Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 1 Nisan 1873'te Vatan yahut Silistre'nin temsili büyük tezahürata yol açtı; birkaç gün içinde İbret kapatıldı ve Namık Kemal mahkemesiz sürgüne gönderildi.
- Mart 1867'de Namık Kemal'in bir makalesinin ardından basını sıkı kayıtlara bağlayan Kararnâme-i Âlî yayımlandı; Yeni Osmanlılar Avrupa'ya geçti.
- II. Abdülhamid döneminde koyu bir sansüre rağmen kitap, dergi ve gazete sayısı büyük ölçüde arttı; sansür yazıyı çoğu zaman yok etmek yerine yönlendirir.
- 24 Temmuz 1908'de İstanbul gazeteleri sansür memurlarını içeri almadı; gün 1948'de Basın Bayramı, 1971'de Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü oldu.
- Namık Kemal «Hürriyet Kasidesi»nde hürriyetin zulümle yok edilemeyeceğini, çünkü insanın anlama yetisinde yaşadığını söyler.
Kazanımlar
- Osmanlı'da basın ve edebiyat üzerindeki denetimin başlıca dönüm noktalarını tarihleriyle sıralayabilir.
- Vatan yahut Silistre'nin temsili ve ardından gelen sürgünü belgelere dayanarak anlatabilir.
- 24 Temmuz 1908'in basın tarihindeki yerini ve bugüne uzanan anlamını açıklayabilir.
- Sansürün bir metni yok etmekten çok onun dolaşımını denetlemeye çalıştığını örneklerle tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
İstanbul, 1 Nisan 1873, Salı gecesi. Gedik Paşa Tiyatrosu tıklım tıklım. Sahnede Namık Kemal'in ilk oyunu oynanıyor: Vatan yahut Silistre. Salonda bir ses yükseliyor ve giderek büyüyor: «Yaşasın vatan! Yaşasın Kemal!» Tezahürat sokağa taşıyor. Gece yarısı, ellerinde fenerlerle bir kalabalık yazarı bulmak için yola düşüyor, Unkapanı Köprüsü'nü geçiyor, gazetenin idarehanesine kadar yürüyor.
Dört gün sonra hükümet, Namık Kemal'in yazdığı İbret gazetesini bir daha çıkmamak üzere kapatıyor. Bir gün sonra, 6 Nisan'da, Kemal ve gazetenin önde gelen yazarları tiyatrodayken tutuklanıyor. Mahkemeye çıkarılmadan, 9 Nisan tarihli bir fermanla, sürgün yerlerine gönderiliyorlar. Namık Kemal'in yolu Kıbrıs'ta Magosa'ya çıkıyor ve orada otuz sekiz ay kalıyor.
Büyük soru
Önceki ünitede kitapların ateşe atıldığı geceleri gördük. Ama bir yazıyı susturmanın çok daha sessiz yolları vardır: bir gazeteyi kapatmak, bir yazarı uzağa göndermek, bir kitabın basımını izne bağlamak. Sansür neyi hedefler ve bir toplumda edebiyat nasıl susturulur?
Bağlam
Sansür, iktidarın yazıyla okur arasına girmesidir: neyin basılacağına, neyin dağıtılacağına, kimin neyi okuyabileceğine bir otorite karar verir. İki temel biçimi vardır. Ön denetimde metin yayımlanmadan önce bir memura gösterilir; memur izin verirse basılır. Sonradan denetimde metin yayımlanır, ama yazarı ve yayıncısı cezalandırılabilir, gazete kapatılabilir.
Osmanlı'da matbaa ve gazete on dokuzuncu yüzyılda yaygınlaştıkça, iktidar ile yazı arasındaki ilişki de yeni bir biçim aldı. Bu ünite o ilişkinin dönüm noktalarını izliyor.
Ana anlatı — bir makale ve bir kararname
Namık Kemal'in sansürle karşılaşması 1873'ten önce başlamıştı. 10 Mart 1867'de Tasvîr-i Efkâr gazetesinde Girit olaylarıyla ilgili «Şark Meselesi» başlıklı bir makalesi çıktı. İslâm Ansiklopedisi'ne göre hükümetin siyasetine dokunan bu yazının yayımından dört gün sonra, basını çok sıkı kayıtlar altına alan ve «Kararnâme-i Âlî» adıyla bilinen bir tebliğ yayımlandı. Namık Kemal gazetede yazmaktan menedildi; aynı dönemde Ali Suâvi tutuklanıp sürüldü. Kısa süre sonra Namık Kemal, Ziyâ Paşa ve Ali Suâvi gibi aydınlar Avrupa'ya geçti ve orada «Yeni Osmanlılar» adıyla tanındılar.
