8.11 · Seviye 8 · Hayvanlar
Kartal ve şahin
Termikte daire çizen yırtıcı
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 8, Hayvanlar · 1.305 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Haziran, Fethiye, Babadağ. Dağın yamacında, denizin ve Ölüdeniz'in turkuaz suyunun yukarısında yamaç paraşütçülerinin kalkış alanı. Öğleden önce; güneş taşları ısıtmış, aşağıdan yukarıya hafif bir rüzgâr esiyor.
Barış yamaç paraşütü eğitmeni; on beş yıldır bu dağdan uçuyor. Pelin ilk eğitim haftasında, ilk tek başına uçuşuna hazırlanıyor. Kalkıştan önce Barış onu yamacın kenarına götürüyor ve gökyüzünü gösteriyor.
"Bak, şuraya. Şu kuşu görüyor musun?"
Yamacın biraz aşağısında, geniş kanatlı, kahverengi bir kuş, kanatlarını hiç çırpmadan dar daireler çiziyor. Her daireyle biraz daha yükseliyor; birkaç dakika içinde onların bulunduğu yükseklikten de yukarı çıkıyor.
"Kartal mı?" diye soruyor Pelin.
"Belki şahin. Ama ne olduğu önemli değil. Önemli olan nerede döndüğü. Orada bir termik var. Kuş onu bizden önce buldu."
Pelin kuşa bakıyor. Kuş bir an dairelerini bırakıp düz bir çizgi hâlinde açık havaya süzülüyor, biraz alçalıyor, sonra başka bir yerde yeniden daire çizmeye başlıyor.
"Hiç kanat çırpmıyor," diyor Pelin. "Yorulmuyor mu?"
Barış gülüyor. "Yorulan biziz. O, havayı kullanıyor. Biz de onu taklit ediyoruz."
Biraz sonra Pelin kalkıyor. Barış'ın telsizden gelen sesi: "Kuşun döndüğü yere git. Orada sen de yükselirsin."
Ne oluyor
Pelin'in gördüğü kuş, 8.2'de Boğaz üstündeki leyleklerin kullandığı termiklerin aynısını kullanıyor: güneşin ısıttığı yamaçtan yükselen sıcak hava sütunlarını. Daire çizerek bu sütunun içinde kalıyor, sütun onu yukarı taşıyor; sonra süzülerek bir sonraki sütuna geçiyor.
Pelin'in sorusu, "yorulmuyor mu?", bu uçuşun ne kadar ekonomik olduğuna dokunuyor.
Yani büyük süzülen bir kuş için asıl iş havalanmak; havaya bir kez çıktıktan sonra, havanın kendisi onu taşıyor. Barış'ın "o, havayı kullanıyor" sözü bunu anlatıyor.
Ama termik, havanın kuşu yukarı taşıdığı tek yol değil.
Babadağ'ın kalkış alanında Pelin'in yüzüne vuran, aşağıdan yukarı esen hafif rüzgâr, böyle bir yamaç akımı. Yamaç paraşütçüleri de, kuşlar da, bu akımdan yararlanıyor. Kartalın biraz önce çizdiği daireler ise bir termiğin içindeydi. Kuş, havanın hangi yerinde hangi tür yükselişin olduğunu okuyor ve onu kullanıyor.
Ne fark ettiriyor
Barış'ın ilk öğrettiği şey, "ne olduğu önemli değil, önemli olan nerede döndüğü", bir yamaç paraşütçüsünün kuşa bakış biçimi. Bir kuşu türüyle değil, davranışıyla okuyor: daire çiziyorsa orada yükselen hava var. Kuş, insanın göremediği bir şeyi, havanın hareketini, görünür kılıyor.
Pelin'in sorusu, "yorulmuyor mu?", ve Williams ve arkadaşlarının cevabı şaşırtıcı: büyük süzülen bir kuş, uçuşunun yalnızca küçük bir kısmında kanat çırpıyor. Kartal "güçlü" bir kuş olarak bilinir; ama uçuşundaki güç, kas gücünden çok havayı okuma becerisinde. Kartalın gücü, havayı kullanmasında.
Barış'ın son sözü, "biz de onu taklit ediyoruz", insanla kuş arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Yamaç paraşütçüsü, kuşun bulduğu termiğe gidiyor. Kuş bir öğretmen değil, ama bir işaret; ve insan, yüzyıllardır uçmak isterken en sonunda kuşun nasıl uçtuğunu değil, nerede uçtuğunu izleyerek havada kalmayı öğreniyor.
Son olarak kuşun dairelerden düz bir çizgiye, sonra yeniden dairelere geçişi. Pelin'in gördüğü bu desen, kuşun bir termiğin tepesine ulaşıp bir sonrakine süzüldüğü yol. Williams ve arkadaşlarının dediği gibi, termikler arasındaki geçişler bazen kuşu kanat çırpmaya zorluyor; özellikle günün başında, termikler zayıfken.
Gelenekler ne gördü
Yeşaya 40:31 — yenilenmek
Ama RAB'be umut bağlayanlar güçlerini yenileyecek; kartallar gibi kanatlanıp yükselecekler; koşacaklar ama yorulmayacaklar, yürüyecekler ama tükenmeyecekler.
