İçeriğe geç

Ünite EDB-006-04 · Seviye 0 — Keşif

Neden sonunu merak ederiz?

EDB-006 Okuyan Beyin

1.945 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • bilgi boşluğu
  • gerilim
  • sürprizbozan
  • anormal gerilim
  • epistemik merak
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Loewenstein'ın kuramına göre merak, dikkatimiz bilgimizdeki bir boşluğa yöneldiğinde doğar.
  2. Kang ve ekibinin çalışmasında merak, beklenen ödülle ilişkili beyin bölgelerindeki etkinlikle ve daha iyi hatırlamayla ilişkili çıktı.
  3. Merak bilmediğimizi öğrenme isteğidir; gerilim ise önemsediğimiz bir karakterin başına gelecek olana dair gergin beklentidir.
  4. Leavitt ve Christenfeld'in deneylerinde okurlar bozulmuş öyküleri daha çok beğendi; televizyon bölümleriyle yapılan bir deneyde ise sürprizbozan belli koşullarda hazzı azalttı.
  5. Anormal gerilim, sonucu bildiğimiz hâlde gerilim duymamızdır; Kral Oidipus seyircisi bunun en eski örneklerinden birini yaşar.

Kazanımlar

  • Merakı bilgi boşluğu kuramıyla açıklayabilir ve merakın beyindeki ödül beklentisiyle ilişkisine dair bir bulguyu anlatabilir.
  • Merak ile gerilim arasındaki ayrımı tanımlayabilir.
  • Sürprizbozan araştırmalarının sonuçlarını ve sınırlarını değerlendirebilir.
  • Kral Oidipus'ta sonu bilinen bir hikâyenin gerilimi nasıl koruduğunu anormal gerilim kavramıyla yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir kral, kim olduğunu öğrenmek istiyor. Karısı ona yalvarıyor: bu araştırmayı bırak. Kral dinlemiyor. Karısı son bir cümle söyleyip saraya koşuyor ve bir daha görünmüyor. Kral, gerçeği bilen yaşlı bir çobanı çağırtıyor. Çoban da susmak istiyor. Kral onu zorluyor.

Bu sahneyi yirmi beş yüzyıldır insanlar izliyor. Seyircilerin çoğu, kralın ne öğreneceğini oyun başlamadan önce biliyor. Yine de sahne her seferinde nefes kesiyor. Sonunu bildiğimiz bir hikâye bizi nasıl hâlâ gerebiliyor?

Büyük soru

Bir romanı gece yarısı bırakamamamızın nedeni ne? Neden sayfayı çevirmek, bir sonraki bölümü açmak, cevabı öğrenmek isteriz? Ve bu istek, cevabı zaten bildiğimizde neden tamamen kaybolmaz?

Bağlam

Önceki iki ünitede okurun karakterlerle kurduğu bağa baktık. Bu ünite, okuru bir kitaba bağlayan öbür güce bakıyor: sonrasını bilmek istemek.

Yeniden okumayı konuştuğumuz ünitede bir ayrım yapmıştık: ilk okumada bizi «sonra ne olacak?» sorusu ileri iter, yeniden okumada «nasıl yapılmış?» sorusu öne çıkar. Bu ünite o ayrımın altını kazıyor. Merak neden bu kadar güçlü? Ve sonu bilmek, onu gerçekten söndürüyor mu?

Önce iki sözcüğü ayıralım. Merak, bilmediğimiz bir şeyi öğrenme isteğidir: katil kim, mektupta ne yazıyor, bu adam kim? Gerilim ise önemsediğimiz bir karakterin başına gelecek olana dair gergin beklentidir: kurtulacak mı, yakalanacak mı, geç mi kalacak? İkisi çoğu zaman birlikte çalışır, ama aynı şey değildir.

Ana anlatı — bilgideki boşluk

Ekonomist ve psikolog George Loewenstein, 1994'te merakı yeniden tanımlayan bir kuram önerdi. Ona göre merak, dikkatimiz bilgimizdeki bir boşluğa yöneldiğinde doğar: bildiğimiz ile bilmek istediğimiz arasındaki fark görünür hâle gelince. O boşluk bir kez fark edildiğinde, eksik bilgi bir yoksunluk duygusu yaratır ve bizi cevabı aramaya iter.

