İçeriğe geç

12.7 · Seviye 12 · Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak

Yaşlı ağaç

Yüzyıllık anıt çınar

Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 12, Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak · 1.527 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran başı, İzmir, Tire'ye bağlı bir dağ köyü. Köy meydanının ortasında dev bir çınar. Gövdesinin altı oyulmuş; içine iki kişi rahatça girebiliyor. Alçak dallarına renk renk bezler, iplikler, çaputlar bağlanmış; bazıları solmuş, bazıları yeni. Ağacın dibindeki tabelada şöyle yazıyor: "Anıt ağaç. Tahmini yaşı 1000."

Orman fakültesinde yüksek lisans yapan Elvan, bir anıt ağaç envanteri için köye gelmiş. Elinde bir şerit metre, bir defter. Muhtar Rahmi Bey yanında; kahveden çıkıp ona eşlik ediyor.

Elvan şerit metreyi gövdenin çevresine dolamaya çalışıyor; Rahmi Bey ucunu tutuyor. "On bir metre kırk," diyor Elvan, defterine yazıyor.

"Bin yaşında," diyor Rahmi Bey. "Dedem derdi ki, kendi dedesi de bu ağacı yaşlı bilirmiş."

Elvan gövdenin oyuk içine bakıyor. "İçi boş. Halka sayamam; en eski halkalar çoktan çürümüş, gitmiş. Çevresinden bir tahmin yapabilirim. Ama o tahminin hatası büyük olur."

"Ne kadar büyük?"

"Yüzlerce yıl olabilir. Bin de olabilir, altı yüz de."

Rahmi Bey bir süre susuyor, sonra dallardaki bezleri gösteriyor. "Anam buraya bez bağlardı. Ben de bağladım, kızım da bağladı. Bin değilse sekiz yüz olsun. Ne fark eder?"

Elvan defterini kapatıyor. "Size fark etmeyebilir. Ama tabelaya yazılan sayıyı biri ölçmeli."

Ne oluyor

Elvan'ın şerit metresi bir şeyi kesin ölçüyor: gövdenin çevresi on bir metre kırk santim. Ama bu ölçüm, Rahmi Bey'in merak ettiği şeye, ağacın yaşına, doğrudan bir cevap vermiyor. Yaşlı bir ağacın yaşını ölçmek, sanıldığından zor.

Batur'un çalışması Elvan'ın sözünü bir sayıya bağlıyor. Ağaca zarar vermeden, çapından ve çevresinden yaş tahmin etmek mümkün; ama en iyi modelle bile ortalama hata yüzde on beşe yakın. Tabelasında bin yazan bir ağaç için bu, yüz elli yıla yakın bir belirsizlik demek. Üstelik bu ortalama bir hata: bazı ağaçlarda daha az, bazılarında daha fazla. Rahmi Bey'in çınarı gibi içi oyulmuş bir ağaçta en eski halkalar zaten kaybolmuş; halka sayarak bir yaş vermek mümkün değil.

Tabeladaki "1000" sayısı bu yüzden bir ölçüm değil, bir tahminin yuvarlanmış hâli. Kim yaptı, hangi yöntemle, ne kadar hatayla? Tabelada bunların hiçbiri yazmıyor.

Ama yaşı ne olursa olsun, bu çınarın bir değeri var; ve o değer yalnızca yaşından gelmiyor.

Lindenmayer ve arkadaşlarının saydıkları, Rahmi Bey'in çınarının köy meydanında ne yaptığını gösteriyor. Oyuğu, iki kişinin girebildiği bir boşluk; ama aynı zamanda bir yarasanın, bir baykuşun, bir böcek topluluğunun barınağı olabilir. Gövdesi ve dalları, yüzyıllardır biriktirdiği karbonu taşıyor. Dibindeki toprak ve gölge, meydanın geri kalanından farklı bir küçük dünya. Yazarlara göre genç bir ağaç bu rollerin çoğunu üstlenemiyor; çünkü bu roller, büyüklüğün ve zamanın birlikte ürettiği şeyler.

