İçeriğe geç

11.7 · Seviye 11 · İnsan eliyle doğa

Bahçe

Bahçede bir mevsim

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 11, İnsan eliyle doğa · 1.325 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Mayıs, Ankara, Etimesgut. Kentin kenarında, belediyenin kiraya verdiği hobi bahçeleri: her biri birkaç yüz metrekare, telle ayrılmış küçük parseller. Kimi bakımlı, sıra sıra domates, biber, fasulye; kimi yarı terk edilmiş, otlar dizboyu.

Ferhunde Hanım emekli bir muhasebeci; dört yıldır buradaki parselini işliyor. Bu sabah domates fidelerini sırıklara bağlıyor. Yan parsele bu yıl yeni biri gelmiş: Ozan, otuz yaşında, yazılımcı. Eldivenleri yeni, çapası parlak; ilk haftasından yorgun görünüyor.

"Ferhunde Hanım, sizin bahçe nasıl bu kadar düzgün? Benimki her gün ot basıyor."

"Her gün geliyorum," diyor Ferhunde Hanım. "Bir gün gelmesen ot gelir."

Ozan çapasına yaslanıyor. "Ben bunu dinlenmek için tutmuştum. Bilgisayardan uzaklaşmak için. Ama bu da bir iş."

Ferhunde Hanım gülüyor. "İş tabii. Ama başka bir iş." Bir fasulye fidesini gösteriyor. "Bak, şunu ben ekmedim. Geçen yıl dökülen tohumdan kendi çıktı. Bahçe senin değil evladım, sen bahçenin bekçisisin."

Bir arı Ferhunde Hanım'ın kenara ektiği kadife çiçeklerine konuyor, sonra Ozan'ın parselindeki yabani otların sarı çiçeklerine geçiyor.

"Ama bak," diyor Ozan, "arılar benim otlarımı da seviyor."

Ferhunde Hanım bir an susuyor. "Haklısın. Bahçenin işi yalnızca domates değil."

Ne oluyor

Ferhunde Hanım ile Ozan'ın parselleri, kentin içindeki küçük yeşil adalardan ikisi. Tek tek bakınca bir avuç toprak; ama bütün bir kentte bir araya geldiklerinde, bahçeler kentin yaban hayatı için önemli bir yaşam alanı oluşturuyor.

Peki bahçeler gerçekten bir fark yaratıyor mu? Büyük ölçekli bir çalışma, kentte tozlaştırıcıların nerede yoğunlaştığına baktı.

Ne fark ettiriyor

Ferhunde Hanım'ın "bir gün gelmesen ot gelir" sözü, bahçenin ne olduğunu en kısa biçimde anlatıyor: bahçe, insanın sürekli emeğiyle ayakta duran bir düzen. Ozan'ın "bu da bir iş" şaşkınlığı, bahçeyi dinlenme yeri sanan birinin ilk karşılaşması. Ama Ferhunde Hanım'ın cevabı, "başka bir iş", bahçenin emeğinin bilgisayar başındaki emekten farklı bir şey olduğunu söylüyor.

"Bahçe senin değil, sen bahçenin bekçisisin" sözü ise bir mülkiyet ilişkisini bir bakım ilişkisine çeviriyor. Ferhunde Hanım'ın ekmediği fasulye, geçen yılın tohumundan kendi kendine çıkmış. Bahçe, bahçıvanın elinden bağımsız da bir şeyler yapıyor; bahçıvan yalnızca onu gözetiyor.

Ozan'ın "arılar benim otlarımı da seviyor" gözlemi ise beklenmedik bir ders. Ferhunde Hanım'ın düzenli parseli domates veriyor; Ozan'ın dağınık parseli ise yabani otların çiçekleriyle arılara yiyecek. Baldock ve arkadaşlarının bulgusu, topluluk bahçelerinin tozlaştırıcı çeşitliliği için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor; ve bu çeşitliliğin bir kısmı belki de tam Ozan'ın parseli gibi, biraz dağınık köşelerden geliyor.

Goddard ve arkadaşlarının "ölçeğe bağlı gerilim" dediği şey de bu sahnede görünüyor. Ferhunde Hanım'ın parseli tek başına küçük; bir arı nüfusunu tek başına besleyemez. Ama yan yana duran onlarca parsel, her biri farklı biçimde işlenmiş, bir arı için bir bütün oluşturuyor. Bahçenin değeri, tek bir parselde değil, parsellerin birlikte oluşturduğu ağda.

Gelenekler ne gördü

Voltaire, Candide sonu — emek

Bunu da biliyorum, dedi Candide, bahçemizi işlemeliyiz.
Düşünüp taşınmadan çalışalım, dedi Martin; hayatı katlanılır kılmanın tek yolu bu.

Voltaire'in romanının son sayfaları. 9.10'da Pangloss'un "olası dünyaların en iyisi" sözünü görmüştük. Candide ve arkadaşları, savaşlardan, depremlerden, sürgünlerden sonra küçük bir çiftliğe yerleşmiş. Pangloss hâlâ her şeyin bir nedeni olduğunu anlatırken Candide onu kısa kesiyor: bahçemizi işlemeliyiz. Dikkat emekte: büyük açıklamaların yerine küçük, somut bir işin konmasında.

Yaratılış 2:15, işlemek ve korumak — emanet

RAB Tanrı adamı alıp işlesin ve korusun diye Aden bahçesine koydu.

