İçeriğe geç

Ünite EDB-005-03 · Seviye 0 — Keşif

Mahkemedeki romanlar

EDB-005 Edebiyat ve Toplum

1.814 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • müstehcenlik
  • genel ahlak
  • edebî değer
  • bütünlük ilkesi
  • beraat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. 1857'de Flaubert, Madame Bovary nedeniyle yargılandı; savcı Pinard romanı «zinanın şiiri» diye suçladı.
  2. Mahkeme 7 Şubat 1857'de beraat kararı verdi; eseri kınadı ama uzun ve ciddi biçimde çalışılmış olmasını ve suçlanan pasajların bütüne göre az olmasını gerekçe gösterdi.
  3. Yargıç Woolsey 6 Aralık 1933'te Ulysses'in bütün olarak okunduğunda müstehcen olmadığına karar verdi: «biraz kusturucu» ama şehvet uyandırmayan bir eser.
  4. TCK 226/7, çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla sanatsal ve edebî değeri olan eserleri müstehcenlik hükümlerinin dışında tutar.
  5. Apollinaire çevirisi davasında yerel mahkemenin beraat kararı 2013'te Yargıtay'ca bozuldu; edebî değere kimin karar vereceği sorusu açık kalıyor.

Kazanımlar

  • Madame Bovary davasında iddianın ve mahkeme kararının gerekçelerini metinlerden örnekle açıklayabilir.
  • Yargıç Woolsey'in Ulysses kararındaki «bütün olarak okuma» ölçütünü tanımlayabilir.
  • Türk Ceza Kanunu'nun müstehcenlik maddesindeki edebî değer istisnasını ve bununla ilgili bir davayı anlatabilir.
  • Bir mahkemenin «edebî değer» hakkında karar vermesinin doğurduğu soruları tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Paris, 1857 kışı. Bir ceza mahkemesinde savcı ayağa kalkıyor ve bir romandan pasajlar okuyor. Sanık sandalyesinde otuz beş yaşında bir yazar oturuyor: Gustave Flaubert. Yanında romanı yayımlayan derginin yöneticisi ve matbaacısı var. Suçlama: kamu ahlakına, dine ve genel adaba hakaret.

Savcı Ernest Pinard, romanın kahramanı Emma Bovary'nin sadakatsizliğinden sonra nasıl daha da güzelleştiğini anlatan sayfaları okuyor ve yargıçlara dönüp şöyle diyor: yazarın bize gösterdiği şey, zinanın şiiridir.

Büyük soru

Bir roman nasıl sanık sandalyesine oturur? Ve bir mahkeme, bir kitabın edebiyat mı yoksa ahlaka aykırı bir yayın mı olduğuna nasıl karar verir? Bu kararı vermek bir yargıcın işi midir?

Bağlam

Bir önceki ünitede sansürün memur masasında ve fermanla işlediğini gördük. Bu ünitede sansür başka bir yere, mahkeme salonuna taşınıyor. Burada karar bir memurun keyfine değil, bir yasaya, bir iddianameye ve bir savunmaya dayanır. Savcı ile avukat aynı romanın sayfalarını açar ve farklı şeyler okur.

Mahkemeye düşen romanların çoğu «müstehcenlik» ya da «genel ahlaka aykırılık» suçlamasıyla yargılanmıştır. Bu kavramların sınırı ise hep tartışmalı olmuştur; ve tartışma çoğu zaman aynı soruya çıkar: edebî değer bir savunma olabilir mi?

Ana anlatı — Paris, 1857: kınamalı beraat

Pinard'ın iddianamesi romanı sayfa sayfa gezer. Emma'nın manastırdaki gençliğinden intiharına kadar belli sahneleri seçer ve bunların genel tonunu şehvetli bulur. Flaubert'in avukatı Jules Sénard ise romanın bütününe bakılmasını ister: kitap, sonunda felakete sürüklenen bir kadının hikâyesidir ve ahlaki bir amacı vardır.

7 Şubat 1857'de mahkeme kararını açıklar. Flaubert ve diğer sanıklar beraat eder. Ama karar bir övgü değildir. Mahkeme, suçlanan pasajların «iyi zevkin reddettiği» imgeler taşıdığını ve eserin «sert bir kınamayı» hak ettiğini yazar. Beraatin gerekçesi başka yerdedir: eserin uzun ve ciddi biçimde çalışılmış olması ve suçlanan pasajların kitabın bütünüyle karşılaştırıldığında az olması.

