İçeriğe geç

7.10 · Seviye 7 · Bitkiler

Yaprak dökümü

Rüzgârsız sabah düşen çınar yaprağı

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.402 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım ortası, Eskişehir'de Porsuk kıyısı. Hava kıpırdamıyor, suyun yüzü cam gibi. Bir çınarın altında duruyorsun ve yapraklar düşüyor: biri, birkaç saniye sonra bir başkası, sonra uzun bir sessizlik ve bir tane daha. Onları koparan bir rüzgâr yok.

Yerden bir yaprak al ve sapının ucuna bak. Uç yırtılmış gibi durmuyor; bir bıçakla kesilmiş kadar temiz. Sonra başını kaldırıp en alçak dala bak. Yaprağın ayrıldığı yerde at nalına benzeyen küçük bir iz var ve yüzeyi kurumuş, kapanmış.

Temiz kesik ve kapanmış iz, bu dersin bütün sorusunu taşıyor: bir kopuş nasıl olur da bu kadar düzgün olur?

Ne oluyor

Yaprak kendiliğinden düşmedi. Ağaç onu haftalardır bırakmaya hazırlanıyordu.

Hazırlığın işareti çoğu ılıman bölge ağacında günlerin kısalmasıdır. Ilık bir ekim haftası ağacı yanıltabilir, ama gün ışığının süresi her yıl aynı tarihte aynı yerdedir. İsveç'te tek bir titrek kavağı bir sonbahar boyunca gün gün izleyen bir araştırma ekibi bu takvimi yakından görmüş.

Bu çalışma tek bir ağaçtır ve her türe olduğu gibi taşınamaz. Ama gösterdiği sıra pek çok ağaçta benzer. Önce geri çekilme gelir.

Yaprağı yeşil gösteren klorofil de bu sırada sökülür. Sarı ve turuncu pigmentlerin bir kısmı klorofilden daha uzun süre kalır ve yeşil çekilince görünür hâle gelir. Kavak çalışmasında kırmızı pigmentler, yani antosiyaninler, yaşlanma başladıktan sonra ve ışığın yaprağa zarar verebileceği koşullarda (fotooksidatif stres) birikmeye başlamış; eylül başında aynı koşullar bu birikimi başlatmamış. Sonbaharın rengi böylece iki kaynaktan gelir: bir kısmı yeşilin altından ortaya çıkar, bir kısmı sona doğru yeni yapılır.

Sonra ayrılma gelir.

Yapraktan gelen oksin azaldıkça bant etilene daha duyarlı hâle gelir; duvarlar çözülür, bağ incelir. Sonunda yaprağın kendi ağırlığı ya da fark edilmeyecek kadar hafif bir hava hareketi son bağı koparmaya yeter. Elindeki temiz kesik buradan geliyor. Daldaki iz de kapanır: ayrılma yüzeyi kuruyup sertleşerek ağacın kışın su kaybetmesini ve mikropların içeri girmesini zorlaştırır.

Ağacın bütün bu hazırlığa neden ihtiyaç duyduğu kışın görülür. Toprak donduğunda kökler su çekemez, geniş ve ince bir yaprak ise su buharlaştırmaya devam eder. Yağan kar yaprakların üstünde birikir ve dalları kırabilir. Bu koşullarda yaprak bir yüke dönüşür.

Ne fark ettiriyor

Bu sıranın en kolay gözden kaçan adımı ilki. Ağaç yaprağı olduğu gibi atmıyor. Önce içindekini kendine alıyor, ancak ondan sonra bağı çözüyor. Yerdeki sarı yaprak, ağaca yarayacak olanın çoktan gittiği bir kabuk.

