Giriş
Geçen hafta iki anı hatırlamanı istemiştim: güvende hissettiğin bir an ve yalnız hissettiğin bir an. Belki birinde babaannenin mutfağındaki sıcaklık vardı, ötekinde kapının arkasında tek başına ağladığın bir akşam. O anıları düşünürken bedeninde bir şey oldu mu? Göğsün açıldı ya da daraldı mı, boğazın düğümlendi mi? Eğer olduysa, bu dersin konusunu zaten yaşadın: çocuklukta aldığımız cevaplar yalnızca hafızada değil, kalpte ve bedende de kalır.
Bu dersin sonunda her yaşın hangi psikolojik soruyu sorduğunu, bağlanmanın neden her şeyin temeli olduğunu ve bu süreçlerin bedende nasıl iz bıraktığını anlatabileceksin. Önceki ders zihin hakkındaydı; bu ders kalp ve beden hakkında. Üç harita göreceğiz. Erik Erikson her yaşın sorusunu, John Bowlby o soruyu sormayı mümkün kılan ilişki zeminini, Bodynamic modeli ise bunların bedende nasıl yaşandığını anlatır. Üçü farklı dillerde aynı şeyi söyler: çocuk her dönemde bir ihtiyaçla gelir ve aldığı cevap içinde bir kaynak ya da bir boşluk olarak kalır.
Ana anlatım
Erikson: her yaşın bir sorusu vardır. Erik Erikson insan gelişimini, her biri bir ikilem taşıyan evrelere ayırdı ve bu ikilemlere "kriz" adını verdi. Kelime burada felaket anlamında değil, bir dönemin çözmesi gereken temel görev anlamında kullanılır. Hiçbir evre tam bir zaferle ya da tam bir yenilgiyle bitmez; çocuk ikilemin iki ucunu da tanır ve dengenin hangi tarafa yattığı önemlidir. Çocukluk ve ergenliğe ait beş evreye bakalım.
İlk yılın ikilemi temel güven ile güvensizliktir. Bebeğin bedensel sorusu şudur: "Dünya güvenli bir yer mi, ihtiyacım olduğunda biri gelir mi?" Cevap tutarlı ve sıcak bakımdan gelir; kazanılan kaynağa Erikson umut der. Bir ile üç yaş arasının ikilemi özerklik ile utanç ve şüphedir. Çocuk yürür, tutar, "hayır" der, tuvaletini kontrol etmeyi öğrenir ve sorar: "Kendi başıma yapabilir miyim?" Aşırı kontrol ya da alay utanç bırakır; kazanılan kaynak iradedir.
Üç ile altı yaş arasının ikilemi girişkenlik ile suçluluktur. Çocuk plan yapar, oyun kurar, soru yağdırır, bazen sınırı aşar ve sorar: "Bir şeyi başlatabilir miyim?" Merakı sürekli cezalandırılırsa suçluluk yerleşir; kazanılan kaynak amaç duygusudur. Altı ile on iki yaş arasının ikilemi çalışkanlık ile aşağılık duygusudur. Okul, beceriler ve karşılaştırma devreye girer; soru şudur: "Yetkin miyim, işe yarar şeyler yapabilir miyim?" Sürekli yetersiz hissettirilen çocukta aşağılık duygusu kalır; kazanılan kaynak yeterliliktir. Ergenliğin ikilemi kimlik ile rol karmaşasıdır: "Ben kimim, neye inanıyorum, nereye aitim?" Genç dener, sorgular, gruplara girip çıkar; kazanılan kaynağa Erikson sadakat der, yani insanın kendine ve seçtiği değerlere bağlılığı.
Erikson'un ebeveyne söylediği şey şudur: çocuğun zorlayıcı davranışı çoğu zaman o evrenin sorusunun sorulma biçimidir. İki yaşındaki çocuğun "Hayır!"ı bir özerklik sorusudur. On beş yaşındaki gencin çarptığı kapı, bir kimlik sorusudur. Soruya saldırmak yerine soruyu duyabilirsen tepkin değişir; sınır koyman gerekse bile, soruyu küçümsemeden koyarsın.
