Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Zihin kuramı, başkalarının bizden farklı bilip inanabileceğini anlama becerisidir; yanlış inanç testleri bunu küçük hikâyelerle ölçer.
- Sally–Anne testi, Wimmer ve Perner'in 1983 çalışmasına dayanır ve adını 1985'te Baron-Cohen, Leslie ve Frith'in çalışmasından alır.
- Green ve Brock'a göre anlatıya taşınma, imge, duygulanım ve dikkat odağını birlikte içerir; hikâye kurmaca diye etiketlense de genellikle etkisini korur.
- Mar ve Oatley, kurmacayı sosyal dünyanın soyutlanmış ve sıkıştırılmış bir simülasyonu olarak görür.
- Emma'da okur, karakterlerin yanlış inançlarını birlikte izleyerek dramatik ironinin gerilimini yaşar.
Kazanımlar
- Zihin kuramını ve yanlış inanç testlerinin bu beceriyi nasıl ölçtüğünü açıklayabilir.
- Anlatıya taşınma kavramını ve Green ile Brock'un bu konudaki bulgularını tanımlayabilir.
- Kurmacanın sosyal dünyanın bir simülasyonu olduğu görüşünü değerlendirebilir.
- Austen'ın Emma romanında okurun birden çok karakterin zihnini aynı anda nasıl izlediğini gösterebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Masada iki bebek var: Sally ve Anne. Sally'nin bir sepeti, Anne'nin bir kutusu. Sally bir bilyeyi sepetine koyuyor ve odadan çıkıyor. O yokken Anne bilyeyi sepetten alıp kendi kutusuna saklıyor. Sally geri geliyor.
Karşısında oturan çocuğa tek bir soru soruluyor: «Sally bilyesini nerede arayacak?»
Bu, çok kısa bir hikâye. Ama doğru cevabı verebilmek için çocuğun bir şeyi kavraması gerekiyor: Sally'nin aklındaki dünya, masadaki dünyayla aynı değil.
Büyük soru
Bir romanı okurken bazen sayfanın, odanın, saatin farkına varmayız. Karakterlerin ne düşündüğünü, ne sakladığını, neyi bilmediğini izleriz. Bu içine çekilme nereden geliyor? Başkalarının zihnini okuma yeteneğimiz, kurmacada kaybolmamızla nasıl bir ilişki içinde?
Bağlam
Önceki ünitede beynin harfleri tanımayı nasıl öğrendiğini gördük. Ama okumak yalnızca harf tanımak değil. Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler de sonunda içinde insanların yaşadığı bir dünyaya dönüşür. Bu ünite, o dünyaya girdiğimizde zihnimizin ne yaptığına bakıyor.
Edebiyatın ne işe yaradığını sorduğumuz ünitede zihin kuramıyla, yani başkalarına kendi inançlarımızdan ayrı inançlar yükleyebilme becerisiyle kısaca karşılaşmıştık. Orada soru, edebi kurmacanın bu beceriyi geliştirip geliştirmediğiydi. Burada daha önceki bir soruyu soruyoruz: kurmaca okurken bu beceriyi nasıl kullanıyoruz?
Ana anlatı — yanlış inancı anlamak
Sally ile Anne'nin hikâyesi psikolojinin en bilinen testlerinden biridir. Kökeni, Heinz Wimmer ve Josef Perner'in 1983'te yayımladığı bir çalışmaya dayanır: küçük çocukların, bir başkasının yanlış bir inanca sahip olabileceğini ne zaman anladığını ölçen kuklalı hikâyeler. Simon Baron-Cohen, Alan Leslie ve Uta Frith, 1985'te bu düzeneği geliştirip ona Sally ve Anne'nin adını verdi.
Testi geçmek için çocuğun «Sepette» demesi gerekir. Bilye artık kutudadır; bunu çocuk bilir. Ama Sally bilmez, çünkü taşınırken odada değildi. Doğru cevap, çocuğun kendi bilgisini bir kenara koyup Sally'nin bakış açısından düşünmesini gerektirir. Daha küçük çocuklar ise çoğu zaman «Kutuda» der: kendi bildiklerini Sally'ye de yüklerler.