İnsanın bıraktıkları çoğu zaman tek bir sahneyle anlatılır: istifa mektubunun verildiği gün, kamyonun kapısının kapandığı sabah. O sahnede bir şey biter, bir boşluk kalır. Ağaca bakınca başka bir soru beliriyor. Biten bir dönemden, ister bir iş ister bir şehir ister bir ilişkinin eski hâli olsun, yanında ne taşıdın? O yıllarda öğrendiğin bir beceri, bir alışkanlık, bir insanı tanıma biçimi. Bunlar bazen fark edilmeden çekilir ve sonraki dönemi besler.

Bu soru bitişi güzelleştirmek için sorulmuyor. Bazı bitişlerden geriye taşınacak pek bir şey kalmaz ve bunu bilmek de bir şeydir. Soru yalnızca kaybolanı, dönüşerek seninle kalandan ayırmana yarıyor.

Gelenekler ne gördü

Ağacın bunu nasıl yaptığı yalnızca yüz küsur yıllık bir bilgi. Yaprağın her yıl düştüğünü ve ağacın ölmediğini ise insanlar binlerce yıldır görüyor. Aynı olayın önünde durmuş beş ses aşağıda; her biri olaya başka bir sorunun kapısından bakıyor.

Vaiz 3:1–2 — ne zaman

Her şeyin bir mevsimi, göğün altındaki her işin bir vakti vardır. Doğmanın vakti var, ölmenin vakti var; dikmenin vakti var, dikileni sökmenin vakti var.

İbranicede burada iki ayrı zaman kelimesi geçer: belirlenmiş bir süreyi anlatan zeman ve uygun anı anlatan et. Metin bırakmayı övmez, kınamaz da; yalnızca onun bir vakti olduğunu söyler. Ağacın gün uzunluğunu takvim olarak kullanmasıyla yan yana okununca bir yakınlık görünüyor: erken bırakan ağaç son ılık günlerin güneşini kaçırır, geç kalan ise ilk karda dalını kaybedebilir.

Tao Te Ching 16 — nereye

Bütün varlıklar birlikte filizlenir; ben onların dönüşünü seyrederim. Şeyler gürleşip çoğalır, her biri köküne döner. Köke dönmeye dinginlik denir.

Bu metnin dikkati zamanda değil, yönde. Düşen yaprak gelişigüzel bir yere gitmez; ağacın dibine iner, çürür ve ağacın kendi köklerinin uzandığı toprağa karışır. Metnin dinginlik (靜, jìng) dediği şey bu dairenin kapanmasıdır. İlk cümlede bu akademiye çok yakın bir ses de var: "dönüşünü seyrederim." Söze bir buyrukla değil, bir bakışla başlıyor.

En'âm 6:59 — kim görüyor

Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.

Arapçada cümle olumsuzla kurulur: düşen hiçbir yaprak yoktur ki O onu bilmesin. Öteki sesler düşüşün kendisine bakıyor; bu ayet düşüşe tanıklık edene bakıyor. Porsuk kıyısında senden başka kimsenin görmediği yaprak, bu okumaya göre görülmemiş sayılmaz.

Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 4.48 — nasıl

Bu kısacık zamanı doğaya uygun geçir ve gönül hoşluğuyla çözül; tıpkı olgunlaşınca düşen bir zeytin gibi: onu taşıyanı kutsayarak, onu büyüten ağaca minnet duyarak.

Roma imparatoru bu notu kendine yazdı. Burada konu yaprak değil zeytin, ama düşüş aynı. Marcus bırakışın bir tavrı olabileceğini söylüyor: minnetle, kendini taşıyanı kutsayarak düşmek. Yunancada "onu taşıyan" dişil bir kelimedir ve toprağı ya da doğayı anlatır.

Mono no aware — ne hissediyorum

Japon edebiyatının bu kavramı harfiyen "şeylerin hüznü" demektir: geçip gideni fark etmenin ince hüznü. Deyim Heian dönemi edebiyatından gelir; on sekizinci yüzyılda Motoori Norinaga onu Genji'nin Hikâyesi okumasının merkezine aldı. Kavram düşüşe bir anlam vermeye çalışmaz. Yalnızca düşüşün önünde hüzünlenmeye izin verir ve bu hüznü bir bilgi biçimi sayar.

