İçeriğe geç

15.4 · Seviye 15 · Dönüş

Dönüşü seyretmek

Akademinin başladığı yere dönmek

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 15, Dönüş · 1.524 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Yine ekim sonu, Bursa. Dört katlı apartmanın arka bahçesi, aynı tahta masa, aynı erik ağacı. Akademinin ilk dersinde Nermin Hanım burada sabah çayını içiyor, torunu Defne servisi bekliyordu. Defne artık on üç yaşında; servisi yok, okula yürüyerek gidiyor. Ama bu sabah erken kalkmış, babaannesinin yanına inmiş.

Erik ağacının alt dalına bir saksağan konuyor. Kesik kesik, takırdar gibi o ses başlıyor. Nermin Hanım gülümsüyor, tam ağzını açacakken Defne araya giriyor: "Biliyorum, babaanne. Misafirimiz var."

İkisi de gülüyor. Sonra Defne susuyor ve dalı izliyor. Saksağan bu sefer duvarın dibine bakmıyor. Doğrudan Defne'ye bakıyor ve sesi Defne masadan kalkınca sertleşiyor.

Defne bir şey hatırlıyor. İlkbaharda, saksağanların erik ağacının tepesine yuva yaptığı haftalarda, yumurtaları görmek için ağaca iki kez tırmanmıştı. Babaannesi kızmıştı. O günden beri saksağan, ne zaman bahçeye çıksa, ona böyle bağırıyor; babaannesine ise hiç bağırmıyor.

"Beni tanıyor," diyor Defne.

Nermin Hanım çayını bırakıyor. "Belki de." Sonra duvarın dibine bakıyor. Yağmurdan kalan toprakta yine izler var; bu kez kedi değil, küçük, üç parmaklı izler. "Bunlar kimin?"

Defne eğilip bakıyor. "Kuş. Belki bu saksağanın kendisi. Bilmiyorum." Bir süre düşünüyor, sonra parmaklarıyla sayıyor: "Saksağan bana bağırıyor; bu bir sinyal olabilir, kat 1, ama emin değilim. Topraktaki izler, kat 2. Senin 'misafir' demen, kat 3. Dedemin 'kuşlar da kendi dillerinde zikreder' sözü, kat 4."

Nermin Hanım bir süre torununa bakıyor. Sonra rahmetli kocasının sözünü kendisi tekrar ediyor, yavaşça: "Kuşlar da kendi dillerinde zikreder." Ve ekliyor: "Sen şimdi dört kat sayıyorsun ama dedenin sözünü de saydın. Onu atmadın."

Defne başını sallıyor. "Atmadım. Yerine koydum."

Ne oluyor

Defne'nin "beni tanıyor" cümlesi, akademinin ilk dersinde Nermin Hanım'ın söyleyeceği türden bir cümleye benziyor; ama bu kez bilimin ona söyleyecek bir şeyi var.

Bu çalışma Defne'nin sözünü doğrulamıyor, ama mümkün kılıyor. Çalışmadaki saksağanlar, yuvalarına tırmanan kişiyi tanıyıp yalnızca ona ötmüş. Defne'nin bahçesindeki saksağanın da aynısını yapıyor olabileceği bir varsayım; sınanması için Defne'nin, ağaca hiç tırmanmamış biriyle yan yana durup kuşun kime öttüğüne bakması gerekir.

Defne bir kuş uzmanı değil. Ama akademi boyunca bir şey öğrendi: aynı sahneye bakarken dört ayrı şeyi ayırmayı. Gauthier ve arkadaşlarının bulgusu, öğrenmenin bakışın kendisini değiştirebildiğini gösteriyor. İlk derste aynı dalda aynı saksağana bakan on bir yaşındaki Defne, bir kuş ve bir kedi görmüştü. On üç yaşındaki Defne aynı dalda dört kat görüyor.

