İçeriğe geç

6.10 · Seviye 6 · Taş, toprak, derin zaman ve ölçek

Bir damla göl suyu

Büyüteç altında kıpırdayanlar

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 6, Taş, toprak, derin zaman ve ölçek · 1.312 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Mayıs, Bolu, Gölcük. Bir ortaokulun doğa kulübü göl kıyısında. Biyoloji öğretmeni Serap Hanım öğrencilere birer küçük kavanoz dağıtmış; çocuklar kıyıdaki sazlıkların dibinden, yeşilimsi, bulanık su dolduruyor.

Arda kavanozunu güneşe tutuyor. Su yeşil, içinde birkaç ince yosun teli ve minik toz parçaları yüzüyor. "Hocam, bunun içinde bir şey yok ki. Sadece yeşil su."

Serap Hanım çantasından telefonuna takılan küçük bir mercek çıkarıyor. Bir damlayı bir cam parçasının üstüne koyuyor, merceği telefonun kamerasına tutturup ekranı Arda'ya uzatıyor.

Ekranda yeşil damla, bir dünyaya dönüşüyor. İnce, saydam bir şey hızla dönerek ekranın bir ucundan öbürüne geçiyor. Oval, tüylü bir başkası yavaşça kayıyor. Bir yeşil top, kendi çevresinde dönüyor. Bir tanesi ise bir yosun telinin dibinde durup kıpırdanıyor, sonra birden uzaklaşıyor.

Arda nefesini tutuyor. "Bunlar canlı mı?"

"Canlı," diyor Serap Hanım. "Az önce 'bir şey yok' dediğin damlada."

Arda ekrana bakmaya devam ediyor. Bir süre sonra, ekranın kenarına yaklaşan yeşil toplardan birinin, telefonun ışığına doğru döndüğünü fark ediyor. "Hocam, şu ışığa gidiyor gibi."

Ne oluyor

Arda'nın gördüğü canlılar, tek hücreli ya da çok küçük, çıplak gözle görülemeyen canlılar. Bir damla göl suyunda bunlardan çok sayıda bulunabiliyor: hızla dönen kirpikli hücreler, yeşil renkli, ışıkla besin üreten yuvarlak hücreler, kıvrılıp uzanan kamçılı canlılar.

Bu canlıları ilk kez ayrıntılı biçimde gören ve anlatanlardan biri, on yedinci yüzyılda Hollanda'nın Delft kentinde yaşayan bir kumaş tüccarıydı.

Serap Hanım'ın telefona taktığı küçük mercek, Leeuwenhoek'in aletinin uzak bir akrabası: tek bir mercek, gözü küçük olana yaklaştırıyor.

Arda'nın damlasında gördükleri, görünmeyen bir dünyanın yalnızca küçük bir parçası.

Yani Arda'nın telefonunda gördüğü dönen, kayan canlılar bile, bir damladaki yaşamın en görünür kısmı. Onlardan çok daha küçük, telefon merceğinin göremeyeceği bakteriler, aynı damlada çok daha kalabalık.

Ne fark ettiriyor

Arda'nın "bunun içinde bir şey yok" demesi, gözün sınırının dünyanın sınırı sanılmasının en sade örneği. Bir mercek bu sınırı bir anda kaydırdı. "Yok" denen yerde bir kalabalık çıktı. Gözün görmediği, olmadığı anlamına gelmiyor. Arda'nın kavanozu ile telefon ekranı arasındaki tek fark bir mercek; ama o mercek, aynı suyu iki ayrı dünyaya çevirdi.

Leeuwenhoek'in mektubunda bir ayrıntı bunu daha da çarpıcı kılıyor: o, "iri bir kum tanesinin kapladığı alanın içinde" birkaç yüz küçük yaratık gördüğünü yazıyor. 6.6'da bir kum tanesinde bir dünyanın izini aramıştık; Leeuwenhoek bir kum tanesi büyüklüğündeki bir alanda gerçekten bir kalabalık gördü.

Arda'nın ışığa dönen yeşil topunda ise bir davranış var. Bazı yeşil tek hücreliler ışığa doğru yüzer; çünkü ışık, onların besin üretmesi için gerekli. Bu, bir canlının çevresinden gelen bir uyarana karşılık vermesi: ışığı algılıyor ve ona yöneliyor. Gözü olmayan, beyni olmayan tek bir hücre, dünyasıyla bir ilişki kuruyor.

Bir de Whitman ve arkadaşlarının sayıları var. Yeryüzündeki prokaryotların karbonu, bitkilerinkine yaklaşıyor. Görünmeyen canlıların yaşam kütlesi, görünen bitkilerinkine yakın. Bu hesabı yapan yazarlar, büyük bir belirsizlik payı olduğunu da açıkça söylüyor; ama belirsizliğin en geniş ucunda bile, görünmeyen dünya görünenin yanında küçük kalmıyor. Bir ormana bakarken gördüğümüz ağaçlar, yaşamın yalnızca görünür yüzü.

Gelenekler ne gördü

Leeuwenhoek, 9 Ekim 1676 mektubu — görünmeyen

1675 yılında, içi mavi sırlı yeni bir toprak kapta birkaç gün durmuş yağmur suyunda canlı yaratıklar keşfettim.
Bu zavallı küçük yaratıklardan birkaç yüzünü, iri bir kum tanesinin kapladığı alanın içinde, birkaç ipliğe dolanıp sıkıca kümelenmiş olarak gördüm.

