İçeriğe geç

7.9 · Seviye 7 · Bitkiler

Olgunlaşma

Dalında yarılan incir

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.311 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ağustos sonu, Germencik. Büyük Menderes ovasının kenarında, yamaca yaslanmış bir incir bahçesi. Sabahın erken saatleri; güneş henüz yakmıyor ama hava şimdiden ağır, tatlı bir kokuyla dolu. Ağaçların altına kalın naylon örtüler serilmiş.

Naciye Hanım otuz yıldır incir topluyor. Yeğeni Cansu İzmir'de gıda mühendisliği okuyor; yaz stajını teyzesinin bahçesinde yapıyor. İlk sabah Cansu dallara uzanıp en güzel, en dolgun, en yeşil incirleri koparmaya kalkıyor. Naciye Hanım elini tutuyor.

"Onlar daha olmadı kızım. Biz incir koparmayız; incir kendisi düşer."

Cansu bir dala bakıyor. Bazı incirler hâlâ sert ve yeşil. Bazıları morarmış, yumuşamış, aşağı sarkmış. Bazılarının kabuğu boylamasına yarılmış; yarıktan içerideki kırmızı, taneli et görünüyor. Birinin ucundaki küçük delikten bir damla bal gibi koyu bir sıvı sızmış.

"Teyze, şunlar çatlamış. Bunlar bozuk mu?"

Naciye Hanım yarılmış bir inciri parmaklarıyla hafifçe sıkıyor, sonra bırakıyor; incir kendi ağırlığıyla saptan kopup örtünün üstüne düşüyor. "Bozuk değil. Tam vaktinde. İncirin en tatlısı, kabuğu yarılanıdır." Biraz susuyor. "Ama bir gün daha kalırsa, o yarıktan içeri başka şeyler girer. Onun da vakti var."

Cansu yerdeki incire bakıyor. Hem çok güzel, hem de çürümenin kıyısında.

Ne oluyor

İncirin olgunlaşması birkaç değişikliğin aynı anda olmasıyla görünür oluyor: yeşil kabuk morarıyor ya da sarıya dönüyor, sert et yumuşuyor, şeker artıyor, koku yoğunlaşıyor. Cansu'nun en çok dikkatini çeken değişiklik yumuşama. Dalda sert olan incir, birkaç gün içinde parmak bastırınca iz kalacak kadar yumuşuyor.

Yani incirin yumuşaması, hücreleri bir arada tutan yapıştırıcının çözülmesi. Etilen, 7.7'de çiçeğin açılmasını ve kapanmasını düzenleyen hormonlardan biriydi; burada meyvenin yumuşamasını hızlandırıyor. Ve bu hızlanma kendi kendini besliyor: düzenleyiciler birbirini güçlendirdikçe yumuşama daha da hızlanıyor. Naciye Hanım'ın "bir gün daha kalırsa" uyarısı bu hızın farkında.

Yarılma büyük olasılıkla bu yumuşamayla bağlantılı. Hücreleri birbirine bağlayan pektin çözülürken incirin içi şekerle ve suyla dolmaya devam ediyor; kabuk bir noktadan sonra bu dolgunluğa dayanamayıp boylamasına yarılabiliyor. Ucundaki küçük delik ise başka bir şey: incirin ağzı.

İncir aslında tek bir meyve değil; içi çok sayıda minik çiçekle kaplı, kapalı bir kese. Bu kesenin dışarıyla tek bağlantısı ucundaki küçük açıklık; olgun incirde bu açıklık çoğu zaman aralanıyor ve oradan koyu bir damla sızabiliyor.

Naciye Hanım'ın naylon örtüleri bunun yerel bilgisi: incir toprağa değil, örtüye düşüyor.

Ne fark ettiriyor

Cansu'nun ilk hamlesi, en güzel ve en yeşil inciri koparmak, bir marketin rafından gelen bir alışkanlık. Rafta incir dayanıklı olmalı, taşınmalı, birkaç gün beklemeli. Ama ağaçta en iyi incir, dayanıklı olan değil, yumuşamış, yarılmış, kendiliğinden düşen. Olgunluk bir dayanıklılık değil; bir bırakış.

Naciye Hanım'ın sözü, "biz incir koparmayız; incir kendisi düşer", 7.10'da yaprak için göreceğimiz bir şeyi önceden haber veriyor: bitki kendi parçasını, hazır olduğunda, kendi bırakıyor. Olgun incir bir parmak dokunuşuyla saptan ayrılıyor; olmamış incir koparmak için çekiştirmek gerekiyor.

Cansu'nun ikinci sorusu, "bunlar bozuk mu?", olgunluk ile çürüme arasındaki çizgiye dokunuyor. Aynı süreç, pektinin çözülmesi, hem inciri tatlı ve yumuşak yapıyor hem de onu bozulmaya açık bırakıyor. Yarılan kabuk, içerideki şekeri hem bir arıya, bir kuşa, hem de havadaki küf sporlarına açıyor. Olgunluğun en yüksek noktası, çürümenin başladığı noktaya çok yakın; bazen bir günlük mesafede.

Son olarak Cansu'nun gördüğü ikilik: "hem çok güzel, hem de çürümenin kıyısında." Bu, dersin gelenek seslerinden birinin tam olarak söylediği şey.