Bowlby: bağlanma bir lüks değil, hayatta kalma sistemidir. İngiliz psikiyatrist John Bowlby yirminci yüzyılın ortasında, bebeklerin bakım verene bağlanmasının yalnızca beslenmenin bir yan ürünü olduğu görüşüne karşı çıktı. Ona göre bağlanma, evrim içinde şekillenmiş biyolojik bir sistemdi. İnsan yavrusu dünyaya en çaresiz gelen yavrulardan biridir ve hayatta kalması bir yetişkinin yakında olmasına bağlıdır. Ağlamak, gülümsemek, tutunmak, emeklerken peşinden gitmek; bunların hepsi yakınlığı sağlayan bağlanma davranışlarıdır. Türkiye'de sık duyulan "Kucağa alma, alışır" ya da "Bırak ağlasın, ciğerleri açılır" cümleleri bu sistemi bir alışkanlık gibi görür. Mary Ainsworth'un ekibinin 1970'lerdeki ev gözlemlerinde ağlamasına ilk aylarda hızlı yanıt verilen bebekler, yılın sonunda daha az ağlıyordu. Hollanda'da kayıt cihazlarıyla yapılan daha ayrıntılı bir tekrar çalışması bu bulguyu doğrulamadı; yani hızlı yanıtın ağlamayı kendiliğinden azalttığı kesin değil. Ama bebeğe hızlı ve sıcak yanıt vermenin onu şımarttığını gösteren bir kanıt da yok.
Bowlby ve Ainsworth'un kavramlarından üçü bu akademide sürekli karşımıza çıkacak. Birincisi güvenli üstür: çocuk dünyayı keşfe çıkar, ama ihtiyaç duyduğunda döneceği bir yer olduğunu bilir. Parkta oynarken arada dönüp annesine bakan, sonra oyununa devam eden çocuk güvenli üssünü kontrol etmektedir. Keşif ile bağlanma birbirinin zıddı değildir; aynı sistemin iki ucudur ve güvende hisseden çocuk daha cesur keşfeder. İkincisi güvenli limandır: tehlike ya da sıkıntı anında sığınılan yer. Düşüp dizini kanatan çocuğun koşarak geldiği kucak budur. Üçüncüsü içsel çalışma modelidir: tekrarlanan deneyimlerden çocuğun çıkardığı sessiz sonuçlar. "İhtiyacım olduğunda biri gelir mi? Ben sevilmeye değer miyim? Başkalarına güvenilir mi?" Bu modeller kelimesiz kurulur ve ileride kurulacak ilişkilerin taslağı olur.
Bağlanma örüntülerini, yani güvenli, kaygılı, kaçıngan ve düzensiz bağlanmayı Modül 3'te ayrıntılı işleyeceğiz. Bugün yalnızca şunu bil: güvenli bağlanma mükemmel ebeveynlik demek değildir. Edward Tronick'in anne ile bebeğin yüz yüze etkileşimlerini saniye saniye incelediği çalışmalar, sağlıklı çiftlerin de sık sık birbirini ıskaladığını gösterdi: bebek bakar, anne başka yere bakıyordur; anne güler, bebek sıkılmıştır. Fark, bu kopuşların hızla fark edilip onarılmasındaydı. Çocuk psikiyatristi Donald Winnicott'un "yeterince iyi anne" ifadesi de aynı yere işaret eder. Bu akademinin anahtar kelimelerinden biri buradan gelir: onarım.
Bodynamic: gelişim bedende kaydedilir. Bodynamic, Danimarka'da psikomotor terapist Lisbeth Marcher ve çalışma arkadaşlarının 1970'lerden itibaren geliştirdiği beden odaklı bir gelişim ve terapi modelidir. Bir şeyi baştan açık söyleyelim: Bodynamic, Erikson ya da Bowlby'nin kuramları gibi geniş örneklemli araştırmalarla sınanmış bir bulgu gövdesi değil, klinik gözleme dayanan bir modeldir. Bu akademi onu bir harita olarak kullanıyor, çünkü ebeveyne bedeni okumak için elverişli bir dil veriyor; ama "Bodynamic'e göre" dediğimiz her yerde bir modelden söz ettiğimizi aklında tut.
Modelin temel önerisi şudur: her gelişim döneminde belirli kas grupları olgunlaşır ve o dönemin psikolojik görevi bu kaslarla yaşanır. Modelin önerdiği yaşlarla, özerklik döneminde, yaklaşık sekiz ay ile iki buçuk yaş arasında, çocuk emekler, ayağa kalkar, uzaklaşır ve geri döner; bacak ve sırt kasları "kendi dürtümün peşinden gidebilirim" deneyimiyle birlikte gelişir. İrade döneminde, yaklaşık iki ile dört yaş arasında, çocuk iter, direnir, ayak diretir; "hayır" derken omuzlarını ve kalçasını kullanır. Güçlü olmak, bu yaşta bedensel bir deneyimdir.
