucular. Sorular ekranda belirir; ilk sorularda iki grubun çubukları eşit yükselir.
  • 0:50–1:20 Büyük soru: bir telefon ekranı ile bir kitap sayfası yan yana; ikisinin arasında yavaşça bir soru işareti belirir.
  • 1:20–2:30 Bağlam: ilk ünitenin beyin şeması kısaca geri gelir; ardından «derin okuma» sözcüğü dört dala ayrılır: çıkarım, akıl yürütme, benzetme, eleştiri.
  • 2:30–4:40 Ana anlatı — iki tablo: iki büyük nokta bulutu; ortalama çizgileri sıfırın biraz solunda. Bir anahtar «zaman sınırı» konumuna çevrilince çizgi biraz daha sola kayar. «Anlatı» etiketli noktalar ise sıfırın üstünde toplanır.
  • 4:40–6:30 Ana anlatı — edebiyat okuru: bir cep kitabını tutan iki el; sol eldeki sayfalar kalınlaşırken sağdakiler incelir. Yanında bir zaman çizgisi; olaylar kitap tarafında yerine oturur, okuyucu tarafında birkaçı yer değiştirir.
  • 6:30–8:40 Metin anı: bir Roma odası, raflarda rulolar; bir el mektup yazar. Latince cümleler bir mühür gibi belirir. Yollar ve konak yerleri çizgisi; sonra tek bir rulo açılır ve ışık onun üzerinde toplanır.
  • 8:40–9:40 Cevap ve kapanış: ekran ve kitap yeniden yan yana, bu kez ikisinin önünde de aynı sakin okur. Son karede bir kulaklık belirir.

Anlatıcı araştırma bölümlerini açık ve dengeli, Seneca'nın mektubunu ise bir dosta yazılmış bir mektup gibi, sıcak ve sakin bir tonla okur.

Telaffuz

  • Mirit Barzillai: «Mİ-rit bar-zi-LAY». Pablo Delgado: «PAB-lo del-GA-do». Cristina Vargas: «kris-Tİ-na VAR-gas». Rakefet Ackerman: «ra-KE-fet AK-er-man». Ladislao Salmerón: «la-dis-LA-o sal-me-RON».
  • Virginia Clinton: «vır-Cİ-ni-ya KLİN-tın».
  • Anne Mangen: «AN-ne MAN-gın». Gérard Olivier: «je-RAR o-li-VYE». Jean-Luc Velay: «JAN LÜK vö-LE». Elizabeth George: «i-Lİ-za-bet CORC».
  • Seneca: «SE-ne-ka». Lucilius: «lu-Kİ-li-us». Nusquam est qui ubique est: «NUS-kvam est kvi u-Bİ-kve est». Distringit librorum multitudo: «dis-TRİN-git lib-RO-rum mul-ti-TU-do». Gummere: «GAM-ır».