8.9 · Seviye 8 · Hayvanlar
Balık sürüsü
Yırtıcı yaklaşınca açılan sürü
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 8, Hayvanlar · 1.320 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ağustos, Ayvalık. Cunda'nın kuzeyinde, kayalık bir koyun berrak suyu. Sabahın erken saatleri; deniz durgun, güneş henüz yükselmemiş. Feride Hanım bir dalış okulunda eğitmen; yeğeni Ceren on dört yaşında, ilk kez maske ve şnorkelle yüzüyor.
Kayaların dibinde, iki metre derinlikte, gümüş renkli küçük balıklardan bir sürü duruyor. Yüzlerce balık, hepsi aynı yöne bakıyor, hepsi aynı hızla yüzüyor. Sürü bir bütün gibi kayaların çevresinde dönüyor; güneş ışığı vurdukça gümüş bir perde gibi parlıyor.
Ceren yüzeyde, sürünün tam üstünde süzülüyor. Bir an sürünün dışından, açık denizin tarafından, daha büyük, koyu renkli bir balık hızla yaklaşıyor. Sürü bir anda patlıyor gibi açılıyor: ortasında bir boşluk beliriyor, balıklar her yöne fırlıyor; büyük balık o boşluğun içinden geçip gidiyor. Bir iki saniye sonra sürü, sanki hiçbir şey olmamış gibi, yeniden kapanıyor.
Ceren başını sudan çıkarıyor, maskesini alnına itiyor. "Teyze, gördün mü? Hepsi aynı anda kaçtı! Nasıl anladılar?"
Feride Hanım gülüyor. "Hepsi görmedi. Birkaçı gördü, ötekiler onlara baktı."
"Peki büyük balık bir tane bile yakalayamadı mı?"
"Bu sefer yakalayamadı. Ama tek başına olsalardı yakalardı."
Ceren yeniden suya bakıyor. Sürü dönmeye devam ediyor; büyük balık uzakta, mavinin içinde bir gölge.
Ne oluyor
Ceren'in gördüğü, bir sürünün yırtıcıya karşı en hızlı savunmalarından biri: bir anda dağılıp yırtıcının çevresinde açılmak, sonra arkasında yeniden birleşmek. Bunun için sürünün her balığının yırtıcıyı görmesi gerekmiyor.
Feride Hanım'ın sözü, "birkaçı gördü, ötekiler onlara baktı", tam olarak bunu anlatıyor. Ama bu bakışın nasıl işlediği, kimden kime geçtiği, yakın zamana kadar bilinmiyordu.
Yani sürünün kaçışı, her balığın kendi görme alanına giren birkaç komşusunun hareketine tepki vermesiyle yayılıyor. Ama bu yayılma eşit değil: bazı balıklar, daha az ama daha güçlü bağlarla, kaçışın hem başlatıcısı hem de en hızlı izleyicisi oluyor. Ceren'in "hepsi aynı anda" sandığı şey, aslında çok kısa bir sürede, komşudan komşuya geçen bir dalga.
Feride Hanım'ın ikinci sözü, "tek başına olsalardı yakalardı", sürünün neden önemli olduğuna dokunuyor. Peki yırtıcının bir stratejisi var mı?
Yani sürünün gücü, bilgiyi hızla paylaşmasında. Bir yırtıcı bu gücü kırmak için sürüyü parçalamaya çalışıyor: parçalanmış, düzeni bozulmuş bir sürüde bilgi yayılamıyor, ve tek başına kalan balık savunmasız kalıyor. Ceren'in gördüğü büyük balık yalnızdı; belki bu yüzden bir şey yakalayamadı.
Ne fark ettiriyor
Ceren'in sorusu, "nasıl anladılar?", sürünün dışından bakan birinin sorusu. Dışarıdan sürü tek bir canlı gibi görünüyor; bir anda açılıyor, bir anda kapanıyor. Ama içeriden bakıldığında, Rosenthal ve arkadaşlarının ölçtüğü gibi, her balık yalnızca birkaç komşusuna bakıyor. Sürünün "anlaması", hiçbir balığın tek başına anlamadığı bir şey.
Feride Hanım'ın cevabı bir deneyimden geliyor: dalgıçlar bu dağılmayı defalarca görüyor. Ama "birkaçı gördü, ötekiler onlara baktı" sözü, bilimin yıllarca ölçmeye çalıştığı şeyin özü. Hangi balıklar görüyor, kimler onlara bakıyor, bilgi nasıl yayılıyor? Rosenthal ve arkadaşları bu soruyu, her balığın görme alanını tek tek hesaplayarak cevaplamaya çalıştı.
Ceren'in ikinci sorusu, "bir tane bile yakalayamadı mı?", yırtıcının tarafından bakıyor. Handegard ve arkadaşlarının bulgusu, yırtıcıların da tek başına değil, gruplar hâlinde, bir sıra oluşturarak avlandığını gösteriyor. Sürü ile yırtıcı arasında bir yarış var: sürü bilgiyi hızla paylaşarak bir arada kalmaya, yırtıcı onu parçalayarak bu paylaşımı bozmaya çalışıyor.
