İçeriğe geç

Ünite EDB-004-03 · Seviye 0 — Keşif

Anlatı

EDB-004 Türler Haritası

1.524 kelime · yaklaşık 7 dakika okuma · anlatım 8 dk

  • anlatı
  • destan
  • roman
  • anlatıcı
  • destansı mesafe
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Anlatı, bir olaylar dizisinin bir anlatıcı aracılığıyla aktarılmasıdır; destan, masal, öykü ve roman bu ailenin üyeleridir.
  2. Bahtin'e göre destan tamamlanmış, uzak bir geçmişi anlatır; kahramanı bitmiş ve değişmez, dinleyicisi saygılı bir mesafededir.
  3. Roman ise bitmemiş şimdiyle temas içindedir; kahramanı değişebilir ve türün kendisi sürekli yeniden kurulur.
  4. İlyada bir tanrıçanın sesiyle bir kahramanın öfkesiyle, Madame Bovary bir «biz»in sesiyle sıradan bir okul çocuğuyla açılır.
  5. Destan romanla birlikte yaşamaya devam etti; türler birbirini silmez.

Kazanımlar

  • Anlatıyı bir olaylar dizisini bir anlatıcının aktarması olarak tanımlayabilir ve başlıca anlatı türlerini sayabilir.
  • Destan ile roman arasındaki zaman, kahraman ve anlatıcı farklarını Bahtin'in görüşü üzerinden açıklayabilir.
  • İlyada ile Madame Bovary'nin açılışlarını karşılaştırarak iki türün okura nasıl seslendiğini gösterebilir.
  • Destanın romanla birlikte yaşamaya devam ettiğini örnekle tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir anlatının ilk sözcüğü: öfke. İlyada böyle başlar. Ozan bu öfkeyi kendi ağzından anlatmaz; bir tanrıçadan onu söylemesini ister. Söylenecek olan, herkesin tanıdığı bir kahramanın, Peleus oğlu Akhilleus'un, Akhalara sayısız acı getiren öfkesidir.

Yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, 1857'de Fransa'da yayımlanan bir roman ise şöyle başlar: «Etüt salonundaydık.» Sınıfa yeni bir çocuk girer; on beş yaşlarında, taşralı bir oğlan, elinde garip bir kasket. Arkadaşları ona gülüyor. Adını söylemesi istendiğinde anlaşılmaz bir şey mırıldanıyor.

Biri bir tanrıçanın sesiyle bir kahramanı anlatıyor, öbürü bir sınıf arkadaşının sesiyle sıradan bir çocuğu. İkisi de anlatı. Ama ikisi aynı dünyada mı yaşıyor?

Büyük soru

Destandan romana ne değişti? Bir anlatıcının olayları aktarması iki bin yıl boyunca sürdü; ama kimin anlattığı, kimi anlattığı ve hangi zamanda anlattığı bambaşka hâle geldi. Bu fark nedir?

Bağlam

İki ünite önce Aristoteles'in şiiri anlatma ile sahneleme arasında ayırdığını, Goethe'nin de «açıkça anlatan» biçimi epik diye adlandırdığını görmüştük. Bu ünite o köşeye bakıyor: anlatıya.

Anlatı, en genel anlamıyla, bir olaylar dizisinin bir anlatıcı tarafından aktarılmasıdır. Destan, masal, halk hikâyesi, öykü ve roman bu geniş ailenin üyeleridir. Aralarındaki fark yalnızca uzunluk ya da ölçü değil; her biri dünyaya farklı bir mesafeden bakar.

Ana anlatı — destanın mesafesi

Rus düşünür Mihail Bahtin, 1941'de Moskova'da sunduğu, ancak 1970'te yayımlanabilen «Destan ve Roman» denemesinde bu iki türü karşılaştırır. Bahtin'e göre destanın dünyası uzak bir geçmiştir: idealleştirilmiş, şimdiki zamandan daha yüksek bir yerde durduğu kabul edilen bir geçmiş. Bu geçmiş tamamlanmıştır ve şimdiki zamandan bir duvarla ayrılır. Destanı dinleyen, onu değiştiremez, tartışamaz; ancak saygıyla dinler.