Ana anlatı — koyu sansür, artan yayın
II. Abdülhamid'in uzun saltanatı (1876–1909), Türk basın tarihinde sansürün en çok anıldığı dönemdir. Cevdet Küçük'ün padişah üzerine yazdığı ansiklopedi maddesi, onun Avrupa'da yapılan ve devleti bölücü saydığı yayınlara karşı sıkı bir sansür uyguladığını belirtir. Ama aynı madde bir paradoksa da dikkat çeker: koyu bir sansür uygulandığı hâlde, yayın çalışmaları bizzat desteklendiği için kitap, dergi ve gazete sayısında büyük artışlar oldu.
Bu paradoks sansürün doğasını gösterir. Sansür çoğu zaman yazıyı ortadan kaldırmayı değil, onu yönlendirmeyi amaçlar. Hangi konuların yazılabileceği, hangilerinin yazılamayacağı belirlenir; ama yazının kendisi, hatta çoğu zaman artarak, sürer. Yazarlar da bu sınırlar içinde, dolaylı anlatımlar ve iması yoğun bir dil geliştirerek yazmayı öğrenir.
Yaygın yanlış«Sansür en çok yazı yok edildiğinde işe yarar» diye düşünülür.
Abdülhamid dönemi bunun tersini gösterir: yayın sayısı artarken sansür de işler. Sansürün asıl hedefi çoğu zaman metnin varlığı değil, dolaşımıdır: kimin neyi, ne zaman, hangi dille okuyabileceği.
Ana anlatı — 24 Temmuz 1908
Bu uzun dönemin sonu bir gazete kararıyla geldi. II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 günü İstanbul'da çıkan gazeteler, sansür memurlarını içeri almama ve gazetelerini sansüre göndermeden basma kararı verdi. Gazeteler böylece, yazılarını önceden bir memura göstermeden basmaya başladı.
Bu gün Türkiye'de uzun süre bir bayram olarak anıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1948'de 24 Temmuz'u Basın Bayramı ilan etti. Ama 1971'de gün «bayram» olmaktan çıkarıldı ve adı «Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü» olarak değiştirildi. Ad değişikliği bir şey söylüyordu: sansürün kalkışı tek bir günde tamamlanmış bir zafer değil, sürekli yenilenmesi gereken bir mücadeleydi.
Metin anı
Sansür, Namık Kemal'i susturamadı. En ünlü şiirlerinden biri, bugün «Hürriyet Kasidesi» adıyla bilinen uzun manzume, İslâm Ansiklopedisi'ne göre «Besâlet-i Osmâniyye ve Hamiyyet-i İnsâniyye» başlığıyla 2 Haziran 1876'da Vakit gazetesinde yayımlandı. Kasidede sansür ve sürgün tecrübesinden geçmiş bir şairin sesiyle şu beyit yer alır:
Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten
Bugünün Türkçesiyle: Zulümle, haksızlıkla hürriyeti yok etmek ne mümkün; gücün yetiyorsa, insanlıktan anlama yetisini kaldırmaya çalış.
Beyitte bir meydan okuma var, ama aynı zamanda sansür üzerine kısa bir düşünce de. Şaire göre hürriyet dışarıdan verilip alınabilecek bir şey değil; insanın «idrâk»inde, yani anlama yetisindedir. Onu yok etmek isteyen, insanın düşünme gücünü yok etmek zorundadır ve bu mümkün değildir.
İlk dizede «zulm» ve «bîdâd», ikinci dizede «idrâk» ve «âdemiyet» karşı karşıya gelir: bir yanda iktidarın araçları, öbür yanda insanın kendisi. Sansürün tarihi, bir anlamda bu iki dize arasındaki gerilimin tarihidir.
Cevap ve bağlantı
Bir toplumda edebiyat nasıl susturulur? Bu ünitedeki örnekler birkaç yol gösteriyor: bir gazeteyi kapatmak, bir yazarı yazmaktan menetmek, onu mahkemesiz sürgüne göndermek, yayınları önceden bir memurun onayına bağlamak. Ama aynı örnekler sansürün sınırlarını da gösteriyor: yasaklanan yazarlar Avrupa'da yazmaya devam etti, sansürün en koyu olduğu dönemde yayın sayısı arttı, bir gün gazeteler sansür memurlarını kapıda bıraktı.
Sansür metinleri çoğu zaman yok edemez; ama onların dolaşımını, kimin okuyabileceğini ve hangi dille yazılacağını biçimlendirir. Namık Kemal'in beyti, bu denetimin ulaşamadığı yeri adlandırıyor: insanın anlama yetisi.
Kapanış kancası
Bazen sansür bir memurun masasında değil, bir mahkeme salonunda işler. Bir roman ahlaka aykırı bulunarak yargılanır; yazar, yayıncı ve matbaacı sanık sandalyesine oturur; savcı ile avukat bir edebiyat eserini sayfa sayfa tartışır. Bir sonraki ünite, mahkemeye düşen romanlara bakıyor.
Özet kartı
- 1 Nisan 1873'te Vatan yahut Silistre'nin temsili büyük tezahürata yol açtı; birkaç gün içinde İbret kapatıldı ve Namık Kemal mahkemesiz sürgüne gönderildi.