Leeuwenhoek, Royal Society'ye yazdığı bu mektupta yağmur suyunda, kuyu suyunda, deniz suyunda ve karda gördüğü "küçük hayvanları" anlatıyor. Bunların su pirelerinden on bin kez küçük göründüğünü söylüyor. Dikkat görünmeyende: gözün yetmediği bir ölçekte canlı bir dünyanın varlığında.

Bakara 2:26 — küçük

Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez.

Ayet, küçük bir canlının bir misal olarak kullanılmasına itiraz edenlere bir cevap. Sivrisinek kadar küçük bir şey, ya da onun da ötesi, bir anlamın taşıyıcısı olabilir. Dikkat küçükte: küçüklüğün, önemsizlik anlamına gelmemesinde.

Zhuangzi 17, ırmak tanrısı denizi görür — sınır

Kuzey Denizi'nin Ruo'su dedi ki: «Kuyudaki kurbağaya denizden söz edilemez, çünkü bulunduğu yere bağlıdır.

4.9'da bu bölümü ırmak tanrısının denize varıp kendi küçüklüğünü görmesi üzerinden okumuştuk. Burada aynı bölümün başka bir cümlesine bakıyoruz: kuyudaki kurbağa denizi anlayamaz, çünkü kendi kuyusuyla sınırlı. Dikkat sınırda: bir varlığın dünyasının, bulunduğu yerin ölçeğiyle sınırlanmasında.

Gerilim: Leeuwenhoek'in mektubu görünmeyenin keşfini anlatıyor; gözün sınırı bir mercekle aşılıyor ve yeni bir dünya açılıyor. Bakara 2:26 ise küçüğü bir anlam taşıyıcısı yapıyor; sivrisinek kadar küçük bir şeyin içinde büyük bir ders olabilir. Zhuangzi ise sınırın kendisine bakıyor: kuyudaki kurbağa kuyusunun dışını göremez. Biri sınırı aşan bir alet, öbürü küçüğe yöneltilen bir bakış, üçüncüsü sınırın farkına varmak. Arda'nın damlası üçünü birden içeriyor: mercek sınırı aştı; damladaki canlılar küçüklüğün önemsiz olmadığını gösterdi; ve Arda'nın "bir şey yok" demesi, bir kuyudaki kurbağanın sesiydi. Ama Arda, Zhuangzi'nin kurbağasından farklı olarak, kuyusundan bir an için dışarı baktı.

Benzetmenin sınırı

Kat 1 açısından Arda'nın gördüğü ışığa dönen yeşil hücre, gerçek bir karşılık veriyor: ışığı algılıyor ve ona yöneliyor. Bu, bir canlının çevresiyle kurduğu bir ilişki, bir tür okuma. Ama kat 1'in sınırı da burada: bu hücre ışığı "istiyor" ya da "seviyor" değil. Işığa yönelmesi, onu algılayan bir yapının ve hareket eden kamçılarının ortak sonucu. Bir yöneliş, bir istek değil.

Kat 3 ise "küçük hayvanlar", "zavallı küçük yaratıklar" gibi Leeuwenhoek'in kendi diline bakıyor. Leeuwenhoek gördüklerine hayvan diyordu; onları bir sevecenlikle, hatta bir acımayla anlatıyordu: "zavallı küçük yaratıklar". Bu dil, onları bizim tanıdığımız hayvanlara benzetiyor; oysa çoğu, ne hayvan ne bitki olan, bambaşka bir yaşam biçimi. Bir benzetme, yeni bir dünyayı tanımaya yardım ediyor; ama aynı zamanda onu bildiğimiz dünyanın bir küçük kopyası gibi gösterebiliyor.

Bakara 2:26 ve Zhuangzi 17 de mikrobiyoloji anlatmıyor. Biri küçüğün anlam taşıyabileceğini, öbürü bakışın kendi yeriyle sınırlı olduğunu anlatıyor. Ayetteki "onun üstündeki" ifadesini mikroskoba ya da mikroplara bağlamak, ona taşımadığı bir ayrıntı yüklemek olur.

Gözlem görevi

Kayıt: Gördüğün her canlı biçimi bir çizimle göster: biçimi, rengi, nasıl hareket ettiği. Suyu nereden ve hangi gün aldığını yaz. Aynı suyu birkaç gün açıkta, bir pencere önünde bekletip yeniden bak: sayılar ya da türler değişti mi? Leeuwenhoek gibi, gördüklerini bir mektup gibi, birine anlatır gibi yaz.

Kentte: Kentte su örneğini bir parktaki havuzdan, bir saksının altındaki tabaktan ya da birkaç gün açıkta bekletilmiş bir kap yağmur suyundan alabilirsin. Leeuwenhoek de ilk gözlemini bir toprak kapta birkaç gün durmuş yağmur suyunda yaptı. Bir bardak çeşme suyu ile bir hafta bekletilmiş bir bardak suyu karşılaştır.

Sonraki derse köprü

Bir damla suyun içinde görünmeyen bir dünya var; ve bu dünyanın gücü ölçülebilir. Ama bazen tersi olur: görünür bir taşa, görünmeyen bir güç yüklenir. Kristal satan bir tezgâhın önünde, taşlar şifa verir mi diye soran bir sonraki ders, bu yüklemeyi sınıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.