İçeriğe geç

Ders 11.1 · Seviye 3 · Mizaç, Nörogelişimsel Farklılıklar ve Zor Yaşam Olayları

Mizaç ve Uyum: "Zor Çocuk" Yoktur, Uyumsuz Eşleşme Vardır

2.122 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · 14 dakika seslendirme

Giriş

Çocuğunu üç soruyla tarif ettin, sonra aynı soruları kendine sordun: hareketli mi sakin mi, yeniye hemen mi yaklaşıyor yoksa önce mi çekiliyor, duygularını fısıltıyla mı yoksa bağırarak mı yaşıyor? İki listeyi yan yana koyunca, evdeki en tanıdık çatışmanın tam da cevapların en çok ayrıştığı yerde yaşandığını görmüş olabilirsin. Hızlı bir anne ile yavaş ısınan bir kız, sessizliği seven bir baba ile yerinde duramayan bir oğul. Kimse kimseyi kızdırmaya çalışmıyor; iki farklı ayar aynı evde yaşıyor.

Bu dersin sonunda çocuğunun mizaç haritasını dokuz boyut üzerinden çıkarabilecek, "zor", "utangaç" ya da "hassas" etiketlerinin altındaki ayarları tanıyabilecek ve asıl meselenin çoğu zaman çocuğun mizacı değil, senin mizacınla onunki arasındaki uyum olduğunu görebileceksin. 1.5'te mizaçla kısaca tanışmıştık; bugün derinleşiyoruz. Modül 11 boyunca "ortalama çocuk" varsayımını bırakıp çocukların doğuştan getirdiği farklılıklara ve ailelerin geçtiği zor olaylara bakacağız.

Ana anlatım

Dokuz boyut. Amerikalı psikiyatristler Alexander Thomas ve Stella Chess, 1950'lerde başlattıkları ve çocukları yetişkinliğe kadar izledikleri New York Boylamsal Çalışması'nda mizacı dokuz boyutta tanımladı. Etkinlik düzeyi: çocuk hareketli mi, sakin mi? Düzenlilik: uyku ve açlık ritmi öngörülebilir mi? İlk tepki: yeni bir şeye yaklaşıyor mu, yoksa geri mi çekiliyor? Uyum hızı: bir değişikliğe ne kadar çabuk alışıyor? Duyusal eşik: ses, ışık, doku, koku ya da kıyafet etiketi onu ne kadar çabuk rahatsız ediyor? Tepki yoğunluğu: duygularını kısık mı yoksa yüksek sesle mi ifade ediyor? Genel ruh hâli: ağırlıklı olarak neşeli mi, ciddi mi? Dikkat süresi ve sebat: bir işte ne kadar kalabiliyor? Ve dikkat dağılabilirliği: ne kadar kolay başka bir şeye kayıyor?

Bu dokuz ayar büyük ölçüde doğuştan gelen eğilimlerdir. Ama taşa yazılı değildirler: araştırmalar mizacın orta düzeyde kalıtsal ve orta düzeyde kararlı olduğunu, çevrenin ve ilişkilerin onu yumuşatabildiğini ya da keskinleştirebildiğini gösteriyor. Thomas ve Chess çocukların bir kısmını üç profilde topladı. "Kolay" profil düzenli, yeniye yaklaşan, çabuk uyum sağlayan, tepkileri ılımlı ve genel tonu olumlu çocuklardı; çocukların yaklaşık onda dördü. "Zor" profil düzensiz, çekilen, yavaş uyum sağlayan, tepkileri yoğun ve tonu daha olumsuz çocuklardı; yaklaşık onda biri. "Yavaş ısınan" profil ise çekilen ve yavaş uyum sağlayan ama tepkileri ılımlı çocuklardı; yaklaşık yüzde on beşi. Geri kalan yaklaşık üçte bir ise bu üç kalıptan hiçbirine tam oturmuyordu; karışık profiller, istisna değil kuraldı.

"Zor" kelimesi ebeveynin deneyimini anlatır, çocuğun değerini değil. Üstelik sonraki araştırmalar ilginç bir bulgu ortaya koydu. Psikologlar Jay Belsky ve Michael Pluess'in 2009'da derleyerek "farklı duyarlılık" adını verdiği bu bulguya göre, tepkileri yoğun ve hassas çocuklar sert ve ihmalkâr ortamlardan daha çok zarar görebiliyor; ama destekleyici ve sıcak ortamlardan da diğer çocuklardan daha çok yararlanabiliyor. Yani "zor" mizaç, iyi bir eşlikle bir risk olmaktan çıkıp bir kazanca dönüşebilir.

