Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Enmerkar destanı yazının icadını bir haberciye sığmayan uzun bir mesajla anlatır; bu bir efsanedir.
- Uruk'taki en eski tabletler (yaklaşık MÖ 3350–3200) idari kayıtlardır; yazı muhasebeden doğdu.
- Bilinen en eski Sümerce edebî metinler MÖ 2600 civarından; yazının edebiyata ulaşması yüzyıllar aldı.
- Kil dayanıklı ama ağırdı; papirüs hafif ama kırılgandı; yüzey, metinlerin nasıl taşındığını ve korunduğunu belirledi.
- Platon'un Thamus'u yazının hafızayı zayıflatacağını söyler; Gılgamış ise okuruna sandığı açıp tableti okumasını söyler.
Kazanımlar
- Yazının Mezopotamya'da hikâye için değil kayıt tutmak için doğduğunu Uruk tabletlerinden verilerle açıklayabilir.
- Kil tabletten papirüse, yazı yüzeyinin metnin taşınmasını ve saklanmasını nasıl etkilediğini tartışabilir.
- Platon'un Phaidros'taki yazı eleştirisini sözlü hafıza tartışmasıyla ilişkilendirebilir.
- Gılgamış destanının girişinde metnin kendini yazılı bir nesne olarak sunduğunu yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Uruk'un kralı Enmerkar, dağların ardındaki Aratta şehrinin beyine bir mesaj göndermek istiyor. Habercisi daha önce birkaç kez gidip gelmiş, uzun sözleri ezberleyip karşı tarafa aynen tekrarlamış. Ama bu kez mesaj çok uzun. Haberci ağzını açıyor, tekrar edemiyor.
Sonra kral bir şey yapıyor: eline biraz kil alıp düzeltiyor ve mesajı onun üstüne yazıyor. Sümerce destanın İngilizce çevirisi o anı şöyle anlatır:
Formerly, the writing of messages on clay was not established.
«Daha önce, mesajları kile yazmak diye bir şey yoktu.» Haberci tableti dağlar aşırıp Aratta'ya götürüyor. Aratta beyi tablete bakıyor. Destanın deyişiyle iletilen mesaj yalnızca çivilerden ibaret; beyin kaşları öfkeyle çatılıyor.
Büyük soru
Bu, yazının icadını anlatan bir hikâye. Ama gerçekten böyle mi oldu? Yazı, bir kralın söyleyemeyeceği kadar uzun bir sözü taşımak için mi icat edildi? Ve kil tabletten papirüse uzanan yolda, hikâyenin kendisine ne oldu?
Bağlam
Bir önceki ünitede sözlü kültürün hafızasına bakmıştık: ozanlar destanları ezberlemiyor, her söyleyişte yeniden kuruyordu. Enmerkar destanındaki haberci de bu dünyanın insanı. Ağzı «ağır»laşınca, destanın deyişiyle, hafıza yetmiyor.
Enmerkar'ın hikâyesi bir efsane. Elimizdeki kopyaları, yazının ilk izlerinden bin yılı aşkın bir süre sonra yazılmış tabletlerden geliyor. Yazının nasıl doğduğunu öğrenmek için efsaneye değil, toprağın altından çıkan tabletlerin kendisine bakmak gerekiyor.
Ana anlatı — yazıyı kim icat etti: şair mi, muhasebeci mi?
Bugün Irak'ın güneyinde kalan Uruk kenti, dünyanın ilk büyük şehirlerinden biriydi. Kazılarda binlerce tablet çıktı. En eskileri Uruk IV denen evreye, yaklaşık MÖ 3350 ile 3200 arasına tarihleniyor. Bunlar, bilinen en eski yazı örneklerinin arasında sayılıyor.
Bu tabletlerde ne yazıyor? Şiir değil. Arpa, bira, koyun, işçi, tarla. Kurumların ambarlarına giren ve çıkan malların, bunları kimin teslim alıp kimin verdiğinin kaydı. Yazının öncülerinden biri de sayıları gösteren kil jetonlar ve mühürlü kil kaplardı; yani yazının atası muhasebeydi.
