Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Garip (1941) önsözü, şiiri vezin ve kafiyeyle tanımlamaya ve «şairanelik»e karşı çıktı; ahengi ise reddetmedi.
- Coleridge'e göre (1827) düzyazı en iyi sıradaki sözcüklerdir; şiir ise en iyi sıradaki en iyi sözcüklerdir.
- Pound şiiri yoğunlaştırma olarak tanımladı ve Almanca dichten ile İtalyanca condensare eşitlemesine dayandı.
- Bu eşitleme bir etimoloji hatasıdır: şiir anlamındaki dichten büyük olasılıkla Latince dictāre'den, «sık» anlamındaki dicht başka bir kökten gelir.
- «Anlatamıyorum» ölçüsüz ve uyaksızdır, ama dize kırılması, sorular ve tek sözcüklük son dizeyle yoğun bir şiirdir.
Kazanımlar
- Vezin ve kafiyenin şiiri tanımlamak için neden yetmediğini Garip önsözü üzerinden açıklayabilir.
- Coleridge'in düzyazı ile şiir arasındaki ayrımını kendi sözleriyle yorumlayabilir.
- Şiiri «dilin yoğunlaşmış hâli» olarak tanımlayan görüşü ve bu görüşe dayanak yapılan bir etimoloji hatasını tartışabilir.
- Kısa bir şiirde dize kırılmasının, noktalamanın ve tekrarın anlamı nasıl yoğunlaştırdığını gösterebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Mayıs 1941. Üç genç şair, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, ortak bir kitap yayımlıyor: Garip. Kitabın başında Orhan Veli'nin yazdığı bir önsöz var ve o önsöz, yüzyıllardır şiiri şiir yapan iki şeye savaş açıyor: vezne ve kafiyeye.
Orhan Veli'ye göre ölçüye ve uyağa bakarak bir şiirden zevk almak saflıktır. Önsöz şöyle biter: eskiye ait olan her şeyin, her şeyden önce de «şairane»nin aleyhinde bulunmak lazım. Oysa kitabın adı hâlâ bir şiir kitabıdır.
Büyük soru
Ölçü yoksa, uyak yoksa, süslü benzetmeler yoksa, bir metni şiir yapan nedir? Bir önceki ünitede Goethe'nin şiiri «coşkuyla heyecanlanan» biçim diye tanımladığını görmüştük. Ama coşku da bir dilin özelliği değildir. Peki şiiri dilin kendisinde nerede buluruz?
Bağlam
Yüzyıllar boyunca şiirin kimliği biçiminden anlaşıldı. Divan şiiri aruzla, halk şiiri heceyle yazıldı; ikisinde de uyak dizelerin birbirine bağlanma yoluydu. Bir metnin ölçülü ve uyaklı olması, onun şiir olduğunu ilan etmesi için yeterdi. Bu yüzden «nazım» ve «şiir» sözcükleri çoğu zaman birbirinin yerine kullanıldı.
Garip'in itirazı bu eşitliğe yönelikti. Ölçüyle yazılmış her metin şiir değildir; ölçüsüz yazılmış bir metin de şiir olabilir. Öyleyse şiiri başka bir yerde aramak gerekir.
Ana anlatı — ölçü ve uyağa itiraz
Orhan Veli'nin itirazı ilk bakışta bir yıkım gibi görünür. Önsözde şöyle der:
Bu suretle farkına varılan, yani vezinle, kafiye ile temin edilen bir âhenkten zevk duyabilmek yahut da lâkırdıyı bu basit ölçüler içinde söylemeyi maharet sayabilmek; safdilliklerin herhalde en muhteşemi olmalıdır.
«Vezinle ve kafiyeyle sağlanan bir ahenkten zevk almak ya da sözü bu basit ölçüler içinde söyleyebilmeyi ustalık saymak, saflıkların herhâlde en görkemlisi olmalı.» Ama dikkat edin: Orhan Veli şiirde ahengin var olduğunu inkâr etmiyor. İtirazı, ahengin ölçü ve uyağa indirgenmesine. Önsözde başka bir yerde, güzel bir şiirdeki ahengin vezinle kafiyenin dışında da, onlara rağmen de var olduğunu söyler.
Önsözün asıl hedefi ise «şairanelik»tir: şiire özgü sanılan süslü dil, bilindik benzetmeler, hazır imgeler. Orhan Veli'ye göre yüzyıllardır sayısız şair sayısız benzetme yapmıştır; birkaç tane daha eklemek edebiyata bir şey kazandırmaz. Şiir, herkesin kullandığı sözcüklerle de yazılabilir.
Yaygın yanlış«Garip şairleri şiirde ahengi reddetti» denir.