Son olarak sürünün yeniden kapanması. Büyük balık geçtikten bir iki saniye sonra sürü yeniden bir bütün. Akşam göğündeki sığırcıklarda ve gölet kıyısındaki kurbağalarda gördüğümüz düzen, suyun altında da aynı biçimde kuruluyor: kimse yönetmiyor, herkes yanındakine bakıyor. Rosenthal ve arkadaşları tek tek balıkların davranışının rastlantılarla dolu olduğunu, buna rağmen ağın yapısı bilinince kaçış dalgasının önceden kestirilebildiğini vurguluyor. Ama bu düzen kırılgan: bir yırtıcının onu parçalayabildiği kadar.
Gelenekler ne gördü
Zhuangzi 6, «balıklar suda birbirini unutur» — unutmak
Pınar kurudu; balıklar karada birbirine sokuldu, birbirlerine nefesleriyle nem verdiler, birbirlerini salyalarıyla ıslattılar. Bunun yerine ırmaklarda ve göllerde birbirlerini unutsalar daha iyi olurdu.
Zhuangzi'nin "Büyük Ata Usta" bölümündeki bu imgede, suyu kuruyan bir pınarın balıkları karada birbirine sokulup birbirini hayatta tutmaya çalışıyor. Bu dayanışma dokunaklı; ama Zhuangzi daha iyisinin, balıkların ırmakta ve gölde, yani kendi doğal ortamlarında, birbirlerini düşünmeye bile gerek duymadan yaşaması olduğunu söylüyor. Dikkat unutmakta: birbirine tutunmak zorunda kalmamanın, birbirini unutabilecek kadar rahat olmanın daha iyi bir hâl olmasında.
Bu derste yalnızca bir gelenek sesi var. Zhuangzi'nin balıkları, Ceren'in gördüğü sürüyle hem örtüşüyor hem de ondan ayrılıyor. Sürü, Zhuangzi'nin "birbirini unutan" balıklarına benziyor: hiçbir balık sürünün tamamını düşünmüyor, yalnızca yakınındakine bakıyor, ve sürü kendiliğinden bir arada kalıyor. Ama bir yırtıcı geldiğinde sürü, Zhuangzi'nin kuru pınarındaki balıklar gibi birbirine tutunmak zorunda kalıyor; her balık komşusunu izlemeye, onunla birlikte kaçmaya muhtaç.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, kayaların dibinde olan şey: her balık yalnızca birkaç komşusunun hareketine bakıyor; bir yırtıcıyı ilk fark edenlerin ani dönüşü, bir dalga gibi komşudan komşuya yayılıyor; bu dalganın hangi yollardan geçeceği, balıkların görme alanlarından hesaplanabiliyor; yırtıcılar ise sürüyü parçalayarak bu yayılmayı bozmaya çalışıyor. Bu, kameralar ve sonar görüntüleriyle ölçülmüş bir süreç.
Kat 3, "sürü tek bir canlı gibi", "birlikten kuvvet doğar", "sürüden ayrılanı kurt kapar" sözlerinin taşıdığı anlam. Bu dilde sürü bir dayanışma, bir birlik, bir aidiyet. Sürüde kalan korunuyor, sürüden ayrılan yalnız kalıyor ve ölüyor. Bu sözlerin bir doğru yanı var: Handegard ve arkadaşlarının bulgusu, parçalanmış sürünün daha savunmasız olduğunu gösteriyor.
Ama bilimin anlattığı sürü bir dayanışma değil. Hiçbir balık öbürünü korumak için sürüde değil; her biri büyük olasılıkla kendisi için en güvenli yeri, başkalarının arasındaki bir yeri arıyor. Sürünün "birliği", birbirini düşünen bireylerden değil, her birinin yalnızca kendi yakınındakine bakmasından doğuyor. Zhuangzi'nin imgesi bu yüzden ilginç bir köşeye düşüyor: belki en iyi sürü, bireylerin birbirini en az düşündüğü, ama yine de birlikte hareket ettiği sürü.
Gözlem görevi
Kayıt: Sürüyü üstten bakılmış gibi çiz; büyüklüğünü ve biçimini göster. Elini uzattığında sürünün ilk hangi kısmının tepki verdiğini, tepkinin sürünün öbür ucuna ne kadar sürede ulaştığını tahmin et. Sürü dağıldıktan sonra kaç saniyede yeniden toplandığını say. Yakında daha büyük bir balık gördüysen, sürünün ona nasıl tepki verdiğini yaz.
Kentte: Kentte balık sürüsü izlemek için bir parkın süs havuzuna, bir akvaryuma ya da bir balık pazarının canlı balık tanklarına bak. Bir akvaryumdaki küçük balık sürüsünün önüne yavaşça bir el gölgesi düşür; sürü nasıl tepki veriyor? Bir kafeste ya da tankta tek başına tutulan bir balıkla sürü hâlindeki balıkların davranışını karşılaştır.
Sonraki derse köprü
Ayvalık'ın balıkları bir arada kalmak için hiçbir şey inşa etmedi; birbirlerine bakmaları yetti. Sıradaki derste ise bir hayvanın kendi bedeninden çıkardığı bir yapıya, bozulduğunda ertesi sabah yeniden örülen bir örümcek ağına bakıyoruz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.