Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Piccolomini 1455'te Mainz'da basılan İncil'in harflerinin gözlüksüz okunacak kadar açık olduğunu ve nüshaların satıldığını yazdı.
- Hareketli metal harf, bir kitabın bütün nüshalarını aynı, hızlı ve daha ucuz çoğaltmayı sağladı; el yazması ise yüzyıllarca sürdü.
- Müteferrika matbaası 1727 izniyle kuruldu, 1729'da ilk kitabını bastı; satılamayan kitaplar nedeniyle baskı adetleri düştü.
- Matbaa okurun sevdiği türleri çoğalttı; İspanya'da şövalye romanları basımevlerinden sel gibi aktı.
- Don Kişot'un kahramanı matbaanın yarattığı okurdur; II. kitapta basımevini ziyaret eder ve kendisi hakkındaki sahte devam kitabının basıldığını görür.
Kazanımlar
- Hareketli metal harfle basımın el yazması kopyadan hangi noktalarda ayrıldığını Gutenberg İncili örneğiyle açıklayabilir.
- İbrahim Müteferrika matbaasının serüveni üzerinden matbaanın tek başına okur yaratmadığını tartışabilir.
- Basılı kitap pazarının yeni türlerin yayılmasındaki rolünü şövalye romanları örneğiyle değerlendirebilir.
- Don Kişot'ta basılı kitabın okuru, yazarı ve kopyacıyı nasıl etkilediğini metinden gösterebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Frankfurt, Ekim 1454. Ticaret fuarında bir adam kalabalığa bir kitabın sayfalarını gösteriyor. Sayfalar Latince bir İncil'in parçaları; ama bir yazıcının elinden çıkmış gibi görünmüyorlar. Harfler tıpatıp aynı, satırlar dümdüz.
Kalabalığın içinde İtalyan bir din adamı var: Enea Silvio Piccolomini, birkaç yıl sonra Papa II. Pius olacak kişi. Birkaç ay sonra, 12 Mart 1455'te, bir kardinale yazdığı mektupta gördüğünü anlatır: harfler öyle temiz ve öyle büyüktür ki kardinal onları gözlüksüz okuyabilir. Bir de şunu ekler: nüshaların hepsi satılmıştır.
Büyük soru
Bir makine okuru nasıl yarattı? Yoksa soru tersinden mi sorulmalı: okurlar mı makineyi yarattı? Matbaa gelince insanlar okumaya mı başladı, yoksa okumak isteyen insanlar mı matbaayı kârlı bir iş hâline getirdi?
Bağlam
Bir önceki ünitede kutsal metinlerin elle, harfi harfine kopyalandığını görmüştük. On beşinci yüzyıla kadar Avrupa'da da, İslam dünyasında da kitap çoğunlukla böyle çoğalırdı: bir yazıcı, bir kalem, haftalar süren emek. Her nüsha biraz farklıydı; her kopyacı kendi hatasını ekleyebilirdi.
Mainz'da Johannes Gutenberg ile ortağı Johann Fust'un atölyesinde, 1450'lerin ortasında, bu düzeni değiştirecek bir kitap basıldı: bugün Gutenberg İncili dediğimiz Latince İncil.
Ana anlatı — kopyadan baskıya
Gutenberg'in yeniliği, harfleri tek tek metalden dökmek, onları dizip mürekkepleyerek bir baskı makinesiyle kâğıda ya da parşömene aktarmaktı. Bir kez dizilen sayfa, istenen sayıda basılabiliyordu. Artık bir kitabın bütün nüshaları aynı sayfa düzenini, aynı satırları, hatta aynı hataları taşıyordu.
Bu değişikliğin sonuçları yavaş yavaş ortaya çıktı. Aynı metin, aynı biçimde, birbirinden uzak şehirlerde okunabiliyordu. Bir okur «şu kitabın şu sayfasında» diyebiliyor, başka bir okur da aynı sayfayı açabiliyordu. Kitap bir nesne olmaktan çıkıp bir ürüne dönüşüyordu: basılan nüshaların satılması, basımın masrafını karşılamalıydı.
Yaygın yanlış«Matbaa bir anda el yazmasını ortadan kaldırdı» diye düşünülür.
Kitaplar matbaadan sonra da yüzyıllarca elle yazılmaya devam etti; güzel yazmalar hâlâ değerliydi ve pek çok metin, basılacak kadar okur bulamadığı için yazma olarak dolaştı. Matbaa el yazmasını silmedi; onun yanına, çok daha ucuz ve çok daha hızlı çoğalan bir kardeş koydu.
Ana anlatı — bir matbaa, satılmayan kitaplar
Makinenin kendi başına okur yaratmadığını İstanbul'daki ilk Türk matbaası açıkça gösteriyor. Temmuz 1727'de İbrahim Müteferrika ile Yirmisekizçelebizâde Mehmed Said Efendi'ye, III. Ahmed'in fermanı ve Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi'nin fetvasıyla, Arap harfleriyle Türkçe kitap basacak bir matbaa kurma izni verildi. İlk kitap, Müteferrika'nın Yavuzselim'deki evinde kurulan matbaada 1729'un başlarında tamamlandı: Vankulu Lügati diye bilinen büyük bir sözlük.