Önsöz, ahengin varlığını değil, onun yalnızca vezin ve kafiyeden geldiği düşüncesini reddeder. Orhan Veli'nin şiirleri ölçüsüzdür, ama seslerin, tekrarların ve dize kırılmalarının titizlikle kurulduğu metinlerdir.
Ana anlatı — en iyi sözcükler, en iyi sırada
Ölçü ve uyak değilse, şiirin ayırt edici özelliği ne olabilir? İngiliz şair Samuel Taylor Coleridge, 12 Temmuz 1827'de yeğeninin kaydettiği bir sohbette buna kısa bir cevap vermişti:
prose = words in their best order;—poetry = the best words in the best order.
«Düzyazı: en iyi sıradaki sözcükler; şiir: en iyi sıradaki en iyi sözcükler.» Coleridge bunu genç şairlere hatırlatmak istediği «ev yapımı» bir tanım olarak sunar.
Tanımın gücü sadeliğinde. Düzyazı da sözcükleri iyi sıralar; ama şiirde her sözcük daha çok iş görmek zorundadır. Bir romanda bir cümle zayıf olsa bile sayfa taşır; kısa bir şiirde tek bir zayıf sözcük bütün yapıyı düşürebilir.
Ana anlatı — yoğunluk ve bir etimoloji efsanesi
Aynı düşünceyi yirminci yüzyılda Amerikalı şair Ezra Pound daha keskin bir biçimde savundu. 1934 tarihli ABC of Reading adlı kitabında şiiri sözlü anlatımın en yoğun biçimi olarak görür ve bir buluşu anlatır: arkadaşı şair Basil Bunting, bir Almanca–İtalyanca sözlükte, Almancada şiir yazmak anlamına gelen dichten fiilinin İtalyanca «yoğunlaştırmak» anlamındaki condensare ile karşılandığını görmüştür. Pound bunu bir formüle dönüştürür: şiir yazmak, yoğunlaştırmaktır.
Yaygın yanlış«Almancada şiir yazmak, sözcüğün kökü gereği yoğunlaştırmak demektir» denir.
Güzel bir düşünce, ama bir etimoloji hatasına dayanır. Almancada iki ayrı dichten vardır. Şiir anlamındaki fiil, Pfeifer'in etimoloji sözlüğüne göre büyük olasılıkla Latince dictāre («söyleyip yazdırmak, kaleme almak») fiilinden alınmıştır. «Sık, sızdırmaz» anlamındaki dicht sıfatı ise başka bir kökten gelir. Pound'un formülü şiir hakkında doğru bir şey söylüyor olabilir, ama sözcüğün tarihi hakkında söylemiyor.
Metin anı
Ölçüsüz, uyaksız, süssüz bir şiir nasıl yoğun olabilir? Orhan Veli'nin «Anlatamıyorum» şiirinin ilk dörtlüğü buna bir cevap veriyor:
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Şiirde vezin yok, uyak yok, alışılmış bir benzetme de yok. Ama her şey çalışıyor. «Mısralarımda» sözcüğü tek başına bir dize olmuş: şair tam da dizelerinin içinde duyulup duyulamayacağını sorarken, o sözcüğü yalnız bırakıyor ve okurun gözü orada duruyor. İki soru, iki duyuya yöneliyor: duymak ve dokunmak. Birincisinin cevabı belki evet; bir şiirde ses duyulabilir. İkincisinin cevabı ise açıkça hayır: kimse bir şiirdeki gözyaşına eliyle dokunamaz.
Şiir sonra kendi konusunu adıyla söyler: şarkıların güzelliği, kelimelerin yetersizliği. Ve son dize tek bir sözcüktür: «Anlatamıyorum.» Bir şiirin, dilin bir şeyi anlatamadığını anlatması; yoğunluğun en çıplak hâli bu. Şiir başarısızlığını ilan ederken, tam o anda başarır.
Cevap ve bağlantı
Bir metni şiir yapan nedir? Garip'in dersi, cevabın yalnızca vezinde, kafiyede ya da süslü sözcüklerde olmadığıdır. Coleridge'e göre şiir en iyi sözcükleri en iyi sıraya koyar; Pound'a göre dili yoğunlaştırır. Etimolojisi yanlış olsa da bu fikir işe yarar bir ölçüttür: şiirde sözcük, düzyazıda taşıdığından fazlasını taşır.
Bu yoğunluğun araçları değişebilir: aruzun ahengi, hecenin ritmi, bir uyağın geri dönüşü ya da «Anlatamıyorum»daki gibi yalnız bırakılmış bir sözcük ve dize sonunda susan bir soru. Şiir, dilin en az sözcükle en çok şeyi taşıdığı yerdir.