Harvard'dan psikolog Jerome Kagan'ın çalışmaları da bu tabloya bir parça ekledi. Kagan, küçük çocukların bir bölümünün yeni insanlar, yeni nesneler ve yeni ortamlar karşısında belirgin biçimde durakladığını, geri çekildiğini ve bedensel olarak daha çok uyarıldığını gösterdi; buna "davranışsal ketlenme" adını verdi. Bu çocukların bir kısmı büyüdükçe daha rahat hâle geldi, bir kısmında ise çekingenlik sürdü ve ileriki yıllarda kaygıya yatkınlık biraz daha yüksek bulundu. Davranışsal ketlenme üzerine yapılan çalışmaları derleyen gelişim psikoloğu Nathan Fox ve arkadaşları, ebeveynin aşırı korumacılığının bu çekingenliği pekiştirebilecek etkenlerden biri olduğuna dikkat çekti: çocuğunu yeni durumlardan tamamen koruyan ebeveynlerin çocuklarında çekingenlik daha sık sürebiliyor, çocuğunu sabırla ve küçük adımlarla yeniye yaklaştıran ebeveynlerin çocukları ise daha çok açılabiliyor.

Yüksek duyarlı çocuk. Psikolog Elaine Aron'un "duyusal işleme hassasiyeti" dediği özellik, bazı çocuklarda düşük bir duyusal eşik, uyaranları derinlemesine işleme ve yüksek bir duygusal tepkiyle kendini gösterir. Bu çocukları kıyafet etiketleri rahatsız eder, kalabalık yorar; başkasının üzüntüsünü hisseder, eleştiriyi derin alır, geçişlerde zorlanır, çabuk taşar ve çabuk yorulur. Ama aynı zamanda ayrıntıları fark eder, empati kurar, derin düşünür, sanata ve doğaya güçlü tepki verir. Bu özelliğin ne kadar yaygın olduğuna dair tahminler değişiyor; bugün bir bozukluk ya da ayrı bir kategori olarak değil, herkeste farklı düzeylerde bulunan sürekli bir özellik olarak görülüyor ve bazı çocuklar bu yelpazenin yüksek ucunda yer alıyor.

Yüksek duyarlı bir çocuğun ebeveynliği birkaç ilkeye dayanır. Uyarıyı dozlamak: kalabalık ortamlarda mola, kat kat giyinme, evde ses düzeyine dikkat. Geçişlerden önce fazladan ön uyarı vermek. Eleştiriyi yumuşak ve baş başa yapmak. Duygunun büyüklüğünü "abartı" diye değil, gerçek bir deneyim olarak karşılamak. Ve çocuğa kendi sistemini anlatmak: "Senin sistemin her şeyi daha güçlü alıyor. Bu bir güç; ama dinlenmen de gerekiyor." "Çok nazlı" ya da "çok hassas" diye etiketlenen pek çok çocuk, aslında bu özelliği yüksek düzeyde taşıyan çocuklardır.

Uyum iyiliği. Thomas ve Chess'in çalışmasının belki de en önemli bulgusu mizacın kendisiyle değil, uyumla ilgiliydi. Bir çocuğun gelişimini belirleyen şey mizacının "iyi" ya da "kötü" olması değil, çevrenin, özellikle ebeveynin beklentileri ve tepkileriyle mizacı arasındaki uyumdu; araştırmacılar buna "uyum iyiliği" dedi. Yavaş ısınan bir çocuk sabırlı bir ebeveynin yanında rahatça gelişir; hızlı ve sosyal bir ebeveynin yanında ise "utangaç" damgası yer. Yüksek etkinlikli bir çocuk hareketli bir ailede neşeli bir çocuk olarak görülür; sessizliği seven bir ailede ise "yaramaz" olur.

Uyum yalnızca anne babayla da sınırlı değildir; kültürün de mizaçtan beklentileri vardır. Misafir geldiğinde hemen elini öpüp konuşan çocuk "terbiyeli", köşede sessizce izleyen çocuk "mahcup" sayılabilir. Hareketli bir oğlan için "erkek çocuk işte" denirken aynı hareketlilikteki bir kız "hiç kız gibi değil" diye eleştirilebilir. Sessiz bir çocuk "uslu" diye övülürken, aslında içinde büyük bir gerginlik taşıyor olabilir. Bu beklentileri fark etmek, çocuğu çevrenin kalıbına sokmaya çalışmak yerine onun ayarına alan açmanın ilk adımıdır; bazen de akrabalara nazikçe söylenen bir cümleyi gerektirir: "O önce izler, sonra gelir."