Bu test ilk bakışta edebiyatla ilgisiz görünür. Oysa aslında bir hikâyedir: bir karakter, bir olay, bir sır ve bir soru. Bir romanın büyük kısmı da böyle kurulur. Okur, kimin neyi bildiğini, kimin neyi yanlış bildiğini izler. Yanlış inanç, kurmacanın en eski motorlarından biridir.
Ana anlatı — bir hikâyenin içine taşınmak
Kurmacada kaybolma deneyimine psikologlar da ad vermeye çalıştı. Victor Nell'in 1988'de yayımlanan kitabı bu deneyimi adıyla anıyordu: Lost in a Book, yani kitapta kaybolmak. 2000'de Melanie Green ve Timothy Brock bu deneyime bir ad ve bir ölçek verdi: anlatıya taşınma.
Green ve Brock'a göre taşınma, bir hikâyenin içine çekilmektir ve üç şeyi birlikte içerir: zihinde imgeler kurmak, duygulanmak ve dikkati hikâyeye yoğunlaştırmak. Araştırmacılar okurların ne kadar taşındığını ölçen bir ölçek geliştirdiler ve dört deney yaptılar. Hikâyeye daha çok taşınan okurlar, hikâyeyle uyumlu inançlara daha fazla yakınlaştı ve kahramanları daha olumlu değerlendirdi. İkinci deneyde ilginç bir ayrıntı çıktı: çok taşınan okurlar, hikâyede daha az sayıda «yanlış nota», yani inandırıcı olmayan ayrıntı buldu.
Bir bulgu daha dikkat çekiciydi. Hikâyeyi «gerçek» ya da «kurmaca» diye etiketlemek, taşınmayı ve ondan doğan inançları genellikle değiştirmiyordu. Hikâyenin bizi içine alması, onun uydurulmuş olduğunu bilmemize rağmen işliyordu.
Yaygın yanlış«Bir hikâyede kaybolmak, zihnin kapanıp dinlendiği edilgen bir durumdur» diye düşünülür.
Green ve Brock'un tanımında taşınma, zihinde imge kurmayı, duygulanmayı ve dikkati yoğunlaştırmayı birlikte gerektiren etkin bir süreçtir.
Yaygın yanlış«Bir hikâyenin uydurulmuş olduğunu bilirsek bizi etkilemez» diye de düşünülür.
Aynı çalışmada, hikâyeyi gerçek ya da kurmaca diye etiketlemek, okurların taşınmasını ve hikâyeyle uyumlu inançlarını genellikle değiştirmedi.
Ana anlatı — kurmaca bir provadır
Bu içine çekilme ne işe yarıyor? Psikologlar Raymond Mar ve Keith Oatley, 2008'de yayımladıkları bir makalede bir cevap önerdi. Onlara göre kurmaca, psikolojinin uzun süre yalnızca eğlence sayıp görmezden geldiği bir şeydir; oysa daha önemli bir amacı vardır. Kurmaca, sosyal dünyanın modellerini ya da simülasyonlarını sunar. Bunu gerçek hayatı soyutlayarak, sadeleştirerek ve sıkıştırarak yapar.
Bu görüşte bir roman, bir uçuş simülatörüne benzer. Pilot simülatörde gerçek bir uçağı düşürmeden hata yapmayı öğrenir. Okur da bir romanda, gerçek bir insanı kırmadan, yanlış anlaşılmaları, gizli niyetleri, çatışan istekleri izler. Mar ve Oatley'e göre bu simülasyon, sosyal bilginin anlaşılmasını ve aktarılmasını kolaylaştırır ve bir tür deneyim yoluyla öğrenme sağlar.
Bu bir öneridir, kesin bir sonuç değil. Kurmacanın bizi gerçekten başkalarını daha iyi anlayan insanlara dönüştürüp dönüştürmediği, sonraki ünitenin tartışacağı açık bir sorudur. Ama öneri, kurmacada kaybolmanın neden bu kadar güçlü bir çekim olduğunu açıklamaya çalışır: insan, başka insanları anlamak zorunda olan bir türdür, ve kurmaca bu işi gerçek bir bedel ödemeden denemenin bir yoludur.