Bodynamic'in ebeveyne kazandırdığı iki fikir var. Birincisi her dönemin bir hakkı olduğu fikridir: var olma, ihtiyaç duyma, özerk olma, güçlü olma, sevme, fikir sahibi olma, gruba ait olma ve kim olduğuna karar verme hakkı. Akademi girişindeki gelişimsel hak haritası bu fikirden kuruldu ve bütün yaş modüllerinin iskeletidir. İkinci fikir, bir ihtiyaç karşılanmadığında çocuğun iki yönden birine gittiğidir. Model bunları düşük tepki ve aşırı tepki diye adlandırır. Düşük tepkide çocuk pes eder: kaslar gevşek kalır, "yapamam" der, içine çekilir. Aşırı tepkide çocuk fazla tutar: kaslar gergin kalır, "kendim yaparım, kimseye ihtiyacım yok" der. İkisi de o koşullarda akıllıca bir uyum stratejisidir ve ikisi de yetişkinliğe taşınabilir. Bu yüzden akademide bedene bu kadar yer veriyoruz. Çocuğunun duruşunu, nefesini, kaslarının gerginliğini okumayı öğrenirsen ihtiyacı kelimelerden önce görürsün. Kendi bedenini okumayı öğrenirsen, çocuğuna tepki vermeden önce içinde ne taşıdığını fark edersin.
Üç haritayı üst üste koymak. Şimdi üç haritayı tek bir sahneye koyalım. İki yaşındaki bir çocuk parkta annesinden on metre uzağa koşuyor, duruyor, dönüp bakıyor, sonra yine koşuyor. Erikson sana soruyu söyler: "Kendi başıma gidebilir miyim?" Bowlby zemini söyler: güvenli üs orada, bankta oturuyor; çocuk ona baktığı için daha uzağa gidebiliyor. Bodynamic bedeni söyler: bu soru bacaklarla, sırtla, uzaklaşıp geri dönmenin ritmiyle yaşanıyor. Anne her dönüşte gülümserse çocuk hem bağlı hem özerk olmayı aynı anda öğrenir. Anne her dönüşte "Gitme, düşeceksin!" diye bağırırsa, çocuğun bacaklarındaki cesaret de, içsel çalışma modelindeki güven de biraz geri çekilir. Aynı sahneye artık üç gözle bakıyorsun ve hangisinin nerede yardım istediğini ayırt edebiliyorsun.
Haritaların bir sınırı da var ve onu bilmek seni korur. Yaş aralıkları ortalamadır; mizaç, kardeş sırası, göç, hastalık ya da kalabalık bir ev bu aralıkları kaydırabilir. Bir evrenin sorusu o yaşta bitip gitmez; güven sorusu ergenlikte, özerklik sorusu ilk iş gününde yeniden sorulur. Haritayı çocuğa etiket yapıştırmak için değil, merak etmek için kullan: "Takıldı" demek yerine "Şu an hangi soruyu soruyor ve ona nasıl bir cevap verebilirim?" diye sor. Aynı şey senin için de geçerli. Kendi çocukluğunda eksik kalan bir cevap fark edersen, bu bir mahkûmiyet değil, üzerinde çalışılabilecek bir başlangıç noktasıdır; Modül 3'teki kazanılmış güvenlik kavramı tam olarak bunu anlatacak.
Örnekler
- Basit: On sekiz aylık Mira mamasını kendi yemek istiyor; kaşık ağzına gidene kadar yarısı mama sandalyesine, yarısı yere dökülüyor. Erikson'un diliyle bu bir özerklik sorusudur: "Kendim yapabilir miyim?" Bodynamic modelinin diliyle kollar ve eller "kendim yapabilirim" deneyimini öğreniyor. Doğru tepki: yere eski bir örtü sermek, küçük porsiyon vermek, Mira'nın kendi yemesine izin vermek ve son birkaç kaşığı birlikte tamamlamak. Yanlış tepki: "Her yeri batırıyorsun, ver ben yediririm." Bu cümle bir kez söylendiğinde sorun olmaz; her gün tekrarlandığında çocuğa şu dersi verir: "Kendim yapmaya kalkınca yanlış oluyor."