Uyumsuzluk çocuğu sorunlu yapmaz; ilişkiyi çatışmalı yapar ve bu çatışma zamanla çocuğun kendine bakışına sızar. "Ben hep fazla olanım" ya da "Ben hep geride kalanım" gibi cümleler böyle doğar. Çözüm çocuğu değiştirmeye çalışmak değil, uyumu kurmaktır: kendi mizacını tanımak, farkı sözle ifade etmek, "Ben hızlıyım, sen yavaş ısınıyorsun; sana zaman veriyorum", ortamı çocuğa göre ayarlamak, 8.3'teki ortam tasarımı aracı burada iş görür, ve çocuğun mizacının güçlü yanını görmek.

Kendi mizacın. Aynı dokuz boyutta kendini de puanla. Aile içindeki sürtüşmelerin önemli bir kısmı iki yerde çıkar. Birincisi aynı boyutun zıt uçlarıdır: yoğun tepkili bir anne, tepkileri kısık çocuğunu "ilgisiz" bulabilir; yavaş bir baba, hızlı oğlunu "kontrolsüz" bulabilir. İkincisi aynı boyutun aynı ucudur: iki yoğun tepkili insan arasında her anlaşmazlık bir patlamaya dönüşebilir; iki sebatlı ve inatçı insan arasında her konu bir güç savaşına. Farkı görmek, çatışmayı kişisel olmaktan çıkarır: "O beni kızdırmak için yapmıyor; onun ayarı bu, benimki şu."

Kardeşler arasındaki farklar da aynı haritayla açıklık kazanır. "Neden kardeşi gibi değil?" sorusunun cevabı çoğu zaman basittir: çünkü farklı ayarlarla doğdu. 9.5'te konuştuğumuz etiketlerin pek çoğu, aslında mizaç farklarına verilmiş adlardır: "sakin olan" ve "hareketli olan", "uyumlu olan" ve "zor olan". Etiketi mizaç diliyle değiştirmek, çocuğu bir kutuya koymak yerine onun ayarını tanımak anlamına gelir.

Mizaç ne değildir? Mizaç bağlanma değildir; bağlanma örüntüsü (3.1) ilişkide kurulur, mizaç ise çocuğun dünyaya getirdiği ayardır. Mizaç bir tanı değildir: yüksek etkinlik tek başına DEHB demek değildir; yeniden çekilmek otizm demek değildir. Bu ayrımlar önümüzdeki iki dersin konusu. Mizaç bir kader değildir: yavaş ısınan bir çocuk sabırlı bir eşlikle sosyal bir yetişkin olabilir; yalnızca kendi hızında. Ve mizaç bir mazeret değildir: "Tepkileri yoğun, ne yapayım" demek sınırdan vazgeçmek değil, sınırın biçimini çocuğun ayarına göre düzenlemektir.