Peygamber Yeşaya, gençlerin bile yorulup düştüğü bir zamanda, Tanrı'ya umut bağlayanların gücünün yenileneceğini söylüyor. Kartal burada yorulmadan yükselen bir varlığın imgesi. Dikkat yenilenmekte: gücün, kendi kaynağından değil, başka bir kaynaktan tazelenmesinde.
Zhuangzi 1, Peng ve küçük kuşlar — ölçek
Peng güneydeki okyanusa göç ederken suyu üç bin li boyunca döver, bir kasırganın sarmalına tutunup doksan bin li yükselir.
Rüzgârın birikimi kalın değilse, büyük kanatları taşıyacak gücü olmaz.
Zhuangzi'nin kitabı, Kun adlı dev bir balığın Peng adlı dev bir kuşa dönüşmesiyle açılıyor. Peng'in kanatları gökten sarkan bulutlar gibi; uçabilmek için sarmal bir rüzgârla doksan bin li yükselmesi gerekiyor. Hemen ardından Zhuangzi, büyük kanatları taşıyabilmek için rüzgârın kalın birikmesi gerektiğini söylüyor; ve bir ağustosböceğiyle küçük bir kuşun Peng'e gülmesini anlatıyor: onlar bir daldan ötekine uçmakla yetiniyor. Dikkat ölçekte: büyüklüğün, kendi başına değil, onu taşıyacak bir havaya bağlı olmasında.
Gerilim: Yeşaya kartalın yükselişini bir yenilenme olarak görüyor: güç, insanın kendisinden değil, Tanrı'ya bağlanmaktan geliyor; kartal yorulmadan yükselen umudun imgesi. Zhuangzi ise Peng'in yükselişini bir ölçek meselesi olarak görüyor: büyük kanatlar ancak kalın bir rüzgârla taşınabilir; büyüklük, onu taşıyacak koşullara muhtaç. Birinde yükseliş bir inancın meyvesi, öbüründe bir fiziksel koşulun sonucu. Babadağ'daki kuş ikisini birden gösteriyor: yorulmadan yükseliyor, ama bunu kendi gücüyle değil, termiğin ve yamaç akımının taşımasıyla yapıyor. Zhuangzi'nin "rüzgârın birikimi" sözü, Williams'ın ve Carrard'ın ölçtüğü şeye şaşırtıcı biçimde yakın.
Benzetmenin sınırı
"Kartal gibi yükselmek", "kartal bakışı", "şahin gibi pençe atmak": kat 3 bu sözlerin yırtıcı kuşlara ne yüklediğine bakıyor. Bu dilde kartal güç, bağımsızlık, yücelik; kendi gücüyle, yalnız başına göklere yükselen bir varlık. Pek çok ülkenin armasında, pek çok sporcunun takma adında kartal, gücün ve kendine yetmenin simgesi.
Bilimin anlattığı kartal bu imgeye tam uymuyor. Kartal kendi gücüyle değil, havanın gücüyle yükseliyor. Uçuşunun büyük kısmı, güneşin ısıttığı havanın, dağa çarpan rüzgârın, atmosferdeki dalgaların taşımasıyla gerçekleşiyor. Kartalın "gücü" bağımsızlığında değil, tersine, çevresine bağımlılığında ve o çevreyi okuma becerisinde. Termik olmayan bir günde, rüzgârsız bir vadide, kartal da kanat çırpmak zorunda kalıyor; ve kanat çırpmak, onun için pahalı.
Bu sınır Yeşaya'nın imgesine beklenmedik bir biçimde yaklaşıyor. Yeşaya da kartalın yükselişini kendi gücüne bağlamıyor; gücün başka bir kaynaktan yenilendiğini söylüyor. Kartal imgesinin insan için taşıdığı anlam belki de bu: yükselmek, kendi gücüne dayanmak değil, seni taşıyacak olanı bulmak.
Gözlem görevi
Kayıt: Gözlem saatini, gökte bulut olup olmadığını ve rüzgârın nereden estiğini defterine geçir. Kuşun daire çizdiği yeri bir krokide işaretle: bir yamacın üstü mü, bir tarlanın ortası mı, bir kayalığın yanı mı? Kuşun kanat çırptığı anları ayrıca not et; havalanırken mi, termikten termiğe geçerken mi?
Kentte: Kentte de süzülen kuşlar var: martılar, kargalar, bazen yırtıcılar. Güneşli bir öğle vakti, yüksek binaların, asfalt alanların, otoparkların üstünde daire çizen kuşlara bak. Kentin ısınan yüzeyleri de termik üretiyor olabilir mi? Bir sabah ve bir öğle aynı yerde süzülen kuşları karşılaştır.
Sonraki derse köprü
Babadağ'ın kartalı havayı okuyarak yükseldi; kimse ona yol göstermedi. Sıradaki ders, hayvanlar hakkında çok anlatılan ve sonradan kaynağı geri çekilen bir hikâyeye bakıyor: sürüsünü yöneten "alfa kurt" anlatısına.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.