- Orta: Yedi yaşındaki Arda okulun resim yarışmasında derece alamadı. Eve gelip "Ben zaten beceriksizim" dedi ve resmini yırttı. Erikson: çalışkanlık ile aşağılık duygusu evresi; yetkinlik sorusu acıyla soruluyor. Bowlby: bu an güvenli liman anıdır; önce sığınak, sonra ders. Babanın ilk cümlesi bir aynadır: "Çok istemiştin, kırıldın." Ardından bir süre sessizlik ve yakınlık gelir, belki bir sarılma. Ertesi gün, sakin bir anda: "O resimde en sevdiğin yer neresiydi?" Bu soru yetkinlik duygusunu dışarıdaki sonuçtan çocuğun kendi değerlendirmesine taşır. Yanlış tepki, acıyı hemen bir derse çevirmektir: "Üzülme, bir dahakine daha çok çalışırsın."
- Gerçek hayat: Otuz sekiz yaşındaki Sevgi Hanım, üç yaşındaki kızı Duru "Hayır!" dediğinde nefesini tuttuğunu, omuzlarının kulaklarına doğru kalktığını ve sesinin bir anda sertleştiğini fark ediyor. Bir akşam kendi çocukluğunu hatırlıyor: evde "hayır" demek saygısızlık sayılır, ceza getirirdi. Bodynamic modelinin diliyle, annenin kendi irade dönemi deneyimi bedeninde duruyor ve kızının sağlıklı iradesini gördüğünde uyanıyor. Çözüm Duru'yu susturmak değil. Önce annenin omuzlarını indirmesi ve bir nefes vermesi, sonra kısa ve sakin bir cümle kurması: "Hayır diyebilirsin. Ben yine de dişlerini fırçalamana yardım edeceğim." Bu, akademinin "önce ebeveyn" ilkesinin en somut hâlidir.
Ebeveyn için beden pratiği (4 dk)
Bugünkü pratik irade ve sınır hissiyle ilgili. Bir duvarın önüne geç ve sırtını duvara ver. Ayaklarını kalça genişliğinde aç, dizlerini hafifçe bük. Yavaşça sırtınla duvara doğru it; itme gücünün ayak tabanlarından başlayıp bacaklarından, kalçandan sırtına yükseldiğini hisset. Birkaç nefes boyunca itmeyi sürdür, sonra bırak ve farkı fark et. Şimdi yeniden it ve bu kez içinden, istersen fısıltıyla "Hayır" de. Ne hissettin: rahatlama mı, suçluluk mu, güç mü, korku mu, belki hiçbir şey mi? Yargılamadan fark et; bu, senin kendi irade dönemine dair küçük bir ipucudur. Son olarak duvardan ayrıl, iki ayağının üstünde dur ve ağırlığını ortala. Çocuğunun "hayır"ına dayanabilmek, çoğu zaman önce kendi "hayır"ınla barışık olmaktan geçer.
Bu hafta evde
Şimdi sıra sende: Çocuğunun yaşına göre Erikson'un sorusunu bir kâğıda yaz; dört yaşındaki bir çocuk için bu "Bir şeyi başlatabilir miyim?" olabilir, on iki yaşındaki için "Yetkin miyim?" Bu hafta bu soruyu soran üç davranışını yakala. Her biri için üç şey not et: soru neydi, senin cevabın soruyu duydu mu yoksa bastırdı mı ve o anda kendi bedeninde ne oldu? Nefesine, omuzlarına, çenene ve midene bak. Hafta sonunda üç kaydı yan yana değil, sırayla oku ve bedeninin hangi davranışta en çok tepki verdiğini işaretle. Hedef: Davranışı gelişimsel bir soru olarak duymayı ve kendi bedensel tepkini fark etmeyi aynı anda çalışmak. Gözlem günlüğü: Hangi davranışında bedenin en hızlı alarm verdi ve bu alarm sana kendi çocukluğundan bir şey hatırlattı mı?
Mini test
- Erikson'a göre bir ile üç yaş arasının temel ikilemi nedir ve kazanılan kaynak hangisidir?
- Üç aylık bebeğin akşamları ağlıyor ve kucağına aldığında sakinleşiyor. Kayınvaliden "Kucağa alma, alışır; bırak ağlasın, ciğerleri açılır" diyor. Bowlby'nin bakışıyla ona ne cevap verirsin ve neyi söylemekten kaçınırsın?