Örnekler

  • Basit: Dört yaşındaki Lal her yeni ortamda annesi Ebru'nun arkasına saklanıyor. Hızlı ve sosyal bir kadın olan Ebru utanıyor ve "Hadi git oyna, ayıp oluyor" diye kızını öne itiyor. Lal daha da çekiliyor. Mizaç açısından Lal yavaş ısınan bir çocuk ve anneyle arasındaki uyum zayıf. Ebru yolu değiştiriyor. Farkı sözle ifade ediyor: "Sen önce izlersin, sonra katılırsın; ben yanındayım." Ortamı ayarlıyor: doğum günü partilerine erken gidiyorlar, kalabalık dolmadan önce Lal'in ortamı tanımasına izin veriyorlar ve ilk olarak tek bir çocukla tanıştırıyor. Lal'i itmiyor ve kendi hızında katıldığı anları fark ediyor: "Bak, on dakikada oyuna girdin." Altı ay içinde Lal'in ısınma süresi kısalıyor. Mizacı değişmedi; güveni arttı.
  • Orta: Yedi yaşındaki Efsa'yı kıyafet etiketleri rahatsız ediyor, çorapların dikişi "batıyor", kalabalıkta kulaklarını kapatıyor, küçük bir eleştiride ağlıyor ve doğum günü partilerinden sonra iki saat süren öfke nöbetleri yaşıyor. Babası Haluk "Çok nazlı, hayat böyle değil" diyor. Bu yüksek duyarlılığa uyan bir profil. Aile birkaç şey deniyor: etiketsiz kıyafetler ve dikişsiz çoraplar, küçük bir masrafla büyük bir fark; partilerde bir mola köşesi ve erken çıkış; eleştirilerin baş başa ve yumuşak yapılması; partiden sonra sessiz bir saat. Efsa'ya kendi sistemi anlatılıyor. Haluk'un "hayat böyle değil" endişesine cevap şu: dayanıklılık, çocuğu uyaranın içine atarak değil, kendi sistemini yönetmeyi öğreterek kazanılır. Aile bir eşik de belirliyor: duyusal hassasiyet günlük işlevi ciddi biçimde bozarsa, örneğin yemekleri reddetmeye ya da giyinememeye yol açarsa, bir çocuk ergoterapistinden değerlendirme istenecek.
  • Gerçek hayat: Nilay'ın tepkileri yoğun ve hızlı; oğlu Aydın'ın tepkileri de yoğun, ama yeni duruma yavaş uyum sağlıyor. Her sabah evden çıkarken bir patlama yaşanıyor. Nilay "İkimiz de aynıyız, o yüzden çatışıyoruz" diyor ve kısmen haklı. Uyum çalışması Nilay'ın kendisiyle başlıyor: sabah kendi yoğunluğunu düşürmek için bir rutin kuruyor; Aydın'dan önce kalkıyor, kahvesini içiyor ve oğlu uyanmadan kendini toplamış oluyor. Aydın'a yavaş uyumu için fazladan zaman ve ön uyarılar veriyor. Patlama anında farkı ortak bir dile çeviriyor: "İkimiz de büyük tepki veriyoruz; ikimiz de bir nefes alalım." Nilay oğlunda kendini görüyor ve bu kez, çocukken kendisine gösterilmeyen sabrı ona göstermeyi deniyor; 10.3'teki karşılaşmanın mizaç düzlemindeki bir örneği.

Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)

Bir dakikalığına çocuğunun hızını kendi bedeninde dene. O yavaşsa yavaş yürü, yavaş konuş, nefesini yavaşlat; bir bardak suyu onun hızında doldur. O hızlıysa hızlan: adımlarını sıklaştır, cümlelerini kısalt, bir yerden bir yere geçerken beklemeden geç. Bir dakikanın sonunda dur ve bedenine sor: ne oldu? Sabırsızlık mı yükseldi, yorgunluk mu geldi, yoksa beklenmedik bir rahatlama mı? Bu his, aranızdaki uyumsuzluğun bedendeki yeridir. Şimdi kendi hızına dön, birkaç nefes boyunca kendi ritminde kal ve sessizce kendine şunu söyle: "Onun ayarı bu, benimki şu; ikisi de iyi." Uyum, çocuğun ayarını değiştirmek değil, kendi bedeninde onun ayarına yer açmaktır.

Bu hafta evde

Şimdi sıra sende: Dokuz boyutun her birinde çocuğunu ve kendini birden beşe puanla; zıt uçları ve aynı uçları farklı renklerle işaretle ve en sık çatıştığınız boyutu bul. O boyut için bir uyum planı yap: farkı sözle ifade eden bir cümle, bir ortam ayarı ve bir beklenti değişikliği. Planı yedi gün uygula. Çocuğunun mizacındaki güçlü yanı bul, yoğun tepkide tutku, yavaş ısınmada dikkatli gözlem, yüksek etkinlikte enerji gibi, ve bunu bu hafta ona söyle. Kardeşler varsa "Neden kardeşi gibi değil?" sorusunu mizaç haritasıyla cevapla. Hedef: "Zor çocuk" düşüncesinden "uyum kurulacak bir eşleşme" düşüncesine geçmek. Gözlem günlüğü: Uyum planındaki cümleyi söylediğin anlarda çocuğunun bedeninde ve senin bedeninde ne değişti?