Bu kuram, yazarların uzun zamandır sezgiyle yaptığı şeyi açıklar. İyi bir açılış, okura bir boşluk gösterir: bir ceset, kapalı bir kapı, yarım kalmış bir cümle. Okur o boşluğu kapatmak için okumaya devam eder. Hiç bilgi vermeyen bir metin merak uyandırmaz; her şeyi hemen veren bir metin de. Merak, biraz bilip daha fazlasını bilmek istediğimiz aralıkta yaşar.

2009'da Min Jeong Kang ve arkadaşları, aralarında Loewenstein'ın da bulunduğu bir ekiple, merakın beyinde nasıl göründüğüne baktı. Katılımcılar beyin tarayıcısında bilgi yarışması soruları okudu. Bir soruyu okurken duyulan merak arttıkça, daha önce beklenen bir ödülle ilişkilendirilmiş beyin bölgelerindeki etkinlik de artıyordu. Davranış deneylerinde katılımcılar, daha çok merak ettikleri soruların cevabını öğrenmek için sınırlı jetonlarını ya da beklemeye ayırdıkları zamanı daha fazla harcadı. Bir de şu çıktı: merak yüksekken öğrenilen şaşırtıcı cevaplar, bir iki hafta sonra daha iyi hatırlanıyordu.

Ana anlatı — sürprizbozanın beklenmedik etkisi

Merak cevabı bilmemekten doğuyorsa, cevabı önceden söylemek hikâyeyi bozmalı. Gündelik dilde buna sürprizbozan deriz ve çoğumuz ondan kaçınırız.

2011'de Kaliforniya Üniversitesi San Diego'dan Jonathan Leavitt ve Nicholas Christenfeld bu varsayımı sınadı. On iki kısa öykü kullandılar: şaşırtıcı bir sonla biten ironik öyküler, polisiye öyküler ve edebi öyküler. Yazarlar arasında Anton Çehov, Agatha Christie, Roald Dahl, John Updike ve Raymond Carver vardı. Katılımcılar öyküleri üç biçimde okudu: hiç bozulmamış, başına sonu anlatan bir paragraf eklenmiş, ya da o paragraf öykünün içine yerleştirilmiş. Sonuç şaşırtıcıydı: katılımcılar, polisiyeler ve ironik öyküler dahil, bozulmuş sürümleri daha çok beğendi.

Tablo burada da tek yönlü değil. 2019'da Thomas Daniel ve Jeffrey Katz, deneyi uzattı: katılımcılara öykünün bozulacağını önceden söyledikleri bir koşul eklediler ve ikinci bir deneyde kısa öyküler yerine tam uzunlukta televizyon bölümleri kullandılar. Kısa öykülerde sürprizbozanın hazzı azaltan bir etkisi görülmedi; televizyon bölümlerinde ise belli koşullarda olumsuz bir etki çıktı. Kısacası, sonu bilmenin hazzı nasıl etkilediği, hikâyenin türüne, uzunluğuna ve okurun beklentisine bağlı görünüyor.

Yaygın yanlış«Sonunu öğrenirsem hikâyenin tadı kaçar» diye düşünülür.
Doğrusu

Kısa öykülerle yapılan deneylerde sonu önceden öğrenmek hazzı azaltmadı, bir çalışmada artırdı bile. Televizyon bölümleriyle yapılan bir deneyde ise belli koşullarda azalttı; etki, hikâyenin biçimine ve okurun beklentisine göre değişiyor.

Ana anlatı — belirsizlik olmadan gerilim

Sonu bildiğimiz hikâyede hâlâ gerilim duyabilir miyiz? Psikolog Richard Gerrig, 1989'da yayımladığı bir makalede bu soruyu sordu. Makalenin başlığı cevabı da taşıyordu: «Belirsizlik olmadan gerilim». Bu olgu araştırmacılar arasında «anormal gerilim» diye anılır: okurun, sonucu bildiği hâlde bir karakter için kaygılanması.

