7.2 · Seviye 7 · Bitkiler
Işığa dönmek
Pencere önünde eğilen saksı
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.318 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan, İzmir, Karşıyaka'da bir apartmanın üçüncü katı. Gülsüm üniversitenin son sınıfında; mutfak penceresinin önüne bir saksı fesleğen koymuş. Pencere batıya bakıyor, öğleden sonra güneş tezgâha vuruyor.
Bir hafta sonra fesleğen eğilmiş. Gövdeleri camın tarafına doğru kıvrılmış, yaprakların hepsi pencereye dönmüş. Odanın içinden bakınca bitkinin yalnızca sırtı görünüyor; yeşil bir duvar, cama yaslanmış gibi.
Gülsüm saksıyı yarım tur çeviriyor; yapraklar şimdi odaya bakıyor. Ertesi akşam yine bakıyor: gövdelerin uç kısımları kıvrılmış, yeniden cama dönmeye başlamış. Üç gün sonra bitki yine pencereye yaslanmış. Aşağıdaki kalın gövde ilk eğildiği gibi duruyor; dönüşü yapan, uçtaki genç, yumuşak kısım.
Ev arkadaşı Tülin mutfağa giriyor. "Kızım, sen her gün çeviriyorsun, o her gün geri dönüyor. Kim kazanacak?"
Gülsüm gülüyor. "O kazanır herhalde. Ama nasıl biliyor ışığın nerede olduğunu? Gözü yok ki."
Ne oluyor
Gülsüm'ün sorusu, "gözü yok, nasıl biliyor?", bir buçuk asır önce de soruldu. Charles Darwin oğlu Francis'le birlikte bitki fidelerini bir lambanın önünde yetiştirdi ve ışığa dönmenin bitkinin neresinde başladığını aradı.
Yani ışığı fark eden yer ile eğilen yer aynı değil. Fesleğenin ucu "görüyor", biraz aşağıdaki gövde eğiliyor; ve ikisinin arasında bir şey iletiliyor. Darwin bu etkinin ne olduğunu bilmiyordu. Sonraki yüzyılda bunun bir bitki hormonu olduğu anlaşıldı.
Fesleğenin ucuna ışık bir yandan vurduğunda, oksin gölgedeki yana doğru kayıyor. Gölgede kalan yüzün hücreleri daha çok uzuyor; ışıklı yüzün hücreleri daha az. Bir yüzü öbüründen uzun olan bir gövde, kısa yüze doğru, yani ışığa doğru kıvrılıyor. Bir metal şeridin bir yüzü ısınıp öbüründen çok genleşince şeridin bükülmesi gibi; fark yalnızca, burada uzayanın canlı hücreler olması. Bitki ışığa "dönmüyor"; gölgedeki yanı daha hızlı büyüyor.
Gülsüm'ün gördüğü bir ayrıntı da bunu doğruluyor: kalın, alttaki gövde ilk eğildiği gibi kalıyor, dönüşü yalnızca uçtaki genç kısım yapıyor. Eğilme büyümeyle oluyor ve büyüme gövdenin genç kısımlarında sürüyor. Odunlaşmış, büyümesi durmuş bir gövde artık dönemiyor.
Ne fark ettiriyor
Tülin'in sorusu, "kim kazanacak?", bitkiyle Gülsüm arasında bir çekişme varmış gibi soruluyor. Ama bitkinin tarafında bir çekişme yok. Gülsüm saksıyı her çevirdiğinde ışık bitkinin başka bir yüzüne vuruyor; oksin yeniden gölgedeki yana kayıyor; gölge yanı yeniden daha hızlı uzuyor. Bitki her seferinde aynı basit kurala uyuyor ve her seferinde aynı sonuca varıyor.
Gülsüm'ün sorusu, "gözü yok ki", daha derine iniyor. Bir gözün yaptığı şey, ışığın yönünü bir görüntüye çevirmek. Fesleğen bir görüntü kurmuyor; ama ışığın hangi yandan geldiğini, bir yüzü öbüründen daha çok uyaran mavi ışıkla "biliyor". Bilmek burada bir resim değil, bir fark: bir yanla öbür yan arasındaki ışık farkı, bir hormon farkına, o da bir büyüme farkına dönüşüyor.
Darwin'in deneyi bir mutfakta da kurulabilecek kadar sade. Kanarya otu yerine bir avuç buğday ya da yulaf tanesi, lamba yerine tek yönden ışık alan bir pencere, ışık geçirmeyen kapak yerine alüminyum folyodan kıvrılmış küçük bir külah yeterli. Fidelerin bir kısmının ucuna külah geçirilir, bir kısmının gövdesinin ortasına folyodan bir şerit sarılır, bir kısmı serbest bırakılır. Darwin'in sorusu basitti: eğilmeyi ışık alan gövde mi başlatıyor, yoksa uç mu? Cevap, deneyin kendisinde: ucu örtülen fide dimdik kalıyorsa, gövdesinin ışık alması onu eğmeye yetmiyor demektir. Gülsüm'ün "gözü yok" dediği bitkinin, gözün işini gören yeri, birkaç milimetrelik bir uç.