Metin anı
Kurmacanın bu işi nasıl yaptığını görmek için 1815'in sonunda yayımlanan bir romana bakalım: Jane Austen'ın Emma'sı. Emma Woodhouse, çevresindeki insanların duygularını okumakta kendine çok güvenir. Genç arkadaşı Harriet ile kasabanın papazı Mr. Elton'ı birbirine uygun bulur ve Elton'ın Harriet'e âşık olduğuna inanır.
Bir davete giderken eniştesi John Knightley ona başka bir ihtimali söyler: Elton'ın asıl ilgisi Emma'nın kendisine olabilir. Emma şaşırır, güler, ona yanıldığını söyler ve yürümeye devam eder. Anlatıcı, o sırada Emma'nın aklından geçenleri şöyle verir:
amusing herself in the consideration of the blunders which often arise from a partial knowledge of circumstances, of the mistakes which people of high pretensions to judgment are for ever falling into
«Koşulların yarım bilinmesinden sıklıkla doğan gaflar ile yargı gücü konusunda iddialı insanların sürekli düştüğü hatalar üzerine düşünerek eğleniyordu.» Emma, eniştesinin hata yaptığını düşünüyor. Oysa yanılan kendisi. Aynı gece dönüş yolunda, arabada Elton ona açılır. Ertesi bölümde, yalnız kaldığında Emma nerede yanıldığını anlamaya çalışır:
She had taken up the idea, she supposed, and made every thing bend to it.
«Bir fikre kapılmış, diye düşündü, ve her şeyi ona göre bükmüştü.»
Bu sahnede okur kaç zihni aynı anda izliyor? Emma'nın inancını, Elton'ın gerçek niyetini, John Knightley'nin tahminini ve Emma'nın, eniştesinin yanıldığına dair inancını. İlk cümlede ince bir alay var: Emma, başkalarının yarım bilgiden doğan hatalarına gülerken kendi yanlış inancının tam ortasında duruyor. Okur bunu, Emma'nın henüz göremediği bir yerden görebilir.
Sally'nin bilyesiyle Emma'nın yanılgısı aynı yapıyı taşıyor. İkisinde de bir karakter dünyanın bir parçasını yanlış biliyor ve okur bu farkı izleyerek hikâyeye bağlanıyor.
Cevap ve bağlantı
Kurmacada kaybolmamızın arkasında ne var? Önce, bir başkasının bizden farklı bilip inanabileceğini kavramamızı sağlayan zihin kuramı. Yanlış inanç testleri, bu becerinin çocuklukta nasıl ortaya çıktığını küçük bir hikâyeyle ölçer. Sonra anlatıya taşınma: imgelerle, duygularla ve dikkatle bir hikâyenin içine çekilmek. Green ve Brock, bunun hikâyenin kurmaca olduğunu bilsek de işlediğini gösterdi. Son olarak, Mar ve Oatley'in önerisine göre kurmaca, sosyal dünyanın bir simülasyonu olarak başka insanları anlamayı denediğimiz bir alandır.
Emma'nın arabadaki yanılgısı bütün bunları bir arada gösteriyor: okur birden çok zihni izler, karakterin göremediğini görür ve bu farkın gerilimiyle sayfayı çevirir.
Kapanış kancası
Ama bu provanın gerçek hayata bir etkisi var mı? Bir romanın içinde başkalarının zihnini izlemek, bizi gerçek insanlara karşı daha anlayışlı yapıyor mu? Bu iddianın arkasında deneyler, tekrarlama girişimleri ve süren bir tartışma var. Bir sonraki ünite, kanıtın ne dediğine yakından bakıyor.
Özet kartı
- Zihin kuramı, başkalarının bizden farklı bilip inanabileceğini anlama becerisidir; yanlış inanç testleri bunu küçük hikâyelerle ölçer.
- Sally–Anne testi, Wimmer ve Perner'in 1983 çalışmasına dayanır ve adını 1985'te Baron-Cohen, Leslie ve Frith'in çalışmasından alır.
- Green ve Brock'a göre anlatıya taşınma, imge, duygulanım ve dikkat odağını birlikte içerir; hikâye kurmaca diye etiketlense de genellikle etkisini korur.