Bu, garip görünse de tanıdık bir deneyimdir. Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i, daha ilk sahne başlamadan, koro ağzından iki sevgilinin öleceğini söyler; yine de Juliet'in uyandığı mezar sahnesinde Romeo'nun biraz daha beklemesini dileriz. Hikâyenin içindeyken zihnimiz, karakterin bilmediklerini bilmemize rağmen, sanki her şey yeniden oluyormuş gibi davranır.

Bu fikrin çok eski bir tanığı var. Aristoteles, Poetika'da tragedya yazarlarının bilinen efsanelere bağlı kalmak zorunda olmadığını söylerken şunu ekler: bilinen konular bile yalnızca birkaç kişi tarafından bilinir, ama herkese haz verir. Yunan seyircisi Oidipus'un hikâyesini çoğunlukla biliyordu; oyunun gücü, sonun sürprizinden değil, oraya nasıl gidildiğinden geliyordu.

Yaygın yanlış«Gerilim yalnızca ne olacağını bilmediğimizde doğar» diye de düşünülür.
Doğrusu

Anormal gerilim olgusu, sonucu bildiğimiz hikâyelerde de karakter için kaygılanabildiğimizi gösterir; gerilimin bir kısmı belirsizlikten değil, karaktere bağlanmaktan ve olayların adım adım yaklaşmasından beslenir.

Metin anı

Sophokles'in Kral Oidipus'u, MÖ 5. yüzyılda Atina'da sahnelenmiş bir tragedya ve belki de edebiyatın en ünlü soruşturması. Teb kralı Oidipus, kentin üstüne çöken felaketin nedenini arar; araştırma, onun kendi doğumunun sırrına varır. Gerçeğe yaklaştıkça karısı İokaste, onun bu soruşturmayı bırakmasını ister. Oidipus reddeder. İokaste'nin son sözü şudur:

Ah mayst thou ne'er discover who thou art!

«Ah, kim olduğunu hiç öğrenemeyesin!» Ardından sahne, gerçeği bilen yaşlı çobana döner. Çoban susmak ister; Oidipus onu tehdit eder. Tam söylenecek sözün eşiğinde, ikisi arasında şu iki dize geçer:

I stand upon the perilous edge of speech.
And I of hearing, but I still must hear.

«Sözün tehlikeli kıyısında duruyorum.» «Ben de işitmenin; ama yine de işitmeliyim.»

«Yine de işitmeliyim.» Bu dize, merakın en çıplak hâli. Oidipus bilgi boşluğunun kenarında duruyor ve boşluğu kapatmanın bedelini sezse de duramıyor. Seyirci ise tuhaf bir yerde: çoğu, çobanın ne söyleyeceğini zaten biliyor. Yine de o iki dize arasında nefesini tutuyor. Merak burada karakterin, gerilim seyircinin tarafında. Oidipus bilmek istiyor; biz ise bildiğimiz şeyin onun başına gelmesini izlemekten korkuyoruz.

Cevap ve bağlantı

Neden sonunu merak ederiz? Loewenstein'a göre, bilgimizdeki bir boşluk görünür olduğunda onu kapatma isteği doğar; Kang ve ekibinin bulguları bu isteğin beklenen ödülle ilişkili beyin bölgeleriyle bağlantılı olduğunu ve öğrendiklerimizi daha iyi hatırlamamıza yardım ettiğini gösteriyor. Ama sonu bilmek hikâyeyi her zaman bozmaz: kısa öykülerle yapılan deneylerde sürprizbozan hazzı azaltmadı, ve anormal gerilim olgusu, sonucu bildiğimiz hâlde de kaygılanabildiğimizi gösteriyor.

Kral Oidipus bu ikisini bir arada sahneler. Karakter bilmek için yanıp tutuşurken seyirci, bildiği sonun gelişini izler. Belki de bir hikâyenin bizi en derinden bağladığı yer burası: ne olacağını bilmemek değil, olacak olanın adım adım yaklaşması.