Bir de 7.1'deki fasulye var. Yiğit'in tabağında kökçük aşağıya inmişti; ışık yandan geldiği hâlde ışığa değil, aşağıya yönelmişti. Fesleğenin gövdesi ise ışığa dönüyor. Aynı bitkinin iki ucu iki ayrı yöne çekiliyor: kök yerçekimine, gövde ışığa. Liscum ve arkadaşlarının söylediği gibi, bu iki yönelme bitkiye iki ayrı şey kazandırıyor: biri suyu ve besini, öbürü ışığı.
Gelenekler ne gördü
Platon, Devlet 515c — dönmek
Kurtarılan biri birden ayağa kalkmaya, boynunu çevirmeye, yürümeye ve ışığa doğru bakmaya zorlandığında keskin acılar çekecek; ışığın parıltısı onu rahatsız edecek
Platon'un mağara benzetmesinde insanlar, sırtları ışığa dönük, duvara düşen gölgeleri gerçek sanarak yaşıyor. Bu pasaj, içlerinden birinin zincirden kurtulup ışığa döndüğü anı anlatıyor. Bu dönüş kendiliğinden değil, zorla; ve acı veriyor. Dikkat dönmekte: gölgeye alışmış bir bakışın, gerçeğe çevrilmesinin zorluğunda.
Yuhanna 3:20–21 — açığa çıkmak
Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder, yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa gelmez. Ama gerçeği yapan, yaptıklarının Tanrı'da yapıldığı görünsün diye ışığa gelir.
Bu ayetler, ışığa gelmeyi ya da ışıktan kaçmayı bir insanın yaptıklarıyla bağlıyor. Işık burada bir şeyi açığa çıkaran, görünür kılan şey. Işığa gelmek bir seçim; ve o seçim kişinin ne yaptığına bağlı. Dikkat açığa çıkmakta: ışığın, saklı olanı görünür kılmasında.
Gerilim: Platon'un mahkûmu ışığa zorla döndürülüyor ve dönüş acı veriyor; gözü kamaşıyor, gölgeleri daha gerçek sanıyor. Yuhanna'da ise ışığa gelmek bir seçim ve bu seçim bir insanın ne yaptığına bağlı: gerçeği yapan gelir, kötülük yapan kaçar. Birinde dönüş dışarıdan gelen bir zorlama, öbüründe içeriden gelen bir yöneliş. Gülsüm'ün fesleğeni ikisine de tam uymuyor: kimse onu zorlamıyor, ama o da seçmiyor. Her çevrilişte, bir acı ya da bir istek olmadan, yalnızca gölgedeki yanı biraz daha uzayarak ışığa dönüyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, fesleğenin gövdesinde olan şey: ışık bir yandan vuruyor, oksin gölge yanına kayıyor, gölge yanı daha çok uzuyor, gövde kıvrılıyor. Bu süreç ölçülebiliyor; Darwin'in kapaklarla yaptığı deney, ışığı algılayan yerin uç olduğunu gösteriyor.
Kat 3, "ışığa dönmek" sözünün taşıdığı anlam. "Bitki ışığı arıyor", "bitki ışığa yöneliyor", "bitki güneşe hasret": bu söyleyişler bitkiye bir istek, bir arayış, bir özlem yüklüyor. Platon ve Yuhanna'da ışığa dönmek bir insanın içinde olan bir şey: bir uyanış, bir cesaret, bir seçim. Fesleğende bunların hiçbiri yok. Bitki ışığa dönerken bir şey istemiyor; yalnızca bir yanı öbür yanından hızlı büyüyor.
Bu sınır bir şeyi de gösteriyor. Fesleğenin dönüşü, Platon'un mahkûmunun dönüşünden çok daha yavaş ve çok daha kesin. Mahkûm acı çekiyor, kararsız kalıyor, gölgeye geri dönmek istiyor; fesleğen hiç kararsız kalmıyor, her seferinde ışığa yöneliyor. İnsanın ışığa dönüşünü anlatırken bitkiyi benzetme olarak kullandığımızda, bitkinin kesinliğini insana yüklüyoruz; oysa insanın dönüşünü anlamlı kılan şey, tam da o kararsızlık.
Gözlem görevi
Kayıt: Bitkiyi her gün yandan çiz; gövdenin eğilme açısını kabaca, bir açıölçerle ya da göz kararıyla not et. Saksıyı çevirdiğin saati ve uç kısmın yeniden pencereye dönmeye başladığı saati yaz. Hangi kısım döndü, hangi kısım dönmedi? Eğilen yerle ışığı ilk alan yer aynı mı? Folyo külahlı fidelerle serbest fideleri ayrı ayrı çiz ve aralarındaki farkı yaz.
Kentte: Bir apartman bahçesinde, binaların arasında kalan bir ağaca, ya da yüksek bir duvarın dibindeki bir bitkiye bak. Gövdesi ya da dalları bir yöne eğilmiş mi? O yön, ışığın geldiği açıklığa mı bakıyor? Bir sokak ağacının dallarının, binaya bakan yanla caddeye bakan yanda farklı uzayıp uzamadığını not et.
Sonraki derse köprü
Fesleğenin gövdesi ışığa döndü; 7.1'de fasulyenin kökçüğü aşağıya inmişti. Bir sonraki ders, bitkinin toprağın altında kalan yarısına, köklere bakıyor: bir kaldırım taşını yerinden kaldırabilen bir kökün gücüne.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.