Sözcük listeleri de ilginç bir tür: kap adları, meslek adları, hayvan adları, alt alta dizilmiş kelimeler. Yazıcılar bunları kopyalayarak öğreniyordu. Englund, bu listelerin arasında bilinen en eski edebiyat örneğinin bulunabileceğini ileri sürer; yani edebiyatın ilk izi bile bir okul alıştırmasının içinde duruyor olabilir.
Hikâyeler, destanlar ve ilahiler çok sonra tablete geçti. Bugünkü Irak'ta, Abu Salabikh ve Fara'da, MÖ 2600 civarına tarihlenen katmanlardan çıkan tabletler, bilinen en eski Sümerce edebî metinlerden bazılarını taşır. Yazının icadı ile edebiyatın yazıya geçmesi arasında aşağı yukarı altı yüz yıl var.
Yaygın yanlış«Yazı edebiyatı kaydetmek için icat edildi» diye düşünülür.
İlk tabletler bunun tersini gösterir: yazı, büyüyen şehirlerin ambarlarını ve işçilerini hesaplamak için doğdu. Edebiyat, bu aracı ancak yüzyıllar sonra kendine uyarladı.
Ana anlatı — kil, taş ve papirüs
Yazı yüzeyi, metnin nasıl yaşayacağını belirler. Kil Mezopotamya'da boldu ve ucuzdu. Islakken yazılır, kurununca sertleşir, fırınlanırsa neredeyse sonsuza dek dayanır. Ama ağırdır, yer kaplar ve uzun bir metin için pek çok tablet gerekir. Mezopotamya'daki uzun destanlar da bu yüzden «tablet» diye numaralanan bölümlere ayrılır.
Mısır'da başka bir çözüm bulundu: papirüs. Nil kıyısında yetişen bir bitkinin sapları ince şeritlere ayrılır, üst üste çapraz dizilir, bastırılıp kurutulur ve hafif, katlanabilir, rulo yapılabilir bir yüzeye dönüşür.
Bugün bilinen en eski yazılı papirüsler de şaşırtıcı biçimde bir kayıt defteri. 2013'te Kızıldeniz kıyısındaki Wadi al-Jarf'ta bulunan papirüsler, Firavun Keops'un saltanatının sonlarında, Merer adlı bir müfettişin tuttuğu seyir günlüğünü taşıyor. Merer gün gün yazıyor: ekibiyle Tura'daki taş ocaklarından kireçtaşı yükledi, Nil'de yol aldı, geceyi nerede geçirdi.
Papirüs, metnin taşınmasını kolaylaştırdı. Bir rulo, bir tablet yığınından çok daha hafifti. Ama kil kadar dayanıklı değildi: nemde çürür, ateşte yanar. Bugün Mısır papirüslerinin çoğunu kuru çölün koruduğu yerlerden tanıyoruz. Yüzeyin seçimi, hangi metinlerin binlerce yıl sonra okunabileceğini de belirledi.
Ana anlatı — yazıya karşı bir itiraz
Yazı herkesi sevindirmedi. Yazının icadından yaklaşık üç bin yıl sonra, Atina'da Platon Phaidros adlı diyaloğunda Sokrates'e bir Mısır efsanesi anlattırır. Tanrı Theuth, icatlarını kral Thamus'a gösterir. Sıra harflere gelince bunun Mısırlıları daha bilge yapacağını ve hafızalarını güçlendireceğini söyler. Thamus itiraz eder. Jowett'in çevirisinde:
this discovery of yours will create forgetfulness in the learners' souls, because they will not use their memories
«Bu buluşun, öğrenenlerin ruhunda unutkanlık yaratacak, çünkü hafızalarını kullanmayacaklar.» Thamus'a göre yazı hafızayı değil yalnızca hatırlatmayı besler; okuyan çok şey duymuş olur, ama bir şey öğrenmemiş olabilir.