Müteferrika, izin almadan önce Vesîletü't-tıbâa adlı bir risale yazmıştı. Orada matbaanın faydalarını sayar: yazmalar istilalarda yok olmuştur, iyi hattat azalmıştır, kopyalar yanlışlarla doludur; oysa basılan kitap okunaklı ve hatasız olur, fiyatı ucuzlar, büyük kütüphaneler kurulabilir.
Ama sonuç, bu umudun yalnızca bir kısmını karşıladı. Müteferrika'nın ölümüne kadar matbaada on yedi kitap basıldı. İlk kitaplar bin ile bin iki yüz nüsha arasında basılırken, sonrakilerde bu sayı beş yüze indi. İslâm Ansiklopedisi'ne göre bunda kitapların satılamamasının da rolü vardı.
Yaygın yanlış«Matbaa gelince herkes okumaya başladı» diye düşünülür.
Müteferrika'nın hikâyesi tersini gösteriyor: makine, kitap üretebilir ama alıcı üretemez. Bir kitabın basılması için okuma yazma bilen, kitaba para verebilen ve o kitabı merak eden bir okur kitlesi gerekir. Matbaa bu kitlenin büyümesine yardım etti, ama onu tek başına yaratmadı.
Ana anlatı — yeni okur, yeni kitap
Okur kitlesinin büyüdüğü yerde matbaa başka bir şey daha yaptı: okurun sevdiği türleri çoğalttı. John Ormsby, 1885'te yayımladığı Don Kişot çevirisinin girişinde, İspanya'da matbaanın yayılmasının belki de en dikkat çekici sonucunun, basımevlerinden durmadan akan şövalye romanları seli olduğunu yazar.
Bu romanlar uzun, maceralı ve bol ciltliydi: kahraman şövalyeler, devler, büyücüler, imkânsız aşklar. Okurlar onları hevesle alıyor, basımcılar da satılan her ciltten sonra yenisini basıyordu. Matbaa, okurun zevki ile basımcının kârını birbirine bağladı. Bir tür ne kadar satarsa o kadar çoğaldı.
Metin anı
Bu dünyanın en ünlü okuru bir roman kahramanı. Cervantes'in 1605'te yayımlanan Don Kişot'unun ilk bölümünde, La Mancha'lı, elli yaşına yaklaşmış bir soylunun boş zamanlarında ne yaptığını öğreniriz. Ormsby'nin çevirisinde:
he sold many an acre of tillageland to buy books of chivalry to read, and brought home as many of them as he could get
«Okumak için şövalye kitapları almak uğruna ekilebilir tarlasından nice dönüm sattı ve bulabildiği kadarını eve getirdi.» Bu okur, matbaanın yarattığı okurdur: kitabı satın alır, biriktirir, gecesini gündüzüne katarak okur ve sonunda okuduğu dünyaya inanıp yollara düşer.
Yıllar sonra, II. kitabın altmış ikinci bölümünde, Don Kişot Barselona'da bir kapının üstünde büyük harflerle «Burada kitap basılır» yazısını görür ve içeri girer. Hayatında ilk kez bir basımevi görmektedir. İşçiler sayfa basıyor, düzeltiyor, harf diziyor. Bir çevirmen ona kitabını kendi hesabına basacağını, iki bin nüshanın bir anda satılacağını söyler. Don Kişot onu uyarır:
when you find yourself saddled with two thousand copies you will feel so sore that it will astonish you
«İki bin nüshayla baş başa kaldığında öyle canın yanacak ki şaşıracaksın.» Müteferrika'nın satılmayan kitaplarını hatırlayın: Cervantes basımcılığın bu yüzünü tanıyordu.
Sonra Don Kişot başka bir tezgâha geçer ve orada düzeltilen bir kitabın adını sorar: Don Kişot'un İkinci Kısmı, Tordesillas'lı birinin kaleminden. Bu, Cervantes'in kendi ikinci kısmını bitirmeden, 1614'te Avellaneda adıyla yayımlanan sahte bir devam kitabıydı. Roman kahramanı, basımevinde kendisi hakkında başkasının yazdığı bir kitabın basıldığını görür. Matbaa, bir karakteri bile kopyalanabilir, çoğaltılabilir, çalınabilir bir mala dönüştürmüştü.
Cevap ve bağlantı
Bir makine okuru nasıl yarattı? Tek başına yaratmadı. Gutenberg'in hareketli harfleri kitabı aynı, çok ve daha ucuz yaptı; ama o kitapların satılması için okuma yazma bilen, merak eden ve para veren okurlar gerekiyordu. Okur olan yerde matbaa hızla büyüdü; okurun henüz az olduğu yerde, Müteferrika'nın İstanbul'unda olduğu gibi, kitaplar depoda bekledi.
Matbaa ile okur birbirini büyüttü. Okurlar belli türleri istedi, basımcılar onları çoğalttı; şövalye romanları sel gibi aktı. Ve bu selin içinden, o romanlarla alay eden ve onları okuyan bir adamı anlatan yeni bir kitap çıktı: Don Kişot.
