İçeriğe geç

14.6 · Seviye 14 · Kâinat kitabı

Adı konamayan yol

Bir patikada yürümek

Kat 4 · Kâinat kitabı

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 14, Kâinat kitabı · 1.471 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Nisan ortası, Muğla, Fethiye. Faralya'dan Kabak'a inen eski bir yayan yolu. Sabah dokuz. Patika çam ormanının içinden, taşların arasından kıvrılarak iniyor; bir yanda kayalık yamaç, öbür yanda, ağaçların arasından, denize bakan derin bir vadi.

İlkay yirmi sekiz yaşında, İstanbul'da yazılım işinde çalışıyor; bir haftalık izin almış. Yanında, üniversiteden arkadaşı Ferit var; Ferit Faralya'da büyümüş, bu yolu çocukluğundan beri biliyor.

İlkay'ın elinde telefon. Bitki tanıma uygulamasını açmış; her birkaç adımda durup bir bitkinin fotoğrafını çekiyor. "Bu laden," diyor. "Bu da sandal ağacı. Şu sarı olan karaçalı mı?" Ekrana bakıyor, ad çıkınca başını kaldırıp bir sonrakine geçiyor.

Ferit sabırla bekliyor. Bir yerde İlkay bir öbek gri yapraklı, mor çiçekli bir çalıyı gösteriyor. "Bu ne?"

Ferit eğilip bir yaprağı parmakları arasında eziyor, koklatıyor. "Biz buna kekik derdik. Ama tam kekik değil galiba; annem başka bir ad söylerdi, hatırlamıyorum."

İlkay uygulamaya bakıyor; uygulama bir Latince ad veriyor. İlkay adı yüksek sesle okuyor, sonra yürümeye devam ediyor.

Yarım saat sonra, bir yamacın dönemecinde patika ikiye ayrılıyor. İşaret yok. İlkay haritaya bakıyor; harita iki yolu da göstermiyor. Ferit soldakini seçiyor. Bir süre sessiz yürüyorlar.

"Biliyor musun," diyor İlkay sonunda, "o kekik gibi olanın adını öğrendikten sonra ona bir daha bakmadım. Ad çıktı, tamam dedim. Ama sen yaprağını ezdin, kokladın. Ben adını aldım, sen bitkiyi aldın."

Ferit gülüyor. "Bazen ad lazım. Ama bu yolun bile adı yok. Bazıları eski yol der, bazıları Kabak yolu. Haritada da yok. Ama işte yürüyoruz."

İlkay telefonunu cebine koyuyor. Önlerinde, ağaçların arasından, deniz beliriyor.

Ne oluyor

İlkay'ın fark ettiği şey, dil ile algı arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmaların sorduğu bir soruya yakın: bir şeyin adını bilmek, onu nasıl gördüğümüzü değiştirir mi?

Bu iki çalışma, adın algıda gerçek bir iş yaptığını gösteriyor. Ad, iki şey arasındaki sınırı keskinleştiriyor: Rusça konuşanlar "goluboy" ile "siniy" arasındaki sınırda daha hızlı. Ad, bir kategoriyi öğrenmeyi kolaylaştırıyor: anlamsız bir etiket bile işe yarıyor. Bu, İlkay'ın uygulamasının neden bu kadar çekici olduğunu açıklıyor: her ad bir sınır çiziyor, her sınır ormanı biraz daha düzenli gösteriyor.

Ne fark ettiriyor

Ama İlkay'ın fark ettiği şey, bu bulguların öbür yüzü. Ad bir kategoriyi somut kılıyorsa, o kategoriye giren şeyi de kategorinin bir örneğine dönüştürüyor. "Bu laden" dendiğinde, gözün önündeki çalı artık "laden" sınıfının bir üyesi; o çalıya özgü olan, rüzgârın onu nasıl eğdiği, yapraklarının hangi açıdan parladığı, geri plana çekiliyor. İlkay'ın "adını öğrendikten sonra ona bir daha bakmadım" sözü buna denk düşüyor.