Bu itiraz bir önceki ünitenin dünyasından geliyor. Avdo'nun ya da Homeros'un hafızası, yazının gelmediği bir kültürde gelişti. Thamus yazının o hafızayı zayıflatacağından korkuyor. Ama ironi açık: bu eleştiriyi bugün okuyabilmemizin tek sebebi, Platon'un onu yazmış olması.
Metin anı
Yazı sonunda edebiyatı kendi içine aldı. Bunun en güzel izlerinden biri, Mezopotamya'nın en tanınmış edebî metninin, Gılgamış Destanı'nın ilk dizelerinde duruyor. Sîn-lēqi-unninni adıyla anılan birine atfedilen «standart» versiyon, destanı okura bir nesne gibi uzatır. Önce Gılgamış'ın bütün emeklerinin bir taş levhaya yazıldığını söyler. Sonra okura seslenir:
pitē-ma tupšenna ša erēni
«Aç sedir ağacından tablet sandığını.» Bronz kilitlerini çöz, sırrının kapağını kaldır, der metin; ve sonra:
išâm-ma ṭuppi uqnî šitassi
«Çıkar lacivert taşından tableti ve yüksek sesle oku.» Okunacak şey, Gılgamış'ın başından geçen bütün sıkıntılardır.
Bu dizeleri Enmerkar'ın haberciyle birlikte okuyalım. Enmerkar'ın hikâyesinde yazı sözün yerine geçiyordu. Gılgamış'ta ise yazı sözün kendisi oluyor. Destan «dinle» demiyor; «sandığı aç, tableti çıkar, oku» diyor. Ozanın sesi hâlâ orada: «yüksek sesle oku» anlamındaki šitassi, okumanın o çağda sesli bir eylem olduğunu hatırlatır. Ama artık hikâye bir sandıkta saklanan, kilidi olan, elle tutulan bir şey. Anlatı, kendisini bir nesne olarak tanıtıyor.
eBL'nin tanıtımına göre bu versiyon yetmiş beş kadar el yazmasından biliniyor; en eskileri MÖ 8. yüzyıl Asur'undan, en geçleri MÖ 2. yüzyıl Babil'inden. Yazı, yalnızca bu versiyonun bile yaklaşık altı yüz yıl boyunca kopyalanmasını sağladı.
Cevap ve bağlantı
Yazı, bir kralın uzun mesajını taşımak için değil, bir şehrin ambarını saymak için icat edildi. Enmerkar efsanesi yanlış bir tarih anlatıyor, ama doğru bir sezgi taşıyor: yazı, hafızanın yetmediği yerde devreye giren bir araçtı. Önce malları, sonra kelime listelerini, çok sonra destanları taşıdı.
Yüzey değiştikçe metnin hayatı da değişti. Kil ağırdı ama dayandı; papirüs hafifti ama kırılgandı. Yazının kazandırdıklarıyla kaybettirdikleri de ilk günden tartışıldı: Thamus'un korkusu, hafızanın dışarıya emanet edilmesiydi. Gılgamış'ın sandığı, hem kazanılanı hem kaybedileni gösteriyor: hikâye artık sabit, ama onu yüksek sesle okuyacak birini bekliyor.
Kapanış kancası
Yazıya geçen bazı metinler bir adım daha attı. Onlara yalnızca saklanacak bir hikâye olarak değil, inanılacak bir söz olarak bakıldı; harfi harfine korundular, yorumlandılar, uğrunda topluluklar kuruldu. Bir hikâye nasıl kutsal bir metne dönüşür? Bir sonraki ünitenin konusu bu.
Özet kartı
- Enmerkar destanı yazının icadını bir haberciye sığmayan uzun bir mesajla anlatır; bu bir efsanedir.
- Uruk'taki en eski tabletler (yaklaşık MÖ 3350–3200) idari kayıtlardır; yazı muhasebeden doğdu.
- Bilinen en eski Sümerce edebî metinler MÖ 2600 civarından; yazının edebiyata ulaşması yüzyıllar aldı.