Ana anlatı — New York, 1933: kusturucu ama şehvet uyandırmayan

Yetmiş altı yıl sonra benzer bir soru New York'ta bir federal mahkemenin önüne geldi. James Joyce'un 1922'de Paris'te yayımlanan Ulysses'i ABD'de uzun süre müstehcen sayılmış, gümrükte el konulabilen bir kitaptı. 1932'de Random House yayınevi yasağı mahkemede sınamak için bir plan yaptı: Fransa'da basılmış bir nüshayı getirtip gümrükte el konulmasını sağlayacaktı. Ama gemi limana vardığında gümrük kitaba el koymadı. Yayınevinin avukatı Morris Ernst açılmamış paketi alıp gümrüğe kendisi götürdü ve el konulmasını istedi; dava ancak böyle açılabildi.

Yargıç John M. Woolsey, 6 Aralık 1933'te kararını verdi. Kitabı bütün olarak okuduğunu, bir kitabın müstehcen olup olmadığının sıradan bir okur üzerindeki etkisine göre ölçülmesi gerektiğini yazdı ve iki cümlesiyle hatırlandı:

But in "Ulysses," in spite of its unusual frankness, I do not detect anywhere the leer of the sensualist.
whilst in many places the effect of "Ulysses" on the reader undoubtedly is somewhat emetic, nowhere does it tend to be an aphrodisiac.

«Ulysses'te, olağandışı açıklığına rağmen, hiçbir yerde şehvet düşkününün sırıtışını görmüyorum.» Ve: «Ulysses'in okur üzerindeki etkisi birçok yerde kuşkusuz biraz kusturucudur, ama hiçbir yerde şehvet uyandırmaya yönelmez.»

Karar yayımlanınca Random House kitabı hemen dizmeye başladı; Ulysses İngilizce konuşulan bir ülkede ilk kez yasal olarak basıldı. Woolsey'in kararı, Paris'teki mahkemenin 1857'de gerekçesine koyduğu fikri bir ölçüte dönüştürmüştü: bir eser, cümleleriyle değil bütünüyle yargılanmalıdır.

Ana anlatı — Türkiye: yasadaki istisna

Türk hukukunda bu tartışmanın bir yasal karşılığı var. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun müstehcenliği düzenleyen 226. maddesinin yedinci fıkrasına göre madde hükümleri bilimsel eserlere ve, çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebî değeri olan eserlere uygulanmaz. Yani yasa, edebî değeri bir savunma olarak açıkça tanır.

Ama bir eserin edebî değeri olup olmadığına kim karar verecek? Bu soru, Fransız şair Guillaume Apollinaire'in Genç Bir Don Juan'ın Maceraları adlı kitabının Türkçe çevirisiyle mahkemeye taşındı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, yayıncı İrfan Sancı ile çevirmen İsmail Yerguz'u beraat ettirdi. Ağustos 2013'te Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu beraat kararını oy birliğiyle bozdu. Türkiye Yayıncılar Birliği karara tepki gösterdi ve Apollinaire gibi dünyaca tanınan bir şairin eserlerinin edebî niteliğinin yargı kurumlarınca sorgulanmasını yadırgatıcı buldu.

Yaygın yanlış«Edebî değer istisnası yasaya girdiğine göre, tanınmış bir yazarın kitabı artık mahkemeye düşmez» diye düşünülür.
Doğrusu

Yasa istisnayı tanır, ama bir eserin «edebî değeri olan» bir eser olup olmadığına yine bir mahkeme karar verir. 1857 Paris'inden 2013 İstanbul'una uzanan davalar, sorunun yasayla kapanmadığını, her davada yeniden sorulduğunu gösteriyor.

Metin anı

Paris mahkemesinin kararı, bir yargıcın edebiyat hakkında ne düşündüğünü gösteren nadir belgelerden biri. Kararın bir yerinde mahkeme, edebiyatın görevini tanımlar:

la mission de la littérature doit être d'orner et de récréer l'esprit en élevant l'intelligence et en épurant les mœurs

«Edebiyatın görevi, zekâyı yükselterek ve ahlakı arındırarak zihni süslemek ve dinlendirmek olmalıdır.» Birkaç satır sonra ise beraatin gerekçesini yazar:

l'ouvrage dont Flaubert est l'auteur est une œuvre qui paraît avoir été longuement et sérieusement travaillée, au point de vue littéraire et de l'étude des caractères

«Flaubert'in yazarı olduğu eser, edebî açıdan ve karakterlerin incelenmesi bakımından uzun uzun ve ciddiyetle çalışılmış bir eser gibi görünmektedir.»

İki cümle yan yana okunduğunda tuhaf bir tablo çıkar. İlki, eski bir ölçüyle konuşur: edebiyat ahlakı arındırmalıdır. Roman bu ölçüye uymadığı için «sert bir kınamayı» hak eder. İkincisi ise yeni bir ölçüye kapı aralar: eser ciddi bir emekle, edebî bir amaçla yazılmıştır. Mahkeme, romanı sevmediğini söylerken onun bir sanat eseri olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.