Ne fark ettiriyor

Rahmi Bey'in "bin değilse sekiz yüz olsun, ne fark eder?" sorusu ilk bakışta umursamazlık gibi görünüyor. Ama aslında başka bir şey söylüyor: onun için ağacın değeri bir sayıda değil, anasının, kendisinin ve kızının bağladığı bezlerde. Ağaç, bir ailenin üç kuşağının aynı yere uzandığı bir nokta.

Elvan'ın "tabelaya yazılan sayıyı biri ölçmeli" cevabı da haklı. Bir sayı yazıldığında, o artık bir bilgi iddiası. Yanlışsa, ağacı ziyaret eden herkes yanlış bir şey öğreniyor. Ve yaş, anıt ağaçların korunmasında bir ölçüt olarak kullanılıyor; abartılmış bir sayı, ölçülmüş bir sayıyla aynı ağırlıkta tutulamaz.

İki tavır birbirini dışlamıyor. Yaşlı bir ağaç hem ölçülebilecek bir canlı, hem de insanların anılarını bağladığı bir yer. Sorun, ikisi birbirine karıştığında başlıyor: bir anı bir ölçüm gibi tabelaya yazıldığında, ya da bir ölçüm bir anının değerini küçültmek için kullanıldığında.

Gelenekler ne gördü

Seneca, Mektuplar 12, kendi diktiği çınarlar — yaşlanmak

Nereye dönsem, yaşlılığımın kanıtlarını görüyorum.
Aramızda kalsın, onları ben dikmiştim. İlk yapraklarını ben görmüştüm.

Romalı düşünür Seneca, arkadaşı Lucilius'a yazdığı bir mektupta, kır evine yaptığı bir ziyareti anlatıyor. Bahçedeki çınarların yapraksız ve boğumlu olduğunu görüp kâhyasına kızıyor. Kâhya elinden geleni yaptığını, ama ağaçların yaşlandığını söylüyor. Seneca o anda fark ediyor: o ağaçları kendisi dikmişti. Ağaçların yaşlılığı, kendi yaşlılığının aynası. Mektubun devamında Seneca bu fark edişi bir teselliye çeviriyor: yaşlılığı kucaklamayı, onu sevmeyi öneriyor.

Zhuangzi 1, sekiz bin yılı bir bahar sayan ağaç — ölçek

Eski çağlarda Dachun adında bir ağaç vardı; sekiz bin yıl onun için bir bahar, sekiz bin yıl bir güzdü.
Pengzu ise bugün uzun yaşamasıyla ünlüdür ve herkes kendini onunla ölçer. Bu acıklı değil mi?

Zhuangzi'nin ilk bölümü, büyükle küçüğün birbirini anlayamamasını anlatan bir dizi benzetmeyle açılıyor. Bir sabah yaşayan mantar ayın dönüşünü bilmiyor; bir yaz yaşayan ağustosböceği baharı ve güzü. Bunların karşısına, mevsimlerini binlerce yılla sayan efsanevi ağaçlar konuyor. İnsanların uzun ömür ölçüsü saydığı kişi, bu ağaçların yanında küçük kalıyor. Zhuangzi'nin dikkati yaşın kendisinde değil, ölçeğin göreliliğinde.

Dilek ağacı ve bez bağlama — halk inancı

Anadolu'da ve çevre bölgelerde, bir türbenin, bir pınarın ya da kutsal sayılan bir yerin yanındaki ağaçların dallarına dilek tutarak bez, çaput ya da iplik bağlamak, sözlü olarak aktarılan bir halk inancı ve uygulaması. Rahmi Bey'in çınarındaki renk renk bezler bunun izi. Bu gelenekte ağacın değeri ne yaşında ne boyutunda; insanların ona yöneldiği, dileklerini bıraktığı bir yer olmasında. Geleneğin kökenine dair yorumlar var, ama bu derste onları doğrulamadan kullanmıyoruz.