- Mar ve Oatley, kurmacayı sosyal dünyanın soyutlanmış ve sıkıştırılmış bir simülasyonu olarak görür.
- Emma'da okur, karakterlerin yanlış inançlarını birlikte izleyerek dramatik ironinin gerilimini yaşar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Zihin kuramı | Theory of mind | Başkasının inanç ve bilgisini kendi bildiklerimizden ayırarak tahmin etme yeteneği |
| Yanlış inanç | False belief | Bir kişinin gerçekle uyuşmayan inancı; anlaşılması bakış açısı ayrımı gerektirir |
| Anlatıya taşınma | Narrative transportation | İmge, duygu ve dikkatle bir hikâyenin içine çekilme |
| Sosyal simülasyon | Social simulation | Kurmacanın sosyal ilişkileri sadeleştirilmiş bir model olarak sunması |
| Dramatik ironi | Dramatic irony | Okurun bir karakterin bilmediğini bilmesinden doğan gerilim |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Sally–Anne testinde çocuğa hangi soru sorulur ve doğru cevap neden zihin kuramı gerektirir?
- (Kazanım 1) Yanlış inanç testleri neden aynı zamanda birer hikâye sayılabilir?
- (Kazanım 2) Green ve Brock'a göre anlatıya taşınma hangi üç şeyi içerir ve hikâyeyi kurmaca diye etiketlemenin etkisi hakkında ne buldular?
- (Kazanım 3) Mar ve Oatley kurmacanın işlevini nasıl tanımlar? Bu görüşün sınırı nedir?
- (Kazanım 4) Emma'daki araba sahnesi öncesinde ve sonrasında okur hangi karakterlerin zihnini izler ve dramatik ironi nerede doğar?
Cevaplar
- Çocuğa «Sally bilyesini nerede arayacak?» diye sorulur. Bilye kutudadır, ama Sally bilyenin taşındığını görmediği için onu sepette arayacaktır. Doğru cevap, çocuğun kendi bilgisini bir kenara koyup Sally'nin farklı ve yanlış bir inanca sahip olduğunu kavramasını gerektirir.
- Çünkü bir karakter, bir olay, bir sır ve bir soru içerirler. Romanlar da çoğunlukla kimin neyi bildiği ve kimin neyi yanlış bildiği üzerine kurulur; okur bu farkı izler.
- İmge kurmak, duygulanmak ve dikkati hikâyeye yoğunlaştırmak. Hikâyeyi gerçek ya da kurmaca diye etiketlemek, taşınmayı ve hikâyeyle uyumlu inançları genellikle değiştirmedi.
- Kurmacayı, sosyal dünyanın soyutlama, sadeleştirme ve sıkıştırma yoluyla kurulmuş bir simülasyonu olarak tanımlarlar; bu simülasyon sosyal bilgiyi anlamayı kolaylaştırır ve deneyim yoluyla öğrenme sağlar. Sınırı, bunun bir öneri olmasıdır: kurmacanın okuru gerçekten daha anlayışlı yapıp yapmadığı ayrıca sınanması gereken açık bir sorudur.
- Emma'nın Elton'ın Harriet'e âşık olduğu inancını, Elton'ın gerçek niyetini, John Knightley'nin tahminini ve Emma'nın eniştesinin yanıldığına dair inancını. Emma başkalarının yarım bilgiden doğan hatalarına gülerken kendisi yanlış bir inancın içindedir; okurun bunu sezmesi dramatik ironiyi doğurur.
Okuma
- Jane Austen, Emma, I. cilt, XIII.–XVI. bölümler. Elinizdeki baskıda John Knightley'nin uyarısından Emma'nın yalnız kaldığı geceye kadar okuyun; her sahnede kimin neyi bilmediğini not edin.
- Dersin ana kitabı olan Wolf'un Proust ve Mürekkep Balığı adlı çalışmasında okurun metinle kurduğu bağı anlatan bölümler.
- Raymond A. Mar ve Keith Oatley, «The Function of Fiction is the Abstraction and Simulation of Social Experience» (2008), makale özeti. İngilizce; «soyutlama», «sadeleştirme» ve «sıkıştırma» kavramlarını not edin.