Bu, bilimin söylediği bir şey değil; bilim adın ayırt etmeyi ve öğrenmeyi kolaylaştırdığını söylüyor. Ama aynı bulgu, adın bir şeyi gözümüzde hangi yöne doğru biçimlendirdiğini de düşündürüyor: sınıfa doğru, tek olana karşı. Ferit'in bitkiyi ezip koklaması, aynı bitkiye adsız bir yoldan yaklaşmak. O da bir şey biliyor, ama bildiği şey bir kelime değil, bir koku.

Ferit'in ikinci sözü daha da ileri gidiyor: "Bu yolun bile adı yok." Patikanın haritada adı olmaması onu yürünmez yapmıyor. Yol, adı konulmadan da yol. Bu, eski Çin'de bir metnin açılış cümlesine çok yakın bir sezgi.

Gelenekler ne gördü

Tao Te Ching 1 ve 25, «Yol kendiliğinden olanı örnek alır» — adsızlık

Yol diye söylenebilen yol, değişmeyen Yol değildir. Ad diye konabilen ad, değişmeyen ad değildir.
Adını bilmiyorum; ona «Yol» lakabını veriyorum, zorla bir ad koymam gerekse «Büyük» derim.
İnsan yeri örnek alır, yer göğü örnek alır, gök Yolu örnek alır, Yol kendiliğinden olanı örnek alır.

Laozi'ye atfedilen Tao Te Ching, adla başlayıp adın yetersizliğini söyleyerek açılıyor. İlk bölümde "yol" anlamına gelen 道 (dào) kelimesi aynı zamanda "söylemek" demek; ilk cümle bu iki anlamla oynuyor: söylenebilen yol, kalıcı Yol değil. Yirmi beşinci bölümde konuşan kişi daha da açık: o şeyin adını bilmiyor; ona yalnızca bir lakap, "Yol" lakabını veriyor. Bölümün son cümlesi sık sık "Tao doğayı örnek alır" diye çevrilir; ama burada "doğa" diye çevrilen 自然 (zìrán) kelimesi Klasik Çincede "kendiliğinden böyle olan" anlamına geliyor. Günümüz Çincesinde "doğa" demek olan bu kelime, metnin yazıldığı çağda bu anlamı taşımıyordu. Yol, kendi dışındaki bir şeyi değil, kendiliğindenliği örnek alıyor.

Zhuangzi 22, karıncada ve kiremitte Tao — her yerde

Dongguozi, Zhuangzi'ye sordu: «Yol dediğiniz şey nerede?» Zhuangzi: «Olmadığı yer yok.» Dongguozi: «Belirt de bileyim.» Zhuangzi: «Karıncada.» «Bu kadar aşağıda mı?» «Yabani otta.» «Daha da mı aşağıda?» «Kiremitte, tuğlada.» «Daha da beter mi?» «Dışkıda, sidikte.» Dongguozi cevap vermedi.

Zhuangzi kitabının yirmi ikinci bölümünde, Dongguozi adlı biri Yol'un nerede olduğunu soruyor ve bir yer gösterilmesini istiyor. Zhuangzi her cevabında daha "aşağı" bir yer gösteriyor: karınca, yabani ot, kiremit, en sonunda dışkı. Dongguozi susuyor. Zhuangzi'nin cevabı bir şaka gibi görünüyor ama ciddi: Yol'u bir yere yerleştirmek, onu bir şeye ad vermek gibi sınırlamak olur. Yol her yerde ise, hiçbir yerin ötekinden daha "yüksek" bir Yol yeri olması gerekmiyor. Bölümün devamında Zhuangzi "tam", "yaygın" ve "hepsi" kelimelerinin üç ayrı ad, ama aynı gerçek olduğunu söylüyor.