Gerilim: Marcus Aurelius ile mono no aware aynı yaprağın önünde karşı karşıya duruyor. Stoacı imparator bırakışı minnetle karşılamayı öğütlüyor; hüzünlenmek onun için doğaya uygun düşmeyen bir direniştir. Mono no aware ise hüznün kendisini, geçici olanı gerçekten görmenin işareti sayar. Ders hangisinin doğru olduğuna karar vermiyor. Aynı sonbaharda ikisini birden yaşamak da mümkün.

Benzetmenin sınırı

Bu ders kat 3'ten konuştu: yaprağın düşüşüne bir insan hayatının anlamını yükledik. Bu yüzden iki benzetme kurduk ve ikisinin de bir yerde durması gerekiyor.

Birincisi ağaç ile insan arasında. Ağaç karar vermez. Süreci gün uzunluğu başlatır ve ağaç ona uyar. Senin bıraktıkların ise bazen bir seçim, bazen de sana sorulmadan elinden alınan bir şey. Ağaçta bu ikisi arasında fark yoktur; insanda bütün fark buradadır. "Ağaç bırakmayı biliyor" demek, bir hormon dengesini bilgelik gibi anlatmak olur. Bu kat 1'in bilgisini kat 3'ün diline çevirmektir ve çevirinin farkında olmak gerekir.

Doğada bırakmak bir yasa da değil. Çam iğne yapraklarını kışın da taşır; bazı genç meşeler ise kuruyan yapraklarını bahara kadar dalda tutar. "Bırakmak doğanın kanunudur" diyen bir cümle bu ağaçları yok sayar. Bırakmak, bazı ağaçların bazı koşullarda kullandığı bir yoldur.

İkinci benzetme metin ile doğa arasında. Vaiz de, Laozi de, Marcus Aurelius da ağaç biyolojisi üzerine yazmadı; onları bu derse biz taşıdık. Ayrılma dokusu Vaiz'i doğrulamaz, Tao Te Ching etileni bilmez. En'âm suresindeki ayet kat 4'ten konuşur ve gerekçesini bir bitki fizyolojisi bulgusundan almaz. Yaprağı bu metinlerin kanıtı gibi okursak doğaya kendi söylemek istediğimizi söyletmiş oluruz. Metinlerin burada tek işi var: aynı olaya, bizden önce bakmış başka gözlerle bakmamızı sağlamak.

Gözlem görevi

Kayıt: Defterine her yaprak için türünü (bilmiyorsan "çınara benzeyen" gibi bir tarif yeter), sap ucunun durumunu ve rengini yaz. Bir hafta sonra bıraktığın yaprağa ne olduğunu ekle. Sonra senin için bitmiş bir dönemi düşün ve ona bu dersin dikkatlerinden yalnızca birini sor: ne aldım, ne zaman, nereye, kim gördü, nasıl, ne hissediyorum. Hangisini seçtiğini ve cevabını tek bir paragrafta yaz.

Kentte: Kentte çınar, akçaağaç, at kestanesi ve dut sokak ağaçlarında sık görülür. Kaldırımın kenarına süpürülmüş yaprak yığınlarında da sap uçlarına bakabilirsin. Bir yaprağı bırakacak toprak bulamazsan balkonundaki bir saksının üstüne koy ve aynı haftayı orada izle.

Sonraki derse köprü

Bu derste ağacın yaprağı bırakmasına baktık. Ama Porsuk kıyısındaki bazı genç meşeler kasımda da, ocakta da kuru, kahverengi yapraklarını dalda tutuyor. Yaprağını tutan bir ağaç ne yapıyor, ve bu tutuş bir başarısızlık mı, yoksa başka bir hazırlık mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.