Beraat kararı bu ikinci ölçüye dayanır. Yetmiş altı yıl sonra Woolsey bunu kesin bir kurala dönüştürecek, Türk yasası da yüz elli yıl sonra onu bir istisna olarak metnine yazacaktı.

Cevap ve bağlantı

Bir roman, çoğu zaman belli pasajları yüzünden sanık sandalyesine oturur. Savcı o pasajları okur; savunma ise bütünü okumaya çağırır. 1857 Paris'inde mahkeme bütüne bakarak beraat kararı verdi ama kınamasını da ekledi; 1933 New York'unda Woolsey bütünü okuma ilkesini açıkça koydu; Türk Ceza Kanunu edebî değeri bir istisna olarak tanıdı.

Ama asıl soru açık kalıyor: edebî değere kim karar verir? Mahkemeler bu soruyu yanıtlamak zorunda kalır, çünkü önlerindeki dosya onu sorar. Edebiyat tarihi ise çoğu zaman mahkemelerden farklı bir hüküm verir: bugün Madame Bovary ve Ulysses, suçlandıkları pasajlar yüzünden değil, bütünleri yüzünden dünyanın her yerinde okunuyor.

Kapanış kancası

Mahkemeler bazen bir kitabın edebiyat olup olmadığına karar verir; ama bir kitabı yüceltmeye karar veren kurumlar da vardır. Her yıl bir kurul, dünyanın dört bir yanındaki yazarların arasından birini seçip ona en ünlü edebiyat ödülünü verir. Bu seçim nasıl yapılır ve neden her yıl tartışılır? Bir sonraki ünite, edebiyat ödüllerine ve Nobel'e bakıyor.

Özet kartı

  1. 1857'de Flaubert, Madame Bovary nedeniyle yargılandı; savcı Pinard romanı «zinanın şiiri» diye suçladı.
  2. Mahkeme 7 Şubat 1857'de beraat kararı verdi; eseri kınadı ama uzun ve ciddi biçimde çalışılmış olmasını ve suçlanan pasajların bütüne göre az olmasını gerekçe gösterdi.
  3. Yargıç Woolsey 6 Aralık 1933'te Ulysses'in bütün olarak okunduğunda müstehcen olmadığına karar verdi: «biraz kusturucu» ama şehvet uyandırmayan bir eser.
  4. TCK 226/7, çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla sanatsal ve edebî değeri olan eserleri müstehcenlik hükümlerinin dışında tutar.
  5. Apollinaire çevirisi davasında yerel mahkemenin beraat kararı 2013'te Yargıtay'ca bozuldu; edebî değere kimin karar vereceği sorusu açık kalıyor.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MüstehcenlikObscenityCinsel içeriğin yasaya ya da toplumsal ölçütlere göre ahlaka aykırı bulunarak suç sayılması
Genel ahlakPublic moralsBir toplumda yaygın kabul gören ahlak anlayışını korumayı amaçlayan hukuki kavram
Edebî değerLiterary meritBir eserin sanatsal niteliği; bazı yasalarda müstehcenlik suçlamasına karşı bir istisna
Bütünlük ilkesiWhole-work principleBir eserin tek pasajlara göre değil bütününe göre değerlendirilmesi
BeraatAcquittalSanığın mahkemece suçsuz bulunarak aklanması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Savcı Pinard Madame Bovary'yi hangi gerekçeyle suçladı?
  2. (Kazanım 1) Paris mahkemesi 1857'de hangi gerekçelerle beraat kararı verdi ve bu karar neden aynı zamanda bir kınama içerir?
  3. (Kazanım 2) Yargıç Woolsey Ulysses'i hangi ölçüte göre değerlendirdi ve hangi sonuca vardı?
  4. (Kazanım 3) TCK 226/7 neyi düzenler ve Apollinaire çevirisi davası bu düzenleme hakkında ne gösterir?
  5. (Kazanım 4) Bir mahkemenin «edebî değer» hakkında karar vermesi hangi soruları doğurur?

