5.10 · Seviye 5 · Hava ve mevsim
Hava ve iklim aynı şey mi?
«Bu kış soğuk, ısınma nerede?»
Kat 2 · İzler
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 5, Hava ve mevsim · 1.332 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ocak ortası, Sivas. Üç gündür termometre geceleri eksi yirminin altına iniyor; kaldırımlar buz, sobalar gece gündüz yanıyor. Mahalle kahvesinde emekli öğretmen Hikmet Bey gazetesini katlayıp masaya vuruyor.
"Bakın," diyor masadakilere, "gazete yine küresel ısınma yazıyor. Dışarısı eksi yirmi iki! Bu nasıl ısınma? Bu kış ömrümün en soğuk kışı."
Masadakiler gülüyor. Kapının yanındaki masada oturan genç kadın, Duygu, başını kaldırıyor. Meteoroloji istasyonunda çalışıyor, mesaiden çıkmış, çayını içiyor.
"Hikmet Hoca," diyor, "bu kış soğuk, doğru. Ama siz çocukken kaç kere bu kadar soğuk olurdu?"
Hikmet Bey düşünüyor. "Eskiden her kış böyleydi. Damlarda buz sarkıtları kol kalınlığında olurdu."
"Peki son yirmi yılda kaç kere böyle oldu?"
Hikmet Bey duraksıyor. "Pek olmadı aslında. Bu yüzden şaşırdık zaten."
Duygu gülümsüyor. "İşte iklim orada saklı. Bu hafta hava. Sizin çocukluğunuzla bugünü karşılaştırdığınız şey ise iklim."
"Sen nereden bileceksin kızım?" diye takılıyor kahveci. "Senin yaşın kaç ki?"
"Benim hafızam değil," diyor Duygu. "İstasyonun defterleri. Her gün, her saat sıcaklık yazılıyor, onlarca yıldır. Tek bir sayfa pek bir şey söylemez. Sayfaları üst üste koyunca konuşmaya başlar."
Hikmet Bey gazeteyi yeniden açıyor, ama bir şey söylemiyor.
Ne oluyor
Hikmet Bey'in itirazı çok yaygın bir itiraz: dışarısı soğuksa, dünya nasıl ısınıyor olabilir? Bu itirazın arkasında, iki ayrı şeyin aynı şey sanılması yatıyor.
Sivas'taki eksi yirmi iki derece bir hava olayı. Bir yerin iklimi ise, o yerin binlerce gününün birlikte gösterdiği tablo: kaç gün soğuk, kaç gün sıcak, en soğuk günler ne kadar soğuk, en sıcak günler ne kadar sıcak. İklim ısındığında soğuk günler ortadan kalkmıyor; ama daha seyrek oluyor, sıcak günler daha sık oluyor.
Bunu görmenin bir yolu, rekorları saymak.
Rekor saymanın mantığı basit ama güçlü. İklim hiç değişmeseydi, bir istasyonda ilk yıl her gün bir rekor olurdu; ikinci yıl rekor kırma olasılığı yarıya, onuncu yıl onda bire inerdi. Kayıt uzadıkça rekorlar doğal olarak seyrekleşir; ve iklim değişmiyorsa sıcak ve soğuk rekorlar aynı hızda seyrekleşir. Meehl ve arkadaşlarının yakaladığı şey bu dengenin bozulması: 1970'lerin sonundan beri sıcak rekorlar soğuk rekorlardan daha yavaş seyrekleşiyor.
Yani ABD verisinde, ısınan bir iklimde de soğuk rekorlar kırılıyor, ama sıcak rekorlar onlardan daha sık kırılıyor. Bu oran ABD için hesaplandı; Sivas için ayrıca ölçülmesi gerekir. Ama mantığı Hikmet Bey'in kışına da uyuyor: "ömrümün en soğuk kışı" bir soğuk rekor olabilir, ve bu tek başına iklimin ısınmadığını göstermez; asıl soru, sıcak ve soğuk rekorların sayısının birbirine göre nasıl değiştiği.
Türkiye'nin kendi verisi de benzer bir şey söylüyor, bir inceltmeyle birlikte.
Bu ikinci bulgu Hikmet Bey'in kışına doğrudan değiyor. Toros'un incelediği dönemde Türkiye'de kışın en soğuk geceleri pek değişmemiş; ısınma daha çok yazda ve sıcak dönemde görülmüş. Yani "bu kış soğuk" demek, bu veriyle çelişmiyor; ısınmanın en belirgin olduğu yer kış geceleri değil.
Ne fark ettiriyor
Duygu'nun sorusu, Hikmet Bey'i tek bir günden bir hayata taşıdı. "Dışarısı eksi yirmi iki" bir gözlem; "son yirmi yılda kaç kere böyle oldu?" ise bir karşılaştırma. İlki havayı, ikincisi iklimi soruyor. Hikmet Bey'in kendi cevabı, "pek olmadı aslında", iklim hakkında gazeteden daha ikna edici bir şey söyledi.