Gelenekler ne gördü

En'âm 6:99 — bakmak

Ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Bunlarda, inananlar için, şüphesiz, deliller vardır.

Ayet gökten inen suyla yetişen bitkileri sayıyor: taneler, hurma salkımları, üzüm bağları, zeytin ve nar. Sonra bir çağrı yapıyor: meyve verdiklerinde, olgunlaştıklarında onlara bakın. Dikkat bakmakta: olgunlaşmanın, üzerinde durulup bakılacak bir işaret olarak gösterilmesinde.

Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 3.2 — kusurdaki güzellik

İncirler de tam olgunlaştıklarında ağızlarını açar; olgun zeytinlerde de çürümeye yakın olmalarının ta kendisi meyveye kendine özgü bir güzellik katar.

Roma imparatoru ve Stoacı filozof Marcus Aurelius, doğanın ürettiği şeylerin yan sonuçlarında bile bir çekicilik olduğunu söylüyor. Ekmeğin pişerken yüzeyinde açılan çatlaklar, fırıncının amacına aykırı olsa da iştah açar; yarılmış incir, çürümeye yakın zeytin de öyle. Dikkat kusurdaki güzellikte: kendi başına bakıldığında kusur sayılacak şeyin, doğanın akışı içinde güzel görünmesinde.

Matta 7:16 — tanımak

Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenlerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanır mı?

Dağdaki Vaaz'da İsa, sahte peygamberlere karşı uyarırken bir ağacın meyvesine bakarak tanındığını söylüyor. İyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç kötü meyve. Dikkat tanımakta: bir şeyin ne olduğunun, sonunda ortaya koyduğu şeyle anlaşılmasında.

Gerilim: En'âm 6:99 olgunlaşmaya bakmaya çağırıyor ve onu bir delil sayıyor; olgun meyve, kendinden ötesini gösteren bir delil. Marcus Aurelius ise olgunluğun içindeki kusura, çürümenin kıyısına bakıyor ve orada bir güzellik buluyor; işaret aramıyor, akışın kendisini kabul ediyor. Matta 7:16 olgun meyveyi bir sınav sayıyor: ağacın iyi mi kötü mü olduğunu meyve gösterir. Birinde meyve bir işaret, öbüründe bir güzellik, üçüncüsünde bir ölçüt. Naciye Hanım'ın yarılmış inciri üçünü birden taşıyor: bakılacak bir şey; güzel ama çürümeye yakın; ve otuz yıllık bir ağacın ne olduğunun kanıtı. Ama Marcus'un sesi bu bahçede en yakından duyuluyor: incirin en tatlısı, kabuğu yarılanı.

Benzetmenin sınırı

"Olgun insan", "olgunlaşmak", "meyvesini vermek": kat 3 bu sözlerin olgunlaşmaya ne yüklediğine bakıyor. Bu dilde olgunluk bir tamamlanma, bir zirve, bir bilgelik. Olgun insan sağlamdır, dengelidir, sonuna varmıştır; olgunlaşmak iyi bir şeydir ve geri dönüşü yoktur.

İncirin olgunlaşması ise bir zirve değil, bir eşik. Olgunluk, incirin en tatlı, en yumuşak, en çekici olduğu an; ama aynı zamanda hücrelerinin birbirinden ayrılmaya başladığı, kabuğunun yarıldığı, küfe açık hâle geldiği an. Olgunluk sağlamlık değil, tersine, bir çözülme. Meyve olgunlaştığında tutunmayı bırakıyor; ağaçtan düşüyor, bir hayvan tarafından yenmeyi ya da yerde çürüyüp tohumunu toprağa bırakmayı bekliyor.

Bu, insan için olgunluk benzetmesini büsbütün yanlış yapmıyor; ama ona beklenmedik bir yön katıyor. Belki olgunluk, bir şeyi sıkıca tutmak değil, bırakmaya hazır olmak. İncirin olgunluğu dayanıklılığında değil, verebileceğini vermeye hazır olmasında. Marcus'un imparator olarak bu sayfayı bir sefer sırasında yazdığı aktarılıyor; kendi sonunun yakınlığını düşünürken yarılan incire bakması, bu yönü hissettiriyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Dört olgunluk aşamasını yan yana çiz ve renklendir. Her birinin sertliğini birden beşe kadar puanla, kokusunu bir sözcükle anlat. İzlediğin meyvenin hangi gün yumuşamaya başladığını, hangi gün kendiliğinden düştüğünü ya da yarıldığını, hangi gün küf ya da böcek görüldüğünü yaz.

Kentte: Bir pazarda ya da bir manavda aynı meyvenin farklı olgunluktaki örneklerine bak. Satıcı hangilerini öne, hangilerini arkaya koyuyor? Bir muz salkımını mutfakta bir elmanın yanına koy, bir başkasını tek başına bırak; hangisi daha önce sararıyor? Etilen yayan meyvelerin yanındakileri nasıl etkilediğini gözle.

Sonraki derse köprü

Naciye Hanım'ın inciri olgunlaşınca kendiliğinden saptan ayrıldı. Bir sonraki ders aynı bırakışın sonbahardaki biçimine bakıyor: yaprak dökümüne, ağacın yaprağını düşürmeden önce içindekini nasıl geri aldığına ve dalla yaprak arasında açılan ayrılma dokusuna.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.