- Kil dayanıklı ama ağırdı; papirüs hafif ama kırılgandı; yüzey, metinlerin nasıl taşındığını ve korunduğunu belirledi.
- Platon'un Thamus'u yazının hafızayı zayıflatacağını söyler; Gılgamış ise okuruna sandığı açıp tableti okumasını söyler.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Çivi yazısı | Cuneiform | Islak kile kamış kalemle bastırılan, çiviye benzer işaretlerle yazılan Mezopotamya yazısı |
| Kil tablet | Clay tablet | Mezopotamya'da yazı yüzeyi olarak kullanılan, kurutulan ya da fırınlanan kil levha |
| Papirüs | Papyrus | Nil kıyısındaki bir bitkinin saplarından yapılan hafif yazı yüzeyi |
| İdari kayıt | Administrative record | Mal, işçi ve kaynak hareketlerini gösteren yazılı belge |
| Sözcük listesi | Lexical list | Yazıcı eğitiminde kopyalanan, konuya göre dizilmiş kelime listesi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Uruk'un en eski tabletleri yazının neden icat edildiği hakkında ne söyler?
- (Kazanım 1) Enmerkar destanı yazının icadını nasıl anlatır ve bu anlatı neden tarihsel bir kanıt sayılamaz?
- (Kazanım 2) Kil tablet ile papirüsün avantajları ve dezavantajları nelerdir?
- (Kazanım 3) Thamus yazıya hangi gerekçeyle itiraz eder ve bu itirazda hangi ironi vardır?
- (Kazanım 4) Gılgamış destanının girişi kendini okuruna nasıl sunar?
Cevaplar
- En eski Uruk IV tabletleri kurumların mal giriş çıkışlarını, arpa, hayvan ve işçi kayıtlarını tutar; sözcük listeleri bile bu evrede yüzde birin altındadır. Yazı hikâye için değil, büyüyen şehirlerin ekonomisini hesaplamak için doğmuştur.
- Destanda Uruk kralı Enmerkar, habercinin tekrar edemeyeceği kadar uzun bir mesajı kile yazar. Bu bir efsanedir; destanın elimizdeki kopyaları yazının ilk izlerinden bin yılı aşkın süre sonrasına aittir ve arkeolojik veri yazının idari kayıttan doğduğunu gösterir.
- Kil ucuz ve bol, kurutulunca ya da fırınlanınca çok dayanıklıdır, ama ağırdır ve uzun metin için çok sayıda tablet gerekir. Papirüs hafiftir ve rulo yapılabilir, taşınması kolaydır, ama nemde çürür ve ateşte yanar.
- Thamus'a göre yazı, öğrenenlerin hafızalarını kullanmamasına ve unutkanlığa yol açar; yazı hafızayı değil hatırlatmayı besler ve bilgelik görüntüsü verir. İroni şudur: bu eleştiriyi bugün bilmemizin sebebi Platon'un onu yazmış olmasıdır.
- Giriş, okura sedir ağacından tablet sandığını açmasını, bronz kilitlerini çözmesini ve lacivert taşından tableti çıkarıp yüksek sesle okumasını söyler. Destan kendini saklanan, kilitli, elle tutulan yazılı bir nesne olarak sunar; ama okumanın sesli olması sözlü geleneği de hatırlatır.
Okuma
- Gılgamış Destanı, I. tablet. Türkçede birden fazla çevirisi var; girişteki sandık ve lacivert taşı tablet bölümünü, destanın sonunda Uruk surlarına dönülen bölümle karşılaştırın.
- Platon, Phaidros, 274c–275b. Türkçe çevirilerden birinde Theuth ile Thamus konuşmasını okuyun; Sokrates'in yazılı söz hakkında hemen ardından söylediklerini de izleyin.
- ETCSL, «Enmerkar and the lord of Aratta» (İngilizce, çevrimiçi). Habercinin gidiş gelişlerini ve tabletin yazıldığı bölümü okuyun.