Kapanış kancası
Don Kişot on yedinci yüzyılın başında yayımlandı. Ama romanın bir tür olarak asıl yaygınlaştığı, okurların romanı her gün okunan bir şey hâline getirdiği dönem bir yüzyıl sonra geldi. Neden özellikle on sekizinci yüzyılda? Hangi okurlar, hangi evler, hangi kitapçılar romanı büyüttü? Bir sonraki ünite bunu soruyor.
Özet kartı
- Piccolomini 1455'te Mainz'da basılan İncil'in harflerinin gözlüksüz okunacak kadar açık olduğunu ve nüshaların satıldığını yazdı.
- Hareketli metal harf, bir kitabın bütün nüshalarını aynı, hızlı ve daha ucuz çoğaltmayı sağladı; el yazması ise yüzyıllarca sürdü.
- Müteferrika matbaası 1727 izniyle kuruldu, 1729'da ilk kitabını bastı; satılamayan kitaplar nedeniyle baskı adetleri düştü.
- Matbaa okurun sevdiği türleri çoğalttı; İspanya'da şövalye romanları basımevlerinden sel gibi aktı.
- Don Kişot'un kahramanı matbaanın yarattığı okurdur; II. kitapta basımevini ziyaret eder ve kendisi hakkındaki sahte devam kitabının basıldığını görür.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Matbaa | Printing press | Dizilmiş harfleri kâğıda baskıyla aktaran makine ve atölye |
| Hareketli harf | Movable type | Ayrı ayrı dökülüp dizilen, yeniden kullanılabilen harf parçaları |
| Baskı adedi | Print run | Bir baskıda basılan nüsha sayısı |
| Okur kitlesi | Reading public | Okuyabilen, kitap edinebilen ve kitaba ilgi duyan insanların bütünü |
| Şövalye romanı | Romance of chivalry | Şövalyelerin maceralarını ve aşklarını anlatan, 16. yüzyılda çok basılan uzun anlatı türü |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Hareketli metal harfle basım, el yazması kopyadan hangi açılardan farklıydı?
- (Kazanım 2) Müteferrika matbaasının baskı adetleri neden düştü ve bu, matbaa ile okur ilişkisi hakkında ne gösterir?
- (Kazanım 2) Müteferrika Vesîletü't-tıbâa'da matbaanın hangi faydalarını öne sürdü?
- (Kazanım 3) Matbaanın yaygınlaşması İspanya'da hangi türün yayılmasına yol açtı ve bunun ekonomik mantığı neydi?
- (Kazanım 4) Don Kişot'un basımevi ziyaretinde basılı kitap dünyasının hangi yönleri görünür?
Cevaplar
- Basımda bir kez dizilen sayfa istenen sayıda çoğaltılabiliyordu; bütün nüshalar aynı sayfa düzenini, aynı satırları ve aynı hataları taşıyordu. Çoğaltma daha hızlı ve daha ucuzdu, ama basılan nüshaların satılması gerekiyordu; kitap bir ürüne dönüşüyordu.
- İlk kitaplar 1000–1200 nüsha basılırken sonrakilerde bu sayı 500'e indi; İslâm Ansiklopedisi bunda kitapların satılamamasının rolü olduğunu belirtir. Bu, makinenin kitap üretebildiğini ama okuru tek başına yaratamadığını gösterir; okuma yazma bilen ve kitaba ilgi duyan bir kitle gerekir.
- Yazmaların istilalarda yok olduğunu, iyi hattatların azaldığını ve kopyaların yanlışlarla dolu olduğunu; basılı kitabın ise okunaklı ve hatasız olacağını, fiyatların ucuzlayacağını ve büyük kütüphaneler kurulabileceğini öne sürdü.
- Şövalye romanları yayıldı. Okurlar bu romanları hevesle alıyor, basımcılar da satan türü yeniden basıyordu; matbaa okurun zevkini basımcının kârına bağladı.
- Basımevinde işin bölümleri (basma, düzeltme, harf dizme), yazarın kitabını kendi hesabına basmanın riski ve iki bin nüshanın satılamama tehlikesi görünür. Ayrıca Don Kişot, kendisi hakkında başkasının yazdığı sahte bir devam kitabının basıldığını görür: basılı kitap kopyalanabilen ve çalınabilen bir maldır.
Okuma
- Cervantes, Don Kişot, I. kitap 1. bölüm ve II. kitap 62. bölüm. Türkçe tam bir çeviri seçin; kısaltılmış çocuk baskılarında basımevi bölümü genellikle yoktur.
- Erhan Afyoncu, «İbrâhim Müteferrika», TDV İslâm Ansiklopedisi. Çevrimiçi erişilebilir; matbaanın bastığı kitapların listesine bakın.
- Harry Ransom Center'ın Gutenberg İncili sayfası (İngilizce, çevrimiçi). Sayısallaştırılmış nüshada bir sayfayı büyütüp harflerin düzenine bakın.