Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- George Smith 1872'de bir Mezopotamya tabletinde Tufan anlatısını okuyup duyurdu; aynı motif Tekvin'de de vardır.
- Gılgamış'ta Tufan bir ölümsüzlük hikâyesinin içinde, Tekvin'de bir antlaşmanın içinde anlatılır: motif aynı, çerçeve farklı.
- Benzerlik bir ilişkiye işaret eder; bu ilişkinin nasıl kurulduğu tartışmalıdır ve benzerlik inancın anlamı hakkında hüküm vermez.
- Kutsal sayılan metin sabitlenir, ekleme ve eksiltmeye kapanır; serbestlik yorum geleneğine geçer.
- «Ahsenü'l-kasas» hem «en güzel anlatış» hem «kıssaların en güzeli» diye okunur; Yusuf kıssası Türk edebiyatında Yusuf ve Züleyha mesnevilerine dönüşmüştür.
Kazanımlar
- Aynı anlatı motifinin farklı metinlerde farklı çerçevelere yerleştiğini Tufan anlatıları üzerinden karşılaştırabilir.
- Bir metnin kutsal sayılmasının, onun korunma ve kopyalanma biçimini nasıl değiştirdiğini açıklayabilir.
- Sabit bir metnin çevresinde yorum geleneğinin neden büyüdüğünü tartışabilir.
- Yusuf kıssasının kutsal metinden Türk mesnevi edebiyatına uzanan yolunu örnekleyebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Londra, 3 Aralık 1872. Otuz iki yaşında bir adam, bir bilim derneğinin toplantısında ayağa kalkıyor ve bir çeviri okuyor. On dört yaşında banknot gravürcülüğü öğrenmek için çıraklığa verilmiş, çivi yazısını boş saatlerinde British Museum'daki tabletlerden kendi kendine öğrenmiş biri: George Smith.
Okuduğu metin, Ninova kazılarından British Museum'a gelmiş kırık kil tabletlerden. Bir tufan anlatıyor. Tanrılar insanlığı sular altında bırakmaya karar veriyor; bir adam bir gemi yapıyor, gemi bir dağın üstünde duruyor, adam suların çekilip çekilmediğini anlamak için kuşlar salıyor. Salondakiler bu hikâyeyi tanıyor: Nuh'un hikâyesi. Ama bu tablet, o metinden çok farklı bir dünyadan geliyordu. Ertesi ay bir gazete, eksik parçaları bulsun diye Smith'i Ninova'ya gönderdi.
Büyük soru
Aynı motif iki metinde. Birini bugün bir edebiyat klasiği olarak okuyoruz; öbürü milyonlarca insan için kutsal bir metnin parçası. Bir hikâyeyi inanca dönüştüren şey nedir? Ve bir hikâye kutsal sayıldığında, ona ne olur?
Bağlam
Önce bir sınır çizelim. Bu ünite hiçbir inancın doğru ya da yanlış olduğunu tartışmıyor; edebiyat tarihinin sorabileceği soruyu soruyor: bir topluluk bir metni kutsal saydığında o metin nasıl korunur, nasıl okunur ve öteki anlatılarla nasıl bir ilişki kurar?
Bir önceki ünitede yazının bir hikâyeyi sabitlediğini görmüştük. Kutsal metin, bu sabitliği bir adım öteye taşır. Topluluk onu yalnızca saklamaz; ibadette okur, ezberler, ona göre yaşamaya çalışır ve üzerine yüzyıllar boyunca yorum yazar.
Ana anlatı — iki gemi, üç kuş
Smith'in okuduğu metin, bugün Gılgamış Destanı'nın XI. tableti olarak biliniyor. Orada Tufan'ı yaşayan kişi, Ūta-napišti, hikâyesini ölümsüzlüğü arayan Gılgamış'a anlatır. Nimuš dağı gemiyi günlerce kıpırdatmadan tutar; yedinci gün gelince kuşları salar:
ušēṣī-ma summata umaššar
«Bir güvercin çıkardım, saldım.» Güvercin konacak yer bulamaz ve geri döner. Sonra bir kırlangıç salınır; o da döner. En son bir kuzgun salınır. Kuzgun suların çekildiğini görür, yer, eşinir ve geri dönmez.