- İki yaşındaki oğlun parkta senden uzaklaşıyor, arada dönüp sana bakıyor ve oyununa devam ediyor. Biraz sonra kaydıraktan düşüyor ve ağlayarak sana koşuyor. Bu iki anda sen onun için neyi temsil ediyorsun?
- "Güvenli bağlanma için ebeveynin çocuğun her işaretine doğru yanıt vermesi gerekir." Doğru mu, yanlış mı?
- Bodynamic modeline göre karşılanmayan bir ihtiyaç hangi iki yönde iz bırakabilir?
Cevapları göster
- Özerklik ile utanç ve şüphe; bu evre iyi yaşandığında kazanılan kaynak iradedir.
- Bağlanma bir alışkanlık değil, çaresiz doğan yavrunun hayatta kalmasını sağlayan biyolojik bir sistemdir ve ağlamaya yanıt vermenin bebeği şımarttığını gösteren bir kanıt yoktur. Kayınvalideye sakin bir cümle yeter: "Bu yaşta kucak onu sakinleştiriyor, biz de böyle yapmaya karar verdik." Kaçınılacak şey ise "Kucağa alırsan daha az ağlar" gibi kesin bir vaattir; bu konudaki araştırmalar birbiriyle çelişiyor.
- Uzaklaşıp dönüp baktığı anda sen güvenli üssün: keşfe çıkarken arkasında bildiği yer. Düşüp koştuğu anda güvenli limansın: sıkıntıda sığındığı yer. Aynı kişi ikisi de olur ve çocuk ikisine de güvendiği için daha cesur keşfeder.
- Yanlış. Sağlıklı ilişkilerde de sık kopuşlar yaşanır; önemli olan kopuşların fark edilip onarılmasıdır. "Yeterince iyi" ebeveynlik ve onarım yeterlidir.
- Düşük tepki, yani pes etme, gevşeme ve "yapamam" duygusu; ya da aşırı tepki, yani fazla tutma, gerginlik ve "kimseye ihtiyacım yok" duygusu. Bunlar bir modelin kavramlarıdır, ölçülmüş tanılar değildir.
Özet
- Erikson: her yaşın bir sorusu ve kazanılacak bir kaynağı vardır; zorlayıcı davranış çoğu zaman o sorunun soruluş biçimidir.
- Bowlby: bağlanma biyolojik bir hayatta kalma sistemidir; güvenli üs keşfi, güvenli liman sığınmayı mümkün kılar ve deneyimler içsel çalışma modeline dönüşür.
- Bodynamic, klinik gözleme dayanan bir modeldir: gelişimi bedende okur, her döneme bir hak tanır ve karşılanmayan ihtiyacın pes etme ya da aşırı tutma olarak kalabileceğini söyler.
- Mükemmellik değil onarım: kopuşları fark edip geri dönmek güvenli ilişkinin özüdür.
- Çocuğunun "hayır"ına dayanabilmek, çoğu zaman kendi çocukluğundaki "hayır"la barışmaktan geçer.
Sonraki derse hazırlık
Ders 1.4'te, "Gelişen Beyin: Plastisite, Servis-Karşılık ve Stres" başlığıyla, bu üç haritanın hepsinin gerçekleştiği organa gideceğiz. Beynin deneyimle nasıl örüldüğünü, hangi katmanının geç olgunlaştığını ve bir öfke nöbeti sırasında içeride neler olduğunu konuşacağız. Hazırlık: çocuğunla geçirdiğin sıradan beş dakikayı, örneğin bir kahvaltıyı, telefonsuz izle ve o beş dakikada kaç kez göz göze geldiğinizi say.
Kaynaklar
- Erikson, E. H. (1950). Childhood and Society. New York: W. W. Norton.
- Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss, Vol. 1: Attachment. Londra: Hogarth Press.
- Bell, S. M. ve Ainsworth, M. D. S. (1972). Infant crying and maternal responsiveness. Child Development, 43(4), 1171–1190.
- Hubbard, F. O. A. ve van IJzendoorn, M. H. (1991). Maternal unresponsiveness and infant crying across the first 9 months: A naturalistic longitudinal study. Infant Behavior and Development, 14(3), 299–312.
- Tronick, E. Z. (1989). Emotions and emotional communication in infants. American Psychologist, 44(2), 112–119.
- Marcher, L. ve Fich, S. (2010). Body Encyclopedia: A Guide to the Psychological Functions of the Muscular System. Berkeley: North Atlantic Books. Klinik gözleme dayanan bir model kaynağıdır.