Gazete ile pencere arasındaki çatışma da öğretici. Gazete otuz yılı ve bütün bir gezegeni anlatıyordu; pencere ise bir sabahı ve bir sokağı gösteriyordu. İkisi aynı soruya cevap vermiyordu, bu yüzden biri ötekini yalanlayamazdı. Hikmet Bey'in öfkesi, iki farklı ölçekte konuşan iki tanığı aynı mahkemeye çıkarmaktan doğuyordu.
Bir de şaşırmanın kendisi var. Hikmet Bey bu soğuğa şaşırdı, çünkü artık alışık değildi. Çocukluğunda her kış böyle olsaydı şaşırmazdı. Bir olaya şaşırmak, o olayın beklentimizin dışına düştüğünü gösteriyor; beklentimiz de yılların biriktirdiği bir iklim bilgisi. Şaşkınlık bazen bir değişimin ilk işareti.
Hava ile iklim arasındaki fark, aslında bir ölçek farkı. Tek bir gün çok şey söyleyebilir ama çok az şey kanıtlar. Bir ömür, bir kuşak, otuz yıl ise tek tek günlerin gürültüsünün altındaki eğilimi görmeye yetebilir. İkisini karıştırmak, bir ağaca bakıp ormanın büyüyüp büyümediğine karar vermeye benziyor.
Bir de ortalamanın gizlediği şey var. İklim yalnızca bir ortalama değil, bir dağılım; tanımın kendisi de "ortalama durum ve değişkenlik" diyor. Ortalama biraz yükselirken soğuk günlerin en uç olanları yerinde kalabilir, sıcak günlerin en uçları ise büyüyebilir. Toros'un Türkiye verisinde görülen tam da bu türden bir asimetri. Bu yüzden "iklim ısındı mı?" sorusu tek bir sayıyla cevaplanmıyor; hangi mevsimde, hangi uçta, hangi yerde diye sormak gerekiyor.
Son olarak, Toros'un bulgusu bir uyarı da taşıyor: ısınma her yerde, her mevsimde aynı hızda olmuyor. "Dünya ısınıyor" genel bir doğru; ama Sivas'ın kış gecelerinin aynı hızda ısınacağı anlamına gelmiyor. Genel bir eğilimi yerel bir deneyimle sınarken, o eğilimin yerel olarak nasıl göründüğünü de bilmek gerekiyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 2 açısından hava bir işaret, ama tek başına iklimin işareti değil. Tek bir soğuk gün, iklim hakkında neredeyse hiçbir şey söylemiyor; çünkü iklim, günlerin kendisi değil, günlerin dağılımı. Bir işaret olarak hava ancak birikince, sayılınca, karşılaştırılınca iklimi göstermeye başlıyor. Meehl ve arkadaşlarının rekor sayımı, Toros'un istasyon kayıtları, Hikmet Bey'in "son yirmi yılda pek olmadı" hatırası: hepsi tek tek günleri bir araya getirerek okunan işaretler.
Bu işaretin okunuşunda bir tuzak da var. İşareti okuyanın hafızası ve dikkati, işareti şekillendiriyor. Hikmet Bey bu kışı "ömrünün en soğuğu" sandı; belki öyleydi, belki de son yılların ılık kışları yüzünden öyle hissettirdi. İnsan hafızası, en yakın ve en çarpıcı olayı öne çıkarıyor. Bu yüzden iklim hakkında bir yargıya varmak için hafıza yetmiyor; ölçüm kayıtları gerekiyor. Hafıza bir soru sordurabilir, ama cevabı ölçüm verir.
Bu derste bir gelenek sesi yok, çünkü sorulan soru bir anlam sorusu değil, bir ölçek sorusu: tek bir gün ile otuz yıl arasındaki fark. Ama "hava" ile "iklim" kelimelerinin gündelik dilde birbirine karışması, Türkçede "havalar ısındı" deyişinde bile görülüyor: bu söz bazen bir haftayı, bazen bir mevsimi, bazen de yılları anlatıyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Defterine günlük sıcaklıkları bir çizgi grafiği olarak çiz. Grafiğin üstüne uzun yıllar ortalamasını yatay bir çizgi olarak ekle. Ortalamanın üstünde ve altında kalan günleri say. Çevrende en az otuz yıldır aynı yerde yaşayan birine, o ayın çocukluğunda nasıl geçtiğini sor ve anlattıklarını kendi grafiğinin yanına not et.
Kentte: Kentlerde sıcaklık çevresindeki kırsaldan genellikle daha yüksektir; binalar, asfalt ve trafik ısıyı tutar. Kentte ölçtüğün sıcaklığı, kent dışındaki bir istasyonun verisiyle karşılaştırmaya çalış. Aradaki fark, iklimin yanında kentin kendi etkisini de gösterebilir; bu yüzden bir kentteki bir ölçümü bütün bölgenin iklimi saymamaya dikkat et.
Sonraki derse köprü
Otuz yıl, iklimi görmek için yeterli bir ölçek. Ama bir yol kesiğinin duvarındaki renkli şeritler, otuz yılın değil, belki milyonlarca yılın kaydını taşıyor. Bir sonraki ders, havanın ve iklimin ötesine geçip taşa, toprağa ve derin zamana bakarak bu katmanlar ile başlıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.