Kahraman da bu mesafeye uygundur. Destan kahramanı tamamlanmış, bitmiş bir figürdür: ne olduğu en baştan bellidir ve hikâye boyunca özü değişmez. İlyada'nın ilk dizesi bunu gösterir: Akhilleus, babasının adıyla birlikte, dinleyicinin zaten tanıdığı biri olarak sahneye çıkar. Ozan da kendi bilgisine değil, tanrıçanın bilgisine dayanır. Olup biteni anlatan bir kişi değil, geleneğin sesidir.

Ana anlatı — romanın şimdisi

Roman bu duvarı yıkar. Bahtin'e göre roman şimdiki zamanla, bitmemiş, hâlâ oluşan gerçeklikle temas içindedir. Kahramanı tamamlanmış değildir; değişebilir, yanılabilir, kendini yeniden tanımlayabilir. Destanın aksine romanın sabit bir kanonu, uyulması gereken kesin kuralları da yoktur; bu yüzden kendini sürekli yeniden kurabilen bir tür olarak gelişir.

Bu, iki ünite önceki Robinson Crusoe'da gördüğümüz somutluğun arkasındaki büyük değişimdir. Roman kahramanı bir tanrının soyundan değil, bir şehrin, bir ailenin, bir okulun içinden gelir. Anlatıcı bir tanrıçaya değil, kendi gözlemine ya da bir tanığın sesine dayanır.

Yaygın yanlış«Roman destanın yerini aldı ve destan öldü» diye düşünülür.
Doğrusu

Destan romanla birlikte yaşamaya devam etti. Bir önceki dersin «Sözlü kültür» ünitesinde gördüğümüz Avdo Međedović, 1935'te, yani romanın altın çağından çok sonra, on iki bin dizeyi aşan bir destan söylüyordu. Türler birbirini silmez; biri öne çıktığında öbürü çoğu zaman başka bir çevrede, başka bir biçimde yaşar.

Ana anlatı — masalın hiçbir zamanı

Destan ile roman arasında üçüncü bir zaman daha var: masalın zamanı. Türk masalları çoğu zaman kalıplaşmış, ses oyunlarıyla dolu bir tekerlemeyle açılır ve sonra asıl hikâyeye geçer. Almancaya çevrilmiş bir Türk masalında bu geçiş şöyle bir cümleyle yapılır:

«Evvel zaman içinde bir padişah bir de bunun karısı varmış.»

Bu cümlede ne bir yıl var ne bir şehir, padişahın adı bile yok. Destanın geçmişi bir halkın kurucu geçmişiydi; masalın geçmişi ise hiçbir takvime bağlanmayan, «bir zamanlar» diye açılan bir geçmiş. Folklor araştırmacıları başlangıçta, bölüm aralarında ve sonda söylenen tekerlemeleri ayrı ayrı sınıflandırır: başlangıç tekerlemesi dinleyiciyi masal dünyasına sokar, bitiş tekerlemesi onu gündelik hayata geri döndürür.

Bu üç zaman, anlatı ailesinin üç farklı mesafesini gösteriyor: destanın saygı duyulan kurucu geçmişi, masalın hiçbir yere bağlanmayan «bir zamanlar»ı ve romanın bugüne, bir okul gününe, bir sınıfa kadar gelen şimdisi.

Metin anı

İki açılışı yan yana koyalım. İlyada'nın ilk dizesi, Yunanca özgün hâliyle:

μῆνιν ἄειδε θεὰ Πηληϊάδεω Ἀχιλῆος

«Öfkeyi söyle, tanrıça, Peleus oğlu Akhilleus'un öfkesini.» Samuel Butler'ın 1898 tarihli çevirisi dizeyi «Sing, O goddess, the anger of Achilles son of Peleus» diye açar.

Şimdi Flaubert'in Madame Bovary'sinin ilk cümlesi:

Nous étions à l'étude, quand le Proviseur entra, suivi d'un nouveau habillé en bourgeois et d'un garçon de classe qui portait un grand pupitre.

«Etüt salonundaydık; müdür içeri girdi, arkasında okul forması yerine sivil giysiler içinde yeni bir öğrenci ve büyük bir sıra taşıyan bir okul hizmetlisi vardı.»