Gerilim: Üç ses de yaşlı ağaca bakıyor, ama her biri başka bir şey görüyor. Seneca ağaçta kendi yaşlılığını görüyor: ağaç, insanın ömrünün bir aynası. Zhuangzi ise insanın ömrünü bir ölçü olarak almayı reddediyor: ağacın baharı sekiz bin yıl sürüyorsa, insan ölçüsü küçük ve göreli. Dilek ağacı geleneği ağacı ne bir ayna ne bir ölçü olarak görüyor; onu, kuşaklar boyunca insanların bir şey bıraktığı bir yer yapıyor. Seneca ile dilek ağacı ağacı insana yaklaştırıyor; Zhuangzi ise ağacı insanın ölçüsünden uzaklaştırıyor. Rahmi Bey'in "anam bağlardı, ben bağladım, kızım bağladı" sözü dilek ağacına, Elvan'ın hata payı Zhuangzi'nin ölçek sorusuna yakın.

Benzetmenin sınırı

Kat 2, yaşın izleri. Gövdenin çevresi, çapı, oyuğu, tepenin biçimi, yaşın izleri. Ama bu izler yaşı tek başına vermiyor. Batur'un çalışmasının gösterdiği gibi, çaptan yaş tahmini en iyi modelle bile ortalama yüzde on beşe yakın hata taşıyor; içi oyulmuş bir ağaçta halka saymak da mümkün değil. Bu yüzden "tahmini yaşı 1000" gibi bir tabela, bir izin okunması değil, okunamayan bir izin yerine konmuş bir sayı olabilir. İzi okumak, aynı zamanda izin ne söylemediğini de söylemek demek.

Kat 3, yaşlı ağaca verilen anlamlar. Seneca'nın çınarları kendi yaşlılığının aynası; ama çınarlar Seneca'yla birlikte yaşlanmıyor. Bir çınar için bir insan ömrü, ömrünün küçük bir parçası. Seneca'nın gördüğü yaşlılık, ağacın değil, kendi bakışının yaşlılığı. Zhuangzi'nin ağacı da gerçek bir ağaç değil: sekiz bin yıllık bir bahar, ölçeğin göreliliğini göstermek için kurulmuş bir efsane. Dilek ağacındaki bezler de ağaca bir şey yapmıyor; insanların ağaca yüklediği umudun izi.

Bu anlamların hiçbiri yanlış değil, ama hiçbiri ağacın kendisi hakkında bir bilgi de değil. Lindenmayer ve arkadaşlarının saydığı roller, oyuklar, karbon, gölge, hayvanların barınağı, ağacın kendi dünyasına ait. Bezler ve tabelalar ise insanın dünyasına. Yaşlı ağacı korumak için ikisine de ihtiyaç var; ama birini öbürünün yerine koymamak gerekiyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Gövde çevresini, gövdede oyuk olup olmadığını ve ağacın üstünde ya da içinde gördüğün canlıları (kuş yuvası, böcek, yosun, mantar) yaz. Ağaçla ilgili bir tabela varsa, üzerinde yazan yaşı ve bu yaşın nasıl belirlendiğinin yazıp yazmadığını not et. Ağacın yakınında yaşayan birine, ağacın yaşını nereden bildiğini sor; cevabını olduğu gibi yaz.

Kentte: Kentte, bir parkta, bir cami ya da kilise bahçesinde, eski bir mezarlıkta yaşlı ağaçları ara. Aynı türden genç bir ağaçla yaşlı olanı karşılaştır: yaşlı ağacın gövdesinde, dallarında, dibinde genç ağaçta olmayan neler var? Oyuklar, kırık dallar, yosun, kuş yuvaları? Lindenmayer ve arkadaşlarının saydığı rollerden hangilerini görebiliyorsun?

Sonraki derse köprü

Rahmi Bey'in çınarı yüzyıllardır yaşıyordu; bir gün o da ölecek. Doğada ölüm her yerde, ama çoğu zaman gözden saklı. Sıradaki derste ölümü görmenin kendisine bakıyoruz: yolda ölü bir kuşa rastlamak, insanın içinde neyi uyandırıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.