Kapanış kancası

Merak bizi bir sonraki sayfaya iter; ama o sayfa neye basılı? Bugün pek çoğumuz hikâyeleri kâğıttan çok ekranda okuyoruz. Ekranda okumak, kâğıtta okumakla aynı mı? Bir sonraki ünite, derin okumanın ekranda kaybolup kaybolmadığı tartışmasına bakıyor.

Özet kartı

  1. Loewenstein'ın kuramına göre merak, dikkatimiz bilgimizdeki bir boşluğa yöneldiğinde doğar.
  2. Kang ve ekibinin çalışmasında merak, beklenen ödülle ilişkili beyin bölgelerindeki etkinlikle ve daha iyi hatırlamayla ilişkili çıktı.
  3. Merak bilmediğimizi öğrenme isteğidir; gerilim ise önemsediğimiz bir karakterin başına gelecek olana dair gergin beklentidir.
  4. Leavitt ve Christenfeld'in deneylerinde okurlar bozulmuş öyküleri daha çok beğendi; televizyon bölümleriyle yapılan bir deneyde ise sürprizbozan belli koşullarda hazzı azalttı.
  5. Anormal gerilim, sonucu bildiğimiz hâlde gerilim duymamızdır; Kral Oidipus seyircisi bunun en eski örneklerinden birini yaşar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Bilgi boşluğuInformation gapBildiğimiz ile bilmek istediğimiz arasındaki, merakı doğuran fark
GerilimSuspenseÖnemsenen bir karakterin başına gelecek olana dair gergin beklenti
SürprizbozanSpoilerHikâyenin sonu ya da dönemeci hakkında önceden verilen bilgi
Anormal gerilimAnomalous suspenseSonucu bilinen bir hikâyede yine de duyulan gerilim
Epistemik merakEpistemic curiosityBir sorunun cevabını ya da bir sırrın çözümünü öğrenme isteği

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Loewenstein'ın bilgi boşluğu kuramı merakı nasıl açıklar? Bu kuram bir romanın açılışı için ne önerir?
  2. (Kazanım 1) Kang ve ekibinin 2009 çalışması merak hakkında hangi üç bulguya ulaştı?
  3. (Kazanım 2) Merak ile gerilim arasındaki fark nedir? Her biri için bir örnek soru yazın.
  4. (Kazanım 3) Leavitt ve Christenfeld'in deneyleri ne buldu? Daniel ve Katz'ın çalışması bu bulguya hangi sınırı getirdi?
  5. (Kazanım 4) Kral Oidipus'ta çobanla Oidipus arasındaki iki dize merakı ve gerilimi nasıl ayrı taraflara yerleştirir? Anormal gerilim kavramı bu sahneyi nasıl açıklar?

Cevaplar

  1. Merak, dikkatimiz bildiğimiz ile bilmek istediğimiz arasındaki boşluğa yöneldiğinde doğar; eksik bilgi bir yoksunluk duygusu yaratır ve cevabı aramaya iter. Bir romanın açılışı okura bir boşluk göstermelidir: ne hiç bilgi vermeli ne de her şeyi hemen vermeli.
  2. Merak düzeyi, beklenen ödülle ilişkilendirilen kaudat bölgelerindeki etkinlikle ilişkiliydi; katılımcılar daha çok merak ettikleri soruların cevabı için daha çok jeton ya da bekleme süresi harcadı; yüksek merakla öğrenilen şaşırtıcı cevaplar bir iki hafta sonra daha iyi hatırlandı.
  3. Merak bilmediğimiz bir şeyi öğrenme isteğidir; gerilim önemsediğimiz bir karakterin başına gelecek olana dair gergin beklentidir. Merak sorusu: «Katil kim?» Gerilim sorusu: «Kahraman zamanında kaçabilecek mi?»
  4. On iki kısa öyküde katılımcılar, ironik sonlu ve polisiye öyküler dahil, sonu önceden anlatılmış sürümleri daha çok beğendi. Daniel ve Katz kısa öykülerde olumsuz bir etki bulmadı, ama tam uzunlukta televizyon bölümlerinde sürprizbozanın belli koşullarda hazzı azalttığını gösterdi; yani etki hikâyenin biçimine ve koşullara bağlıdır.
  5. Çoban «sözün tehlikeli kıyısında» durduğunu, Oidipus ise «yine de işitmeliyim» dediğini söyler: merak karakterin tarafındadır. Seyircinin çoğu sonucu bildiği için merakı değil gerilimi yaşar: bildiği sonun karakterin başına gelmesini izlemekten korkar. Anormal gerilim, sonucu bilmemize rağmen bu kaygıyı duyabilmemizi adlandırır.