Ne fark ettiriyor

Akademinin ilk dersi bir soruyla başlamıştı: doğa konuşur mu? O derste aynı bahçede aynı beş dakikada dört şey olmuştu: bir kuş başka canlılara bir şey bildirmiş, toprak bir geçişi kaydetmiş, bir insan sese bir anlam yüklemiş, bir başka insan o sesi bütün varlığın anmasının parçası olarak duymuştu. O gün bu dördü birbirinden ayırmak, dersin öğretmeye çalıştığı şeydi.

Bu sabah Defne bunu kendisi yapıyor. Ama dikkat çekici olan, dördünü ayırırken hiçbirini atmaması. Babaannesinin "misafir" sözünü bir hata diye silmiyor; kat 3'e koyuyor. Dedesinin zikir sözünü bilimle sınanacak bir iddia gibi ele almıyor; kat 4'e koyuyor. Saksağanın ona öttüğünü kesin bir bilgi gibi söylemiyor; kat 1'e "belki" diye koyuyor. Bu akademinin bütün işi bu sınıflandırmaydı: katları karıştırmamak, ama hiçbirini küçümsememek.

Değişen bir şey daha var: soru. İlk derste soru "doğa konuşur mu?" idi. Bu sabah Defne'nin sorusu daha küçük ve daha keskin: "Bu saksağan beni tanıyor mu?" Bu soruya bilimin bir cevap yolu var; Lee ve arkadaşlarının yöntemi tam olarak bunu sınıyor. Akademinin sonunda büyük soru kaybolmadı; ama ondan, sınanabilecek küçük sorular türedi.

Gelenekler ne gördü

Tao Te Ching 16 — dönüş

Bütün varlıklar birlikte filizlenir; ben onların dönüşünü seyrederim. Şeyler gürleşip çoğalır, her biri köküne döner. Köke dönmeye dinginlik denir.

Tao Te Ching'in on altıncı bölümünde konuşan kişi, bütün varlıkların birlikte filizlendiğini görüyor ve bir şey yapıyor: onların dönüşünü seyrediyor. "Seyretmek" diye çevrilen 觀 (guān) kelimesi, dikkatle bakmak, uzun süre gözlemek anlamına geliyor. Bu bölümü 7.10'da yaprak dökümünü anlatırken okumuştuk; orada dönüş, yaprağın köke, toprağa dönmesiydi. Burada aynı cümle başka bir şeyi anlatıyor: her şeyin çoğalıp sonunda başladığı yere döndüğünü seyreden bir bakış. Dönüşün sonunda bir dinginlik var.

Herakleitos B103, «çemberde başlangıç ve son ortaktır» — çember

Çünkü çemberin çevresinde başlangıç ile son ortaktır.

Herakleitos'un günümüze tek bir cümle olarak ulaşmış bu parçası, bir çemberin üzerinde başlangıç noktası ile bitiş noktasının aynı nokta olduğunu söylüyor. Cümlenin bağlamı bilinmiyor; onu aktaran yazar, bir Homeros dizesini açıklarken anıyor. Herakleitos'un başka parçalarında olduğu gibi, burada da karşıtlar bir araya geliyor: başlangıç ve son. "Ortak" diye çevrilen ξυνόν (xynon) kelimesi, Herakleitos'un logosu "herkese ortak" diye andığı bir başka parçasında da geçiyor; 14.5'te logosun kimsenin malı olmadığını söylerken kastedilen de bu: herkesin paylaştığı, kimseye özel olmayan.

Gerilim: İki ses de dönüşü anlatıyor, ama dönüşten farklı şeyler çıkarıyor. Tao Te Ching'de dönüş bir dinginliğe varıyor: her şey köküne döner ve bu dönüş seyredilir; seyreden kişi de bu dinginliğe katılır. Herakleitos'ta ise dönüş bir eşitlik: başlangıç ile son aynı noktadır, ama bu bir dinginlik değil, bir gerilimin bir arada tutulması. Bir yanda köke dönüp susan bir bakış, öbür yanda başı ile sonu aynı yerde buluşan ama dönmeyi sürdüren bir çember. Defne'nin bahçeye dönüşü belki ikisine birden benziyor: aynı bahçe, aynı dal, aynı ses; ama dönen kişi aynı kişi değil.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, "akademi bir çemberdir, sona gelince başa dönülür" okuması. Bu ders için çekici bir benzetme, ama sınırı var.