- Mart 1867'de Namık Kemal'in bir makalesinin ardından basını sıkı kayıtlara bağlayan Kararnâme-i Âlî yayımlandı; Yeni Osmanlılar Avrupa'ya geçti.
- II. Abdülhamid döneminde koyu bir sansüre rağmen kitap, dergi ve gazete sayısı büyük ölçüde arttı; sansür yazıyı çoğu zaman yok etmek yerine yönlendirir.
- 24 Temmuz 1908'de İstanbul gazeteleri sansür memurlarını içeri almadı; gün 1948'de Basın Bayramı, 1971'de Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü oldu.
- Namık Kemal «Hürriyet Kasidesi»nde hürriyetin zulümle yok edilemeyeceğini, çünkü insanın anlama yetisinde yaşadığını söyler.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sansür | Censorship | Bir otoritenin yazının basımını, dolaşımını ya da okunmasını izne bağlaması veya yasaklaması |
| Ön denetim | Prior restraint | Bir metnin yayımlanmadan önce yetkili bir makamın onayına bağlanması |
| Sürgün | Exile | Bir kişinin cezai ya da siyasi nedenlerle yaşadığı yerden uzak bir yere gönderilmesi |
| Basın özgürlüğü | Freedom of the press | Yayınların önceden denetim ve keyfî yaptırım olmadan yapılabilmesi |
| Yeni Osmanlılar | Young Ottomans | Anayasa ve hürriyet fikirlerini basın yoluyla savunan 1860'ların Osmanlı aydınları |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Ön denetim ile sonradan denetim arasındaki fark nedir? Bu ünitedeki örneklerden her birine birer örnek verin.
- (Kazanım 2) Vatan yahut Silistre'nin ilk temsilinden sonraki günlerde neler oldu?
- (Kazanım 1) Kararnâme-i Âlî hangi olayın ardından çıktı ve sonuçları neler oldu?
- (Kazanım 3) 24 Temmuz 1908'de ne oldu ve bu günün adının 1971'de değişmesi neyi anlatır?
- (Kazanım 4) II. Abdülhamid dönemindeki paradoks ve Namık Kemal'in beyti, sansürün neyi hedeflediği hakkında ne söyler?
Cevaplar
- Ön denetimde metin yayımlanmadan önce bir memura gösterilir ve ancak onun izniyle basılır; 24 Temmuz 1908'e kadar gazetelerin sansür memurlarına gönderilmesi buna örnektir. Sonradan denetimde metin yayımlanır, ama ardından yaptırım uygulanır; İbret'in temsil haberlerinden sonra kapatılması ve yazarlarının sürülmesi buna örnektir.
- Tezahürat sokağa taştı ve bir kalabalık gece yarısı gazetenin idarehanesine yürüdü; 3 Nisan'da oyun ikinci kez oynandı. 5 Nisan'da İbret toptan kapatıldı, 6 Nisan'da Namık Kemal ve arkadaşları tutuklandı ve mahkemeye çıkarılmadan 9 Nisan tarihli fermanla sürgüne gönderildiler; Kemal Magosa'da otuz sekiz ay kaldı.
- Namık Kemal'in Girit olaylarıyla ilgili «Şark Meselesi» makalesinin (10 Mart 1867) ardından çıktı. Basını sıkı kayıtlar altına aldı; Namık Kemal yazmaktan menedildi, Ali Suâvi sürüldü ve Yeni Osmanlılar Avrupa'ya geçerek yayınlarını orada sürdürdü.
- İstanbul gazeteleri sansür memurlarını içeri almama ve gazetelerini sansüre yollamadan basma kararı verdi. Gün 1948'de Basın Bayramı ilan edildi; 1971'de «bayram» olmaktan çıkarılıp «Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü» adını aldı. Bu, sansürün kalkışının tek günde tamamlanan bir zafer değil, sürekli yenilenmesi gereken bir mücadele olarak görüldüğünü anlatır.
- Koyu sansüre rağmen yayın sayısının artması, sansürün yazıyı yok etmekten çok onun dolaşımını ve içeriğini yönlendirmeye çalıştığını gösterir. Namık Kemal'in beyti de hürriyetin insanın anlama yetisinde yaşadığını, bu yüzden zulümle yok edilemeyeceğini söyler: sansür metne ulaşabilir, ama okurun idrakine ulaşamaz.
Okuma
- Namık Kemal, Vatan yahut Silistre, sadeleştirilmiş bir baskı. Oyunun hangi sahnelerinin 1873 seyircisini bu kadar etkilemiş olabileceğini düşünün.
- Namık Kemal, «Hürriyet Kasidesi». Kasidenin tamamını okuyup «hürriyet» sözcüğünün geçtiği beyitleri işaretleyin.
- Cevdet Kudret, Abdülhamit Devrinde Sansür. Dönemin sansür uygulamalarını belgeleriyle anlatan bir inceleme.