Okuma

  • Sophokles, Kral Oidipus, İokaste'nin Oidipus'u durdurmaya çalıştığı sahneden çobanın itirafına kadar. Türkçe bir çevirisini bulup sahneyi yüksek sesle okuyun; soruların nasıl daraldığını izleyin.
  • Aristoteles, Poetika, 9. bölüm. Bilinen konuların neden hâlâ haz verdiğine dair cümleyi bağlamı içinde okuyun.
  • Jonathan Leavitt ve Nicholas Christenfeld, «Story spoilers don't spoil stories» (2011). İngilizce, üç sayfalık kısa bir rapor; hangi öykülerin kullanıldığını ve sürümlerin nasıl hazırlandığını not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: taş bir sahne, maskeli iki figür; kadın figür koşarak kapıdan çıkar. Yaşlı bir çoban sahneye getirilir. Seyirci sıralarında yüzler, çoğu zaten bilen bir ifadeyle.
  • 0:50–1:20 Büyük soru: bir komodin lambası altında açık bir kitap; saat gece yarısını geçer, sayfanın köşesi kalkar.
  • 1:20–2:30 Bağlam: iki sütun, «merak» ve «gerilim»; birinin altında bir anahtar deliği, ötekinin altında bir ipin üstünde yürüyen figür.
  • 2:30–4:30 Ana anlatı — bilgi boşluğu: bir yapboz, ortasında tek bir eksik parça; eksik parça parladıkça bir ok onu işaret eder. Ardından bir beyin şemasında küçük bir bölge ışıldar; jetonlar ve kum saati belirir.
  • 4:30–6:20 Ana anlatı — sürprizbozan: on iki kitap kapağı üç renkte gruplanır; her kapağın önüne küçük bir not kâğıdı yapışır. Yanında bir televizyon ekranı belirir ve üzerindeki çubuk hafifçe düşer.
  • 6:20–7:50 Ana anlatı — belirsizlik olmadan gerilim: bir perde açılır, koro figürü tek başına öne çıkar ve bir parşömen üzerinde «death-mark'd love» sözcükleri belirir; ardından bir papirüs üzerinde Aristoteles'in cümlesi belirir.
  • 7:50–9:50 Metin anı: sahne yeniden; İokaste'nin sözü ekranda belirir ve kapı kapanır. Çoban ile Oidipus karşı karşıya; iki dize sırayla, aralarında uzun bir sessizlikle belirir.
  • 9:50–10:30 Cevap ve kapanış: yapbozun eksik parçası yerine oturur ama ışık kararır; son karede aynı kitap bir tablet ekranına dönüşür.

Anlatıcı kuram bölümlerini canlı ve oyunbaz, Oidipus sahnesini ise alçak sesle, iki dize arasında uzun bir nefes bırakarak okur.

Telaffuz

  • George Loewenstein: «CORC LÖ-vın-stayn». Min Jeong Kang: «MİN CONG KANG».
  • Jonathan Leavitt: «CO-na-tın LE-vit». Nicholas Christenfeld: «Nİ-ko-las KRİS-tın-feld». Thomas Daniel: «TO-mas DEN-yıl». Jeffrey Katz: «CEF-ri KETS».
  • Richard Gerrig: «Rİ-çırd GE-rig». Francis Storr: «FRAN-sis STOR».
  • Sophokles: «SO-fok-les». Oidipus: «OY-di-pus». İokaste: «i-o-KAS-te». Teb: «TEB».