Mini test

  1. Thomas ve Chess'in dokuz mizaç boyutundan beşini say.
  2. Bir akraban, tepkileri çok yoğun olan beş yaşındaki oğlun için "Bu çocuk zor, büyüyünce başınıza iş açar" diyor ve bu cümle içinde bir kaygı uyandırıyor. Bu kaygıya nasıl bakarsın?
  3. Altı yaşındaki kızın kalabalık bir bayram ziyaretinden sonra eve gelir gelmez ağlamaya başlıyor; ayakkabısının içindeki bir dikiş "batıyor" diye çığlık atıyor ve sen "Yine mi nazlanıyorsun?" demek üzeresin. Ne oluyor olabilir ve ne yaparsın?
  4. "Uyum iyiliği" ne demektir?
  5. Mizaç hangi dört şey değildir?
Cevapları göster
  1. Etkinlik düzeyi, düzenlilik, ilk tepki, uyum hızı, duyusal eşik, tepki yoğunluğu, genel ruh hâli, dikkat süresi ve sebat, dikkat dağılabilirliği; bunlardan herhangi beşi.
  2. Önce "zor" kelimesinin ebeveynin deneyimini anlattığını, çocuğun değerini ya da geleceğini değil, hatırlarsın. Sonra farklı duyarlılık bulgusunu düşünürsün: tepkileri yoğun çocuklar sert ortamlardan daha çok etkilenebilir, ama sıcak ve destekleyici bir ortamdan da diğer çocuklardan daha çok yararlanabilir. Yani oğlunun yoğunluğu bir kader değil, iyi bir eşlikle bir kaynağa dönüşebilecek bir hassasiyettir. Akrabana kısa bir cümleyle cevap verebilirsin: "Duyguları büyük; ona bunları yönetmeyi öğretiyoruz." Asıl işin, onun ayarına uyan bir ortam ve sabırlı bir sınır kurmaktır.
  3. Bu, yüksek duyarlı bir çocuğun aşırı uyarılmış hâline benziyor: kalabalık ve gürültü sistemini doldurdu ve küçük bir dikiş taşan bardağın son damlası oldu. "Nazlanıyorsun" demek yerine duygunun gerçekliğini kabul edersin: "Bugün çok kalabalıktı, her şey sana fazla geldi." Ayakkabıyı çıkarır, ışığı ve sesi azaltır, onu sakin bir köşeye ya da kucağına alırsın. Bir sonraki ziyaret için uyarıyı dozlarsın: ortasında bir mola, erken çıkış ve rahat, dikişsiz giysiler. Ona kendi sistemini de anlatırsın: "Senin sistemin her şeyi daha güçlü alıyor; dinlenmen de gerekiyor."
  4. Çocuğun gelişimini belirleyen şeyin mizacının kendisi değil, çevrenin beklentileri ve tepkileriyle mizacı arasındaki uyum olduğudur.
  5. Bağlanma değildir, tanı değildir, kader değildir ve mazeret değildir.

Özet

  • Dokuz boyut büyük ölçüde doğuştan gelen ama çevrenin biçimlendirdiği ayarlardır.
  • "Zor" ebeveynin deneyimidir; yoğun ve hassas çocuklar destekleyici ortamdan daha çok yararlanabilir.
  • Yüksek duyarlılık bir bozukluk değil, bir özelliğin yüksek ucudur; uyarıyı dozla, ön uyar, duyguyu gerçek kabul et.
  • Asıl mesele uyumdur: kendi mizacını tanı, farkı sözle ifade et, ortamı ayarla ve güçlü yanı gör.
  • Mizaç bir tanı değildir ama tanıyla karışabilir; önümüzdeki iki ders bu ayrımı öğretiyor.

Sonraki derse hazırlık

Ders 11.2, "DEHB ve Öğrenme Güçlükleri: 'Tembel' Değil, Farklı Çalışan Beyin", dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu ve özgül öğrenme güçlüğünü, hangi işaretlerin değerlendirme gerektirdiğini, evde ve okulda desteği ve ilaç sorusunu ele alacak. Hazırlık olarak bir hafta boyunca çocuğunun dikkatini ve hareketini üç farklı ortamda gözlemle: evde ödev ya da sofra başında, okulda öğretmeninin anlattıklarına göre ve serbest oyunda. Ortamlar arasında belirgin bir fark var mı, yoksa tablo her yerde benzer mi?

Kaynaklar

  • Thomas, A. ve Chess, S. (1977). Temperament and Development. New York: Brunner/Mazel.
  • Belsky, J. ve Pluess, M. (2009). Beyond diathesis stress: Differential susceptibility to environmental influences. Psychological Bulletin, 135(6), 885–908.
  • Fox, N. A., Henderson, H. A., Marshall, P. J., Nichols, K. E. ve Ghera, M. M. (2005). Behavioral inhibition: Linking biology and behavior within a developmental framework. Annual Review of Psychology, 56, 235–262.
  • Aron, E. N. ve Aron, A. (1997). Sensory-processing sensitivity and its relation to introversion and emotionality. Journal of Personality and Social Psychology, 73(2), 345–368.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.