Tekvin (Yaratılış) kitabında da bir pencere açılır. Kral James çevirisinde:
And he sent forth a raven, which went forth to and fro, until the waters were dried up from off the earth.
«Ve bir kuzgun saldı; kuzgun, sular yerin üstünden kuruyana dek gidip geldi.» Sonra bir güvercin salınır, konacak yer bulamayıp döner. Yedi gün sonra yeniden salınır ve akşam ağzında bir zeytin yaprağıyla döner. Bir yedi gün daha geçer; güvercin bu kez hiç dönmez.
Ayrıntılar farklı: kuşların sırası, sayısı, hangisinin dönüp hangisinin dönmediği. Ama asıl fark, hikâyenin yerleştiği çerçevede. Gılgamış'ta Tufan anlatısı bir hikâyenin içindeki hikâyedir: Ūta-napišti ölümsüzlüğe nasıl kavuştuğunu anlatır ve Gılgamış bu yolun kendisine kapalı olduğunu öğrenir. Tekvin'de ise anlatı bir antlaşmayla kapanır: bir daha tufanla yeryüzünün yok edilmeyeceği sözü. Motif aynı kalır; hikâyenin anlamını çerçeve belirler.
Yaygın yanlış«İki metin arasındaki benzerlik, birinin öbüründen kopyalandığını gösterir» diye düşünülür.
Benzerlik bir ilişkiye işaret eder, ama bu ilişkinin nasıl kurulduğu, ortak bir Mezopotamya geleneğinden mi geldiği, hangi yolla aktarıldığı araştırmacılar arasında tartışılır. Benzerlik, bir metnin inananlar için taşıdığı anlam hakkında da bir hüküm vermez; edebiyat tarihi burada dolaşımı izler, inancı yargılamaz.
Ana anlatı — ekleme, eksiltme
Kutsal sayılan bir metin, yazıya geçmiş sıradan bir hikâyeden farklı muamele görür. Tesniye (Yasa'nın Tekrarı) kitabındaki bir ilke bunu açıkça dile getirir:
Ye shall not add unto the word which I command you, neither shall ye diminish ought from it
«Size buyurduğum söze bir şey eklemeyecek, ondan bir şey eksiltmeyeceksiniz.»
Bu cümleyi iki ünite önceki ozanın yanına koyalım. Avdo Međedović, kendisine okunan 2.160 dizelik bir destanı on iki bin dizenin üstüne çıkarmıştı; sözlü gelenekte bu bir ustalıktı. Kutsal metin geleneğinde aynı davranış tam tersine bir ihlal sayılır. Metin kutsallaştıkça esneklik azalır; kopyacının görevi yaratmak değil, harfi harfine aktarmaktır.
Ama metin değişmeyince bir başka şey büyür: yorum. Kelimeler sabit kaldıkça her kuşak onları yeniden anlamak zorundadır. Yahudi geleneğinde midraş, Hristiyan geleneğinde kilise babalarının şerhleri, İslam geleneğinde tefsir, hepsi sabit bir metnin etrafında büyüyen, kuşaklar boyu süren okuma gelenekleridir. Ozanın her söyleyişte değiştirdiği şeyi, burada yorumcular metnin kenarına yazar.
Metin anı
Kur'an'ın on ikinci suresi olan Yusuf suresinin başında, üçüncü ayette, bir hikâye hakkında konuşan bir cümle yer alır. Ayetin başı şöyledir:
Naḥnu naquṣṣu ʿalayka aḥsana'l-qaṣaṣ
Türkçe meallerde «sana en güzel kıssaları anlatıyoruz» gibi çevrilir. Ama bu ifade, bir yorum geleneğinin nasıl çalıştığını da gösterir.
İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre qaṣaṣ sözcüğü «hikâye etmek» anlamında bir masdardır; bu okumaya göre ifade «en güzel anlatış» demektir. Ama aynı sözcük «anlatılan şey» anlamında da kullanılabildiği için «kıssaların en güzeli» diye de anlaşılır. Âlimler bu kıssaya neden «en güzel» dendiği konusunda farklı açıklamalar önermiştir: içerdiği ibret, Yusuf'un kardeşlerini affetmesi, ya da kıssanın pek çok insan tipini ve pek çok hayat alanını bir arada anlatması. Madde ayrıca Yusuf kıssasının tek bir surede, bütün ayrıntılarıyla anlatılmasıyla öbür peygamber kıssalarından ayrıldığını belirtir.
Edebiyat için bu küçük tartışma çok şey söylüyor. Sabit bir metin, «anlatılan hikâye» ile «anlatış biçimi» arasındaki farkı düşünmeye çağırıyor; yani bir edebiyat sorusu soruyor.
Hikâye kutsal metinde kalmadı. Surede Yusuf'a tutulan kadının adı geçmez; o, «Aziz'in karısı» diye anılır. Sonraki anlatıcılar ona bir ad verdi: Züleyha. Ve Yusuf ile Züleyha'nın hikâyesi Türk edebiyatının en çok işlenen konularından biri oldu. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Türkçede bilinen ilk Yusuf ve Züleyha mesnevisini 1232-1233'te Ali adlı bir Yesevî dervişi yazdı. On dördüncü yüzyılda Şeyyad Hamza'nın 1529 beyitlik mesnevisi çok okundu. On beşinci yüzyılda Hamdullah Hamdi'nin 6241 beyitlik mesnevisi, Züleyha'yı anlatının merkezine taşıdı.
Cevap ve bağlantı
Bir hikâyeyi inanca dönüştüren, yalnızca içeriği değil, bir topluluğun ona nasıl davrandığıdır. Kutsal sayılan metin ibadette okunur, harfi harfine korunur, ekleme ve eksiltmeye kapanır. Sözlü gelenekte serbestçe büyüyen hikâye, burada sabitlenir; serbestlik yorumun alanına geçer.
Ama bu, hikâyenin edebiyattan koptuğu anlamına gelmez. Tufan motifi Mezopotamya'dan pek çok geleneğe uzanır; Yusuf kıssası kutsal metinden mesnevilere geçer ve yeni bir ad, yeni bir bakış açısı kazanır. Kutsal metinler edebiyatın hem en sabit hem de en verimli kaynaklarından biri olmuştur: kendileri değişmez, ama çevrelerinde yeni metinler doğmaya devam eder.
Kapanış kancası
Yüzyıllar boyunca bu metinler elle kopyalandı. Bir kitap haftalar, bazen aylar süren bir emekti ve okuyabilen de, kitaba sahip olabilen de azdı. Sonra, on beşinci yüzyılın ortasında, Mainz'da bir kuyumcu harfleri metalden dökmeye başladı. Bir sonraki ünite, bir makinenin okuru nasıl yarattığını soruyor.
Özet kartı
- George Smith 1872'de bir Mezopotamya tabletinde Tufan anlatısını okuyup duyurdu; aynı motif Tekvin'de de vardır.
- Gılgamış'ta Tufan bir ölümsüzlük hikâyesinin içinde, Tekvin'de bir antlaşmanın içinde anlatılır: motif aynı, çerçeve farklı.
- Benzerlik bir ilişkiye işaret eder; bu ilişkinin nasıl kurulduğu tartışmalıdır ve benzerlik inancın anlamı hakkında hüküm vermez.
- Kutsal sayılan metin sabitlenir, ekleme ve eksiltmeye kapanır; serbestlik yorum geleneğine geçer.