Karşılaştırma çarpıcı. İlyada'da ilk sözcük bir tutkudur, öfke; ilk ses bir tanrıçanındır; ilk kişi soyuyla anılan bir kahramandır. Madame Bovary'de ilk sözcük «biz»dir: bir sınıf dolusu sıradan çocuk. Zaman, sonsuz bir geçmiş değil, bir okul günüdür. Ve kahraman, birkaç satır sonra adını söylemesi istendiğinde bile düzgün söyleyemeyen, sınıfın «Charbovari» diye alay ettiği utangaç bir oğlan: Charles Bovary.

Destanın kahramanı adıyla ve soyuyla gelir, adı bir unvandır. Romanın kahramanı adını söyleyemeden gelir, adı bir alay konusu olur. Bahtin'in destansı mesafe dediği şey burada tamamen kaybolmuştur: kahramana tanrıça gözüyle değil, sınıf arkadaşlarının gözüyle bakıyoruz.

Cevap ve bağlantı

Destandan romana ne değişti? Zaman: tamamlanmış bir geçmişten bitmemiş bir şimdiye. Kahraman: soyuyla gelen, özü değişmeyen bir figürden kendini henüz bilmeyen, değişebilen bir bireye. Anlatıcı: geleneğin ve tanrıçanın sesinden bir tanığın, bazen bir sınıf arkadaşının sesine.

Ama anlatının özü aynı kaldı: bir olaylar dizisi, bir anlatıcı ve onu dinleyen biri. Destan ile roman, bu aynı ailenin iki farklı çağında doğmuş çocuklarıdır ve ikisi de bugün hâlâ okunuyor, söyleniyor.

Kapanış kancası

Anlatıda her zaman biri konuşur ve olup biteni bize aktarır. Peki ortada hiçbir anlatıcı yoksa? Karakterler doğrudan konuşuyor, yalnızca kendi sözleriyle var oluyorsa ve metin okunmak için değil, bir sahnede oynanmak için yazılmışsa? Bir sonraki ünite türlerin üçüncü köşesine, tiyatroya bakıyor.

Özet kartı

  1. Anlatı, bir olaylar dizisinin bir anlatıcı aracılığıyla aktarılmasıdır; destan, masal, öykü ve roman bu ailenin üyeleridir.
  2. Bahtin'e göre destan tamamlanmış, uzak bir geçmişi anlatır; kahramanı bitmiş ve değişmez, dinleyicisi saygılı bir mesafededir.
  3. Roman ise bitmemiş şimdiyle temas içindedir; kahramanı değişebilir ve türün kendisi sürekli yeniden kurulur.
  4. İlyada bir tanrıçanın sesiyle bir kahramanın öfkesiyle, Madame Bovary bir «biz»in sesiyle sıradan bir okul çocuğuyla açılır.
  5. Destan romanla birlikte yaşamaya devam etti; türler birbirini silmez.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
AnlatıNarrativeOlaylar dizisinin bir anlatıcı aracılığıyla aktarılması
DestanEpicKahramanları ve kurucu olayları uzak bir geçmişte anlatan uzun anlatı
RomanNovelBitmemiş şimdiyle ve değişebilen bireylerle ilgilenen uzun düzyazı anlatı
AnlatıcıNarratorOlayları okura ya da dinleyiciye aktaran ses
Destansı mesafeEpic distanceDestandaki geçmişin şimdiden tamamlanmış ve erişilmez biçimde ayrı durması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Anlatı nedir ve hangi türleri kapsar?
  2. (Kazanım 2) Bahtin'e göre destanın zamanı ve kahramanı nasıldır?
  3. (Kazanım 2) Bahtin romanı destandan hangi özelliklerle ayırır?
  4. (Kazanım 3) İlyada ile Madame Bovary'nin açılışları anlatıcı, kahraman ve zaman bakımından nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) «Roman destanın yerini aldı» görüşüne önceki derslerde gördüğümüz hangi örnekle karşı çıkılabilir?