Gerilim: İki ses de Yol'un ad ve yer kavramlarına sığmadığını söylüyor, ama farklı yönlerden. Tao Te Ching'de Yol, gökten ve yerden önce olan, tek başına duran, adı bilinmeyen büyük bir şey; ona ancak bir lakap verilebiliyor. Zhuangzi'de ise Yol en küçük ve en aşağı şeylerde, karıncada, kiremitte, dışkıda. Biri Yol'u her şeyin üstüne ve öncesine koyuyor, öbürü her şeyin içine, en dibine kadar. Bir yanda adlandırılamayacak kadar büyük, öbür yanda gösterilemeyecek kadar yaygın. İlkay'ın "ben adını aldım, sen bitkiyi aldın" sözü Tao Te Ching'e yakın: ad, şeyin kendisi değil. Ferit'in kekiği ezip koklaması ise Zhuangzi'ye yakın: Yol'u bir yerde aramak yerine, önündeki küçük çalıda bulmak.

Benzetmenin sınırı

Kat 4, "adı konulamayan bir Yol vardır ve her yerdedir" düşüncesi. Bu ders bu düşüncenin ne bilimsel bir doğrulamasını ne de bilimsel bir reddini sunuyor.

Winawer ve Lupyan'ın bulguları Tao düşüncesini kanıtlamıyor. Adın algıyı biçimlendirdiğini göstermek, adlandırılamayan bir Yol bulunduğunu göstermez. "Adlar algımızı değiştiriyor, öyleyse adın ötesinde gerçek bir Yol var" demek, bir algı psikolojisi bulgusunu metafizik bir iddiaya çevirmek olur. Bu bulgular yalnızca adın zihinde ne yaptığını anlatıyor.

Aynı bulgular Tao düşüncesini çürütmüyor da. "Adın etkisi bir beyin süreci, öyleyse adın ötesinde hiçbir şey bulunmuyor" çıkarımı da ters yönden aynı karışıklık. Laozi ile Zhuangzi algı psikolojisinden söz etmiyor; dünyanın kökünde ne olduğu sorusu üzerine konuşuyorlar. Bu soruya bir renk ayırt etme deneyi cevap veremez.

Bir sınır daha: "Tao doğayı örnek alır" çevirisi yaygın, ama Klasik Çince metne yakın değil. Bu dersin amacı Tao'yu "doğa" kavramıyla eşitlemek değil. Tao düşüncesinde doğa ile Yol arasındaki ilişki, modern Türkçedeki "doğa" kelimesinin ima ettiğinden daha karmaşık.

Gözlem görevi

Kayıt: İlk on dakikada kaç bitkinin adını öğrendiğini ve bunlardan kaçına ad bulduktan sonra yeniden baktığını yaz. İkinci on dakikada seçtiğin bitkiyi tarif et: yaprağının dokusu, kokusu, rengi, nasıl büyüdüğü. Bu tarifi yazarken kelimelerin seni nerede zorladığını not et. İki yarıyı karşılaştır: hangisinde bitkiyi daha çok gördün?

Kentte: Kentte bir sokağın kenarındaki ağaçları, otları, duvar diplerindeki bitkileri aynı görevle incele. Adını bildiğin ağaçlara bir bak, sonra adını bilmediğin bir ota daha uzun süre bak. Zhuangzi'nin "kiremitte" sözünü düşünerek, kentin en "aşağı" sayılan yerinde, bir duvar çatlağında ya da taşların arasında kendi başına yeşermiş bir sapı bul.

Sonraki derse köprü

Bu derste Yol adlandırılamıyordu; Tao Te Ching onun için ancak bir lakap buldu. Ama Batı'da on yedinci yüzyılda başka bir iddia ortaya çıktı: doğa adlandırılamaz değil, okunabilir bir kitaptı; yalnız dili kelime değil sayıydı. Galileo bu kitabın matematikle yazılmış olduğunu söyledi. Sıradaki derste o iddiaya bakıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.