- «Ahsenü'l-kasas» hem «en güzel anlatış» hem «kıssaların en güzeli» diye okunur; Yusuf kıssası Türk edebiyatında Yusuf ve Züleyha mesnevilerine dönüşmüştür.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Kutsal metin | Sacred text | Bir inanç topluluğunun en yüksek otoriteye sahip saydığı, korunan ve yorumlanan metin |
| Motif | Motif | Farklı anlatılarda tekrar eden, tanınabilir anlatı birimi |
| Sabit metin | Fixed text | Kelimeleri değiştirilmeden aktarılması gereken metin |
| Yorum geleneği | Commentary tradition | Sabit bir metin üzerine kuşaklar boyunca yazılan açıklamaların birikimi |
| Kıssa | Qissa | Geçmiş kişi ve olaylara dair anlatı; Kur'an'daki peygamber hikâyeleri için de kullanılır |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Gılgamış'taki ve Tekvin'deki kuş sahneleri hangi ayrıntılarda farklılaşır?
- (Kazanım 1) Tufan motifi iki metinde hangi çerçevelere yerleşir ve bu fark neden önemlidir?
- (Kazanım 2) Tesniye 4:2'deki ilke, Avdo Međedović'in destanı genişletmesiyle karşılaştırıldığında ne gösterir?
- (Kazanım 3) Metin sabitlendiğinde yorum geleneği neden büyür?
- (Kazanım 4) «Ahsenü'l-kasas» ifadesinin iki okuması nedir ve Yusuf kıssası Türk edebiyatına nasıl geçmiştir?
Cevaplar
- Gılgamış'ta önce güvercin, sonra kırlangıç salınır ve ikisi de geri döner; son salınan kuzgun dönmez. Tekvin'de önce kuzgun salınır, sonra güvercin üç kez salınır: ilkinde döner, ikincisinde ağzında zeytin yaprağıyla döner, üçüncüsünde hiç dönmez.
- Gılgamış'ta Tufan, Ūta-napišti'nin ölümsüzlüğe nasıl kavuştuğunu Gılgamış'a anlattığı bir hikâye içindeki hikâyedir; Tekvin'de ise bir daha tufanla yeryüzünün yok edilmeyeceğine dair bir antlaşmayla kapanır. Aynı motif, yerleştiği çerçeveye göre farklı bir anlam kazanır.
- Sözlü gelenekte Avdo'nun kendisine okunan 2.160 dizeyi beş katından uzun bir söyleyişe dönüştürmesi ustalık sayılır. Tesniye'deki ilke ise söze bir şey eklenmemesini ve ondan bir şey eksiltilmemesini ister. Metin kutsallaştıkça esneklik azalır ve aktarımın ölçüsü sadakat olur.
- Kelimeler değiştirilemediği için her kuşak metni kendi dönemi ve soruları içinde yeniden anlamak zorundadır. Metnin kenarında açıklamalar birikir: tefsir, şerh, midraş gibi gelenekler böyle oluşur.
- Qaṣaṣ masdar olarak okunursa ifade «en güzel anlatış», anlatılan şey olarak okunursa «kıssaların en güzeli» demektir. Kıssa sonraki anlatıcılarca geliştirildi; surede adı geçmeyen «Aziz'in karısı»na Züleyha adı verildi ve Türk edebiyatında 13. yüzyıldan itibaren Ali, Şeyyad Hamza ve Hamdullah Hamdi gibi şairlerin Yusuf ve Züleyha mesnevileri yazıldı.
Okuma
- Gılgamış Destanı, XI. tablet. Türkçe bir çeviride Ūta-napišti'nin anlattığı Tufan bölümünü okuyun ve bölümün Gılgamış'ın arayışıyla nasıl bağlandığına dikkat edin.
- Tekvin (Yaratılış), 6–9. bölümler. Türkçe bir çeviride Nuh anlatısını okuyun; kuş sahnesini Gılgamış'takiyle yan yana koyun.
- Kur'an, Yusuf suresi, bir meal ile; ardından Hamdullah Hamdi'nin Yûsuf ve Züleyhâ'sından sadeleştirilmiş bir seçki. İki anlatıda Züleyha'nın yerini karşılaştırın.