Cevaplar

  1. Pinard, romanın belli sahnelerinin genel tonunu şehvetli bulduğunu söyledi; Emma'nın sadakatsizliğinden sonra daha da güzelleştiğini anlatan sayfaları okuyarak yazarın gösterdiği şeyin «zinanın şiiri» olduğunu ileri sürdü ve eseri kamu ahlakına, dine ve genel adaba hakaretle suçladı.
  2. Mahkeme, eserin edebî açıdan ve karakter incelemesi bakımından uzun ve ciddiyetle çalışıldığını ve suçlanan pasajların eserin bütünüyle karşılaştırıldığında az olduğunu gerekçe gösterdi. Ama aynı kararda suçlanan pasajların iyi zevkin reddettiği imgeler taşıdığını ve eserin sert bir kınamayı hak ettiğini yazdı; yani beraat bir övgü değildi.
  3. Kitabı bütün olarak okudu ve bir eserin müstehcenliğinin sıradan bir okur üzerindeki etkisine göre ölçülmesi gerektiğini düşündü. Ulysses'te hiçbir yerde «şehvet düşkününün sırıtışını» görmediğini, kitabın bazı yerlerde «biraz kusturucu» olsa da hiçbir yerde şehvet uyandırmaya yönelmediğini yazdı ve müstehcen olmadığına karar verdi.
  4. Madde hükümlerinin bilimsel eserlere ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla sanatsal ve edebî değeri olan eserlere uygulanmayacağını düzenler. Apollinaire çevirisi davasında yerel mahkeme beraat kararı verdi, ama Yargıtay bu kararı bozdu; bu, istisnanın var olmasına rağmen bir eserin edebî değeri olup olmadığına yine mahkemelerin karar verdiğini gösterir.
  5. Edebî değerin kim tarafından ve hangi ölçütle belirleneceği sorusunu doğurur: bir yargıç eserin bütününe mi, belli pasajlarına mı bakacak; edebiyat eleştirisinin ve okurların görüşü ne kadar hesaba katılacak? Edebiyat tarihi de çoğu zaman mahkemelerden farklı bir hüküm verir.

Okuma

  • Gustave Flaubert, Madame Bovary. Türkçe tam bir çeviride, savcının suçladığı sahnelerden birini ve romanın son bölümünü okuyun; bütünlük ilkesini bu iki okumayla deneyin.
  • JSTOR Daily, «Ulysses Obscenity Decision: Annotated» (İngilizce, çevrimiçi). Woolsey'in kararının tamamını açıklamalarla okuyun.
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, madde 226. Maddeyi baştan sona okuyun ve yedinci fıkranın hangi fıkraları kapsamadığını not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: 19. yüzyıl Paris'inde bir mahkeme salonu; savcı elinde bir derginin sayfalarıyla ayağa kalkar. Sanık sıralarında üç adam. Savcının sözleri havada bir cümleye dönüşür: «la poésie de l'adultère».
  • 0:50–1:10 Büyük soru: bir roman sanık sandalyesine yerleştirilir; karşısında bir terazi.
  • 1:10–2:00 Bağlam: bir memur masası sahneden çekilir, yerine kürsü, savcı ve avukat masaları gelir; aynı kitabın iki farklı sayfası iki ayrı ışıkla aydınlanır.
  • 2:00–3:40 Ana anlatı — Paris: savcı tek tek sayfalar seçer; avukat kitabı kapatıp bütün olarak kaldırır. Karar metni belirir; «acquitte» ve «blâme sévère» sözcükleri aynı anda parlar.
  • 3:40–5:20 Ana anlatı — New York: bir gümrük masasında bir kitap; bir yargıç kitabı baştan sona okur, sayfalar hızla döner. İki cümle kinetik yazıyla, «emetic» ve «aphrodisiac» karşı karşıya.
  • 5:20–6:50 Ana anlatı — Türkiye: bir yasa metninde 226. madde, yedinci fıkra vurgulanır; ardından iki mahkeme binası arasında bir karar dosyası gidip gelir.
  • 6:50–8:50 Metin anı: 1857 tarihli gazete sayfasında karar metni; iki cümle iki ayrı renkle: biri eski ölçü, biri yeni ölçü. Terazinin kefeleri bir süre dengede kalır.
  • 8:50–9:40 Cevap ve kapanış: bugünün kitapçı rafında Madame Bovary ve Ulysses; son karede bir ödül madalyası ve bir kurul masası.

Anlatıcı savcının iddiasını tiyatral bir vurguyla, mahkeme kararlarını ise ağır ve resmî bir tonla okur.

Telaffuz

  • Ernest Pinard: «er-NEST pi-NAR». Jules Sénard: «JÜL se-NAR». Laurent-Pichat: «lo-RAN pi-ŞA». Revue de Paris: «rö-VÜ dö pa-Rİ».
  • La poésie de l'adultère: «la po-e-Zİ dö la-dül-TER». Gazette des tribunaux: «ga-ZET de tri-bü-NO».
  • James Joyce: «CEYMZ COYS». John M. Woolsey: «CON VUL-zi». Ulysses: «yu-Lİ-siz». Random House: «REN-dım HAUS».
  • Guillaume Apollinaire: «gi-YOM a-po-li-NER». İsmail Yerguz: «is-ma-İL yer-GÜZ».