Yaratılış'ın ikinci bölümünde Tanrı insanı Aden bahçesine koyuyor: bahçeyi işlemesi ve koruması için. İnsan bahçenin sahibi değil; ona bakmak için orada. Dikkat emanette: bahçenin insana verilmiş bir bakım görevi olmasında.

Vergilius, Georgica 4.125–146, yaşlı bahçıvan — yetinmek

Ne öküzlere verimli, ne sürüye elverişli, ne de bağa uygun birkaç dönüm terk edilmiş toprağı olan Korykoslu yaşlı adamı gördüğümü hatırlıyorum.
Ruhuyla kralların servetine denkti; gece geç saatte eve dönerken, sofrasını satın almadığı yiyeceklerle doldururdu.

Vergilius, tarım üzerine şiirinin dördüncü kitabında, bir zamanlar gördüğü yaşlı bir bahçıvanı anlatıyor. Adamın toprağı verimsiz, küçük; ama o, çalılar arasında sebze, zambak, mine çiçeği yetiştirmiş; sofrasını kendi bahçesinden kuruyor. Dikkat yetinmekte: küçük bir toprak parçasından bir kralın zenginliğini çıkaran bir ruhta.

Gerilim: Voltaire'in bahçesi bir sığınak: dünyanın acılarına bir açıklama bulamayan insanın, en azından kendi küçük işine dönmesi. Yaratılış'ın bahçesi ise bir görev: insan oraya bakmak için konmuş, bahçe ona emanet edilmiş. Biri bahçeyi felsefeden kaçış, öbürü yaratılışın bir amacı olarak görüyor. Voltaire bunu biliyor: aynı sayfada Pangloss, Candide'in sözüne Yaratılış'tan Latince bir ifadeyle karşılık veriyor, insanın bahçeye "çalışsın diye" konduğunu söylüyor. Vergilius ise ikisinin dışında: onun bahçıvanı ne kaçıyor ne bir görev yerine getiriyor; yalnızca yetiniyor ve bundan bir zenginlik çıkarıyor. Ferhunde Hanım'ın "sen bahçenin bekçisisin" sözü Yaratılış'a, Ozan'ın "bilgisayardan uzaklaşmak" isteği Voltaire'e, Ferhunde Hanım'ın her gün aynı sevinçle gelmesi Vergilius'a yakın.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, bahçeye yüklenen anlamlar. Voltaire'de bir bilgelik ve bir sığınak; Yaratılış'ta bir emanet; Vergilius'ta bir yetinme ve bir zenginlik. Bahçe, belki de insanın doğayla ilişkisini anlatmak için kullandığı en eski imge.

Ama bir bahçe, bu anlamların hiçbirini kendi başına taşımıyor. Ferhunde Hanım'ın parseli, toprağın, suyun, güneşin, tohumların ve onun emeğinin bir araya geldiği bir yer. Arılar oraya bir felsefe için değil, çiçeklerin nektarı için geliyor. Goddard ve arkadaşlarının anlattığı bahçe ağı, insanların bahçelerine yüklediği anlamlardan bağımsız olarak işliyor: bir bahçe kimin için, hangi niyetle ekilirse ekilsin, bir arı için bir sofra.

"Bekçi" sözü de bir benzetme. Ferhunde Hanım bahçeyi korumuyor sadece; onu sürekli değiştiriyor, otları çekiyor, fideleri bağlıyor, istemediği şeyleri söküyor. Bahçe insan eliyle biçimlenmiş bir doğa; bekçi kadar bir yazar da. Ozan'ın dağınık parseli bunu ters yönden gösteriyor: daha az müdahale, belki daha çok arı.

Bunları söylemek, sözlerin değerini düşürmüyor. Voltaire'in "bahçemizi işlemeliyiz"i, büyük sorulardan küçük bir işe dönmenin değerini anlatıyor; Yaratılış'ın "işlesin ve korusun"u, insanın doğaya karşı sorumluluğunu. Bunlar bahçenin biyolojisi değil; ama bahçeyle uğraşan bir insanın, toprağa eğilirken ne düşündüğünün tanıkları.

Gözlem görevi

Kayıt: İki sütunlu bir defter tut: solda senin yaptığın, sağda bahçenin kendi başına yaptığı. Hangi bitkiler senin ektiğin, hangileri kendiliğinden çıktı? Bir köşeyi bilerek ayıklamadan bırak ve o köşedeki çiçeklere ve böceklere, ayıkladığın köşelerle karşılaştırarak bak. Mevsim sonunda iki sütunu karşılaştır: bahçenin ne kadarı senin işin, ne kadarı kendi işi?

Kentte: Kentte bir hobi bahçesi, bir topluluk bahçesi ya da bir apartmanın ortak bahçesi bul. Farklı kişilerin parsellerini karşılaştır: düzenli olanlar ile dağınık olanlar. Hangisinde daha çok arı ve kelebek görüyorsun? Bahçe sahiplerinden birine bahçeyi neden işlediğini sor ve cevabını not et.

Sonraki derse köprü

Bahçe, insanın sürekli emeğiyle ayakta duruyordu. Sıradaki derste o emeğin tam tersine, bilerek ara verilen bir toprağa bakıyoruz: dinlenmeye bırakılan tarla, yani nadas.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.