Cevaplar

  1. Anlatı, bir olaylar dizisinin bir anlatıcı aracılığıyla aktarılmasıdır. Destan, masal, halk hikâyesi, öykü ve roman bu geniş ailenin üyeleridir; aralarındaki fark yalnızca uzunluk ya da ölçü değil, dünyaya baktıkları mesafedir.
  2. Destanın zamanı uzak, tamamlanmış bir geçmiştir; şimdiden bir duvarla ayrılır ve dinleyici onu değiştiremez. Kahraman da tamamlanmıştır: ne olduğu baştan bellidir ve özü değişmez.
  3. Roman bitmemiş şimdiyle temas içindedir; kahramanı değişebilir, yanılabilir, kendini yeniden tanımlayabilir. Romanın sabit bir kanonu yoktur, bu yüzden tür kendini sürekli yeniden kurabilir.
  4. İlyada'da ilk ses bir tanrıçanındır, ilk sözcük «öfke»dir ve kahraman soyuyla anılan Akhilleus'tur; zaman uzak bir geçmiştir. Madame Bovary'de anlatıcı bir «biz», bir sınıf dolusu çocuktur; kahraman adını bile düzgün söyleyemeyen sıradan bir oğlandır; zaman bir okul günüdür.
  5. Avdo Međedović 1935'te, romanın yaygınlaşmasından çok sonra, on iki bin dizeyi aşan bir destan söylüyordu. Destan başka bir çevrede, sözlü gelenekte yaşamaya devam etti; türler birbirini silmez.

Okuma

  • Homeros, İlyada, I. kitabın ilk yirmi dizesi. Türkçe bir çeviride ozanın tanrıçaya seslendiği yeri ve Akhilleus'un nasıl tanıtıldığını not edin.
  • Gustave Flaubert, Madame Bovary, I. kısım, 1. bölüm. Türkçe tam bir çeviride «biz» anlatıcısını izleyin; bu ses romanın ilerleyen bölümlerinde ne olur?
  • Bir masalın ilk cümlesini («Bir varmış bir yokmuş…») bir romanın ilk cümlesiyle karşılaştırın ve zamanın nasıl kurulduğuna bakın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: karanlıkta tek bir Yunanca sözcük belirir: μῆνιν; bir lir telinin sesi. Ardından aydınlık bir sınıf, sıralar; kapı açılır, şapkalı bir çocuk girer, sınıf gülüşür.
  • 0:50–1:10 Büyük soru: bir destan kahramanının heykeli ile sırada oturan çocuk bir zaman çizgisinin iki ucunda; aralarında iki bin yılı aşan bir mesafe.
  • 1:10–2:00 Bağlam: türler haritasında «anlatı» bölgesi aydınlanır; içinde destan, masal, öykü ve roman küçük adalar gibi dizilir.
  • 2:00–3:50 Ana anlatı — destanın mesafesi: uzak bir geçmiş, bir duvarın arkasında altın ışıkta; dinleyici duvarın önünde, eğilmiş başla dinler.
  • 3:50–5:20 Ana anlatı — romanın şimdisi: duvar yıkılır; ardında bir kasaba sokağı, bir aile evi, bir okul. Kahraman figürü değişik yaşlarda, farklı kıyafetlerle birkaç kez belirir.
  • 5:20–8:30 Metin anı: ekran ikiye bölünür; solda Yunanca dize ve tanrıça silüeti, sağda Fransızca cümle ve bir sınıf. «μῆνιν» ile «Nous» sözcükleri aynı anda parlar. Son olarak «Charbovari» sözcüğü sınıfın gürültüsüyle ekranda sıçrar.
  • 8:30–9:30 Cevap ve kapanış: iki panel aynı ailenin iki fotoğrafı gibi yan yana durur; son karede bir tiyatro perdesi aralanır.

Anlatıcı İlyada bölümünü ağır ve törensel, Madame Bovary bölümünü hafif bir ironiyle, sınıf arkadaşlarının alaycı neşesini hissettirerek okur.

Telaffuz

  • μῆνιν ἄειδε θεὰ Πηληϊάδεω Ἀχιλῆος: «ME-nin A-ey-de te-A pe-le-İ-a-de-o a-hi-LE-os». Peleus: «PE-levs». Akhalar: «a-KA-lar».
  • Mihail Bahtin: «mi-ha-İL bah-TİN». Voprosy literatury: «vap-RO-sı li-te-ra-TU-rı».
  • Gustave Flaubert: «güs-TAV flo-BER». Madame Bovary: «ma-DAM bo-va-Rİ». Nous étions à l'étude: «nu-ze-TYON a le-TÜD». Charbovari: «şar-bo-va-Rİ». Charles: «ŞARL».