Defne'nin bahçeye dönüşü bir çember gibi görünüyor: aynı yer, aynı kuş, aynı ses. Ama Herakleitos'un çemberinde başlangıç ile son gerçekten aynı nokta; Defne'nin dönüşünde ise aynı olan yalnızca yer. Defne iki yaş büyüdü; saksağan belki başka bir saksağan, belki aynısı ama Defne'yi tanıyan bir saksağan; Nermin Hanım'ın sözü aynı, ama Defne onu artık başka bir yere koyuyor. Dönüş bir çemberin kapanması değil, bir sarmalın bir tur daha dönmesi. Benzetme bu kadarını taşıyor; fazlasını değil.

Tao Te Ching'in "köke dönüş" sözü de bu derste bir okuma olarak kullanıldı. Bölümün kendi bağlamında köke dönüş, Tao düşüncesinin bir öğretisi; bu ders onu bir akademinin bitişine benzetti. Bu benzetme Tao'nun ne söylediğini değil, bizim onu nasıl okuduğumuzu anlatıyor.

Bir sınır daha: Defne'nin "beni tanıyor" sözü bu derste bir kat 1 adayı olarak kaldı. Lee ve arkadaşlarının bulgusu bunu mümkün kılıyor; ama Defne'nin bahçesindeki saksağan için sınanmadı. Akademinin son dersi bir cevapla değil, sınanmamış bir soruyla bitiyor; ve bu, akademinin bütün dersleriyle uyumlu.

Gözlem görevi

Kayıt: İlk dersteki kaydınla bugünkü kaydını yan yana koy. Aynı yirmi dakikada kaç şey fark ettin; ilk derste kaç şey fark etmiştin? Hangi katta en çok değişiklik var? İlk derste bir anlam yüklediğin bir şeyi bugün başka bir kata koyuyor musun? Son olarak, "doğa konuşur mu?" sorusuna bugün vereceğin cevabı yaz ve onu ilk dersteki cevabınla karşılaştır. Cevabın değiştiyse, neyin değiştiğini yaz; değişmediyse, neden değişmediğini.

Kentte: Kentte bu görevi bir balkon, bir pencere, bir parkta yaparken, bir hayvanın seni tanıyıp tanımadığını sınamayı dene: hep aynı saatte gittiğin bir yerde bir güvercin, bir karga, bir kedi seni öbür insanlardan ayırıyor mu? Bunu sınamak için bir arkadaşınla yan yana durmayı ve hayvanın kime nasıl tepki verdiğini kaydetmeyi dene.

Akademinin sonu

Bu akademi bir soruyla başladı: doğa konuşur mu? Cevap bir evet ya da hayır değildi; dört kattı. Canlılar kendi aralarında gerçekten bilgi aktarıyor ve bilim bunu ölçüyor. Doğa izler bırakıyor ve biz onları okuyup sınayabiliyoruz. Biz doğaya anlamlar yüklüyoruz ve bu anlamlar değerli, ama sınırları var. Ve gelenekler doğayı okunacak bir metin, anılacak bir ad gibi görüyor; bu inancı ne kanıtlayabiliriz ne çürütebiliriz, ama saygıyla aktarabiliriz.

Defne'nin bahçesi, akademinin ilk ve son dersinde aynı. Değişen bahçe değil, ona bakan. Bundan sonra yapılacak şey yeni bir ders değil, aynı bakışı sürdürmek: bir sabah bir dalda bir kuş öttüğünde, önce ne olduğunu sormak, sonra kimin konuştuğunu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.