Kapanış kancası
Şiir dili yoğunlaştırırken, türlerin bir başka köşesi zamanı genişletir: anlatı. Bir destan kuşaklar boyu süren bir savaşı, bir roman bir hayatın yıllarını sayfalara yayar. Destandan romana uzanan bu yolda ne değişti, ne kaldı? Bir sonraki ünite anlatıya bakıyor.
Özet kartı
- Garip (1941) önsözü, şiiri vezin ve kafiyeyle tanımlamaya ve «şairanelik»e karşı çıktı; ahengi ise reddetmedi.
- Coleridge'e göre (1827) düzyazı en iyi sıradaki sözcüklerdir; şiir ise en iyi sıradaki en iyi sözcüklerdir.
- Pound şiiri yoğunlaştırma olarak tanımladı ve Almanca dichten ile İtalyanca condensare eşitlemesine dayandı.
- Bu eşitleme bir etimoloji hatasıdır: şiir anlamındaki dichten büyük olasılıkla Latince dictāre'den, «sık» anlamındaki dicht başka bir kökten gelir.
- «Anlatamıyorum» ölçüsüz ve uyaksızdır, ama dize kırılması, sorular ve tek sözcüklük son dizeyle yoğun bir şiirdir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Vezin | Meter | Dizelerin hece sayısına ya da hecelerin uzunluk düzenine göre ölçülü kurulması |
| Kafiye | Rhyme | Dize sonlarındaki ses benzerliği; uyak |
| Şairanelik | Poeticism | Şiire özgü sanılan alışılmış süslü söyleyiş |
| Yoğunluk | Density | Az sözcükle çok anlam, ses ve çağrışım taşıma |
| Dize | Line | Şiirin satırı; bir dizenin nerede kırıldığı da anlam üretir |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Garip önsözü vezin ve kafiyeye neden karşı çıkar ve ahenk hakkında ne söyler?
- (Kazanım 1) Orhan Veli'nin «şairanelik» eleştirisi neyi hedef alır?
- (Kazanım 2) Coleridge düzyazıyı ve şiiri nasıl tanımlar; iki tanımı ayıran tek sözcük neyi değiştirir?
- (Kazanım 3) Pound'un «dichten = condensare» formülü neyi savunur ve neden bir etimoloji hatasına dayanır?
- (Kazanım 4) «Anlatamıyorum»da «Mısralarımda» sözcüğünün tek başına bir dize olması ve son dizenin tek sözcük olması şiirin anlamına ne katar?
Cevaplar
- Önsöze göre vezinle ve kafiyeyle sağlanan ahenkten zevk almak ya da sözü bu basit ölçüler içinde söylemeyi ustalık saymak saflıktır. Ama önsöz ahengi inkâr etmez: güzel bir şiirdeki ahengin vezinle kafiyenin dışında da, onlara rağmen de var olduğunu söyler.
- Şiire özgü sanılan süslü dili, bilindik benzetmeleri ve hazır imgeleri hedef alır. Orhan Veli'ye göre yüzyıllardır yapılmış sayısız benzetmeye birkaç tane daha eklemek edebiyata bir şey kazandırmaz; şiir herkesin kullandığı sözcüklerle de yazılabilir.
- Düzyazı en iyi sıradaki sözcüklerdir; şiir ise en iyi sıradaki en iyi sözcüklerdir. Fark, şiirde sözcük seçiminin de sıralama kadar belirleyici olmasıdır: kısa bir şiirde tek bir zayıf sözcük bütün yapıyı etkileyebilir.
- Formül, şiirin dili yoğunlaştırma sanatı olduğunu savunur. Ama şiir anlamındaki Almanca dichten büyük olasılıkla Latince dictāre'den alınmıştır; «sık, sızdırmaz» anlamındaki dicht sıfatı ise başka bir kökten gelir. Sözlükteki çeviri bir etimoloji değildir.
- «Mısralarımda» tek başına bırakılınca okurun gözü orada durur; şair, dizelerinin içinde duyulup duyulamayacağını sorarken o sözcüğü yalnızlaştırır. Tek sözcüklük son dize «Anlatamıyorum» ise dilin yetersizliğini söylerken en yoğun hâline ulaşır: şiir anlatamadığını anlatarak başarır.
Okuma
- Orhan Veli, Garip önsözü ve «Anlatamıyorum». Önsözün vezin ve kafiye bölümünü okuyup şiirde ahengin nereden geldiğini kendiniz arayın.
- Samuel Taylor Coleridge, Table Talk, 12 Temmuz 1827 kaydı (İngilizce, Project Gutenberg). Kısa bir kayıt; aynı günkü öteki notlarla birlikte okuyun.
- Aynı konuyu anlatan bir düzyazı paragrafı ile bir şiir seçin (örneğin bir gazete haberi ve bir şiir); her birinden bir sözcüğü çıkarmayı deneyin ve hangisinin daha çok bozulduğunu gözlemleyin.